Press ESC to close

LAİK DEVLET ANLAYIŞI İNKÂRCILIĞIN ULAŞTIĞI SON NOKTA

LAİK DEVLET ANLAYIŞI

İNKÂRCILIĞIN ULAŞTIĞI SON NOKTA

Tevhid şirk tarihinin hemen her döneminde, kimi küçük çıkarları için yüce Allah’ın gönderdiği ilahi mesajı, kendi hevalarına göre değiştiren, Hakkı batıla bulayıp gerçekleri gizleyerek çarpıtan kimseler ortaya çıkmıştır. Kur’an, tarihi süreçte Tevhidi esasları kendi hevaları ya da küçük çıkarları için bozan kişilerin kimilerini isim olarak, kimilerini de kavim olarak zikreder ve bunların akıbetlerinin nasıl olduğunu bildirir.

Bu saptırıcılar, günümüzde de ortaya çıkmış, elde edecekleri ya da ettikleri üçbeş kuruşluk bir çıkar uğruna kendileri, iman ettiklerini iddia ettikleri ancak hiçbir zaman iman etme şerefine ermedikleri İslâm'dan döndükleri gibi, ellerine geçen her fırsatta insanları da kendileri gibi mürtet yapıp dinlerinden döndürmek istiyorlar.

Kemalist sistem, yüce Allah'a, O’nun indirdiği Tevhidi esaslara iman etmeyen, emperyalizmin yerli işbirlikçisi ateist, tağuti bir sistemdir. Ateizm üzerine kurulu bu düzenin koyucusu M. Kemal, kendisinin ve sisteminin inkârcılığını şu sözleri ile ortaya koymaktadır.

Emperyalizmin yerli işbirlikçisi M. kemal’in son Meclis konuşmasındaki sözleri:

“Bizim devlet idaresindeki ana programımız CHP programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”

Kemalist sistem, inkârcılığı varlığının temel amacı olarak kabul ettiği için bu inkârcılığın adı olan laikliği esas almıştır. Peki, nedir bu laisizm ve laiklik?

Laisizm, Fransızca bir kelimedir ve Fransız ihtilalinin temelini oluşturan bir kavramdır. Kral ve kilise ikilisinin, halk üzerindeki sömürüsü insanları canlarından bezdirmiş, hal mali ve sosyal olarak perişan bir hale düşmüştü. Bu durumu gören zamanın düşünürleri ve burjuva kral ve kilisenin baskısına son vermek için onların sığındıkları dini ortadan kaldırmak için harekete geçtiler ve “Din yoktur, hayatta da olmamalıdır” tezini ortaya attılar. Düşünürlere göre din, toplumdan, hayattan ve fertten kaldırılmalıdır, ancak bu durumda toplum kilise ve kralın sömürü, baskı ve zulmünden kurtulabilirdi.

Düşünürlerin “Din yoktur, hayatta da olmamalıdır” tezine karşı, dini çıkarları için kullanan kilise ve kral ikilisi de “Din vardır ve hayatta olmalıdır” diyerek karşı çıktılar. Burjuva ve düşünürlerin bütün uğraşlarına rağmen, “Din yoktur, hayatta da olmamalıdır” tezi toplum tarafından kabul görmedi. Bunu üzerine düşünürler ve burjuva, “Din yoktur” konusunu fazla gündemlerine almadan “Din hayatta olmamalıdır” bölümüne ağırlık verdiler. Kral ve kilise ise, “Din vardır” düşüncesine ağırlık verdiler.

Yıllarca süren mücadele sonucunda burjuva, dini hayattan kaldıran ve toplum üzerinde etkisizleştiren tezi ile amacına ulaşarak bir zafer kazandı ve süreç Fransız devrimini doğurdu. Böylece din yani Hrıstiyanlık, devlet sisteminden kaldırıldı ve insanların vicdanlarına hapsedildi.

İslâm düşmanı Kemalist sistem, inkârcılığı esas aldığı için laisizmi sisteminin temel esası olarak aldı. Kemalist zorbalığın kurucuları, İslâm'ın Hrıstiyanlık’tan farklı olduğunu bildikleri halde, hiçbir farkı yokmuş gibi algılayarak İslâm'ı hayattan kaldırmağa yeltendiler. Bunun için de Diyanet adındaki şebekeyi ve bu şebekenin kiralık elemanlarını kullandılar.

Bu zorba ve ateist sistemi idare eden kişiler de laisizmi ve bunun sonucunda inkârcılığı benimsemiş, kabul etmiş demektir. Bu da zaten doğal bir durumdur; çünkü insan, kabul etmediği ve benimsemediği bir sistemi idare etmez, idaresine talip olmaz ve zaten o kişiyi o göreve sistemin kurucu ve koruyucuları getirmezler.

Kemalist sistemi idare edenlerin hepsine bakıldığı zaman bunların tümünün, M. Kemal’in putu önünde ibadete duran putperestler oldukları açıkça görülür. Toplum önünde İslamcı, milliyetçi, solcu, Türkçü ya da Kürtçü görünenler, asıl itibarı ile Kemalist putperestlerdir. Kemalizm ve putperestlik bunların ortak dinleri ve ibadetleridir.

Kemalist sistemin idaresine talip olan putperestler, insanları da o ateist sistemi kabule davet ederler. İnsanın, kendisinin kabul edip iman ettiği din ve ideolojiye diğer insanları davet etmeleri normaldir. Bu, dün öyle olduğu gibi bugünde böyledir ve yarın da böyle olacaktır.

Ateist zorba sistemin yönetimine Amerika, Batı ve derin devlet tarafından kondurulan recep Tayip Erdoğan, sistemin başına geçmeden Üzerimdeki milli görüş gömleğini çıkarıp attım” diyerek ve daha önce biat ederek kendisine bağlı olduğu Erbakan’ı da uzun yıllar arayıp sormayarak ve onunla konuşmayarak kendisini oraya oturtanlara peşinen güvence vermiş oldu.

Erdoğan, ateist sistemin yönetimini ele almadan önce ikinci iş olarak, bütün yöneticilerin yaptıkları gibi ilah edindiği sistemin kurucusunun putunu kutsamaya gidip ona da kulluğunu takdim etti.

Erdoğan, daha önce karşı olduğu, kurucusuna en ağır hakaretleri sıraladığı ateist dikta Kemalist sistemi zaman içerisinde öyle benimsedi ki, kendisi ile beraber milyonlarca insanı şirk ve küfür bataklığına saplayarak onlara da bu ateist sistemi benimsetti. Kemalist sisteme ve bu sistemin temel esası olan ve inkârcılığı esas alan laisizmi benimseyip din edinen Erdoğan, hızını alamayarak gittiği Arap ülkelerini yeni dini laisizme davet etmeye başladı.

Erdoğan ve ekibi, inkârcılığın son noktası olan laisizmi din olarak kabul ettikten sonra bunun anlamını, daha önce İslâmi kavramlara yaptıkları gibi, kendi mantıklarınca değiştirmeye kalkıştılar. Erdoğan ve etrafını ağ gibi ören ekibine göre fert laik olmazmış da devlet laik olurmuş, onun için laik devlet anlayışını Arap dostlarına da tavsiye etmeye çalıştı.

Devletin laik olacağını iddia eden Erdoğan, Rasulullah (as)’ın aynı zamanda bir devlet başkanı olduğunu ve Medine İslâm devletini Kur’ani esaslarla idare etiğini bile bile inkâr ediyor. Zaten kâfirlerin vasfı değil mi bilerek inkâr etmek!

“İşte Allah'ın ayetlerini kasten inkâr edenler de böyle çevriliyorlardı.” (Mü’min, 63)

“Biliyoruz, onların dedikleri seni üzüyor, gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler bile bile Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlar.” (En’am, 33)

İslâm, hükümleri yüce Allah (cc) tarafından konulan ilahi bir nizamdır. Yüce Allah (cc), insanların dünya hayatındaki tüm ilişkilerini, devlet nizamının esaslarını, hukuk, siyaset ve toplumsal hayatın düzenlenmesini, devletin savaş ve barış kurallarını açık bir şekilde ortaya koymuş ve iman edenlerin buna göre hareket etmelerini istemiştir.

Kur’an’ın koyduğu bütün kuralları üç-beş kuruşluk bir çıkar uğruna görmezden gelerek inkâr eden Erdoğan ve benzerleri, bu inkârları ile ancak kendilerine zarar vermektedirler. Kur’an, bu inkârcılar hakkında şöyle buyuruyor.

“Onlar ki dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı, kendilerini aldattı. Onlar, bu günleriyle karşılaşacaklarını nasıl unuttular ve ayetlerimizi bile bile nasıl inkâr ediyor idilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz!” (A’raf, 51)

Laik devlet anlayışı, İslâmi esasları inkâr eden kâfirlerin sığındıkları basit ve küçültücü bir inkârcılık anlayışıdır ve ancak kâfirlerin ve müşriklerin egemen oldukları ülkelere hastır. Tevhidi esaslara bağlı Müslümanların yaşadıkları yerlerde laik devlet olmaz, olamaz. Çünkü laik devlet apaçık bir küfürdür.

Müslüman bir şahsiyet ya da Müslüman olduğunu iddia eden bir kimse, hiçbir şekilde laik devleti tasvip etmez, onaylamaz ve kabul etmez. Laik devleti isteyenler, ancak Rabb’imizin “Onlar ki dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı, kendilerini aldattı. diye tanımladığı kimselerdir. Bu tanım da birebir Erdoğan gibilerini anlatmaktadır.

Erdoğan ve ekibi, söyleyip yaptıkları ve puta tapınışları ile şu anda küfürlerinin zirvesine çıkarak Kur’ani anlamda “Esfele safilinin” en alt tabakasına düşmüş durumundadırlar. Buradan ötesi ancak içerisinde, aşağılanmış olarak ve ebedi kalmak üzere cehennemdir.

 

Ramazan Yılmaz: 2012.02.14

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir