Press ESC to close

Nifak-Münafık

NFK harflerinden türetilmiş olan nifak, ismi faili Münafikundur; nifak fiil, yapılan iş, eylem, münafık, işi yapan faildir. Nifak fiilini işleyen kimseler ise münafıklardır.

Nifak, tıpkı bir ağaç kurdu gibidir, kurt nasıl ki hiç belli etmeden ağacın içini oyup içten çürütüyorsa nifak da bir ülkeyi, bir toplumu içten çökertir, bir aileyi dağıtır, insanların birbirlerine olan güven, saygı ve sevgisini yok eder, insanları birbirlerine düşman edip aralarına kin ve düşmanlık sokar. Bu anlamda nifak, insanlık düşmanı çok kötü bir fiildir.

Nifak duygusuna sahip kimseler, Kur’an’da birçok özellikleri verildiği üzere, insanların en aşağı seviyesinde bulunan, bozuk ve kötü bir karaktere sahip, şahsiyet ve kişilikten, onur ve haysiyetten mahrum olanlardır.

Münafıklar, inkârcı kâfirler grubu içerisinde en şahsiyetsiz, en tehlikeli, en seviyesiz ve sinsi olan, her kılığa girebilecek tıynette karaktersiz kimselerdir. Bu nedenle hiçbir zaman gerçekten iman etmezler, ancak işleri düştüğünde iman etmiş görünürler, işleri bittiğinde de Müslümanlara en azılı bir düşman kesiliverirler.

Kâfirler, inkâr ve Müslümanlara karşı düşmanlıklarını açık bir şekilde ortaya koyar, ona göre mücadele ederler. Müşrikler, şirk koşmalarını açıkça yaparlar; fasıkların, pek fazla bir hassasiyetleri bulunmadığı için Müslümanlarla fazla uğraşmazlar; mürtetler, dini terk ettiklerini açıkça belirtirler.

Münafıklar, Müslümanlara karşı kin ve düşmanlıklarını açıkça ortaya koymazlar, Müslümanlara da kâfirlere de şirin gözükmeye çalışırlar, ikiyüzlülük yaparlar. Münafıklar, kendilerini açıkça ortaya koymadıkları için, Müslümanlardan görünürler, ancak Müslümanları hiçbir şekilde sevmezler.

Münafıklar kimlerdir

Her dönemde olduğu gibi günümüzde de birçok örneği görüldüğü üzere münafıklar, ikiyüzlüdürler. Onlar, hiçbir zaman kişilikli, onurlu bir tavır takınmaz, haysiyetli bir şahsiyet kuşanmaz, çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre tavır belirler, bukalemun gibi bulundukları yere ve duruma göre hareket eder, renk değiştirirler.

Münafıklar, şeytanın temsilcisi durumundadırlar; insanlara sağdan yanaşır, onların söz ve hareketlerini taklit eder, değerlerini kullanır, onlar gibi bir tavır ortaya koyar. Bu yaptıkları ile de karşılarındaki kişilerin güvenlerini kazanmaya, onlardan görünmeye çalışırlar.

Günümüzde Tevhidi esaslara iman eden Müslümanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koyamayan, onların Tevhidi esaslara yönelişlerini engelleyemeyen, sözel olarak onları ikna edip yollarından çeviremeyen nifak ruhlu kimseler, Tevhidi bazı kavramları kullanarak Müslümanları tasdik etmiş, bir görüntü içerisine girmektedirler. Bunlar:

Anne babalar

Müslümanlardan görünme, onların kavramlarını kullanma yöntemine, genelde çocukları Müslüman olmuş, kendileri ise, iman etme onuruna ulaşamamış kimi anne babalar, kimi çıkarlar elde etmek ya da fiziksel olarak beğendikleri Müslümanlarla evlenmek isteyen kimseler ve tağuti sistemden beslendikleri için sistemi açıkça reddetme cesaretini göstermeyen Samiri soylu bel’amlar başvurmuşlardır.

Çocuklarını, Tevhidi yönelişten döndürme konusunda sözel olarak ikna edemeyen kimi anne babalar, tepki ve fiili saldırıları da fayda vermeyince çocuklarını kazanmak ve onları, iman ettikleri Tevhidi esaslardan döndürmek için taktik değiştirirler.

Anne babalar, Tevhidi esaslara iman etmedikleri halde, çocuklarından görünme yoluna gitmeyi çözüm olarak görürler. Bu taktikle birçok anne baba başarılı olmuş, bunun sonucunda ya çocuklarını eski hallerine tam döndürmüşler ya da en azından Tevhidi esasların hararetli bir savunucusu olmaktan, İslâmi bir görüntü içerisine girmelerinden onları alıkoymuşlardır.

Münafıkların en tehlikelileri çocuklarını Tevhidi esaslardan döndürmek için, gerçekten Müslüman olmadıkları halde öyle bir görüntü veren bu tür anne babalardır denilebilir. Çünkü çocuklarının iyiliğini istiyormuş gibi görünürler, ancak kendileri ile beraber çocuklarını da Allah yolundan alıkoyarak ebedi acıklı azaba sürüklemektedirler.

En zavallı kimseler, ellerinde Kur’an olduğu halde Rab’lerinin buyruklarına göre değil de cahil anne babalarının söylemlerine göre hareket edenlerdir. Bunlar, Tevhidi esaslardan saparak şeytana tabi olmuş bir halde dünyayı da ahireti de kaybetmiş kimselerdir.

Eşler

Kimi kadın ya da erkek, beğenip hoşlandıkları Mü’min bir erkek ya da kadınla evlenmek ister, bunun için o beğendiği kişiye yaklaşmaya, onun değerlerini savunmaya başlar, böylece o kişiye yaklaşır. Kendileri gerçekten iman etmedikleri halde iman etmiş görünerek, evlenmek için Müslümanlara yaklaşanlar, evlendikten bir müddet sonra asıl niyetlerini yavaş yavaş ortaya koymaya, eşlerini Allah yolundan, çeşitli oyunlarla saptırmaya çalışırlar.

Kur’an’da eşlerden bazılarının, iman edenlere düşman olduklarını bildirir. Bu düşmanlık elbette silah çekerek yapılan bir düşmanlık değil, o Müslümanların Allah yolundan alıkonulmasına yönelik tavır, davranış ve sözlerdir.

“Ey iman eden kimseler, doğrusu eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı size düşmandır, artık onlara dikkat edin ve iyileştirin, tahkik edin ve (dönerlerse) bağışlayın, elbette Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Teğabun, 14)

İkiyüzlü bir tavır takınarak Müslümanlara yaklaşıp onlarla evlenenler, sergiledikleri bütün oyunlarına rağmen o Müslümanların, iman ve davalarından vazgeçmediklerini ve vazgeçemeyeceklerini anladıklarında bu sefer o Müslümanları kötülemeye başlayarak onlardan ayrılmaya çalışırlar.

Bu tür eşlerin münafıklıkları, Müslümanlar için en az münafık anne babaların münafıklıkları kadar tehlikelidir. Bu münafık eşler, dahili düşmanlardır, bu nedenle yüce Allah (cc), böyle eşlere karşı Müslümanları uyarmaktadır, Müslümanlar, bu tür eşlerine karşı daima çok dikkatli olmalıdırlar.

Samiri soylu bel’amlar

Münafıkların üçüncü tehlikeli grubunu, hiç kuşkusuzdur ki, tağuti sisteme karşı onurlu Tevhidi bir duruş sergilemeyen Samiri soylu bel’amlar ve sistemin kendisini korumak üzere kurduğu diyanet şebekesinin maaşlı ajanları namaz memurları, vaiz ve müftülerdir.

Bel’amlardan bazıları, çevrelerine topladıkları kişilerin, Tevhidi esaslara yönelmelerine tam engel olamadıkları için, kendileri gerçekte tağutu reddetmedikleri, tağutun izni ile açtıkları vakıf ve dernek gibi şirk ve küfür yuvalarında, işgal edilmiş camilerde yuvalandıkları halde sözel olarak tağutu reddettiklerini ifade ederek kişileri çevrelerinde toplamışlardır.

Tağuti sistem, Samiri soylu bel’amlara fırsatlar vererek onları, TV. Kanallarına çıkartmakta, demokratik haklar adı altında onlara panel ve konferans verme hakkı tanımakta, böylece bu bel’amların, halka daha rahat ulaşmalarını sağlamaktadır.

Münafıkların dördüncü grubunu, kimi şahsi çıkarlarını elde etmek için İslâmi bir görüntü içerisine giren, Müslümanların değerlerini savunur gözüken, hatta onlardan daha hızlı bir Tevhid savunucusu kesilen kişilerdir. Bunlar, amaçlarına ulaştıktan sonra daha önce yanlarından ayrılmadıkları, zaman zaman kendilerini ispatlamak için övgüler yağdırdıkları Müslümanlara, çok seviyesiz bir şekilde hakaretler ve iftiralar atarak onlardan ayrılırlar.

Tağuti sistemin yönetici ve siyasetçileri

Münafıkların beşinci grubunu, tağuti sistemin yönetici ve siyasetçiler oluştururlar. Bunlar, kendileri putperest müşrik oldukları, putlara tazim ve ibadette bulundukları halde, inançlı halkı kandırmak için kimi zaman namaz kılar, Kur’an okur, Allah kelamını ağızlarından düşürmezler. Onlar, bu tavır ve sözleri ile kendilerinin de inandıklarını kanıtlamaya çalışırlar.

Tağuti sistem, Diyanet şebekesi ve benzeri kurumları finanse ederek, izin verdiği vakıf ve derneklere yardımlar yaparak, dine yardım etmiş bir görüntü verip insanları kandırırken kendi meclislerinde yüce Allah’ın ayetlerini inkâr edip yasalar çıkarır. Bu nedenle beşeri sistemlerin İslâmcı yöneticileri, tam anlamı ile münafık kimselerdir.

Tağuti sistemin münafık yönetici ve siyasetçileri, ikili ilişkilerinde dinden imandan söz eder, namaz kılarak inanan insanlardan olduklarını göstermeye çalışırlar. Ancak seçim meydanlarında halkı demokratik küfür sistemine inanmaya onu tasdik etmeye davet ederler. Bu durum, tüm siyasetçiler için aynıdır.

Siyasiler bir oy uğruna inananların yanında Müslüman, kendi siyasi ortamlarında demokratik dine iman eden müşrik, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen kâfir, putlarını kutsayan putperest, Hakkı terk etmiş fasıklar ve ikiyüzlü davranan münafıklardır. Kur’an, tüm bu münafıkların, tavır ve hareketlerine uygun durumunu şöyle açıklıyor.

“İman edenlerle karşılaştıkları zaman; ‘İman ettik’ derler, fakat şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında; ‘Şüphesiz biz sizinle beraberiz, biz sadece alay edicileriz’ derler. Allah, onlarla alay eder ve onlara süre verir, tuğyanları içerisinde dolaşır dururlar.” (Bakara, 14-15)

Münafıklar, Müslümanlarla rastladıkları zaman Allah, Kitap, Tevhid, şeriat, din, iman kelimelerini ağızlarında düşürmezler, sürekli Müslümanlarla beraber olmaya çalışırlar. Onlar, bununla kendilerinin de iman ettiklerini belirtirler, öyle görünmeye gayret ederler.

“İman eden kimselerle karşılaştıkları zaman; ‘İman ettik’ derler, birbirleri ile toplandıkları zaman derler ki: ‘Size Allah’ın açtığı şeyleri onlara söylüyor musunuz? Rabb’iniz indinde onu delil olarak kullanacaklar, akletmiyor musunuz?” (Bakara, 76)

Müslümanların yanında, inandıklarını vurgulamaya çalışan dördüncü grup çıkarcı münafıklar dışında kalan münafıklar grubunun tümünün amacı, insanların, yüce Allah’a yönelmelerine engel olmak, kendi iman ettikleri demokratik dine uymalarını sağlamaktır. Dördüncü grup münafıklar ise, yalnızca kimi çıkarları için çalışırlar.

Münafıkların vasıfları

Münafıklar, İman etmeyen kimselerdir

Bozuk bir karaktere, şahsiyetsiz bir kişiliğe sahip olan münafıklar, insana onur ve şahsiyet kazandıran iman gibi bir yüceliğe hiçbir zaman ulaşamaz, imanla küfür arasında gidip gelirler, Tevhidi ilkelere Kur’ani esaslara kesinlikle iman etmezler.

“Doğrusu onlar, iman ettiler, sonra inkâr ettiler; sonra iman ettiler, sonra inkâr ettiler, inkârları arttı. Allah, onları bağışlamayacak ve onları yola iletmeyecektir. Münafıkları müjdele, şüphesiz onlar için acıklı bir azap vardır.” (Nisa, 137-138)

“Özür dilemeyin; andolsun siz, iman ettikten sonra inkâr ettiniz, eğer sizden bir kısmını affetsek bile günahkârlar olduklarından, onlardan bir kısmına azap edeceğiz.” (Tevbe, 66)

Münafıklar, gerçekten iman etmedikleri için Kur’ani hükümleri anlamazlar; kendilerine Kur’an okuduğunda, ayetlerin vermek istediği mesajdan kuşku duyarlar, yalancı oldukları için iman ettikleri iddiaları da gerçek değil yalandır.

“İnsanlardan kimi, ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; onlar, Mü’minlerden değildir. Allah’ı ve iman edenleri aldatmağa çalışırlar, kendilerinden başkasını aldatmazlar, şuurunda değiller.” (Bakara, 8-9)

Günümüzde, hemen her zaman insanın karşısına çıkacak tipler bulunmaktadır. Bunlar, İslâmi hiçbir hassasiyetleri bulunmadığı, hayatlarında İslâm’dan uzak bir yaşantı içerisinde bulundukları, gerçekte iman etmedikleri halde, Müslümanların yanına geldiklerinde, onlara bir işleri düştüğünde, Allah, Kitap, Rasul ifadeleri ile sözlerine başlarlar, hamd ve salavatlarla konuşmalarını sürdürürler. Amaçları, Müslümanları aldatıp onlardan çıkar sağlamaktır.

“Allah'a yemin ederler, sizi hoşnut etmek için; gerçekten iman etmiş olsalardı, Allah’ı ve Rasulü’nü hoşnut etmeleri daha doğrudur.” (Tevbe, 62)

“Size yemin ediyorlar onlardan hoşnut olmanız için ancak şayet siz onlardan hoşnut olsanız da şüphesiz Allah, fasık topluluktan razı olmaz.” (Tevbe, 96)

Münafıklar, öyle kimselerdir ki, kalplerinde küfür olduğu halde ağızları ile inandıklarını söylerler, ancak Müslümanlardan ayrıldıklarında yine küfür üzere hareket ederler.

“Size geldiklerinde ‘iman ettik’ derler, doğrusu küfürle girmişler ve onlar, şüphesiz onunla çıkmışlardır. Allah onların gizlemekte oldukları şeyleri en iyi bilendir.” (Maide, 61)

“Münafıklar sana geldiklerinde derler ki: ‘ Şehadet ederiz ki şüphesiz sen Allah’ın Rasulü’sün;’ Allah biliyor ki gerçekten sen, O’nun Rasulü’sün ve Allah münafıkların gerçekten yalancı olduklarına şahitlik eder.” (Münafikun, 1)

Münafıklar, Müslümanların söylediklerine anında itiraz etmezler, kafa göz sallayarak tasdik etmiş görünürler, ancak onlardan ayrılınca kendilerine söylenenin tersini yaparlar.

“’Başüstüne’ derler, ancak senin yanından çıkınca, onlardan bir taife, geceleyin senin o söylediklerinden başkasını kurar. Allah, geceleyin kurdukları şeyleri yazmaktadır, o halde onlardan yüzçevir ve Allah’a tevekkül et; Allah vekil olarak yeter.” (Nisa, 81)

Münafıklar, işleri düştüğü Mü’minleri, akıllarınca Müslüman olduklarına inandırıp aldatmaya çalışırlar, onları aldattıklarını zannederler, gerçekte ise kendilerini aldatmaktadırlar.

Münafıklar, Haktan uzaklaşırlar

Münafıklar, hiçbir zaman Kur’an’a iman etmez, Rasulullah (as)’ın örnekliğini kabul etmezler, Müslümanların arkasından dedikodu yapar, onları kötülemeye çalışırlar, yererler.

Münafıklar, Kur’an dışı hareket ederler, Tevhid’den, İslâm’dan söz edildiğinde sıkıntı duyar, nefesleri daralır, kendilerine Tevhidi esasları anlatan Müslümanlardan uzaklaşırlar, ancak bir işleri düştüğünde yine Müslümanların yanına gelirler.

“Onlara: ‘Allah’ın indirdiği şeylere ve Rasul’e gelin!’ denildiğinde münafıkların, senden uzaklaştıkça uzaklaştıklarını görürsün. Bak nasıl da ellerinin öne sürdüğünden dolayı bir musibet onlara isabet ettiğinde hemen sana gelerek: ‘Doğrusu biz istiyorduk ki sadece iyilik edelim ve anlaşma sağlayalım.’ diye Allah’a yemin ediyorlar.

İşte onlar, Allah’ın onların kalplerinde olanı bildiği kimselerdir, onlardan yüzçevir ve onlara öğüt ver ve onların nefislerine etkili söz söyle!” (Nisa, 61-63)

“Bu, doğrusu onların, Allah’ın indirdiği şeyleri hoş görmeyen kimselere: ‘Bazı işlerde size itaat edeceğiz’ demeleridir; Allah, onların gizlediklerini biliyor.” (Muhammed, 26)

Münafıklar, işlerine gelmeyen konularda Müslümanlardan uzaklaşıp müşrik, kâfir ve fasıklara giderler, işlerine gelen konularda Müslümanların yanına gelirler.

Münafıklar, İman edenlere hakaret ederler, onları sevmezler

Münafıklar, Müslümanları hiçbir zaman sevmezler, her vesile ile onlara hakaret eder, onları hakir görürler.

“Onlara, ‘İnsanların iman ettikleri gibi iman edin’ denildiği zaman, derler ki: ‘Aptalların iman ettiği gibi iman eder miyiz!’ İyi bilin ki, şüphesiz onlar, gerçek aptallar onlardır, velakin bilmiyorlar.” (Bakara, 13)

Günümüzde insanları Tevhidi esaslara davet eden Müslümanlara söylenen sözler de, tıpkı ayette belirtildiği gibidir. İnsanlar Müslümanlara: ‘Sizler, aşırı giden aptallarsınız, başınızı belaya sokacaksınız, biz sizin gibi olmayız.’ derler.

Yüce Allah (cc), her konuda Müslümanların aleyhinde konuşarak onları çekiştirip kınayan münafıkların, Müslümanlara karşı nasıl kin ve düşmanlık beslediklerini, onları sevmediklerini bildirerek Müslümanları, münafıklara karşı dikkatli olmaları konusunda uyarır.

“İşte, siz öylesiniz, onları seversiniz, onlar sizi sevmezler; siz Kitabın hepsine iman edersiniz, onlar, sizinle karşılaştıkları zaman ‘İman ettik’ derler; yalnız oldukları zaman size karşı öfkeden parmak uçlarını ısırırlar; de ki: ‘Öfkenizden ölün!’ Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü bilendir.

Şayet size bir iyilik dokunsa, onları tasalandırır ve şayet size bir kötülük isabet ederse ona sevinirler; eğer sabreder, korunursanız, onların tuzak kurdukları şey size zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıkları şeyleri kuşatmıştır.” (Al-i İmran, 119-120)

Müslümanlara karşı kin ve nefret duyguları içerisinde bulunan münafıklar, onların sıkıntı çekmelerine sevinirler, insanları, onların aleyhine kışkırtırlar.

“Onlar o kimselerdir ki: ‘Allah’ın Rasulü yanındaki kimselere infak etmeyin ta ki dağılıp gitsinler’ diyorlar; göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır, velakin münafıklar anlamazlar.” (Münafikun, 7)

Münafıklar, her zaman Müslümanların başlarına kötü olayların gelmesini temenni ederler, ancak yüce Allah (cc), onların temenni ettikleri kötülükleri kendi başlarına verecektir.

“Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azap etsin ve Mü’min erkekleri ve Mü’min kadınların tevbelerini kabul etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Ahzab, 73)

Münafıklar, dost edinilmezler

Yüce Allah (cc), Müslümanların başlarına bir kötülüğün gelmesi durumunda sevinen münafıkların, kesinlikle dost edinilmemesini, onların, Müslümanların aleyhinde olduklarını ve her zaman onlara zarar vermek için fırsat kolladıklarını bildirir.

“Ey iman edenler, kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin, onlar size zarar vermeye çalışırlar, size sıkıntı verecek şeyleri severler. Doğrusu, onların ağızlarında kin taşmaktadır, göğüslerinde gizledikleri şeyler daha büyüktür; şayet aklediyorsanız, elbette sizin için ayetleri açıkladık.” (Al-i İmran, 118)

İkiyüzlülüğü bozuk bir karakter haline getiren münafıklar, sözden anlamayan ve iman etmeyecek olan kimselerdir. Bu nedenle Müslümanlar, hiçbir şekilde münafıkları savunmamalı, onlar yüzünden Mü’min kardeşleri ile tartışmamalıdırlar. Birçok Müslüman bilmeden münafıkları savunur, yüce Allah (cc), bu konuda Müslümanları uyarmaktadır.

“Şimdi size ne oldu da, münafıklar hakkında ikiye ayrıldınız; kazandıklarından dolayı Allah onları tersine döndürmüştür. Allah’ın dalalete düşürdüğünü gerçekten hidayete iletmek mi istiyorsunuz! Allah’ın dalalete düşürdüğü kimseye artık ona bir yol bulamazsınız!” (Nisa, 88)

Bazı Müslümanlar, münafıkların giyim kuşamlarına, riyakârca sözlerine aldanır, onları iman etmiş zannederler. Bu nedenle münafıkları çok iyi tanıyan ve kendilerini münafıklar konusunda uyaran kardeşleri ile tartışır, münafıkları korumaya çalışırlar. Yüce Allah (cc), bu Müslümanları uyararak münafıklara aldanmamalarını istemektedir.

“Onları gördüğün zaman bedenleri hoşuna gider, eğer konuşsalar sözlerini dinlersin, onlar, dayatılmış kütük gibidirler, her bağırtıyı kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları gebertsin, nasıl da döndürülüyorlar!” (Münafikun, 4)

Müslümanlar, kendileriyle konuşan, yazışan kişilerin sözlerine değil İslâmi ve ahlaki yaşantılarına bakmalıdırlar. İslâmi bir hayat sürmeyen, Tevhidi esasları gereği gibi kabul etmeyen kişilerin, Müslüman oldukları konusunda şahitlik yapmamalıdırlar.

İslâm’dan, Tevhid’den, Kur’an ve Sünnetten sloganik olarak söz edenlerin, gerçekte ne olduklarına bakılmalı, araştırılmalı, onları tanıyanlardan, o kişiler hakkında bilgi alınmalıdır. Aksi halde onlar hakkında şahitlik yapan hem yanılgıya düşerek insanları aldatır, hem de dünya ve ahirette sorumluluk altına girer.

Münafıklara itaat edilmez

Müslümanlar, akıllı ve feraset sahibi kimselerdir; bu nedenle Hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, dostu düşmandan, Müslümanı kâfir, müşrik ve münafıktan ayırt edebilecek bir anlayışa, derin bir ufka sahiptirler. Yüce Allah (cc), münafıkların özelliklerini vermiş, onların dost edinilmelerini istemiş, onlara itaat edilmesini yasaklamıştır.

“Ey Nebi, Allah’tan sakın, kâfirlere ve münafıklara itaat etme; şüphesiz Allah bilendir, hâkimdir.” (Ahzab, 1)

Özellikle siyasi arenada hüküm süren, devleti yöneten münafıklar, inanan insanları kendilerine itaat ettirme çabaları sonuçsuz kaldığında Müslümanlara baskı yaparlar. Yüce Allah (cc), onlardan korkulmamasını ve onlara itaat edilmemesini bildirmektedir.

“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme; onların eziyetlerine aldırma, Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab, 48)

Ellerindeki gücü kullanıp Müslümanları her türlü sıkıntıya sokmaya çalışan münafık yöneticiler ve onların paralelinde hareket bel’amlara Müslümanlar, hiçbir şekilde ve hiçbir nedenle itaat etmemelidirler.

Münafıklarla oturup sohbet edilmez

Münafıklar, kâfirlerle birlik olup yüce Allah’ın ayetleri ile de alay ederler. Bu nedenle Müslümanlar, kâfir ve münafıkların bulundukları böyle bir ortama girmemeli, şayet hataen girmişlerse ya onların, ayetleri hafife almalarını, İslâm aleyhinde konuşmalarını değiştirmeye çalışmalı ya da oradan uzaklaşmalıdırlar. Aksi halde onların küfürlerine ortak olacaklardır.

“Muhakkak ki O, size Kitap’ta indirmişti ki, eğer Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar, başka bir söze dalınca¬ya kadar onlarla beraber durmayın; o zaman siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, bütün münafık ve kâfirleri cehennemde toplayacaktır.” (Nisa, 140)

Münafıklara, neden İslâm aleyhinde konuştukları, ayetleri hafife aldıkları sorulsa, şakalaştıklarını, kötü bir niyetlerinin olmadığını söylerler.

“Şayet onlara sorsan elbette derler ki: ‘Gerçekten biz dalmıştık ve şakalaşıyorduk’ de ki: ‘Allah ile O'nun ayetleriyle ve O'nun Rasulü ile mi alay ediyordunuz?" (Tevbe, 65)

Günümüzde, tarihte olmadığı kadar aşağılık ve alçak bir şekilde yüce Allah (cc), O’nun ayetleri ve Rasulullah (as) ile alay eden münafıklar bulunmaktadır. Bu münafıklar, uydurma hadisleri inkâr adı altında Rasulullah (as)’ı inkâr ediyorlar. Müslümanlar, bu aşağılık ve kişilik yoksunu münafıklardan uzak durmalıdırlar.

Münafıklar, bozguncu kimselerdir

Münafıklar, bozguncu kimselerdir, İslâm toplumunun, Müslümanların huzurlu ve mutlu olmasını istemezler, sürekli olarak söz ve davranışları ile bozgunculuk yapar, ıslah etmezler.

“Onlara, ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın’ denildiği zaman, derler ki: ‘Doğrusu biz, ancak ıslah edicileriz’ İyi bilin ki şüphesiz onlar, gerçek bozguncular onlardır, velakin şuurunda değiller.” (Bakara, 11-12)

Beşeri şirk ve küfür sistemleri, tam münafıkların hâkim olduğu sistemlerdir. Bunlar, “İnsanlar arasında düzeni sağlıyoruz” derler, ancak yalan söylerler, gerçekte ise bozgunculuk yapar, İslâmi ve ahlaki değerleri bozar, ahlaksız ve dinsiz bir nesil ortaya çıkarırlar.

Günümüzde meydana gelen her türlü ahlaksızlık, hırsızlık ve soygunun, fitne ve fesadın tek müsebbibi, hiç kuşkusuzdur ki, demokrasi adı altında hüküm süren beşeri tağuti sistemdir.

“Dönüp gittiği zaman yeryüzünde fesat çıkarmaya, orada ekin/kültür ve nesli helak etmeğe çalışır; Allah da fesadı sevmez.” (Bakara, 205)

Tağuti sistem, kurulduğu günden başlayarak öncelikle insanların inançlarına, kültürel değerlerine saldırmış, uyguladığı eğitim sistemi ile ahlaksız, bozuk bir nesil ortaya çıkarmıştır.

Münafıklar, kâfirleri dost edinirler

Münafıklar, hiçbir zaman Müslümanları sevmez, onları dost edinmezler, Müslümanları bırakıp kâfirleri dost edinirler, onlarla beraber bulunurlar.

“Onlar Mü’minleri bırakıp kâfirleri dostlar ediniyorlar, izzeti onların yanında mı arıyorlar! Şüphesiz bütün izzet Allah’ındır.” (Nisa, 139)

“Onlardan çoğunun, kâfirleri dost edindiklerini görürsün, nefislerinin kendileri için hazırladığı şey ne kötüdür, Allah onlara gazap etmiş ve azap içinde ebedi kalacaklardır. Eğer Allah'a, Nebi’ye ve ona indirilene inanmış olsalardı, onları dostlar edinmezlerdi, lakin onlardan çoğu fasıktır.” (Maide, 80-81)

Gerçekten iman etmedikleri, çıkarları gereği iman etmiş göründükleri için münafıklar, asıl itibarı ile müşrik ve kâfirdirler. Bu nedenle de müşrik ve kâfirleri daha çok sever ve onlarla beraber bulunmaktan hoşlanırlar. Yüce Allah (cc), Müslümanları uyararak, münafıklara karşı dikkatli olmalarını istemiş, aksi halde sıkıntıya düşeceklerini bildirmiştir.

“Ey iman edenler, Mü’minleri bırakıp kâfirleri dostlar edinmeyin! Allah'a, aleyhinizde açık bir delil vermek mi istiyorsunuz!” (Nisa, 144)

Münafıklar, toplumda hep fitne üretirler

Münafıklar, fitne çıkarmayı meslek haline getirmişlerdir; bu nedenle Müslümanları tahrik eder, kötüler ve akıllarınca sapıtmışlıkla itham ederler.

“O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler dediler ki: ‘Bunları dinleri aldatmış,’ kim Allah'a tevekkül ederse şüphesiz Allah, üstündür, hâkimdir.” (Enfal, 49)

Münafıklık, bozuk bir karakter, nifak da kötü meslekleri olunca tüm münafıklar, her dönemde aynıdırlar. Müslümanları, dinlerinde aldanmakla suçlama günümüzde de aynen devam etmekte, Müslümanları, aşırılıkla ve dinde haddi aşmakla itham etmektedirler.

Münafıklar, Müslümanların Allah yolundaki mücadele ve cihatlarını dillerine dolarlar, kâfirleri gözlerinde büyütürler, mücadele eden ve savaşa giden Müslümanların, kâfirlerle baş edemeyeceklerini düşünür, Müslümanların boşuna çalıştıklarını, boş yere öleceklerini iddia ederek onları mücadele etmekten ve savaşmaktan soğutmaya çalışırlar.

“Ey iman edenler, inkâr eden kimseler (gibi) olmayın; yeryüzünde yolculuğa çıkan ya da gazvede olan kardeşleri için dediler ki: ‘Eğer yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi.’ Allah bunu, onların kalplerinde bir keder yapar; yaşatan ve öldüren Allah’tır. Allah, yaptığınız şeyleri görmektedir.” (Al-i İmran, 156)

Münafıklar, yalnızca Müslümanları değil, günümüzde olduğu üzere, Allah ve Rasulü’ne de dil uzatırlar, yüce Allah’ın onlara verdiğini inkâr eder, vadettiği şeylere inanmazlar.

“O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler dediler ki: ‘Allah ve Rasulü bize bir vaatte bulunmadı, ancak aldattılar.” (Ahzab, 12)

Yüce Allah’ın indirdiği esaslardan insanları kuşkulandırmaya çalışan münafıklar, kendilerinin üstün olduklarını iddia ederek Müslümanlara karşı cephe oluşturmak için insanları kışkırtırlar. Ancak her zaman rezil olacak olanlar da ancak kendileri olmuştur, olacaklardır.

“Dediler ki: ‘Andolsun Medine’ye dönersek, izzetli olanlar, zelil olanı oradan çıkaracaktır; izzet, Allah’a, O’nun Rasulü’ne ve Mü’minlere aittir, lakin münafıklar bilmezler.” (Münafikun, 8)

Münafıklara karşı sert olmak

Sürekli Müslümanların aleyhinde olan, insanları yüce Allah’ın indirdiklerine karşı kuşkuya düşürmeye çalışan, yüce Allah’ı, Kur’an’ı, Rasulullah (as)’ı ve Müslümanları dillerine dolayan münafıklara karşı Müslümanlar, daima sert davranmalı, onlara yüzvermemelidirler.

“Ey Nebi! Kâfirler ve münafıklarla cihad et, onlara karşı sert davran, onların varacağı yer cehennemdir, ne kötü varılacak yerdir!” (Tahrim, 9)

İhanet eden münafıklar öldürülür

İslâm toplumu arasında fitne çıkaran, insanları birbirlerine karşı düşmanlık duygularına sevk eden, Allah ve Rasulü hakkında yalan uydurup iftira eden münafıklar, “Fitne katilden beterdir” (Bakara, 191) hükmünce bu fiili işledikleri zaman İslâm Devletinde öldürülürler.

“Arzu ettiler ki, kendileri inkâr ettiği gibi, keşke siz de inkâr etseniz de onlarla eşit olsanız; o halde Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin, eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, nerede bulursanız öldürün ve onlardan dost ve yardımcı edinmeyin!” (Nisa, 89)

“Başkalarını da bulacaksınız ki, gerçekten sizden ve kendi kavimlerinden emin olmak isterler; her ne zaman fitneye döndürülseler, ona tersine dönerler. Artık şayet sizden uzak durmaz ve barışı size bırakmazlar ve ellerini (sizden) çekmezlerse, o halde onları yakalayın ve nerede karşılaşırsanız öldürün! İşte size, onlar üzerine sizi apaçık bir şekilde yetkili kıldık.” (Nisa, 91)

“Andolsun, şayet münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde dedikodu yapanlar vazgeçmezlerse, gerçekten seni onlara musallat ederiz, sonra orada senin yanında pek az dışında kalamazlar; lanetlenmiş kimseler olarak nerede karşılaşırsanız yakalanıp öldürdükçe öldürün.” (Ahzab, 60-61)

Münafıklar, çıkarlarına göre hareket ederler

Münafıklar, ilkesiz ve gayesiz olduklarından yüce Allah’ın rızasını talep edecek İslâmi hiçbir hassasiyetleri yoktur; tek gayeleri çıkarlarıdır. Çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapar, çıkarları uğruna şekilden şekle girer, rahatça düşünce ve din değiştirirler.

“Onlar sizi gözetliyorlar, şayet Allah'tan bir fetih (nasip) olursa, derler ki: ‘Sizinle beraber değil miydik?’ ve şayet kâfirlere bir pay olursa, (onlara) derler ki: ‘Size destek verip sizin için Mü’minlere engel olmadık mı?’ Artık Allah, sizin aranızda kıyamet gününde hükmedecek ve Mü’minler aleyhine kâfirlere asla yol vermeyecektir.” (Nisa, 141)

“İnsanlardan kimi derler ki: ‘Allah’a iman ettik’ fakat Allah uğrunda eziyet edildiği zaman insanların fitnesini Allah’ın azabı gibi tutar, gerçekten Rabb’inden bir yardım gelse, andolsun derler ki: ‘Biz elbette sizlerle beraberdik’. Allah, âlemlerin göğüslerinde olanı daha iyi bilen değil midir! Elbette Allah, iman edenleri bilir ve elbette münafıkları da bilir.” (Ankebut, 10-11)

“Göçebe Araplardan geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: ‘Mallarımız ve ailelerimiz bizi oyaladı, bu yüzden bizim için mağfiret dile. ‘Onlar, dilleriyle kalplerinde olmayan şeyi söylüyorlar. De ki: ‘Size bir şeyle zarar vermek istese yahut size bir yarar vermeyi dilese Allah’a karşı şimdi kim engel olabilir? Bilakis Allah yapmakta olduğunuz şeyleri haber alandır.” (Fetih, 11)

Münafıklar, sözlerinde durmazlar

Münafıklar, iman ile küfür arasında gelgit yapan, Müslümanlarla olduğu gibi diğer tüm inkârcı gruplarla da iletişim içerisinde bulunan, çıkarları gereği her tarafa rahatlıkla dönebilen ikiyüzlü seviyesiz kimselerdir.

“Bu arada yalpalayıp dururlar, ne bunlara, ne de onlara; Allah’ın saptırttığı kimseye artık ona bir yol bulamazsın!” (Nisa, 143)

“Göçebe Araplar, küfür ve nifakta daha şiddetlidirler ve şüphesiz Allah’ın Rasulü’ne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamağa daha yatkındırlar, Allah bilendir, hâkimdir.” (Tevbe, 97)

Münafıklar, sözlerinde durmadıkları, ikiyüzlülüğü bozuk bir karakter haline getirdikleri, insanlara yalan söyledikleri gibi yüce Allah’a da yalan söylemekten çekinmezler.

“Onlardan kimi söz verdi ki: ‘Andolsun şayet Allah, lütfundan bize verirse elbette sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız;’ ne zaman ki lütfundan onlara verdi, O'na cimrilik ettiler ve yüzçevirdiler, onlar, dönek kimselerdir. O’na verdikleri sözden ayrılmaları ve yalan söylemiş olmaları nedeniyle Allah, O’na kavuşacakları güne kadar onların kalplerine böylece nifak sokmuştur.” (Tevbe, 75-77)

Münafıkların, kalplerinde hastalık vardır

Münafıklar, dürüst kişiler olmadıklarından ne şahsiyetli bir Müslüman olmaktadırlar ne de diğer inkârcılar gibi küfürlerinde sadıktırlar. Onların kalplerinde bir hastalık vardır, bu nedenle hep kuşku içerisinde yaşarlar.

“Onların kalplerinde hastalık vardır, bu sebeple Allah, hastalıklarını artırmıştır, yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acıklı bir azap vardır.” (Bakara, 10)

“İman eden kimseler dediler ki: ‘Bir sure indirilmiş olsaydı’ fakat o zaman hükmü açık bir sure indirilip onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık bulunanların sana ölümün kendisini bürüdüğü kimsenin bakışı gibi baktıklarını görürsün; artık onlar için evladır.” (Muhammed, 20)

Münafıklar, korkaktırlar

Sağlam bir karaktere, şahsiyetli bir kişiliğe sahip olmayan ilkesiz kimseler, her zaman korku ve kuşku içerisinde yaşarlar. Münafıklar, işte böyle kimselerdir; bu nedenle herkese iyi görünmeye ve herkesin yanında yer edinmeye çalışırlar.

“Onların göğüslerindeki korkunuz, Allah'tan daha şiddetlidir; böyledir, şüphesiz onlar anlamaz bir topluluktur.” (Haşr, 13)

“Gerçekten sizden olduklarına Allah'a yemin ediyorlar, oysa onlar sizden değiller, lakin onlar, korkak bir topluluktur.” (Tevbe, 56)

Korkak ve şahsiyetsiz oldukları için, kimi, hangi grubu güçlü görürlerse onların yanında bulunmaya, onlara hoş görünmeye çalışan, kişiliksiz bir hayat süren münafıkların en büyük korkuları, deşifre olmaları, Müslümanların, onların, Kur’an’daki vasıflarını bilmeleridir.

“Münafıklar, kalplerinde olanı onlara haber verecek kendileri hakkında bir sürenin indirileceğinden endişe ederler; de ki; ‘Siz alay edin, şüphesiz Allah endişe ettiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.” (Tevbe, 64)

Münafıklar, savaş benzeri mücadelelerden çok korkarlar, bu nedenle en küçük bir kargaşada kaçacak delik ararlar, kendilerini saklarlar.

“Şayet sığınacak bir yer yahut mağaralar ya da girecekleri bir delik bulsalardı, elbette ona dönerlerdi ve onlar, inatçı azgınlardır.” (Tevbe, 57)

“Şimdi kalplerinde hastalık bulunan kimselerin, onların arasına koşup: ‘Bize bir felâketin isabet etmesinden korkuyoruz’ dediklerini görürsün. Artık Allah bir fetih yahut kendi katından bir emir getirir de böylece açığa çıkarlar, nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar.” (Maide, 52)

Münafıklar, sapıktırlar

Hayatlarını, korku ve endişeler üzerine bina eden münafıklar, dünya ve ahirette yüce Allah’ın rızasına ve manevi hiçbir şeye sahip olmayan sapıklardır. Onlar, dünyada hidayet karşılığında sapıklığı satın aldıkları için ahirette yaptıkları her şey boşa gidecektir.

“İşte onlar, hidayet karşılığında dalaleti satın alan kimselerdir; bu yüzden ticaretleri kâr etmedi ve hidayet bulmuş kimseler de değillerdir.” (Bakara, 16)

“Onlar, yeminlerini kalkan edindiler böylece Allah yolundan alıkoydular, şüphesiz onların yapmış oldukları şey kötüdür! Bu, şüphesiz onların, iman edip sonra inkâr etmeleridir, bu yüzden kalplerinin üzeri mühürlendi, artık onlar anlamazlar.” (Münafikun, 2-3)

Münafıklar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler

Münafıklar, kendilerine gelen vahyi duymayacak kadar sağır, Hakkı ifade edemeyecek kadar dilsiz, gerçekleri görmeyecek kadar kördürler. Çünkü yaptıkları ikiyüzlülükleri, ektikleri fitneleri ve iman etmemekte direnmeleri nedeniyle yüce Allah (cc), onların kalplerini ve kulaklarını kapatmış gözlerini de kör etmiştir.

“Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözleri üzerini örtmüştür; onlar için büyük bir azap vardır.” (Bakara, 7)

“Onların misali, ateş yakan kişinin misali gibidir; ne zamanki o çevresini aydınlattı, Allah onların nurunu giderdi ve karanlıklar içinde onları bıraktı, (artık) göremezler. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden onlar dönmezler.” (Bakara, 17-18)

Münafıklar, haram yerler

Günümüzde birçok örneği görüldüğü üzere münafıklar, yüce Allah’a gereğince ya da hiç iman etmedikleri, İslâmi hiçbir hassasiyet taşımadıkları için helal haram gözetmezler, onun bunun hakkını yerler, çalıp çırpar, emanete ihanet eder, yolsuzluk ve hırsızlıkta sınır tanımazlar.

“Onların çoğunu günah ve düşmanlıkta yarıştıklarını görürsün ve onlar haram yerler; yapmış oldukları şey gerçekten kötüdür!” (Maide, 62)

Münafıklar, helal haram demeden, elde ettikleri malları ile övünüp böbürlenirler. Yüce Allah (cc), Müslümanların, münafıkların mallarına imrenmemelerini istemekte, onların malları ile kendilerine azap edeceğini bildirmektedir.

“Öyleyse onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; muhakkak ki Allah, onunla onlara dünya hayatında azap etmeyi ve kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.” (Tevbe, 55)

Münafıklar, yalancıdırlar

Hayatlarını yalan üzerine bina eden münafıklar, hiçbir konuda güvenilir değildirler. Onlar, Allah yolunda mücadele etmez, çeşitli yalanlar uydurarak mücadeleden kaçarlar.

“Ve o zaman onlardan bir grup demişti ki: ‘Ey Yesrib (Medine) halkı, sizin için duracak yer yok, artık dönün!’ Onlardan bir fırka da, Nebi’den izin istiyordu, diyorlardı ki: ‘Gerçekten evlerimiz kusurludur (sağlam değil)’ o kusurlu değildi, doğrusu sadece kaçmak istiyorlardı.” (Ahzab, 13)

“Ve münafıklık yapan kimseleri belli etsin (diye) onlara: ‘Gelin, Allah yolunda savaşın ya da müdafaa edin’ denildiğinde dediler ki: ‘Şayet savaşmayı bilseydik size tabi olurduk.’ Onlar, o gün küfre, imandan yakın idiler; kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, gizledikleri şeyi en iyi bilendir.” (Al-i İmran, 167)

Münafıklara, dua edilmez

Tevhidi esasları kabul etmeyen, Kur’an’dan yüzçeviren münafıklar, Haktan sapan fasıklardır. Bu nedenle Müslümanlar, münafık kimseler için hiçbir şekilde dua etmemeli, mağfiret dilememelidirler.

“Onlara: ‘Gelin, Allah’ın Rasulü sizin için mağfiret dilesin’ denildiği zaman onların başlarını büküp uzaklaştıklarını görürsün ve onlar, büyüklük taslarlar. Onlar için mağfiret dilesen de, mağfiret dilemesen de onlar için aynıdır, Allah onları bağışlamayacaktır; şüphesiz Allah, fasıklar toplumunu hidayete iletmez.” (Münafikun, 5-6)

“Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir; kötülüğü emrederler, iyilikten men eder ve ellerini sıkı tutarlar, Allah’ı unuttular, böylece o da onları unuttu; şüphesiz münafıklar, fasıklar onlardır.” (Tevbe, 67)

Münafıklar, zalimdirler

Münafıklar, gereği gibi iman etmedikleri, insanlar arasına fitne sokup onları huzursuz ettikleri, yüce Allah’a, Rasulullah (as)’a ve Müslümanlara güvenmedikleri ve kendi nefislerine kötülük yaptıkları için zalimdirler. Kalpleri, imana karşı kapalı olan münafıklar, tüm zalimler gibi ebedi olarak acı bir azaba gireceklerdir.

“Kalplerinde mi hastalık var yoksa şüphe mi ettiler yahut Allah ve Rasulü’nün onlara haksızlık yapacağından mı korkuyorlar; aksine işte zalimler onlardır.” (Nur, 50)

“Şeytanın attığı şeyi, kalplerinde hastalık olan kimseler ve kalpleri katılaşanlar için bir imtihan yapsın; zalimler, uzak bir ayrılık içindedirler.” (Hac, 53)

Münafıklar, kuşku içinde yaşarlar

Kur’an’ı anlamayan, ondaki hükümleri kavramayan ve Tevhidi anlamda iman etmeyen münafıklar, günümüzde olduğu gibi sürekli olarak ayetler üzerine tartışır, apaçık olan Kur’an’ı, dillerini eğip bükerek ayetleri anlaşılmaz bir hale sokmaya çalışırlar.

“O, sana Kitabı indirdi; onun bazı ayetleri muhkemdir, onlar Kitabın anasıdır, diğerleri de müteşabihdir. Ancak kalplerinde sapma olanlar, fitne çıkarmak ve kendilerince yorumlamak için onun Müteşabih olanlarına tabi olurlar, onun tevilini Allah’tan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: ‘Ona iman ettik, hepsi Rabb’imiz katındandır’ derler, akıl sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.” (Al-i İmran, 7)

Özellikle günümüzde birçok örneğine rastlandığı üzere kimi münafıklar, sayısal olarak, kimileri ebcet hesabıyla, kimileri de başka hesaplarla ayetleri çarpıtmaktadırlar. Yüce Allah’ın ne dediği apaçık bir şekilde ortada iken münafıklar, kendilerine göre tevil yaparak, “Allah, bununla ne demek istedi?” kabilinden mantık yürütüyorlar. İşte bunlar, kuşku içerisinde yaşayan münafıkların ta kendileridirler.

“Ateşe refakat edenleri, meleklerden başka yapmadık ve onların sayısını da kâfir kimseler için imtihandan başka yapmadık ki, Kitap verilmiş olanlar yakinen inansın ve iman edenlerin de imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve Mü’minler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: ‘Allah, bu misalle ne diledi?’ desinler. İşte böyle Allah, dilediği kimseyi saptırır, dilediği kimseyi hidayete erdirir. Rabb’inin ordularını O’ndan başkası bilemez; O, insanlar için bir öğütten başka değildir.” (Müddessir, 31)

Münafıkların, yaptıkları salih amelleri boşa gider

Münafıklar, iman etmedikleri için Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle bir amel de işlemezler, yaptıklarını ya gösteriş için ya da istemeyerek yaparlar. Bu nedenle yaptıkları her şey boşa çıkmıştır.

“İnfak ettiklerinin kabul edilmesine engel olan ancak onların, Allah’ı ve Rasulü’nü inkâr etmeleri ve namaza tembel tembel gelmeleri ve istekleri dışında sadaka vermeleridir.” (Tevbe, 54)

“Şüphesiz münafıklar, Allah’ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onları aldatır; namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az düşünürler. Bu arada yalpalayıp dururlar, ne bunlara, ne de onlara; Allah’ın saptırttığı kimseye artık ona bir yol bulamazsın!” (Nisa, 142-143)

Münafıklara, Ahiret gününde ancak azap vardır

Dünya hayatlarında yüce Allah’ı razı etmek için çalışmadıkları, isteyerek salih amel işlemedikleri, sürekli iman ile küfür arasında mekik dokudukları için münafıklara ahirette ancak ebedi bir azap vardır.

“İşte bugün sizden ve inkâr eden kimselerden fidye alınmaz; barınağınız ateştir, sizin koruyucunuz odur, ne kötü varılacak yerdir orası!” (Hadid, 15)

Münafıklar, kıyamet günü azap içerisinde Mü’minlerin nurundan yararlanmak isteyecekler, ancak onlar, ondan mahrum kalacaklardır; çünkü dünya hayatlarında bu nuru kazanmak için hiçbir şey yapmamışlardı.

“O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, Mü’min kimselere derler ki: ‘Bize bakın sizin nurunuzdan alalım’ Onlara: ‘Arkanıza dönün de nur arayın’ denilir, nihayet aralarına kapısı olan bir sur çekilir, onun içinde rahmet vardır, dış yönünde de azap!” (Hadid, 13)

Onlara seslenirler: ‘Biz de sizinle beraber değil miydik?’ (Mü'minler) derler ki: ‘Evet lakin siz kendinizi fitneye düşürdünüz, gözetlediniz ve şüpheye düştünüz, Allah'ın emri gelinceye kadar temenniler sizi aldattı ve o aldatıcı sizi Allah ile aldattı.” (Hadid, 14)

“Ki Allah sadıkları, sadakatlarıyla mükâfatlandırsın, münafıklara da şayet dilerse azap edecek yahut onlardan tevbelerini kabul edecek; elbette Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Ahzab, 24)

Münafıkların azabı, tüm kâfirlerinden daha fazladır, onlara lanet edilmiştir

Yüce Allah (cc), münafıkların, bütün inkârcı, müşrik, fasık ve mürtet kâfirlerden daha şahsiyetsiz ve haysiyetsiz olduklarını bildiği için onların, azabını tüm kâfirlerden daha çok vermekte, onları lanetlemekte, onların, ateşin en alt tabakasında bulunacaklarını bildirmektedir.

“Allah hakkında kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara; müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara da azap etsin, kötülük dönerek onlara gelsin. Allah, onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır; ne kötü varış yeridir!” (Fetih, 6)

Münafıklar, ateistler, müşrikler, fasık ve mürtetler gibi tek yönlü bir inkârcı değildirler. Onlar, tüm inkârcıların sıfatlarını üzerlerinde toplamış kimselerdir. Bu nedenle yüce Allah (cc), onların, cehennemde tüm kâfirlerin en alt katında olacaklarını bildirmektedir.

“Şüphesiz münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar, asla onlar için bir yardımcı bulamazsın.” (Nisa, 145)

“Çevrenizdeki göçebe Araplardan münafıklar vardır ve Medine halkından nifakta küstahça davranan vardır, sen onları bilmezsin, Biz, onları biliriz; yakında onlara iki kere azap edeceğiz, sonra onlar, büyük azaba döndürüleceklerdir.” (Tevbe, 101)

“Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere orada ebedi kalacakları cehennem ateşini vadetmiştir; o, onlara yeter. Allah, onları lanetlemiştir, onlar için sürekli bir azap vardır.” (Tevbe, 68)

Akleden bir kimse, hem dünya hayatında kişilik sahibi olmak, hem de ahirette ebedi saadete ermek için münafıklık alameti olan fitne ve fücurdan kaçınarak Rabb’ine gereğince iman eder, onurlu bir hayat sürer. Bundan ötesi zaten hüsrandır.

 

Kurani Mücahede: 2017-12-04

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir