Kardeşlerim, yengelerim, yeğenlerim, akrabalarım!

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

Kardeşlerim, yengelerim, yeğenlerim, akrabalarım!

Kardeşlik ve akrabalık bağı, insan hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağ, insanın kişiliğini, inancını, görgü ve ahlakını şekillendirmekte, insana toplum içerisinde saygın bir konum kazandırmaktadır.

Kardeşlik ve akrabalık bağı, bir vücudu oluşturan uzuvlar gibidir; nasıl ki, vücuttaki uzuvlar, tek bir merkez olan beyinden idare ediliyor ve bu nedenle biri diğerinden farklı hareket etmiyorsa, kan bağı da kardeşleri, akrabaları birbirine kaynaştırmakta, onların, birbirlerini daima düşünmelerini sağlamaktadır.

Kardeşlik ve akrabalık bağı, öyle bir duygudur ki, kardeşlerden ya da akrabalardan birine bir sıkıntı geldiğinde diğerlerinin yüreği yanar. Bu nedenle kan bağı ile birbirlerine bağlı olanlar, her durum ve ortamda birbirlerini kollar ve korurlar. Kardeşlerden ve akrabalardan birisine bir saldırı olduğu zaman, diğer kardeş ve akrabalar, hemen yardımına koşarlar.

Kardeşlik ve akrabalık bağı ile birbirlerine bağlı olanlar, aile bireylerinden hiçbirisinin burnunun kanamasına, üzülmesine tahammül etmezler. Bir kaza, bir yaralanma ya da ölüm olması durumunda, kardeşler, akrabalar kendilerini helak eder, üzülürler.

Yüce Allah (cc), aynı soydan gelen, kan bağı olan akrabaların, birbirlerine diğer insanlardan daha yakın olduklarını belirtmekte, infak ve yardımlaşma konusunda akrabalara öncelik vermektedir.

“Onlar ki sonradan inandılar, hicret ettiler, sizinle beraber savaştılar, işte onlar da sizdendir, Rahim sahipleri (kan bağı olanlar), Allah’ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah herşeyi bilir.” (Enfal, 75)

“Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yan(ınız)daki arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Allah, kurumlu, böbürlenen insanları sevmez.” (Nisa, 36)

Akrabaların gözetilmesini ve akrabalığın korunmasını mü’minlerden isteyen yüce Allah (cc), insanların kurtuluşu için gönderdiği Kitabında, ahiret azabına karşı da öncelikle akrabaların uyarılmasını istemiştir.

“En yakın akrabanı uyar.” (Şuara, 214)

Rabb’imizin bu yüce uyarısı gereği, daha önce defalarca sizlerle konuştuğum Tevhid ilkesini ve bu Tevhidi esasların kabul edilmemesi durumunda nelerle karşılaşacağınızı, bir de bu mektupla söylüyorum. Umarım, uyarılarımı dikkate alırsınız da Rabb’imizin istediği gibi salih bir kul oluruz.

Kardeşlerim, yengelerim, yeğenlerim, akrabalarım!

Hepinizin de bildiği üzere yaşadığımız ülkede, Rabbimizin buyrukları, biz kullarından ne yapmamızı, nelerden kaçınmamızı istediği ile ilgili hükümleri bizlere öğretilmedi. Zorba tağuti sistemin zulmü altında, anlamını bilmeden Kur’an’ı okuduk durduk.

Arapçasını okuyup ezberlemeye çalıştığımız Kitabımızın, hayatımız hakkında neler dediğini bizlere öğreten olmadı. Bizlere dini, bol bol Kur’an okumak, kim daha hızlı okuyor diye yarışmak, ölülere hatim indirmek, evde yüksek bir yere asmak olarak öğrettiler. Biz de yaptıklarımızı din zannettik ve bunları yapmamız halinde Rabb’izi razı edebileceğimizi düşündük.

Arapça okuyup anlamadığımız Kur’an’ın içindeki hükümleri öğrenmeye başlayınca geçmişte, din adına yaptıklarımızın, yüce Rabb’imizin razı olduğu din olmadığını anladım ve Rabb’imizin“En yakın akrabanı uyar.” buyruğu gereği sizleri bir defa daha uyarıyorum.

Hz. İbrahim (as), ilk önce babasını, Hz. Muhammed (as) ilk önce en yakınlarını uyarmış, onları, Rab’lerine gereği gibi iman etmeleri için davet etmiştir.

“Babacığım, bana sana, gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim.” (Meryem, 43)

Kardeşlerim, yengelerim, yeğenlerim, akrabalarım!

Ben, tabii ki peygamber değilim, ancak o kutlu peygamberlerin yolunda giden bir Müslümanım ve sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, çocukluk yıllarımdan beri klasik anlamda bize öğretilen, Kur’an’ı Arapça okumaktan ve ferdi ibadetleri yapmaktan ibaret olan dinimi yaşamaya çalışmıştım.

Yine sizler biliyorsunuz ki, 19-20 yaşımdan bu yana da İslâm’ı araştırıp öğrenmeye çalışıyor, Kur’an’ın anlamını okuyorum. Yüce Allah’ın bizlere bildirdiği ve O’nun razı olduğu, Rasulullah (as)’ın yaşayıp bizlere öğütlediği dinin bu yaşanan din olmadığını anladım.

Sizler de yakından takip ediyorsunuz ki, uzun yıllardır, yüce Allah’ın, Kur’an’da bildirdiği, Rasulullah (as)’ın yaşadığı dinin anlatmanın mücadelesini veriyorum. Bu nedenle İslâm’a, İslâmi değerlere ve Müslümanlara savaş açan, ülkemizi işgali altında tutan putperest Kemalist sistemle mücadelemi sürdürüyorum.

Peki, hiç düşündünüz mü, ben neden bunca mücadeleyi veriyorum? Neden bu uğurda onca sıkıntıyı, onca zulmü görüyor, zindanlara atılıyorum ve öz yurdumda yaşama hakkım gasbediliyor. Sizler de biliyorsunuz ki ben, deli değilim ve bu güne kadar saçma sapan şeyler yapan biri de değilim.

Bunca mücadelemin nedeni bellidir; Kur’an’dan ve Rasulullah (as)’ın hayatından öğrendiğim kadarı ile şayet bugüne kadar İslâm diye bildiğimiz din üzerinde ölseydim, kesinlikle ama kesinlikle cehenneme yüce Allah’ın azabına düçar olacaktım. O azaptan, ne kıldığım namazlar, ne her sene düzenli olarak indirdiğim hatimler ve ne de her Perşembe ölülerimizin ve babamın ruhuna okuduğum  sureler kurtaracaktı. Ancak Rabb’im, bana acıyıp hidayet etti de O’na gerçek anlamda iman ettim ve O’nun bildirdiği doğru dini Tevhid dinini öğrendim.

Kardeşlerim, yengelerim, yeğenlerim, akrabalarım!

İşte şimdi sizleri, yüce Allah’ın azabından, ebedi olarak içinde kalınacak cehennemden korunmanız için uyarıyorum. Hz. İbrahim (as)’ın dediği gibi, bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim.” Gelin, siz de beni dinleyin, Kur’an’ın bildirdiği, Rasulullah (as)’ın yaşadığı gerçek dine, yüce Allah’ın razı olduğu dine yönelin de kendinizi Rabb’inizin azabından kurtarın.

Kur’an’da okuduğum geçmiş kavimlerin, Rasulullah (as)’ın mücadelesini ve içerisinde yaşadığı toplumun durumunu bildiğim için size yeminle söylüyorum ki, şayet bu haliniz üzere ölürseniz, Allah korusun ebediyen cehenneme girecek ve kıldığınız namazlar, ne tuttuğunuz oruçlar, ne de gittiğiniz Haccınız sizi kurtaracaktır. Çünkü bunları, Rasulullah (as)’a karşı çıkan Mekkeli müşrikler de yapıyorlardı, ancak yüce Allah onların, cehennemde olduklarını bildiriyor. Çünkü onlar da bugün sizlerin oy vererek desteklediğiniz, İslâm düşmanı putperest bir sistemi destekliyor ve onların peşinden gidiyorlardı.

İslâm’ın temel esası Tevhiddir; yani hükmü yüce Allah’a verip O’nun Uluhiyet ve Rububiyetini tasdik etmek, yüce Allah’tan başka tüm hüküm koyucu ilahları reddetmektir. Ancak -birkaçınız hariç- sizler, sözel olarak “Lailahe illaAllah” demenize rağmen, hareketlerinizle ve oy vererek putperestleri destekliyor ve bu Allah düşmanlarının peşlerinden gidiyorsunuz.

Tarih boyunca bütün putperstler helak olmuş ve Rabb’imizin bildirdiği gibi hepsi cehennemlik olmuşlardır. Bu nedenle bugünkü putpersetler de helak olacak ve öncekiler gibi kendilerini destekleyenlerle beraber cehenneme sürüleneceklerdir. Çünkü bu beşeri düzenler, şeytani düzenlerdir ve kendileri ile beraber sizlerin de helak olmasına neden olacaklardır. Bu nedenle Hz. İbrahim (as)’ın dediği gibi:

“Babacığım, şeytana tapma, çünkü şeytan, Rahmân’a isyân etmiştir; babacığım, ben sana Rahmân’dan bir azâbın dokunmasından korkuyorum, o zaman, şeytânın dostu olursun.” (Meryem, 44-45)

Bu demokratik, putperest küfür sistemi, şeytani bir düzendir; bu düzeni oylarınızla desteklediğiniz sürece, şeytanın dostu olacak ve bu şeytani sistemin putperest yöneticilerine gelecek Allah’ın azabı sizlere de gelecektir. Ben, bir kardeşiniz, amcanız ve akrabanız olarak, nasıl ki dünya hayatında bir sıkıntıya girmeniz beni üzüyorsa ve başınıza bir kötülüğün gelmesinden korkuyorsam, aynı şekilde size, “Rahmân’dan bir azâbın dokunmasından korkuyorum,” gelin beni dinleyin, dediklerime tabi olun da bana uy(un), seni düzgün bir yola ileteyim.”

Kardeşlerim, yengelerim, yeğenlerim, akrabalarım!

Biliyorum, zaman zaman görüşüp konuştuğumuz, tartışıp münazara yaptığımız zamanlarda yaptığınız gibi bana kızacaksınız. Ancak bana kızmak yerine oturun da Rabb’inizin size gönderdiği Kur’an’ı okuyun ve Rasulullah (as)’ın hayatını öğrenin de içerisinde bulunduğunuz acı ve kötü durumu bizzat kendiniz görün.

Ben, sizlere, sizin iman ettiğinizi söylediğiniz Kur’an’dan farklı bir şey söylemiyorum, sizlerin, Kur’an’ı okumadığınız için bilmediğiniz şeyleri, Kur’an’dan okuduğum için sizlere hatırlatıyor ve sizleri bekleyen acı azaptan sakındırmaya çalışıyorum. Gelin beni dinleyin ve iş işten geçmeden kendi ellerinizle kendinizi Rabb’inizin acı azabına atmayın. Son pişmanlık fayda vermez, kendinize yazık etmeyin.

Burada son olarak sizlere hatırlatayım ki, şu an üzerinde bulunduğunuz din, yüce Allah’ın Kur’an’da bildirdiği, en güzel örnek olan Rasulullah (as)’ın yaşadığı İslâm dini değildir. Bu üzerinde bulunduğunuz din, şeytani düzenler ve onların kiralık namaz memurları (hocalar) dediğiniz kişiler tarafından uydurulmuş, Mekke müşriklerinin yaşadığı dindir ve yüce Allah (c) bu dinden razı değildir. Kur’an’ı okuduğunuzda göreceksiniz.

Selam olsun Kur’an’a ve Rasulullah (as)’ın en güzel örnekliğine uygun yaşayan ve Tevhidi esasları kabul edenlerin üzerine olsun.

Kardeşiniz, amcanız, akrabanız,

 

 

Ramazan YILMAZ

Ramazan Yılmaz: 2014.01.27

Tarafından yazılmıştır
Dada fazla: admin

AÇLIK SORUNU ve KAPİTALİST İSLÂMCILAR İLE İSTİSMARCI UNSURLAR

Her çağın sorunu olan açlık konusu, günümüzde yeniden birinci plana alınmış görünmektedir....
Daha fazla oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir