Press ESC to close

Kur’an’da Cin Konusu

Cinler konusunda bugüne kadar çok değişik rivayetler, farklı yorumlar yapılmış, aslı olmayan iddialar ortaya atılmıştır. Cinlerin, insan olduklarını, geçmişte yaşadıklarını, yabancı(ecnebi)oldukları için onlara bu ismin verildiğini iddia eden kimseler olmuştur. İnsanların bu iddialarının Kur’an’i hiçbir delili ve mantığı bulunmamaktadır.

Kur’an’da, cinler konusunda, çok açık bilgiler bulunmakta, onların ne oldukları, neden yaratıldıkları hakkından oldukça geniş bilgiler yer almaktadır. Kur’an’ın, bu açık verilerine rağmen, Kur’an gerçeğinden habersiz ya da Kur’ani gerçekleri bilinçli bir şekilde çarpıtmak isteyen kimseler, cinler hakkında insanları yanıltan iddialar ortaya atmışlardır.

Cinler, insan değildir

Cinlerin, insan olduklarını iddia edenler, belli ki Kur’an okumayan ya da Kur’an’ı okudukları halde ya anlamayan ya da anladıkları halde bilerek çarpıtan kimselerdir. Çünkü şayet iman ederek ve anlayarak Kur’an’ı okumuş olsalardı, cinlerin insan olmadıklarını, okudukları ayetlerden çok rahat bir şekilde anlayabilirlerdi.

Cinlerin, insan olmadıkları Ahkaf suresi, 29. ve Cin suresinin 1. ayetinden açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Her iki ayette de cinlerin, okunan Kur’an’ı dinledikleri, Peygamber (as)’a haber verilmektedir.

“Bir zaman, cinlerden bir topluluğu, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik; ona geldiklerinde (birbirlerine): ‘Susun, (dinleyin)’ dediler. (Okuma) bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.” (Ahkâf, 29)

“De ki: ‘Cinlerden bir topluluğun Kur'an dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu.’ ‘Biz harikulâde güzel bir Kur'an dinledik.” (Cin, 1)

Ayetlerden anlaşılacağı üzere, yüce Allah (cc), Rasulüne, Kur’an okurken cinlerden bir grubun kendisini dinlemeye geldikleri haber veriliyor. Demek ki Rasulullah (as), kendisini dinlemeye gelen cinleri görmemiştir. Şayet cinler, kimilerinin iddia ettikleri gibi, yabancı insanlar olmuş olsalardı, bu durumda Rasulullah (as)’ın, onların gelişini görür ve Kur’an dinlediklerini fark ederdi.

Mekke toplumu, küçük bir toplumdu, dolayısıyla Mekke’ye gelen yabancılar, hemen fark edilirlerdi. İddia sahiplerinin söyledikleri gibi şayet cinler, yabancı (ecnebi) kimseler olsalardı, Rasulullah (as), yanında bulunan diğer kimseler ve Rasulullah (as)’ın yanına gelen herkesi takip eden Mekkeli müşrikler de onları göreceklerdi. Hatta müşrikler, Kur’an dinleyen bu yabancı kimseleri, yakalayıp işkence bile edeceklerdi.

Mekke müşriklerinin, o dönemde Kur’an’ın dinlenmemesi konusundaki saldırıları düşünüldüğünde, Kur’an okuyup dinleyenlere karşı olan düşmanlıkları nedeniyle o yabancılar da Mekke’li müşriklerin saldırılarından paylarını alacaklardı. Ancak ne Kur’an’da ne de islâm tarihinde böyle bir olayın vuku bulduğuna rastlanmamaktadır.

Cinlerin insan olmadıklarını gösteren bir başka delil de, Cin suresi 5ve 6. ayetlerinde geçen şu ifadelerdir.

“Biz insanların ve cinlerin, Allah'a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık; doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.” (Cin, 5-6)

Dikkat edilirse cin ve insanlar ayrı ayrı belirtilmekte ve “insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı” denilmektedir. Şayet cinler, kimilerinin iddia ettikleri gibi Mekke dışında yaşayan yabancı kimseler olsalardı, bu durumda yukarıdaki ifadenin şöyle olması gerekirdi. “Mekkelilerden (ya da Araplardan) bazı erkekler, bizlerden bazı erkeklere sığınırlardı” olurdu. Oysa ayette geçen ifadeler tamamen insan ve cin şeklinde ayrı ayrı belirtilmekte ve “insanlardan bazı erkekler” denilmektedir.

Gerek yukarıdan ayetlerden, gerekse yaratılışlarının farklılığından anlaşılacağı ve her aklı selimin anlayacağı üzere, cin ve insan iki ayrı varlık, iki farklı yaratıktır. Cinlerin, insan oldukları konusundaki iddiaların, Kur'ani hiçbir delili bulunmamaktadır.

 

Ahkâf ve Cin surelerindeki ilgili ayetlerde görüldüğü üzere, yüce Allah (cc) Rasulünü, cinlerin gelip Kur’an dinlediklerinden haberdar etmekte ve ondan sonra kavimlerine birer davetçi olarak gittiklerini bildirmektedir.

“Ey kavmimiz, biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola götüren bir Kitap dinledik.

Ey kavmimiz, Allah'ın davetçisine uyun ve ona inanın ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi, acı azapdan korusun. Kim Allah'ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde (başına geleceklere) engel olamaz, kendisinin O'ndan başka velileri de olmaz; onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.’ dediler.” (Ahkâf, 30-32)

 “Doğru yola iletiyor, ona inandık, artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız; doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.” (Cin, 2-3)

Rasulullah (as) cinlerin, bu durumunu ve davetçiler olarak kendi toplumlarına dönüşlerini bilmiyor, yüce Allah’ın bildirmesi ile haberdar oluyor. Diğer taraftan, o gün, Kur’an dinleyip iman eden kimseler, bizzat Rasulün yanında bu iman edişlerini izhar ediyor ve Rasulullah (as) da onları görüyordu. Rasulullah (as)’ın, Kur’an dinleyen cinleri görmemesi cinlerin, görünmez varlıklar olduklarını göstermektedir. Bütün bunlardan da çok açık bir şekilde anlaşılacağı üzere cinler, insanlardan farklı yaratıklardır.

Cinler de kulluk için yaratılmışlardır

Kâinatta varolan her şey gibi cinler de, yüce Allah’a kulluk yapmaları için yaratılmışlardır. Yüce Allah (cc), cin ve insanları, Kendisine kulluk etmeleri için yarattığını bildirmektedir.

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)

Yüce Allah’a kulluk yapmaları için yaratılan cinlerin, dişi ve erkek şeklinde cinsiyetleri bulunduğu ve nesillerinin devam ettiği Kur’an ayetlerinden anlaşılmaktadır.

Yüce Allah’ın, ayette buyurduğu üzere “Şimdi siz, benden ayrı olarak onu ve onun neslini dostlar mı ediniyorsunuz?” ifadesi, cinlerin nesillerinin devam ettiğini göstermektedir. Yine cinlerin, kıyamet günü birbirlerini kötülüyerek yaptıkları tartışmalardan da cinlerin nesil sahibi oldukları anlaşılmaktadır.

“(Allah) buyurdu: ‘Sizden önce geçen cin ve insan topluluklariyle beraber ateşin içine girin’ Her ümmet (ateşe) girdikçe yoldaşına lanet etti, hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler, öncekiler için dediler ki: ‘Rabbimiz, bunlar bizi saptırdılar, bunlara ateşten bir kat daha azab ver’ (Allah): ‘Hepsi için bir kat fazla (azap) vardır, ama siz bilmezsiniz’ dedi.(A’raf, 38)

 İşte onlar da kendilerine (azab) söz(ü) gerekli olmuş kimselerdir; kendilerinden önce geçen cin ve insan toplulukları arasında (ateşte) bulunacaklardır. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.” (Ahkâf, 18)

Bu ayetlerden de görüleceği üzere, cinlerin nesillerinin devam ettiği anlaşılmakta ve Kendilerinden önce geçen cin ve insan toplulukları arasında (ateşte) bulunacaklardır.” ayetinde de belirtildiği üzere, sonraki cin topluluklarının, önceki cin toplulukları ile bir araya getirilecekleri bildirilmektedir.

Cinler, insanlardan farklı yaratıklardır

Cinlerin, insanlardan farklı yaratıklar oldukları, yüce Allah’ın onlardan ayrı ayrı söz etmesinden de bellidir. Cinler, insanlarla benzer yanları bulunmakla beraber, tamamen farklı yaratıklardır. Kur’an, cinlerin insanlardan farklı olduklarını, birçok ayetinde açıkça belirtir.

İblis, cin taifesindendir

Benzer yanları, tıpkı insanlar gibi Rablerine karşı sorumluluk taşımaları, erkek ve dişi cinsiyetlerine sahip olmalarıdır. Yüce Allah (cc), İblis’in, cinlerden olduğunu bildirmiştir. Bu da cinlerin farklı yaratıklar olduklarını göstermektedir.

“Meleklere: ‘Adem'e secde edin’ demiştik; secde ettiler, yalnız İblis etmedi. O cinlerdendi, Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Şimdi siz, benden ayrı olarak onu ve onun neslini dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar, sizin düşmanınızdır, zâlimler için ne kötü bir değiştirmedir!” (Kehf, 50)

İblis, cin taifesindendir; bu nedenle cinlerin kâfirleri, insanları şirk ve günaha sokmak için çalışırlar. Yüce Allah (cc), insanlara, cinlerden sakınmalarını, aksi halde şeytan cinlerin de tıpkı şeytanlaşan insanlar gibi, kendilerini şirke ve küfre sokacaklarını bildirmiştir.

Kur’an’ın birçok ayetinde, cin ve insanlardan ayrı ayrı söz etmekte, cinlerin insanlardan farklı yaratıklar olduklarını bildirmektedir. Cin ve insanlar arasındaki farklılıklar, yaratılış ham maddesinden hareket kabiliyetlerine, insanlarla ilişkilerinden peygamerlerle ilişkilerine kadar her şeyde görülmektedir.

“Ey cin ve insan topluluğu” (En’am, 130) diye buyuran yüce Allah (cc), cin ve insanlara ayrı ayrı sıfatlarla hitap etmektedir. Kur’ani bu gerçeklere rağmen bazı kimselerin, cinlerin, yabancı (ecnebi) insanlar oldukları konusundaki iddialarının hiçbir delili ve meşruiyeti olmadığı gibi onlar, Kur’an’ın bu gerçeklerini de görmezden gelmektedirler.

Cinler, insanlarla kıyaslanamayacak derecede farklılıklar gösterirler. Bunlar da, cinlerin insan olduklarını ya da insanların önceki nesilleri veyahut yabancı insanlar oldukları iddialarını çürütmektedir.

Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur(gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık; artık şimdi kim dinlemek istese kendisini gözetleyen bir ışın bulur, bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rab’leri onları doğruya mı iletmek diledi.” (Cin, 8-10)

Ayetten, cinlerin gerektiğinde vasıtasız olarak göklere de çıktıkları, bazı konularda kulak hırsızlığı yapmakta oldukları, onları ateşten şihapların takip ettikleri anlaşılmaktadır. Oysa insanlardan, o dönemde de sonraki dönemlerde de göğe vasıtasız çıktıkları ne görülmüş ne de duyulmuştur.

Cinlerin, insanlardan farklı yaratıklar oldukları ile ilgili bir başka delil de Neml suresi, 17. ayetidir. Bu ayette yüce Allah (cc), cin, insan ve kuşlardan ayrı ayrı orduların toplandığını bildirmektedir. Şayet iftiracı yalancıların iddia ettikleri gibi cinler insan olsalardı burada yüce Allah (cc), cinleri ayrı değil, insanlarla beraber zikrederdi ve insanlardan ve kuşlardan ordular diyerek iki ayrı varlığı belirtirdi.

“Süleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu. (Neml, 17)

Cinlerin yaratılışı

Yüce Allah (cc), cinlerle insanların yaratılışlarının farklı olduklarını ve birbirine zıt, farklı şeylerden yaratıldıklarını bildiriyor. İnsanı, çamurdan yaratan yüce Allah (cc), cini de ateşten yaratmıştır.

“İnsanı kiremit gibi pişmiş çamurdan yarattı; cini de halis ateşten yarattı.” (Rahman, 14-15)

“Andolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık; cini de, daha önce, nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.” (Hicr, 26-27)

Bu apaçık hükümlere rağmen cin ve insanların, bu farklı şeylerden yaratılmalarını bilmeden, cinlerin insan olduklarını iddia edenler, ya bilinçli bir şekilde gerçekleri saptırıyorlar ya da Kur’an’dan başka kaynaklara dayanarak bilinçsiz bir şekilde yanlışa düşüyorlar.

Cinlere de rasuller gönderilmiştir

Yüce Allah (cc), cüzi irade verdiği yarattıklarına, onların kendi iradeleri ile iman etmeleri için Tevhidi esasları ve doğru yolu gösteren, Hakkı bildiren kitaplar göndermiş, onlara yol göstermiş ve iman edip etmeme konusunda onları serbest bırakmıştır. Cinlere de peygamberler gönderilmiş; peygamberler, cinlerden yüce Allah’a şirk koşmamalarını istemişler, iman esaslarını bildiren ilahi mesajı onlara duyurmuşlardır.

“Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi anlatan ve bugününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi? ‘Kendi aleyhimize şahidiz.’ dediler; dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahidlik ettiler.” (En’am, 130)

Cinlerin içerisinde de Tevhidi esasları duyuran davetçiler vardır

Rasullerin gönderilmediği dönemlerde, tıpkı insanlarda olduğu gibi, cinlerden de Tevhidi esasları anlatan davetçiler olmuş ve onlar, cinleri yüce Allah’a şirk koşmadan iman etmeye davet etmişlerdir.

“Bir zaman, cinlerden bir topluluğu, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik; ona geldiklerinde (birbirlerine): ‘Susun, (dinleyin)’ dediler. (Okuma) bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler: ‘Ey kavmimiz, biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola götüren bir Kitap dinledik.

Ey kavmimiz, Allah'ın davetçisine uyun ve ona inanın ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi, acı azapdan korusun. Kim Allâh'ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde (başına geleceklere) engel olamaz, kendisinin O'ndan başka velileri de olmaz, onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.’ dediler.” (Ahkâf, 29-32)

Cinlerden de Müslümanlar ve kâfirler, Haktan saptıran belamlar bulunmaktadır

Birçok yönleri ile insanlara benzerlik gösteren cinler topluluğu içinde de tıpkı insanlarda olduğu gibi iman edenler, inkâr edenler, belamlar, münafık ve fasıklar bulunmaktadır.

 “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.(En’am, 112)

Bu ayette belirtilen “(Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. ifadesi, Risalet tarihinde her dönemde ve özellikle de günümüzde, insanları Allah yolundan saptırmak için edebiyat yapıp yaldızlı sloganlar kullanan belamların varlıklarını ortaya koymaktadır.

(Ateşe giren) kâfirler dediler ki: ‘Rabbimiz, bizi saptıran cin ve insanları bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım da alçaklardan olsunlar!" (Fussilet, 29)

Cinlerin belam ve kâfirleri de, tıpkı insan belam ve kâfirler gibi, cinleri Allah yolundan saptırıp şirke düşmelerine neden olmuşlardır.

Hepsini bir araya toplayacağı gün: ‘Ey cinler topluluğu, siz insanlarla çok uğraştınız’ der. Onların, insan dostları derler ki: ‘Rabbimiz, birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık.’ (Allah da) buyurur ki ‘Durağınız ateştir, Allah'ın, dilemesi hariç, orada ebedi kalacaksınız.’ Şüphesiz Rabbin hakimdir, bilendir.” (En’am, 128)

Cinlerden Allah’a iman edip O’na davet eden, Tevhidi esasları onlara duyuran davetçiler olduğu gibi, Hakkı batılla bulayıp gerçekleri gizleyen ve Allah yolundan alıkoyan belamlar da vardır.

Biz onlara birtakım (kötü) arkadaşlar sardırdık, onların önlerinde ve arkalarında bulunan her şeyi onlara süslü gösterdiler; kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan topluluklarına (o) söz kendilerine de gerekli oldu, çünkü hep ziyanda idiler.” (Fussilet, 25)

“Meğer bizim beyinsiz (belam) Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş. Biz insanların ve cinlerin, Allah'a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.” (Cin, 4-5)

Gerek cinlerden, gerekse insanlardan olsun tüm belamlar, yalancı ve ikiyüzlüdürler. Onlar, dünyevi küçük bir çıkar için rahatlıkla yalan söyler, insanları kandırırarak saptırırlar.

“(Allah) buyurdu: ‘Sizden önce geçen cin ve insan topluluklariyle beraber ateşin içine girin’ Her ümmet girdikçe yoldaşına lanet etti, hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler, öncekiler için dediler ki: ‘Rabbimiz, bunlar bizi saptırdılar, bunlara ateşten bir kat daha azab ver’ (Allah): ‘Hepsi için bir kat fazla (azap) vardır, ama siz bilmezsiniz’ dedi.(A’raf, 38)

Belamlar tarafından aldatılıp Hak yoldan çevrilenler, Kıyamet günü gerçekleri görecekler, ancak o gün iş işten çoktan geçmiş olacak ve aldatanlar da, aldatılanlar da topyekün cehennneme sürüleceklerdir.

Cin ve insanların ilişkileri

Cin ve insan ilişkisinin varlığı, Kur’an’da birçok ayette açıklanmış, reel hayatta da birçok örneği görülmüştür. Başta medyum ve benzeri bazı kimseler, cinlerden yararlanmakta, onları kullanarak bazı saf kimseler üzerinde etkili olmakta ve maddi çıkar elde etmektedirler.

“Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.” (Cin, 6)

Birçok hikâye ve masallarda sözkonusu edilen cinler, insanların hayatlarında önemli bir yer tutar. İnsanların bir kısım hastalıklarına, psikolojik bunalımlarına ya da anormal hareketlerine bir anlam verilmediğinde bu kişi ya da kişilerin cinlendiği iddia edilir. Bunun yanında, insanlardan açıkgöz olan kimselere “cin gibi”, “cin fikirli” denilerek cinlerin olumlu yanları da, insanlar arasında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Cinlerin, insanlarla birebir ilişkileri de olmuştur; hem Hz. Süleyman (as)’ın Kur’an’da geçen kıssasında, hem de günlük hayatta cinlerin insanlarla ilişkileri üzerinde durulur. Kur’an, birçok ayetinde, cin ve insanları beraber ele alır, cinlerin, insanlar üzerinde oynadıkları oyunlar gözler önüne serilir.

 “Süleyman'a da, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay(lık mesafe) olan rüzgârı boyun eğdirdik ve onun için katran kaynağını da akıttık. Rabbinin izniyle cinlerin bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli azabı taddırırdık. Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar leğenler, sabit kazanlar yaparlardı. ‘Ey Davud âilesi, şükredin; kullarımdan şükreden azdır.” (Sebe, 12-13)

“Süleyman'a cinlerden insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı, hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyordu.(Neml, 17)

“Cinlerden bir ifrit: ‘Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm, bunu yapmağa gücüm yeter ve bana güvenilir’ dedi.” (Neml, 39)

Ayetlerde de belirtildiği üzere, cinler, birçok konuda insanlarla içiçe olmuş, cin ve insanlar birbirlerinden yararlanmışlardır.

“Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerinden oynat; atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas; mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol; onlara vaadler yap; şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.” (İsra, 64)

Cinler gaybı bilmezler

Ne insanlar ne de cinler, gaybı bilmezler; cinler de ancak kendilerine bildirilenleri bilebilirler. Bunun dışında gelecekle ilgili hiçbir bilgiye sahip değillerdir.

De ki: ‘Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez; ne zaman dirileceklerini de bilmezler.” (Neml, 65)

“(Süleyman'ın) ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Kurt, değneği içten kemirip Süleyman) yıkılınca (öldüğü anlaşıldı ve) anlaşıldı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.” (Sebe, 14)

Kur’an, cinlerin gaybı bilmediğini, Hz. Süleyman (as)’ın ölümünü örnek vererek bildirmiştir. Kendilerine iş yaptıran Hz. Süleyman (as)’ın hemen önünde çalışan cinler, Hz. Süleyman (as)’ın, bastonuna dayanmış bir şekilde başlarında durup kendilerine baktıklarını sanarak uzun zaman, durup dinlenmeden, oldukça yorulmalarına rağmen korkularından ses çıkarmadan, çalışmaya devam etmişler; ta ki, bir kurdun içerden yiyerek çürütmesi sonucunda bastonun Hz. Süleyman (as)’ın ağırlığına dayanamayıp kırılması ile öldüğünün anlaşılmasına kadar.

Halk arasında cincilerin, gaybı bildikleri iddia edilir. Oysa onlar gaybı değil, olmuş bir olayı ya da gıyablarında söylenen sözleri bilirler. Bunun nedeni de, cinlerin, kendileri ile ilişkili olan kimselere haber vermeleridir. Cinler, cincilerin gıyabında konuşulan sözleri cincilere söylerler. Cinler, çok süratli hareket ettikleri için, cinciler hakkında konuşan kimseler, daha cincilerle görüşmeden cinler, konuşulan sözleri cincilere iletirler. Bu da halk arasında cincilerin, gaybı bildikleri şeklinde yayılır.

Cinler de eksik ve acizdirler

Yaratılan hiçbir varlık mükemmel değildir; eksiklik ve noksanlıklardan münezzeh olan yalnızca yüce Allah’tır. Cinler de, tıpkı insanlar gibi eksik ve noksandırlar. Bu nedenle de hata yapabilir, günah işleyebilirler. Yüce Allah (cc), cinlere de elçiler göndererek onların, tevbe edip arınmalarını istemiştir.

Ey cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçin gidin, ancak kudretle geçebilirsiniz.” (Rahman, 33)

“De ki: ‘Andolsun eğer insan(lar) ve cin(ler) bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardım etseler yine onun benzerini getiremezler.” (İsra, 88)

Kâfirler, rasulleri “cinlenmiştir” diyerek inkâr ettiler

İnsanlar, genellikle beğenmedikleri, karşı oldukları kişileri, cinlere benzetmektedirler. Risalet tarihinde kâfirler, kendilerine gönderilen rasulleri, halkın gözünden düşürmek, ona inanılmasını engellemek için onları, “cinlenmiştir” diyerek küçük düşürmeye çalıştılar, iftira edip saldırdılar.

“Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı, kulumuzu yalanladılar ve: ‘Cinlenmiştir’ dediler ve o (davetten) menedildi. (Kamer, 9)

“Cinlenmiş bir şair için biz ilahlarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi.” (Saffat, 36)

“Ondan yüz çevirdiler: ‘Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir’ dediler.” (Duhan, 14)

“İşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: ‘Büyücü ya da cinlenmiş’ dediler.” (Zariyat, 52)

Yüce Allah (cc), rasullerini her zaman korumuş, onların cinlenmediklerini ve Kendisinin elçileri olduğunu birdirmiştir.

Sen, Rabbinin nimetiyle cinlenmiş (deli) değilsin.” (Kalem, 2)

Arkadaşınız cinli değildir.” (Tekvir, 22)

Yüce Allah (cc), cinlerden sakınılmasını istiyor

Gerek İblis’in, cin taifesinden gelmesi, gerekse cinlerden kâfir olanların insanlarla ve özellikle Müslümanlarla uğraşmaları nedeniyle yüce Allah (cc) iman edenlerin, cinlerden sakınmalarını, onların, yalan ve vesveselerine aldanmamalarını istemiştir.

De ki: ‘Sığınırım insanların Rabb’ine, İnsanların Melikine, İnsanların ilahına. O sinsi vesvesecinin şerrinden, cin ve insanlardan olan o (hannas) ki, insanların göğüslerine fısıldar.” (Nas, 1-5)

Cinleri Allah'a ortak yaptılar, halbuki onları O yaratmıştır; bilmeden O'na oğullar ve kızlar icat ettiler. Haşa O, onların ileri sürdüğü niteliklerden münezzehtir!” (En’am, 100)

“(Melekler) derler ki: ‘Sen yücesin, bizim velimiz onlar değil sensin; kesinlikle onlar, cinlere tapıyorlardı, çokları onlara inanıyorlardı." (Sebe, 41)

Allah ile cinler arasında bir nesep uydurdular; oysa cinler de kendilerinin getirileceklerini bilmişlerdir.” (Saffat, 158)

Cinler, gökten bazı bilgileri çalmak istemeleri

Cinler, halis ateşten yaratılmaları nedeniyle, insan gibi maddi bir bedene sahip değillerdir. Bu nedenle çok hızlı hareket etmekte, engel tanımadan istedikleri bir yerden başka bir yere çok rahatlıkla gidebilmektedirler. İnsanlardan farklı olan bu özelliklerini kullanan bazı cinler, gökte melekler arasında, insanlarla ilgili yapılan konuşmaları dinler, bu bilgileri kendileri ile ilişkili olan insanlara ulaştırırlardı.

Cinlerin kendilerine getirdikleri bilgileri alan cinlerle ilişkili kimseler, kim hakkında ne söylenmiş ise ya da gelecekte yapılabilecek bazı durumları insanlara anlatarak para kazanırlardı. İşte bu ayetlerden sonra cinlerin, kulak hırsızlıklarının önü kesilmiştir.

“Andolsun biz, gökte burçlar yaptık ve onu bakanlar için süsledik, onu, her recim şeytandan koruduk, ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar.” (Hicr, 16-18)

“Onlar mele-i A'lâyı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır, kovulurlar. Onlar için sürekli bir azap vardır, yalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihâb (ışın)izler.” (Saffat, 8-10)

Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur(gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık; artık şimdi kim dinlemek istese kendisini gözetleyen bir ışın bulur, bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rabbleri onları doğruya mı iletmek diledi.” (Cin, 8-10)

Cinlerle ilgili Kur’an’ın bildirdiği gerçekler bunlardır; bunlar dışında, bu gerçeklere uymayan iddialar, tamamen hayal ürünü ve insanları Kur’an gerçeğinden uzaklaştırma çabasıdır.

Yaratıcı olan yüce Allah (cc), yarattığı cinlerin, nasıl varlıklar olduklarını, bütün detayları ile bildirmiştir. Müslümanlar, ancak Rab’lerinin kendilerine bildirdiği gerçeklere iman ederler. Bu gerçeklerin dışındaki her bilgi ve iddia, insanları Allah yolundan saptırmak isteyen şeytanın ve şeytanın paralelinde hareket eden insan cinsinden belamların, insanlara kurdukları tuzaklardan başka bir şey değildir ki, Kur’an onların ifadelerini saçma olarak veriyor. “Meğer bizim beyinsiz (belam) Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.” (Cin, 4)

Bütün doğru bilgiler ve gerçekler, yalnızca yüce Allah’ın bildirdiği Kur’an’dadır; bunun dışındaki her bilgi, İblisin ve onun paralelinde hareket eden cin ve insan belamlarının uydurdukları saçma bilgilerdir.

Materyalist Düşüncenin Çıkmazı

Materyalist düşünce sahipleri, her şeyi madde ile ölçer, madde ile değerlendirir ve maddi olmayan her şeyi, hiç düşünmeden kör bir mantıkla inkâr ederler. Bu anlamda kendilerini yaratanı bile kabul etmez inkâr ederler.

Şu bir gerçektir ki inkârın, ne mantığı, ne de kuralı vardır; kendi maddi kalıplarına uymayan her şeyi, ya maddi kalıplara sıkıştırmaya ya da çeşitli felsefeler ileri sürerek kendi algılarına uydurmaya çalışan materyalistler, bunu başaramayınca hiç düşünmeden inkâr etmişlerdir.

Risalet önderleri, her dönemde maddeyi ilahlaştıran bu materyalistlere mana alemini anlatmışlar, ancak onlar, duyuları ile hissetmedikleri, dokunup görmedikleri her şeyi reddetme yoluna gitmişler ve ne varsa bu dünya hayatımızda vardır; “yaşar ve ölürüz” demişlerdir. Bu anlamda Kur’an, sürekli bir şekilde materyalist müşriklere gökler, göklerdeki oluşumlar, melekler, cin ve şeytan konusunu anlatmış, onları kronikleşmiş maddenin dışına çıkarmaya ve düşünmeye teşvik etmiştir.

Risalet önderlerinden, fiziki olarak görmedikleri melekleri, hatta Allah’ı bile getirmelerini isteyen inkârcı materyalistler, bunun mümkün olmadığını öğrenince inkârı çıkar yol olarak görmüşlerdir.

Materyalist düşünce, müşrik Araplarda da var olmuş, onlar da görüp hissetmedikleri her şeyi inkâr etmişlerdir. Bu anlamda öldükten sonra dirilmeyi, hesap gününü, Miraç konusunu vb. birçok konuyu, akıllarına uymuyor diye reddetmişlerdir.

Materyalist düşünce, günümüz insanlarına da bir hastalık olarak bulaşmış ve bunlar da anlamadıkları konuları, kendi mantıklarınca şekillendirmeye, kalıplara sokmaya çalışmış, bu nedenle Kur’ani birçok kavramı, adeta tersyüz ederek anlamlandırmışlardır. İşte bu kavramlardan biri de Cin konusudur.

Yüce Allah (cc) cinlerin, yaratılışlarının farklı olduğunu onlarca ayette belirtmesine, cinlerle ilgili, insanların bu çağda bile başaramayacakları, kimi kıssaları anlatmasına rağmen bu inkârcı zihniyet ayetleri, “Ben böyle anlamıyorum, bu böyle değildir” diyerek kısır mantıklarınca tevil edip bir yere oturmaya çalışmaktadırlar.

Kur’an, cinlerin yaratılışlarına iman etmeyen bu materyalistlere meydan okurcasına cinlerin gök burçlarına nasıl çıktıklarını, kulak hırsızlığı yaptıklarını, bu nedenle onları, ışınların kovaladığını bildirerek inkârcı materyalistlerin şaşkınlıklarını daha da artırmıştır.

“Andolsun biz, gökte burçlar yaptık ve onu bakanlar için süsledik ve onu, her recim şeytândan koruduk; ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar.” (Hicr, 16-18)

Kur’an, materyalistlerin suratlarına adeta şamar vururcasına göklerdeki koruyucu ve yakıcı ışınlardan, göğe çıkan cinlerden örnekler vermesine rağmen düşünme mekanizmalarını, kronikleşmiş materyalist felsefe ile felç edenler, bu gerçekleri anlamaktan oldukça uzaktırlar.

“Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde otururduk; artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bulur, bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rabbleri onları doğruya mı iletmek diledi.” (Hicr, 8-10)

Kur’an’ın nazil olduğu dönemlerde, ulaşımın deve, at ve eşeklerle yapıldığı bir zamanda, göklere çıkan varlıklardan haber verilmesini bile düşünme erdemini göstermeyen günümüz materyalistleri, cinlerin insan oldukları iddialarını, hiçbir ilmi veriye, Kur’ani delile dayanmadan ısrarla sürdürmeyi yeğlemekte, insanları Kur’an gerçeğinden saptırmak için bu konuda kitaplar bile yazmaktadırlar.

Materyalistler, çözemedikleri ve madde kalıplarına sokamadıkları konuları da, geçmişin uydurması diyerek, geçmiş insanlara iftira etme bedbahtlığına düşmektedirler. Onlar, cinlerin bilinmeyen yabancı kimseler olduklarını ısrarla iddia ededursunlar, Kur’an, Arapların, yakın ve uzak çevrede yaşayanların hepsini tanıdıklarını ve onlar arasındaki ilişkilerden haberdar olduklarını bildirmektedir. İşte bu konuda Rum suresinde Rumlarla ilgili anlatılan kıssa, Fil suresinde Yemen valisi Ebrehe ve daha niceleri.

Biz ne dersek diyelim, inkârın mantığı ve kuralı olmadığı için onlar, inkârlarına devam edecek, insanları Allah yolundan ve Tevhidi ilkelerden uzaklaştırmak için dillerini eğip bükerek kelimeleri yerlerinden kaydıracaklardır. Bize düşen görev ve sorumluluk ise, çeşitli isimler altında ortaya çıkan, insanları Allah yolundan saptırmaya çalışan çağımız belamlarına, önderlerimiz Risalet elçileri ve Tevhid erleri gibi ve onların takipçileri olarak Hakkı ortaya koymaktır.

Selam Hidayet üzere olanlaradır.

Ramazan Yılmaz: 2014.03.05

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir