Tağuti Sistemin Belamları

İslâm tarihi boyunca hemen her dönemde, İslâmi gerçeklerin, Kur’ani kavramların anlamlarını, egemen siyasi güçlerin istekleri doğrultusunda değiştirmeye çalışan belamlar var olagelmiştir. Günümüzde İslâmi bir otoritenin bulunmaması nedeniyle meydanı boş bulan Samiri soylu belamlar, çok daha fazla bir şekilde türemiş, Hakkı batılla bulayarak kiralandıkları tağuti sistemin rızası doğrultusunda İslâmi gerçekleri gizlemeye, Hak ile batılı karıştırıp efendilerinin rızasını kazanmaya çalışmaktadırlar.

Samiri soylu belamlar, Tevhid ilkesini adeta toplumun gündeminden çıkarmışlar, gecelerini gündüzlerine katarak tağuti sistemin putperest yöneticilerini temize çıkarmaya, onların küfür ve şirklerini gizlemeye, tağuti sisteme insanları iman etmeye çabalamaktadırlar.

Bu samiri soylu belamlardan bazıları, (Mustafa İslamoğlu gibileri) Ankara’daki puthaneyi, hiçbir ahlaki ve imani değer taşımadan, Allah’tan korkmadan, zerre kadar utanma duygusu taşımadan, üç kuruşluk çıkarı için (hâşâ) Kâbe’ye benzetmiş, puthanede, puta karşı yapılan tazim ve ibadetin, Rasulullah (as)’ın Kâbe’de, yüce Allah’a yaptığı ibadet gibi olduğunu iddia edebilmiştir.

Bu belam, putperest birini Rasulullah (as)’a, bu putperestin yaptığı şirk ve küfür tazimini de Rasulullah (as)’ın Rabb’ine ibadetine benzeterek tağuti sistemin başbakanının küfür ve şirkini gizleme gayretine düşmüştür.

Bu belamlardan bazıları, (Abdulaziz bayındır gibileri) tağut kelimesini duyunca, adeta kan beynine sıçramakta ve kırmızı görmüş İspanyon öküzler gibi ağzından köpükler saçarak, tağut konusunda soru sorana sözleri ile saldırmıştır. Bu Samiri soylu belam, adeta yüce Allah’a meydan okurcasına, puta tapan sistemin idarecilerinin Müslüman olduklarını iddia etmektedir.

Gözleri dönmüş, beyinleri çıkar duygusu ile kronikleşmiş belamlar, küfür ve şirk sistemine yaranmak adına istismar etmedik değer, bozmadık kavram, üzeine iftira atmadık peygamber bırakmamışlar, Risalet önderi rasullerin, küfrün emrinde olduğunu iddia edecek derecede sapıklık, dalalet ve azgınlık içine düşmüşlerdir.

Hz. Yusuf (as)’ın, tamamen yüce Allah’ın kontrolü ve gözetimi altında Mısır’a sultan olmasını bile çarpıtmışlar, Allah’ı (hâşâ) oyun ve hile yapmakla, Allah Rasulü Hz. Yusuf (as)’ı da tağutun kanunlarına göre hareket etmekle itham ederek yuvarlandıkları çukurun dipsizliğini göstermişlerdir.

Hz. Muhammed (as)’ın, Medine İslâm Devleti Başkanı olarak, kimi kabilelerle yaptığı anlaşmaları, küfürle anlaşma şeklinde takdim etmeye çalışmışlar, bununla kendilerinin, tağuti sisteme yaptıkları kulluğu meşrulaştırmaya kalkışmışlardır. Bu ahmak belamlar, oy verip küfre teslim olmayı, tağuti sistemle anlaşma yapma şeklinde empoze etme gayretine girmişlerdir.

Kaşarlanmış eski belamların etkilerinin toplum üzerinde azalması üzerine tağuti sistemin yöneticileri, yeni samirileri kiralamış, bunlar vasıtasıyla küfür ve şirklerini gizlemeye gayretine girmişlerdir. Bu yeni belamlardan biri, (Sadettin Merdin), son günlerde tağutu onaylatmak adına çarpıtmadığı değer, iftira etmediği İslâm büyüğü bırakmamıştır.

Yazılarında, Kur’an’dan hiçbir delil getirmeyen bu yeni türemiş Samiri soylu belam, tamamen hevasını ölçü ve ilah edinmiş, dilini eğip bükerek Kur’ani gerçekleri çarpıtma gayretine düşmüştir.

Bu yeni Samiri soylu belam, “Oy vermek haram mıdır?” “Laik düzenin partilerinden birine oy vermek şirk midir?” “Tağutu onaylamak mıdır?” gibi soruların cevabını verirken, eski belamlarla yarışırcasına gerçekleri çarpıtmaya çalışmıştır.

Bu yeni kiralık belam, kendisinin de, laik ve tağut dediği sistemin küfür ve şirk içeren yasalarını meşru göstermek adına İslâm Devletinde yapılan kimi uygulamaları örnek verebilme cüretini gösterebilmiştir. Şöyle diyor mu müfteri belam.

“Mesela; Hz. Ömer bazı had cezalarını arttırmış, Ehl-i Kitabın kadınlarıyla evlenmeyi yasaklamıştır. Suriye’nin fethinden sonra Arap fatihler beyaz Rum kızlarını görünce, Arap kızları evde kalmaya başlamıştı.”

Belamlar, kalemlerini sattıkları gibi beyinciklerini de dumura uğratmışlardır. Gözleri dönen yeni Samiri soylu belam, küfür ve şirk üzerine kurulu olan, tamamen beşeri zanlardan oluşan tağuti sistemin yasalarını meşru göstermekte ve bunları insanlara onaylatmak adına şu örneği vermektedir.

“Yani insanlar Allah’ın yasa koymadığı alanlarda onların uzantısı yasalar yapabilirler. Onların Kuran’ın metinlerinden evrensel prensipleri bulurlar. Şârî’nin maksadını tahakkuk ettirmek için, bireyin ve toplumun yararlarını önceler, zararlarını engellemeye çalışırlar, hiç kimsenin ne zarar vermesine, ne de zarar görmesine müsaade etmezler. Allah ahkemül hakimindir/ hakimlerin hakimidir, amenna, ama insanlar arasında adalet ile hükmeden HAKİMLER de vardır, omalıdır da…”

Şimdi bu belam, şekilden şekile girerek,amenna, ama” gibi laflarla eveleyip geveleyerek, o kiralık beyinciğine göre zamanımızın puta tapan idarecilerinin de yasa koyabileceklerini söylemeye çalışıyor. Sanki yüce Allah’ın hükümleri yürürlükte de, bazı konularda eksiklikler varmış da, tağuti sistemin putperest idarecileri, bu eksik alanlarda düzenleme yapacaklar.

Bu gafil kiralık zavallı belam, hem kendisi, sistemin laik ve tağuti olduğunu söylüyor, hem de hiçbir ahlaki ve imani değer taşımadan bu tağuti sistem için Hz. Ömer (r.anh)’dan örnekler veriyor. Hz. Ömer (r.anh), İslâm Devletinin başakanı olduğu gerçeğini, diğer Kur’ani gerçekleri gizlediği gibi gizleyen bu Samiri soylu belam, tağuti küfür sistemini, İslâm Devleti ile karıştırıp Hakkı batılla bulama gayretine düşmüştür.

Samiri soylu yeni belamcık, yazısının devamında saçmalıklarına, küfür ve hezeyanlarına devam ederek o pis ağzındaki pisliği kusmakta ve şöyle demektedir. “Burada önemli olan siyasi iktidarlar diktatörlüğe dönüşmeksizin, meşveret ve şura ile halka danışarak ümmetin işlerini düzenlemesidir.” “İslam’da tedricilik /aşama aşama gelişme vardır! Müslümanlar belediyelerde, mahalli ve mülki idarelerde yönetim deneyimi kazanmalılar.”

Eh şimdi bu belama göre, diktatörlük yapmayan(!) tağuti sistemin puta tapan yöneticileri desteklenmeli, Müslümanlar(!), belediyelerde, mahalli ve mülki idarelerde, yönetim deneyimi kazanmalıdırlar. Ve bu süre içerisinde tağuti sistemin yasaları ile hükmetmeli, tağuti sistemin özel günlerinde kutsadıkları puta, tıpkı başbakan ve cumhurbaşkanları gibi gidip tapınma ibadetlerini yapmalı, genelevlerine, meyhane ve içkili yerlere ruhsat vermelidirler. Bu belama göre bunda bir sakınca yok; öyle ya tecrübe kazanmalıdırlar.

Bu zavallı Belam, Kur’an’dan hiçbir delil getirmeden -ki, getiremez, çünkü Kur’an’da küfür ve şirk olan saçmalıklara herhangi bir delil yoktur- dilini eğip bükerek çarpıtmalarına devam ediyor. O, Hakkı batılla bulamasına, gerçekleri gizlemesine, içerisinde bulunduğu belamlığa Kur’an’dan hiçbir delil getiremez. Ancak biz Müslümanlar, onun ve benzeri belamların durumu ve iman edip insanları da iman ettirmeye çalıştıkları tağut ile ilgili Kur’an ayetlerini vereceğiz. Onlar, varsın A’raf suresi, 175-176. Ayetlerde belirtildiği üzere, dillerini sarkıtıp solumaya devam etsinler.

“Onlara şu adamın haberini de oku; kendisine âyetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı çıktı, şeytân onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu; dileseydik elbette onu o âyetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer; üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünürler.” (A’raf, 175-176)

Yüce Allah (cc), tağuta, oy vererek ya da başka şekillerde itaat edenleri şöyle tanımlıyor. Tağuta oy vermeye ve desteklemeye gidenlere ve gideceklere duyurulur.

“De ki: ‘Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allah kim(ler)e lanet ve gazab etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve tağuta itaat edenler yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide, 60)

Bu ayete rağmen tağutu desteklemeye devam edenler, bilsinler ki onlar, şeytanın yardımcıları olarak Allah’a açıkça savaş açmışlardır.

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler de tağut yolunda savaşırlar; o halde şeytanın dostlarıyle savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır” (Nisa, 76)

Tağut, kendisini destekleyenleri, onun partilerine oy verenleri, İslâm’ın aydınlığından kendi küfür ve şirk karanlıklarına çekmektedir. Buna razı olanlar, İslâm’dan çıkıp küfür ve şirk karanlıklarına girdiklerini bilsinler.

“Allah, iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır; kâfirlerin dostları da tâğûttur; (o da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır, onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 257)

Tüm belamlara!

Ey belamlar, kendiniz artık küfür ve şirki benimsediğiniz, kimlik ve kişiliğinizi kaybettiğiniz ve kendinizi tağutun emrine verdiğiniz gibi insanları da peşinizde sürüklüyorsunuz. Bunca insanın, günahlarını yüklenerek, peşinize taktıklarınızla beraber cehenneme gittiğinizi bilin. Kelimelerini yerlerinden kaydırarak çarpıttığınız Kur’an ayetlerini bir kere olsun, düşünün ve sonunuzun ne kadar feci olduğunu görün.

Ey Samiri soylu belamlar, ya bu çarpıtmalarınızdan, içine yuvarlandığınız küfür ve şirkten tevbe eder, Tevhidi esasları gizlemekten, Kur’ani kavramları bozmaktan vazgeçer Müslüman olursunuz, ya da bizden önceki Tevhid erleri gibi biz Müslümanlar olarak size buğzedecek, sizlerden nefret etmeye devam edecek ve yüce Allah’ın sizi lanetlediği gibi lanetlemeye devam edeceğiz. Bayındır belamına daha önce söylemiştim, hayatımın sonuna kadar sizin çarpıtma ve bozgunculuklarınızla mücadeleme devam edeceğim.

Sizlere, Tevhid Peygamberi Hz. İbrahim (as)’ın, kendi dönemimdeki sizin öncülerinize söylediği şu ilahi uyarıyı söylüyoruz. Ya döner doğru dürüst iman edersiniz, ya da çarpıtmalarınıza devam edip tağuti sisteme kul olmayı sürdürdüğünüz sürece sizler biz Müslümanların düşmanlarısınız.

“(İbrahim) işte gördünüz mü siz ve eski atalarınız neye tapıyorsunuz? Onlar benim düşmanımdır, yalnız âlemlerin Rabbi (benim dostumdur). Beni yaratan ve bana yol gösteren O’dur, bana yediren ve içiren O’dur, hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur, beni öldürecek, sonra diriltecek O’dur, cezâ günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O’dur. Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Sâlihler arasına kat, sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle, beni nimetcennetinin varislerinden kıl.” (Şuara, 75-85)

 

Ramazan Yılmaz: 2014.03.29

Tarafından yazılmıştır
Dada fazla: admin

İnşirah Sûresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم İnşirah Suresi Giriş Sorumluluk duygusu ağır bir yüktür...
Daha fazla oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir