KEMALİST SİSTEMİN TETİKÇİLERİ

Kemalist dikta sistemi, son günlerde, dışarıdan göründüğü şekliyle, kendi içerisinde kendi kendisi ile bir hesaplaşma süreci yaşadığı intibaını vermektedir. Oysa bu durum, aslında bu zorba sistemi, geçmiş günahlarından arındırarak halka daha şirin gösterme çabasından başka bir şey değildir.

Zorba sistemi, onurlu bir şekilde eleştirme, işlediği cinayetleri gündeme getirme cesaretini göstermeyen kimi çevreler, askeri zorbalara alkış tutan medya ile iktidardan çıkarları olan yandaş medya mensupları, bu zorba sistemin tetikçileri durumundaki günler üzerinde televizyon kanallarında oturumlar yapmakta, yazılı basında ardı ardına yazılar yayınlamaktadırlar.

Kemalist zorbalığın tetikçileri durumundaki 28 Şubat, 12 Mart, 27 Nsan, 27 Mayıs, 12 Eylül ve benzeri günlerini gündemlerine alan, bu günler üzerine konuşmalar yapıp kendilerince günden oluşturan bu yandaş ve alkışçı medya mensupları zorba dikta sistemini topyekün eleştirmeyi korkularindan akıllarına bile getirmiyorlar.

Bu eleştirmenler, bu tetikçi günleri eleştirmekle zorba sistemi eleştirdiklerini zannetmektedirler. Oysa onların yaptıkları, ellerine aldıkları sinek kovalayıcılarla sivrisinekleri temizlemektir. Halbuki pisliğin kaynağı olan Kemalist bataklık olduğu gibi ortada durmakta ve her an yeni  tetikçiler hazırlayabilecek, yeni kanlı günlere imza atabilecek durumdadır. Bu nedenle üzerinde konuşulması gereken bu kanlı katil Kemalist sistemdir.

Bir olay olduğunda o olaya karışan kişilerden çok olayı kışkırtan fail aranır, tetiği çekenden çok tetiği çektiren soruşturulur. Oysa Kemalist dikta sisteminin tetikçileri sorgulanır, masaya yatırılarak üzerinde konuşulurken, esas fail olan zorba sistem üzerinde hiç durulmuyor. Bunun öncelikli nedeni, eleştirmenlerin de bu sistemin ürünü olmaları, ikincisi, sistemi eleştirme cesaretine sahip olmamaları, üçüncüsü, bu kanlı sistemden çıkarlarının bulunmasıdır. Kanlı dikta sistemini eleştirmek, çıkarlarına halel getirecektir.

Eli kanlı dikta sistemi, Anadolu’yu işgal ettiği günden bugüne kadar, bu coğrafyanın insanını ve bu insanlara ait kültürünü bozmuş, bozuk bir nesil ortaya çıkarmıştır. Bugün çekilen sıkıntıların ve acıların nedeni, bu dikta sisteminin yetiştirdiği bu bozuk nesildir.

“On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” diyen Kemalist dikta sistemi, daha doksan yılını doldurmadan, her meslekten milyonlarca bozuk nesil yetiştirdi ve sistemin övündüğü bu bozuk nesil, kan içici sistemin tetikçiliğini yapmaktadır.

Gazetelere, televizyonlara ve polis kayıtlarına bakıldığında yapılan operasyonlarda, hemen her gün onlarca hatta yüzlerce yolsuzluk, hırsızlık, mafya, çete, uyuşturucu zanlısı yakalanarak gözaltına alındığı, çocuk tecavüzleri, cinayet, katliam haberleri verildiği, daha ilkokul ve ortaokullardan itibaren uyuşturucu kullanıcılarının ve cinayetlerin varlığı görülecektir.

Birçok asker ve polisin ağırlıklı olarak yer aldığı yolsuzluk, hırsızlık ve soygunlar, mafya ve çeteler Kemalist diktatörlüğün teşviki ve koruması altında gerçekleşmekte, ülkedeki bu bozuk nesil, halk düşmanı rejimin verdiği eğitim sonucunda ortaya çıkmaktadır. Ancak dikta rejimi, bu gayri insani, gayri ahlaki davranışları gizlemekte, baskı ve zorbalıkla halkı susturmaya çalışmaktadır.

Bugün ülkeyi bir ahtapot ağı gibi saran ve rejimin bütün kurumlarında varolan yolsuzluk, hırsızlık, soygun ve usulsüzlükler, çete ve mafya yapılanmaları, totaliter dikta sisteminin ürünüdür.  Bütün bu bozuk yapılanmalar, zorba ve insanlık düşmanı rejim tarafından üretildikleri için bütün bunlar, zorba rejimin gerçek yapısını ortaya koymaktadır.

Rejimin üst kurumları olan Cumhurbaşkanlığı, Meclis, Başbakanlık, Bakanlık, TSK ve üniversiteler, yaptıkları yolsuzluk, hırsızlık ve soygunlar ortaya çıkmasın diye dokunulmazlık zırhına bürünmüşler.

Bu üst kurumlarda yapılan bütün yolsuzluk ve hırsızlıklar, dokunulmazlık zırhı ile hasıraltı edilmekte, bunların ortaya çıkması engellenmektedir. Ancak bu kurumlarda yapılan hırsızlıklar, yolsuzluk ve soygunlar o denli fazla ki, onlar gizlemeye, örtbas etmeye çalışsalar da ister istemez, ortaya çıkmaktadır.

Medyaya bakıldığında her tarafta çıplaklar kampını andıran kadın cesetleri ile dolu olduğu görülecektir. Utanç verici çıplak kadın fotoğrafları gazetelerde baş sayfalarda yayınlanırken, televizyonlarda ise, iç çamaşırdan nasibini almamış, dansöz kılıklı kadın spiker ve programcıların en iğrenç manzaraları sergilenir. Sokakların manzarası çıplaklar kampından farksız bir görüntü vermektedir.

Dikta rejimi, bir taraftan baskı ve zorbalığını, terör ve cinayetlerini artırırken diğer taraftan halk arasına fitne sokmuş, halk arasındaki sevgi ve kardeşlik duygusunu kaldırmış, halk arasına kin ve düşmanlık tohumları ekmiş ve halkı Türk-Kürt, Sağcı-Solcu, Sünni-Alevi, Ülkücü-Komünist, Müslüman-laik gibi ayırımlarla bölmüş, bunları birbirine kırdırmıştır.

Dikta sisteminin bu kanlı cinayetleri, hem Anadolu halkını huzursuz etmiş, hem de çatışan gruplardan bazılarını kendisine destek olmalarını sağlamış, en önemlisi de bu arada bu zorba rejimi ayakta tutacak kimseleri, bu kanlı faaliyetleri ile yetiştirmiştir.

Ülkede yaşayan insanları, inançlarına, siyasal kimliklerine, sosyal ve ekonomik yapılarına göre değerlendiren dikta rejimi, halkın arasına fitne sokmuş, halkı kamplara bölmüş, bir kısmına kin ve düşmanlık besleyerek onları yok saymış, düşman ilan etmiştir.

Dostluğun yerine düşmanlığı, sevgi ve saygının yerine kin ve nefreti, yardımlaşma yerine sömürü ve soygunu, sosyal dayanışma yerine baskı ve zorbalığı koyan Kemalist diktatörlük, cumhuriyet neslini ektiği bu bozuk ve gayri insani özelliklerle yetiştirdi.

Her gün yapılan operasyonlarla yakalanan onlarca soyguncu, hırsız, katil, çete ve mafya elemanı bu zorba rejimin yetiştirdiği bozuk nesildir. Bu nesil, gökten yağmurla inmedi, yerden ot gibi de bitmedi, başka ülkelerden de ithal edilmedi. Bunlar, “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” diye övünen bu zorba sistemin bilerek, özenerek yetiştirdiği yaratıklardır.

Dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanmayacak düzeyde her gün operasyonlar yapılıyor. Resmi verilere göre günde ortalama 6-7 operasyon yapılıyor ve bu operasyonlarda binlerce kişi yakalanıyor. Bu durum, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir bugüne kadar.

Şimdi bazı kesimler ve özellikle de varlığı bu dikta sistemine borçlu olan Amerikan Kuklaları Partisi AKP kalkmışlar sistemin tetikçilerini konuşuyorlar. Aslında bunların yaptıkları tetikçileri konuşarak Kemalist dikta sistemini temize çıkarmakktır. Zaten bunlar bu yaptıklarını da inkâr etmiyorlar ve utanmadan “sistem bağırsaklarını temizliyor” diyorlar. Yapılması gereken sistemin bağırsaklarını temizlemek değil, bu eli kanlı katil sistemi toptan ortadan kaldırmaktır. İşte o zaman Anadolu halkı gerçek kurtuluşa ve gerçekk özgürlüğüne kavuşacaktır.

Kemalist dikta sisteminin tarihi kan ve şiddetle doludur. Takvimlere bakıldığında, sistemin kana bulamadık günü neredeyse yoktur. Yakın tarihimizdeki 28 Şubat, 12 Mart, 27 Nsan, 27 Mayıs, 12 Eylül ve benzeri günler yanında Maraş, Çorum, Sivas, vb. yerlerde halkı birbirine düşürmesi ve gençleri sağ sol gruplara ayırarak onları yıllarca birbirine kırdırtması da dikta sisteminin takvimindeki kanlı günlerinde yerini  almıştır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi faili bizzat kanlı sistemin kendisi olan faili mechullerle işlediği cinayetlerin haddi hesabı yoktur.

Şeyh Said, Seyit Rıza olaylarını bahane ederek Anadolu halkını çoluk çocuk demeden katleden, Dersim’de masum insanları kurşuna dizen Kemalist zorbalık, daha sonra kendisinin ortaya çıkardığı PKK’yi bahane ederek çoluk çocuk demeden binlerce insanı katletmiştir. 1977’de Taksim’de tetikçileri eliyle halkın üzerine kurşun yağdıran kana susamış dikta sistemi, onlarca masum insanı öldürmüştür.

Son yıllarda ortaya çıkarılan Ergenekon, Atabeyler, Sauna, Kuvvacılar, TİT, Karargah evleri çeteleri, Balyoz, Darbe günlükleri, Jitem, yanında Yeşil, Çatlı vb. kiralık katilleri eliyle işlettiği cinayetleri de bu kanlı sistemin nasıl kana susamış bir sistem olduğunun apaçık belgeleridir.

Kendi başbakanını ve bakanlarını asan, cumhurbaşkanı Özal’a suikast yapan, her on yılda bir darbelerle kendi yöneticilerini zindanlara atan emperyalizmin bu yerli işbirlikçisi Kemalist zorbalık, varolduğu sürece daha çok kanlı eylemler görülecek, Anadolu halkı daha çok sıkıntılar çekecek ve analar daha çok gözyaşı dökecektir.

Zorbalığı temel felsefe olarak kabul eden Kemalist sistem, kurulduğu günden bugüne, Anadolu halkı üzerinde şiddet ve baskıdan başka bir yönetim uygulamamıştır. Anadolu’yu işgal ettiği ilk yıllardan bugüne her vesile ile halkı sindirmiş, sudan bahanelerle halka kurşun sıkmış, halkın önderlerini idam etmiş, masum binlerce insanı katletmiştir.

Ülkeyi doksan yıla yakın bir süredir işgali altında tutan, halkı inim inim inleten, zulüm ve despotluğun doruğuna ulaşan Kemalist diktatörlük, varlığını zulüm üzerine bina etmiştir. Bugün Kemalizm denince halkın aklına ilk gelen, insanlık düşmanı zorbalık ve yolsuzluk, zulüm ve baskı, şiddet ve terör olmaktadır.

Anadolu halkının inanç değerlerine, ahlak ilkelerine, yaşam felsefesine, kültür, gelenek ve göreneklerine aykırı bir sistem olan Kemalist diktatörlük, hile ve düzenbazlıkla, yalan ve istismarlarla, baskı ve şiddetle gasbettiği Anadolu topraklarını işgali altında tutarak zulme dayalı saltanatını sürdürmüştür.

Ateist, inkârcı ve küfür içeren ideolojisini Anadolu halkına zorla benimsetmek için, tarihin tüm zorbalarına rahmet(!) okutacak derecede baskıya, şiddete, terör ve zulme başvurmuş, Anadolu halkının ve bu halkın temsilcileri olan değerli alim ve aydınlarının oluk oluk kanlarını akıtmış, halkın inancıyla alay etmiş, inanç değerlerine savaş açmıştır.

Kemalizm’in Anadolu topraklarını işgali ile başlayan zorbalık süreci, günümüze kadar, akla hayale gelmeyen şeytani yöntemlerle, gayri insani bir vahşetle devam etmiştir. Dikta rejimi, işgalinin ilk yıllarında İstiklal Mahkemeleri adı altında oluşturduğu cinayet mahkemelerinde sebepsiz ve yere ve sudan bahanelerle İskilipli Atıf Hoca gibi binlerce ilim ehli alimi ve halkın önderlerini, Kemalist sistemin hakim ve savcı kılığına bürünmüş cellatlarının kararlarıyla darağacılarda katletmişti.

Kan dökmeyi ve kan içmeyi alışkanlık haline getiren Kemalist diktatörlük, suikast ve faili meçhul cinayetleriyle onlarca insanı öldürtmesine paralel olarak, kimilerini kendisinin meydana getirttiği (Menemen olayı gibi), yapay nedenlerle birçok masum insanın kanını döktüğü, kimileri de halkın despot diktatörlüğe olan tepkisinden kaynaklanan isyanları (Şeyh Said isyanı, Çerkez Ethem isyanı, Çapanoğlu İbrahim isyanı vb.) bahane ederek binlerce insanı katletmiştir.

Zorbalığı tek çıkar yol ve yegâne çözüm zanneden Kemalizm, halkın kendisine olan tepkisini ve halk tarafından gayri meşru görülmesini bastırmak ve halkın gözünü korkutup onu sindirmek için kanlı eylemlerini şiddet ve terör estirerek bugüne kadar sürdürmüştür. Ancak zorba sistemin başvurduğu her şiddet ve estirdiği her terör, hem halkın kin ve nefretini daha çok artırmış, hem de yeni isyanların çıkmasına neden olmuştur.

Kurulduğu günden itibaren Anadolu toprakları üzerindeki işgalini korku üzerinde sürdüren Kemalizm, halka dayanmadığı, halk tarafından benimsenip kabul edilmediği için her an halkın isyanı sonucu yıkılacak endişesiyle her şeyden ve herkesten kuşkulanmıştır. Hatta öyle ki, Anadolu’yu işgali sırasında ülkeyi dış düşmanlardan kurtarmaya çalışan ve bir yönüyle kendisine yardımcı olmuş nice değerli insanlardan bile şüphelenip korkmaya başlamış ve bu kimseleri hain ilan edip harcamaya çalışmıştır. Çerkez Ethem bunlardan biridir.

Ülkenin kurtarılmasında birçok kahramanlıklara imza atan Çerkez Ethem, Kemalist diktatörlüğün halkın inancına, ahlaki ilkelerine, yaşam felsefesine, kültür, gelenek ve göreneklerine düşman olduğunu, bu diktatörlüğün halk tarafından istenmediğini anlayınca ona karşı tavır almıştı. Ancak bu tavır alışı Çerkez Ethem’e pahalıya mal olmuş ve iki ağabeyi de mecliste milletvekili olduğu söylenen Çerkez Ethem, dikta rejimi tarafından önce vatan haini olarak suçlanmış, ve ardından zorba rejimin saldırısına uğramıştır.

Kemalist zorbalığın zulmünden ülke dışında vatan hasreti çekerek can veren Mehmet Akif Ersoy da nasibini almıştır. M. Akif Ersoy, nice fedakârlıklar yapmasına, kurtuluş savaşına fiili olarak katılmasına ve T.C.’nin istiklâl(!) marşını yazmasına rağmen, dış düşmandan görmediği zulmü, başlarına bela ettikleri emperyalizmin yerli işbirlikçisi iç düşman Kemalist zorbalıktan görmüştür. Akif, kurtuluşu yurtdışına kaçmakta görmüş, yıllarca Mısır’da kaldıktan sonra yurda dönüşünde can vermiştir.

Ülkenin içinde bulunduğu zor şartlarda hayatlarını hiçe sayarak mücadele eden nice insan, savaştan sonra Kemalist zorbalığın ihanetine uğramış, zulüm görmüş, zorba sistem tarafından düşman ilan edilmiş, haklarında soruşturmalar açılmış, kovuşturmalar yapılmıştır. Dikta rejimi, kendi varlığını sürdürmek adına ülkenin seçkin şahsiyetlerini tek tek harcamıştır.

Bütün bu gerçekler ortada iken, dikta sistemine yaranmaktan başka bir görevleri olmayan, kimileri generallerin sözcülüğünü, kimileri hükümetlerin yandaşlığını yapan ve sistemin bildirilerini yayınlamayı ilk görev edinen basın ve kalemşörleri, oturmuşlar sistemin tetikçilerini konuşuyorlar.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, sistemin hamanları, oturum üstüne oturumlar düzenleyrerek bu cellat sistemin devamını sağlamak için sözümona yeni anayasa yapmaya çalışıyorlar. Öncelikle siz kim oluyorsunuz da, yüce Allah’ın kulları üzerine yasa yapma hakkını kendinizde görüyorsunuz? Yaratmadığınız, rızıklarını vermediğiniz insanların hayatı üzerine hangi hakla hüküm koymaya kalkışıyorsunuz?

Hüküm koymak ilahlık iddiasına kalkışmaktır; sizler, ilahlık tasladığınızın farkında mısınız? O halde biz müslümanlar olarak sizlerin çıkardığı, çıkaracağı yasalarınızı ve doğal olarak ilahlığınızı reddediyoruz. Çünkü  yüce Rabb’imiz, tağutun reddedilmesini iman etmenin enn öncelikli şartı olarak bildiriyor.

“Dinde zorlama yoktur; Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tâğût reddedip Allah’a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir.” (bakara, 256)

Ayrıca Hz. Yusuf (as)’ın ifadesi ile sizlerin ilahlığını tanımıyoruz ve hüküm koymanın yalnızca yüce Allah’a ait olduğunu kabul ve ilan ediyoruz. O halde haddinizi bilin ve anayasa yapmak yerine sizleri yaratan yüce Rabb’inizin gönderdiği yasalara tabi olun,  Rabb’inize karşı küfür ve azgınlığınıza son verin.

“Ey benim zindan arkadaşlarım, çeşitli tanrılar mı iyi, yoksa her şeyi (hükmü altında tutan) kahredici tek Allâh mı?

Siz, o’nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere itaat ediyorsunuz. Allâh onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm (koyma), yalnız Allâh’ındır. O, yalnız kendisine itaat etmenizi emretmiştir. İşte doğru din budur, ama insanların çoğu bilmezler." (Yusuf, 40)

İnsanları yaratan yüce Allah (cc), onların yeryüzünde nasıl yaşayacaklarını da biliyor ve ona göre onlar için hüküm koyuyor. Sizler, daha kendiniz yarın ne olacağınızı bilmiyorsunuz da hangi halka Allah’ın kullarının geleceğini kendi hevanızla ipotek altına alarak kanun koymaya kalkışıyorsunuz. ‘

“Rabbiniz o Allah’tır ki; gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arşa istivâ etti geceyi, durmadan onu kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette (yaratan O’dur). İyi bilin ki, yaratma ve emir O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allâh, ne uludur!” (A’raf, 54)

Sizlerin yaptığı açıkça azgınlık, yüce Allah’a isyan ve şirktir. Kanun yapmaya kalkışmakla Allah’ın kulları üzerine ilahlık taslıyorsunuz ki ben, Allah’tan başka tüm sahte ilahları reddediyorum. Gelin, bu azgınlığınızdan, küfür ve tuğyanınızdan hemen vazgeçip tevbe edin, aksi halde ne yaptığınız kanunlar, ne de ilah edindiğiniz ve putları önünde durduğunuz M. Kemal sizi kurtarır.

Sistemin zorbalığını alkışlayanlara ve yandaşlara tavsiyemiz, zerre kadar cesaretiniz ve zerre kadar Anadolu insanına saygınız varsa gelin, bu kana susamış dikta sistemini kökten kaldırmak için çalışın. Gelin, daha fazla kan dökülmemesi, daha fazla canların yanmaması ve daha fazla evlere ateş düşmemesi için hep beraber, bu eli kanlı, kana susamış sistemi topyekün ortadan kaldıralım.

Gelin, insana değer veren, gerçek adaleti, huzur ve mutluluğu veren, insanlar arasında ayırım gözetmeyen, insanı insana kul köle yapmayan İslâm’a girin. Gelin gerçek ilah olan alemlerin Rabb’i yüce Allah’a iman edin ve O’nun indirdiği Kur’an’ı şaşmaz kılavuz Kur’an’a teslim olun ve onu anayasa yapıp kurtuluşa ulaşın.

Sizin koyacağınız yasalar, yüce Allah (cc) tarafından saçmalık olarak belirtilmiş ve bu yasalarınızın insanları saptırdığı, bu yasaların cahiliye yasaları olduğunu bildirilmiş, bu nedenle onlara uyulmamasını emretmiştir.

“Yeryüzünde bulunanların çoğuna uysan, seni Allâh’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.” (En’am, 116)

“Aralarında Allâh’ın indirdiğiyle hükmet, onların keyiflerine uyma ve onların, Allâh’ın indirdiği şeylerin bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın! Eğer dönerlerse bil ki Allâh, bazı günâhları yüzünden onları felâkete uğratmak istiyordur. Zaten insanlardan çoğu, yoldan çıkmışlardır.

Yoksa câhiliyye hükmünü mü arıyorlar? İyi bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?” (Maide, 49-50)

Tekrar ediyorum gelin, sizleri de Anadolu insanını da kurtaracak, sizlere dünya hayatında huzur verecek, ahiret hayatında kurtuluşunuzu sağlayacak en güzel nizam olan İslâm’a teslim olun, onun hükümlerini hayatınıza ve topluma hakim kılın ve Müslüman olun.

“Allâh, hüküm verenlerin en iyisi değil midir?” (Tin, 8)

Ramazan Yılmaz: 2012.04.28

Tarafından yazılmıştır
Dada fazla: admin

TEVHİDİ ESASLAR VE MÜSLÜMANLAR

TEVHİD: Yüce Allah’ın, kişinin düşünce söz ve davranışı üzerinde tek ilah, rab,...
Daha fazla oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir