SİSTEMİN DARBOĞAZINDA ERDOĞAN’IN ÇIRPINIŞLARI

Kemalist zorba sistem, kendi gayri meşru durumunu korumak adına, Fir’avni bir kurnazlıkla, yüzyıllardır tırnakla et gibi birbirilerinden ayrılmaz bir biçimde, kardeşlik bağlarıyla bağlanan Anadolu halklarını, önce ırki taassublara, daha sonra mezhebi ayırımlara ve giderek fikri ayrılıklara böldü. Böylece bir tarafı tutup diğer tarafı ezmeye ve kendi gayri meşru varlığını sürdürmeye çalıştı günümüze dek.

“Fir’avn, orada ululandı, halkını çeşitli gruplara böldü; onlardan bir zümreyi eziyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.” (Kasas, 4)

Bu bozguncu emperyalizmin yerli işbirlikçi sistemi, Anadolu’yu işgal ettiği ilk yıllarında darağacılarda astırdığı insanlarla, halka gözdağı verip baskılarla insanları susturmaya çalışırken, sonraki yıllarda her on yılda bir yaptığı darbelerle insanları, kimliklerinden, dinlerinden, gelenek ve göreneklerinden, kadim kültürlerinden koparmaya, onları, yozlaşmış, kimliksiz, inançsız, ateist bir hale dönüştürmeye çalıştı. Kur’ani ifade ile ekini ve nesli bozarak soysuz ve ahlaksız nesiller yetiştirmeyi hedefledi.

“Dönüp gitti mi (iş başına geçti mi) yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır; Allah da bozgunculuğu sevmez.” (Bakara, 205)

Bu inkârcı zorba sistem, yetiştirdiği bozuk ve soysuz nesille, daha sonraki yıllarda “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” diyerek övünmeğe başladı. Anadolu halkının neslini ve kültürünü bozan, “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” diyerek on beş milyondan fazla bozuk bir nesil üreten, yüce Allah’a, İslâmi değerlere ve Müslümanlara düşman olan emperyalizmin yerli işbirlikçisi Kemalist diktatörlük, Anadolu halkı tarafından Anadolu’dan çıkartılan efendilerinin intikamını Anadolu halkından almaya çalıştı ve halkı, suni bölünmelerle kamplara ayırarak birbirlerine düşman haline getirdi.

Askeri vesayet yolu ile halk üzerinde terör estiren zorba ateist sistem, kuruluşundan başlayarak, Allah diyen herkesi, emperyalist efendilerinin bile yapmayacağı bir zulümle jandarma güçleri, askeri birlikleri ve polis kuvveti ile sindirmeye, zindanlara doldurmaya başladı. Zorba dikta sistem, İskilipli Atıf Hoca, Şeyh Said, Şeyh Rıza, Çapanoğlu İbrahim, Çerkeş Ethem gibi yiğitlerin karşı tavır almalarına karşılık katliamlara girişti, kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden oluk gibi kanlarını akıttı.

Anadolu’nun Kemalist zorbalık tarafından işgal edildiği günden bugüne kadar, sistemin yaptığı tüm baskı ve zulümlere rağmen Anadolu halkı, yılmadı, pes etmedi, zorba sistemi ve onun koruyucu durumundaki askeri vesayeti sevmedi. Bu nedenle de her vesile ile bu memnuniyetsizliğini ortaya koyan Anadolu halkı, her seçimde askerlere adeta şamar vurarak cevap verdi.

Anadolu halkının, seçimlerle iktidara getirdiği kişiler, kendi halklarına ihanet ederek askeri vesayetin talimatları doğrultusunda hareket ettiler. Anadolu halkı, Kemalist sisteme, 2001 yılında “artık yeter” diyerek sokaklara döküldüğü bir anda son çırpınışları içerisinde bulunan sistem, “Denize düşenin yılana sarıldığı” gibi, son bir hamle ile hiç mi hiç sevmediği İslamcılara sarıldı.

Zorba sistem, halkın Ankara’da ayaklanması üzerine, o güne kadar sürekli olarak aşağılayarak dışladığı, baskı ve zorbalıkla susturup sindirmeye çalıştığı, inanç değerlerine küfür ve hakaret ettiği İslamcıları, kurtarıcılar olarak görüp onları iktidara getirdi.

Kemalist dikta sistemi, bir mitingde okuduğu sıradan bir şiirine bile tahammül edilmeyip cezaevine atılan, Yargıtay Başsavcısı ile adeta kanlı bıçaklı olan, medyada aleyhinde en ağır ifadeler kullanılan; soyguncu, rüşvetçi olduğu, başkanlığını yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesini soyup soğana çevirdiği söylenen, bu nedenle hakkında davalar açılan, rejim düşmanı(!) diye empoze edilen R. T. Erdoğan’ı ve beraberindeki aynı zihniyete sahip kişileri iktidara getirdi.

Erdoğan, nasıl oldu da şimdi dikta rejiminin umut bağladığı, kurtarıcı gördüğü bir kişi haline geldi? İslâm’ın ‘İ’ sine tahammül etmeyen; hanımları başörtülüdür, namaz kılıyorlar, içki içmiyorlar diye masum insanlara suçlu muamelesi yapıp onları ordudan, işyerlerinden, okullarından atan, İslâm’ı savunuyorlar, Müslümanca düşünüyorlar diye bir çok Müslüman yazarı, genci, hatta kadınları bile cezaevine atan, generalleri, başörtülüleri gördükleri yerde, besmele görmüş şeytan gibi toplantıları terkedip kaçan, “Başörtülüdür” diye zavallı bir kadını, oğlunun İzmir Orduevi’nde yapılan düğününe almayıp dışarıda yağmur altında saatlerce bekleten, askerlik görevi yapan oğullarını ziyarete giden anneleri, başörtülüdür diye nizamiyeye sokmayıp onlara, yabani hayvanlara bile yapılmayacak muameleyi reva gören, akrabalarını ziyarete giden başörtülü kadınları askeri lojmanlara sokmayan, bu konuda talimatlar yayımlayan dikta rejimi ne oldu, neler değişti de, rejim düşmanı(!), şeriatçı(!) sandığı Erdoğan ve taifesini şimdi baş tacı etti?

İşte işin can alıcı sorusu da budur; zorba ateist dikta sistemi ne oldu da böyle 180 derece çark etti? Sorunun cevabı çok basit; Artık halk uyandı. Evet, Anadolu halkı, 90 yıldır ensesinde boza pişiren bu soysuz ve emperyalizmin yerli işbirlikçisi sistemi ve onun koruyucuları olan askerleri artık istemiyor ve bu zulme “Yeter” diyor ve öz değerlerine dönüyor.

Bu, öyle bir uyanıştır ki, tıpkı kurtuluş savaşında Anadolu’nun her tarafında olduğu gibi özgürlük meşaleleri yeniden yakıldı. Anadolu’nun Tevhidi Müslümanları, alevileri, Kürtleri, Türkleri tek ses halinde şimdi yeniden dirilerek bu baskıcı, ateist, zorba dikta sisteminin zulmünden kurtulmak istiyor. Bu nedenle Anadolu halkı, Kemalist köhnemiş generallere attıkları her tokatla sivil siyasilere destek olmuşlar, onları askeri vesayetin karşısında tutunmaya teşvik etmişlerdir. Ancak halkın iktidara getirdiği her yönetici, kısa bir süre sonra vesayetçi askerlerin emri altına giriyordu.

Dünyada ve özellikle de Arap aleminde esen özgürlük rüzgârlarının, Kemalist zorbalığı ve onun kaşarlanmış askerlerini yakıp kül edeceği korkusu ile sistemin dış destekçileri, kemalist zorba sistemin generallerinin kulaklarını çekerek akıllı olmalarını ve İslamcıları kullanarak yaklaşan felaketten en az zararla kurtulmalarını istedi. Bu nedenle Kemalist zorbalık, İslamcılara sarıldı, onları kurtarıcıları olarak görerek göreve getirdi.

Çöküşü hızlanan ateist, zorba Kemalist sistem, bunu engellemek için kendi felsefesine aykırı bir şekilde hareket edip siyasi yasaklı Erdoğan’ı can kurtaran simidi olarak gördü ve Erdoğan’ı, iktidara getirmek için önündeki tüm engelleri tek tek kaldırdı. Bunun için önce Yargıtay başsavcısı Vural Savaş’ın kulağını çekti ve Erdoğan’ın ebedi olarak bir daha siyaset yapamayacağı öngörülen davasını geri çektirdi. Bu konuda, daha önce Erdoğan aleyhinde en ağır ifadeleri kullanan medyanın da kulağını çekerek Erdoğan’a karşı saldırılarını durdurdu, kendi generallerinin de, İslâm ve Rasulullah (as) hakkında söyledikleri seviyesiz sözlerine son vermesini sağladı. Böylece hızlı çöküşünü, Erdoğan ve ekibi sayesinde durdurdu.

Erdoğan ve ekibi, sistemin kendilerine sunduğu makamları kapmak adına, Kemalist zorba sistem hakkında geçmişte söyledikleri tüm sözlerini yalayarak, kendilerini ve geçmişlerini inkâr ettiler, “gömlek değiştirdiklerini” ifade ederek küfür ve azgınlıklarında sınır tanımayarak bütün değerlerini ayaklar altına aldılar.

Erdoğan ve ekibi, halktan gelen özgürlük talepleri karşısında daha fazla dayanamadılar ve uşaklığını yaptıkları ABD’nin de talepleri doğrultusunda, kendilerini sistemin yönetimine getiren Kemalist sistemin koruyucu gücü olan generallerini tasfiye etti.

Anadolu halkı, özdeğerleri, kimlikleri, inanç ve değerleri için bir kere ayağa kalkmıştı, artık yeniden oturması ve doksan yıldır süren esaretin devam etmesine izin vermesi mümkün değildi. Bu nedenle Anadolu halkı, seslerini giderek yükselttiler ve haklarının verilmesini istediler. Tevhidi Müslümanlar, aleviler ve Kürtler, asıl öz değerlerine sahiplenmek için seslerini yükselttiler. Bunların en son örneği ise, Kürt dili ve kimliğinin tanınması için yapılan “Çözüm süreci” çalışmalarıdır.

Kemalist zorbalığın Başbakanı Erdoğan, sistemin doksan yıldır kimliklerini inkâr edip aşağıladığı Kürt halkına, kendi inisiyatifini kullanarak kimliklerini vermeyi kabul etmedi. Erdoğan, halkın talepleri karşısında iyice köşeye sıkışıp kalınca ve Arap toplumlarındaki isyanların, Hakkari, Yüksekova ve Şemdinli’den başlayarak yayıldığını görünce önceleri, teröristbaşı, çocuk katili dediği PKK’nin başı Abdullah Öcalan’ı devreye sokmaya çalıştı. Oslo’da başlayan görüşmeleri yüzüne gözüne bulaştıran Erdoğan, önceleri inkâr etmesine rağmen, mızrak çuvala sığmayınca itiraf etmek zorunda kaldı ve MİT müsteşarını, kendisinin gönderdiğini söyledi.

Erdoğan, yüzüne gözüne bulaştırıp rezil bir halde yarıda bıraktığı Oslo sürecinden sonra zorba sistemin, önceleri Anadolu’nun Kürt yörelerinde ortaya çıkan İslâmi hassasiyeti ve hareketi, illegal yollarla bastırmak için kurdurttuğu ve otuz yıldır savaşır göründüğü, son yıllarda ise hakkından gelemediği PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ayaklarına gidip yalvarmaya, ondan yardım istemeye başladı.

Geçen sene www.mucahede.com sitesinde “BÜKEMEDİĞİN ELİ ÖPECEKSİN!” başlıklı bir yazı yazmıştım ve o yazımda özet olarak şunları söylemiştim.

“Kemalist zorbalık, otuz yılı aşan bir zamandır, milyarlarca lira harcamasına, özel yetiştirdiği katiller eliyle katliamlar yapmasına, masum köylüleri, köylerinden çıkarıp sürgüne göndermesine rağmen, PKK’nin hakkından gelememiş, varlığına son verememiştir. Kemalist sistem, masum insanlara, PKK’ye yardım ediyorlar diye baskı ve zorbalık yapması neticesinde bu masum insanların PKK saflarına katılması ile PKK’nin daha da güçlenmesine neden olmuştur.

Terörün bitirilmesi adına bugüne kadar sürdürülen savaşta harcanan paralarla Türkiye daha çok kalkınacak ve belki de dünyada kalkınmış sayılı birkaç ülke arasına girmiş olacak, tüm Anadolu halkı daha müreffeh bir hayat yaşayacaktı. Ancak Anadolu’yu işgal ettiği günden bugüne, kendi halkına düşman olmayı politikasının temeli olarak almış Kemalist zorbalık, kendi gayri meşru varlığını sürdürebilmek için, tıpkı Firavn’ın İsrailoğullarına yaptığı gibi, Anadolu halkının bir kısmını kendisine düşman ilan etmiş ve yüzyıllardır kardeşlik bağları ile birbirlerine bağlı olan Kürt ve Türk halklarını birbirinden ayırmaya çalışmıştır.

Kemalist zorbalık, bugüne kadar sürdürdüğü savaşta, onbinlerce vatan evladının pisi pisine ölümüne neden olduğu, insanların ocaklarına ateş düşürdüğü gibi, hurdalarından onlarca fabrikanın kurulacağı bomba ve mermileri Anadolu’nun doğu kesimine yağdırmıştır.

(…)

Kemalist sistemin başbakanı, Avrupalı hükümetleri ve uşaklığını yaptığı Amerika’yı devreye sokup Oslo’da anlaşmalar yapmaya kalkışmış, ancak bunu da yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Bu savaşın sona erdirilmesi konusunda Kemalist zorbalığın yapacağı hiçbir şey kalmamıştır. sistemin cumhurbaşkanı, başbakanı, parti başkanları beceriksizlikleri içerisinde bocalayıp durmakta, boşuboşuna genç insanların kanları akmaktadır.

(…)

Kemalist zorbalığın ve PKK’nin estirdikleri terör yüzünden savaş alanına dönen Anadolu’da, boşu boşuna ölen genç çocuklar nedeniyle evlere düşen yangınlara, yüreği yanan anaların acılarına son verilmesi, akan kanlar nedeniyle kızıla dönen Fırat ve Dicle’nin eski berrak rengine dönebilmesi için, Kemalist zorbalığın cumhurbaşkanı, başbakanı, bütün parti başkanları ve meclisi dolduran milletvekillerinin yapacakları tek bir şey kalmıştır. O da, atalarının sözüne sadık kalarak bükemedikleri eli öpmektir. O el de Abdullah Öcalan’ın elidir.

(…)

Evet, savaş ve her iki tarafın estirdikleri terörün bitirilebilmesi için zorba Kemalist sistemin cumhurbaşkanından başbakanına, parti başkanlarından millletvekillerine kadar hepsi, İmralı’ya gidip, otuz yılı aşkındır bükemedikleri Abdullah Öcalan’ın ellerini öpmeli, ondan özür dileyip onu cezaevinden çıkarmalı, talimatlarla görev yapan BDP’nin yöneticilerinin yerine onu BDP’nin başına geçirip meclise sokmalıdırlar. Her iki tarafın da estirdikleri terörün bitirilmesinin yolu bundan başka değildir.

Kemalist zorbalığın yöneticileri o putperest kafalarına şunu soksunlar ki, Avrupalı hükümetlere, Amerika’ya yalvarıp kapalı kapılar ardında pazarlıkların kurulmasıyla bu savaş bitmeyecek. Abdullah Öcalan içeride olduğu, bir türlü başedemediğiniz PKK varolduğu sürece sizin yalvarmalarınızın, göstermelik açılımlarınızın hiçbir faydası olmayacaktır. Gelin, atalarınızın sözünü dinleyin de bükemediğiniz eli gidip öpün de devam ettirilen terör ve savaş bitsin!”

Yukarıda özetlediğim bu yazıdan yaklaşık beş ay sonra Kemalist zorbalığın Başbakanı, bir türlü bükemediği eli öpmek için, daha önce Oslo’ya da gönderdiği ve “Benim vekilimdir, ben gönderdim” dediği MİT elemanlarını ve belki de MİT Müsteşarını, Abdullah Öcalan’a gönderdi ve zorba sistemin bükemediği eli, vekilleri vasıtasıyla öptü.

Daha kısa bir süre öncesine kadar, Erdoğan’ın sadık yardımcısı Bülent Arınç, “terör örgütü ile pazarlık yapmak şerefsizliktir” derken, Kemalist sistemin başbakanı Erdoğan da, birçok konuşmasında “bir devlet, bir terör örgütü ile pazarlık yapmaz” diyerek hava atıyordu. Doğru, devlet terör örgütü dediği PKK ile pazarlık yapmadı, PKK liderinin talimatları doğrultusunda hareket etti o “koskoca” devlet.

Zorba sistemin Başbakanı Erdoğan, geçmişte söylediği tüm sözlerini yutarak, sanki büyük bir devletin başkanına gönderiyormuş gibi, günlerce tantanasını yaptıktan sonra ardı ardına heyetler oluşturarak Abdullah Öcalan’a gönderdi. Bu durum, zaten başlı başına Öcalan’ı büyük bilmenin, onu yüceltmenin ta kendisidir.

Zorba sistemin başbakanı Erdoğan’ın, Öcalan’ın elini vekilleri yoluyla öperek küçülmesi de, Öcalan’a devlet başkanı muamelesi yapılması da, elbette biz Müslümanları, hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Zaten biz Müslümanlara göre Kemalist zorba sistemin başbakanı ne ise, PKK’nin başı Öcalan da odur. Her ikisi de İslâm düşmanı ve kâfirdirler. Öcalan, küfrünü açıkça ortaya koyarken, Puta tapan Erdoğan, şirk ve küfrünü gizlemektedir. Erdoğan, vekilleri yoluyla elini öptüğü Öcalan kadar bile mert değildir.

Sözümona koskoca bir devletin başbakanı, ne yapacağını bilmez bir durumda, acziyet içerisinde. Erdoğan, günlerce, Öcalan tarafından gönderilecek talimatlarla dolu mektupları bekledi, durdu. Basından, kendisine yöneltilen soruları, “Mektuplar gelsin de konuşalım, bakalım ne diyecek o mektuplarda” diyerek küçülen şaşkınlık ve acziyet içerisindeki Erdoğan, daha önce “teröristbaşı, çocuk katili” dediği bir adamın mektupları ile yol haritası belirleyecek duruma gelmişti.

Yüce Allah (cc), Erdoğan ve ekibinin içerisine düştüğü bu aşağılık durumu, ayetleriyle açıklamakta ve puta tapan, ayetlerin bir kısmını alıp bir kısmını bırakan müşriklerin durumunu günümüze ışık tutarak gözler önüne sermektedir.

“Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm’a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allah. inanmayanların üstüne işte böyle pislik (sıkıntı) çökertir.” (En’am, 125)

“Dedi ki: ‘Artık size Rabbinizden bir pislik ve gazab inmiştir; Allah’ın, kendileri için hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin öyle ise, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” (A’raf, 71)

“Fakat yüreklerinde hastalık olanlara gelince (bu), onların pisliklerine pislik katar ve onlar, kâfir olarak ölürler.” (Tevbe, 125)

“…Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezası, dünyâ hayatında rezil olmaktan başka nedir? Kıyâmet gününde de (onlar) azabın en şiddetlisine itilirler.  Allah yaptıklarınızı bilmez değildir.” (Bakara, 85)

Erdoğan ve ekibi, putlara taparak yüce Allah’a şirk koştukları, Allah düşmanı tağuti bir sistemi ayakta tutmaya çalıştıkları, insanları bu tağuti sistemi kabul etmeye ve destek olmaya davet ettikleri, Allah’ın hükümlerini terkedip tağuti sistemin hükümleri ile hükmettikleri, Rab’lerine isyan ederek anayasa yapmaya çalıştıkları için, yüce Allah (cc), onların üzerine pislik atarak basiretlerini bağlamış ve onları, daha önce yerip kınadıkları, terörist deyip son teknolojik silahlarla yok etmeye çalıştıkları PKK ve onun lideri Abdullah Öcalan’a muhtaç ederek dünya hayatında rezil etmiştir. Elbetteki ahiretteki azapları çok daha büyük olacaktır, keşke bilmiş olsalardı da, Rablerine dönüp iman etselerdi.

“İşte azâb böyledir; ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.” (Kalem, 33)

Ramazan Yılmaz: 2013.05.09

Tarafından yazılmıştır
Dada fazla: admin

Tekvir Suresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم Tekvir Suresi Giriş Güneş dürüldüğü zaman kurtuluşun olmadığı...
Daha fazla oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir