Tin Suresi

Rızıklandıran, merhamet eden ve hükmeden yalnızca yüce Allah’tır
Egemenlik, yalnızca insanları sevk ve idare değildir; asıl egemenlik, insan hayatını ilgilendiren yasaları, onları huzurlu ve mutlu kılacak şekilde vazetmek, onlar arasında ayırım gözetmeden adalet ve eşitlik ilkesini tesis etmek, onların hayatlarını kolaylaştırarak müreffeh bir şekilde yaşayabilecekleri ortamı hazırlayacak hükümleri koymaktır.
İnsan aklının ürünü sistem ve ideolojiler, insanların geleceğini, istek ve arzularını, beğeni ve reddiyelerini yeterince ya da hiç bilmedikleri için onların geleceğine yönelik koydukları hükümler, insanlara sıkıntı vermiş, onları huzursuz yapmıştır. Bunu gören yasa koyucular, koydukları yasaları ya değiştirmişler ya uygulamadan kaldırmışlar ya da insanların tepkilerine aldırış edilmeden baskı ve zorbalıkla uygulanmaya devam etmişlerdir.
İnsanların fıtratını, gelecek beklentilerini, istek ve eğilimlerini bilmeden onlar üzerine hüküm koymak, onların geleceklerini ipotek altına almak, onlara açıkça zulmetmektir. Bu nedenle bütün beşerî sistemler, zorba ve baskıcı sistemlerdir. Birçokları diktatörlüğe dönüşen bu sistemlerin bazıları da kadife eldiven içerisine gizlenmiş demir yumruk misali derin devlet ve devletin çıkarları adı altında insanları baskı altında tutmuşlar, tutmaktadırlar.
İnsanları yaratan yüce Allah (cc), onların neler isteyip neleri istemediklerini, gelecekte neler talep edeceklerini, kaldırabilecekleri yükün ve sorumluluğun ne olduğunu çok iyi bildiği için onlara, ona göre hükümlerini göndermiştir.
“Bir nefse, onun gücü dışında külfet yüklemeyiz ve yanımızda Hakk ile konuşan bir kitap vardır ve onlara asla zulmedilmez.” (Mü’minun, 62)
Yüce Allah’ın, -insanların dünya hayatlarını düzenlemek için- indirdiği hükümlerin, insan fıtratına uygun olduğu, her çağın sorunlarına çözümler getirdiği, insanlara huzur ve mutluluk verdiği bir gerçektir. Bu nedenle bu hükümler, tüm insanlara hitap edecek kadar evrensel ve her çağda uygulanacak yeterliliktedir.
“Ey insanlar, gerçekten size Rabb’inizden bir öğüt gelmiştir; göğüslerde olana şifa ve Mü’minler için hidayet ve rahmettir.” (Yunus, 57)
Beşerî sistemlerin, insanların yalnızca dünya hayatları için hüküm koyup onları baskı ile idare etmelerine karşılık yüce Allah (cc) kullarına, dünya hayatı ile ilgili hükümlerini indirmiş, onların rızıklarını vermiş, salih kullarına, Ahirette sonsuz mükâfatlar bahşetmiştir.
Beşerî sistemlerde yasa koyucu insanlardır; bu nedenle onlar, öncelikle kendilerinin ve yakınlarının çıkarlarını düşünerek yasa çıkarırlar. Bu ise, toplumu sınıflara ayrıştırmakta, eşitlik ilkesinden yoksun kılmakta, insanlar arasında adaleti tesis etmemektedir.
Ulûhiyet ve Rububiyet sahibi yüce Allah (cc), kulları ile aynı beşerî özelliklere sahip olmadığından indirdiği hükümlerden kendisi yararlanmamaktadır. Yüce Allah’ın indirdiği hükümler, tüm insanlar için eşitlik ve adalet ilkelerini içerisinde barındırmaktadır.
Beşerî sistemlerin, yalnızca insanlar için çıkarılmasına karşılık ilahi hükümler, kâinat, hayat ve insan bütünlüğünü esas alarak inzal edilmiştir.
Tin suresi, insanın yaratılışını, hayatı düzenleyen hükümlerin inzal edilişini, ona rızık verilişini, Rabb’ine ve indirdiği hükümlere karşı tutumunu ortaya koymaktadır. İnsan, vahyi esaslara karşı takındığı tavra göre ya yaratılışındaki üstünlüğü ve güzelliği koruyacak ya da bu ilahi hükümlerin dışında hareket ederek sapıp aşağıların aşağısına düşecektir.
Tin suresi, din ve hâkimiyet kavramlarını ortaya koyarak insanın şahsında bu kavramları sorgulamaktadır. İnsan, hangi kurallara göre hareket ediyor, yaşamını hangi ideoloji ve sisteme göre düzenliyorsa, o sistemi din, o sistemin koyucularını ilah edinmiştir.
Tin suresi, insan-din ilişkisine değinmekte, insanın tabi olduğu dine göre seviyesini göstermekte, tabi olunan dinin kişiyi yücelttiğini ya da alçalttığını açık bir şekilde belirtmektedir. İslâm dinine tabi olanlar, şereflenip yücelmekte, dünya ve Ahirette kurtuluşa ermekte, Rab’leri tarafından mükâfatlandırılmaktadırlar.
Beşerî sistem ve ideolojilere tabi olanlar, dünya hayatlarında küçük düşüp ziyana uğrayarak helak olmakta, Ahiret hayatında alçalarak en acıklı azaba, içerisinde ebedi kalmak üzere girmektedirler.
Rububiyet, rızık vermeyi; Uluhiyet, koruyup gözetmeyi; Meliklik, hükmetmeyi gerektirir
Tin suresinde, yüce Allah’ın Rububiyet, Ulûhiyet ve Meliklik sıfatları çok mükemmel bir tema ile işlenmektedir.
Surenin Açıklaması

1-3- Andolsun incire ve zeytine, Sina dağına ve bu Emin Beldeye.
Yüce Allah (cc), Rububiyet sıfatının gereği olarak rızıkların simgesi olarak incir ve zeytine vurgu yaparak kullarını rızıklandırdığını bildirmekte, Hz. Musa (as)’a vahyi indirdiği ve vahyin simgesi haline gelen Sina Dağı’na yemin ederek Ulûhiyet sıfatını yani ilahlığını belirtmektedir. Emin Belde’ye yemin eden yüce Allah (cc), kendi hükümlerinin uygulandığı beldelerin güvenilir olduklarını belirtmekte böylece Kendi Meliklik sıfatını açıklamaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*