Press ESC to close

Müslüman Kavrami

Müslüman Kavramı ve bu kavrama yüklenen anlam üzerine

Kur’an, iman, itikat, ibadet, muamelat gibi konuları; küfür, şirk ve nifak gibi kavramları ve bu kavramlar doğrultusunda hareket edenlerin sıfatlarını net olarak açıklamış ve iman edenlerden, bunlara olduğu gibi iman edilmesini istemiştir.

Kur’an, insanları bakış açılarına, tavır ve tutumlarına göre mü’min, Müslüman, muttaki, salih, müşrik, münafık, fasık, mürted, kâfir, tağut, zalim ve belam olarak çeşitli vasıflarla sıfatlandırmış, bunlara, sıfatlarına göre yaptırımlar öngörmüş ve nihayet Kıyamet günü karşılaşacakları ve kazanacakları ceza ve mükâfatları bildirmiştir.

Yüce Allah’a iman eden, O’ndan başka İlah, Rab ve Melik kabul etmeyen kişilere yüce Allah (cc), mü’min sıfatını vermiştir. Bu nedenle yüce Allah’ın, yegâne hüküm koyucu İlah; kullarına rızık verici Rab, hüküm koyucu Melik olduğuna güvenerek samimiyetle ve kuşkuya kapılmadan iman eden kimseye mü’min denir.

Hayatlarını, Rabb’inin bildirdiği ve gönülden iman ettikleri Kur’ani hükümlere göre, hiçbir sıkıntı ve kuşku duymadan düzenleyen, bu hükümler doğrultusunda hareket eden kimselere de Müslüman denilmektedir.

Müslüman Kimdir, Kime Müslüman Denir?

Müslüman kavramını tanımlamak için öncelikle İslâm sözcüğünün anlamının bilinmesi gerekir. İslâm sözcüğü, Arapça “S-l-m- kökünden türemiş, “barış, esenlik” anlamlarına gelmektedir. Müslüman da, barışı isteyen, barış ve esenlik taraftarı olan ve bunu hayatında uygulayan kimsedir.

Lugat anlamında teslim olan, itiraz etmeden söylenenleri yapan, bağlanan anlamlarına gelen Müslüman kavramının ıstılahi anlamı, yüce Allah’ın indirdiği din olan İslâm’a teslim olan, şirk koşmadan İslâm’ın emrettiği hükümleri, hiçbir sıkıntı duymadan, gönülden gelen bir istekle yapan demektir.

Barış isteyen bir kimseye müslüman denilebileceği gibi, baskı ya da başka nedenlerle teslim olan kimseye de müslüman denilmektedir. Nitekim İslâm ordularına teslim olan Bedevi Araplar, Rasulullah (as)’a gelip iman ettiklerini söylediklerinde yüce Allah (cc), onların iman etmediklerini, ancak teslim olduklarını böyle (Eslemna) demelerini bildirmiştir.

“Göçebe Araplar: ‘İnandık’ dediler; de ki: ‘İnanmadınız, fakat 'Teslim olduk' deyin; henüz iman kalblerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Elçisine itaat ederseniz (Allah), yaptığınız güzel işlerden hiçbirinin sevâbını size eksik vermez; Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (hucurat, 14)

Bu kavramı, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde çarpıtan bazı kimseler, Bedevi Arapların, Müslüman oldukları, ancak mü’min olmadıkları gibi Kur’an ile taban tabana zıt bir iddiayı ileri sürmektedirler. Bu mantıktan hareket eden bu kimseler, herkesin Müslüman olabileceğini ancak mü’min olamayacağını ileri sürmektedirler. Kendi hevalarından uydurdukları bu iddialarının, Kur’ani hiçbir delili yoktur.

Kur’an Müslüman ve Mü’minin kimler olduklarını açık bir şekilde bildirmiş ve Müslüman ile mü’minin, bir camın iki tarafı gibi ayrılmaz bir bütün olduklarını, bunlar da yüce Allah’ın hükümlerine teslim olan kimseler olduklarını bildirmiştir. Bu anlamda Müslüman, Uluhiyet ve Rububiyetin yüce Allah’a ait olduğuna iman edip (mü’min) O’na eş koşmadan, O’nun indirdiği hükümlere teslim olan kimsedir.

“De ki: ‘Gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen fakat kendisi beslenmeyen Allah'tan başka dost mu tutayım; bana, İslâm olanların ilki olmam emrerdildi’ de ve sakın ortak koşanlardan olma! De ki: ‘Eğer Rabbime isyân edersem, büyük bir günün azabından korkarım!" (En’am, 14-15)

Müslüman, hayatının tüm alanlarında, sosyal, siyasal, ticari, hukuki ilişkilerini ve adab-ı muaşeret kurallarını, kendi nefsiyle ve diğer nefislerle olan ilişkilerini ve Rabb’ine karşı kulluk görev ve sorumluluklarını, iman ettiği Kur’ani esaslar doğrultusunda düzenleyen kimsedir.

Kur'an, diğer bütün kavram, tanımlama ve sıfatlar gibi, Müslüman sıfatının da ne olduğunu açıklamış, kimlerin bu sıfatı alabileceklerini açık bir şekilde ortaya koymuş ve ancak bu sıfatın gereklerine uyanların ve tanımlanan vasıfları üzerlerinde bulunduranların Müslüman olduklarını bildirmiştir.

“Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 33)

“De ki: ‘Ey Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin, yalnız Allah'a tapalım, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; birbirimizi Allah'tan başka ilahlar edinmeyelim’ Eğer yüz çevirirlerse; ‘Şâhid olun, biz Müslümanlarız!’ deyin.” (Al-i İmran, 64)

Kur’an, Müslüman sıfatını alanların, insanları yüce Allah’ın birliğine davet eden, salih amel işleyen, yalnızca yüce Allah’a kulluk eden ve O’na hiçbir şeyi eş koşmayan kimseler olduklarını bildirmiştir.

Müslüman sıfatını alabilmek için, yukarıdaki ayetlerde belirtilen hususların yapılması gerekir. Ancak bu durumda bir kimse, Müslüman olabilir ve ancak böyle olanların Müslüman olduklarına şahitlik edilebilir. Hz. İsa (as)’a, iman edip yardımcı olan Havariler, Müslüman olduklarını söylemişler ve yüce Allah’a, kendilerini Müslüman olan şahitlerden yazmasını dilemişlerdir.

“İsa onlardan inkârı sezince: ‘Allah yolunda kimler bana yardımcı olacak?’ dedi. Havariler: ‘Biz, Allah(yolun)un yardımcılarıyız, Allah'a inandık, şâhid ol biz Müslümanlarız." dediler. Rabbimiz, senin indirdiğine inandık, elçiye uyduk; bizi şâhidlerle beraber yaz!” (Al-i İmran, 52-53)

Müslüman olan kimseler, Allah yolunda mücadele eden ve mücadele edenlere yardımcı olurlar ve bu konuda üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirirler. Bu sıfatın gerektirdiği sorumluluklarını yerine getirmeyenler, Müslüman sıfatını alamazlar.

Müslüman sıfatını, herkes istediği şekilde kullanamayacağı gibi yine her isteyen de, her istediği kişiye bu sıfatı veremez. Çünkü Müslüman sıfatını bizzat yüce Allah (cc), o özellikleri taşıyan kullarına vermiştir.

“Allah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihad edin; O, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi; babanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O, bundan önce(ki kitaplarda) da, bu(Kur'a)nda da size ‘Müslümanlar’ adını verdi ki, Rasul size şahid olsun, siz de insanlara şahid olasınız. Haydi namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın; sahibiniz O'dur; ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır (O)!” (Hac, 78)

Hüküm, oldukça açıktır; iman edip iman ettikleri esaslar doğrultusunda hayatlarını düzenleyen, Allah yolunda cihad eden kimselere, Müslümanlar sıfatını bizzat Rab’leri uygun görüp vermiştir. Bu nedenle bu sıfatı taşımayan, bu sıfatın gerektirdiği sorumluluklarını yerine getirmeyen kişilere Müslüman demek, her şeyden önce yüce Allah’ın üzerine iftira atmak ve O’nun bildirdiği gerçekleri değiştirmektir ki bu, apaçık bir şekilde küfürdür.

Yüce Allah (cc), Müslüman olarak yaşamanın, ancak indirdiği Kitaba uymakla mümkün olabileceğini, Kitabın, Müslümanlar için rahmet, yol gösterici ve müjde olduğunu bildirmiştir. Buna göre Müslümanlar, her konu ve durumda Kur’an’a uyarak, söz ve davranışlarını iman ettikleri Rab’lerinin bildirdiği hükümlere göre düzenlemek durumundadırlar.

“Her ümmet içinde, kendi aralarından, aleyhlerine bir şahid getireceğimiz gün seni de bunların aleyhine şahid getirmiş olacağız; sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.” (Nahl, 89)

“De ki: ‘İman edenleri sağlamlaştırmak ve Müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere onu, Ruhu'l-Kudüs (Cebrâil) Rabbinden gerçek olarak indirdi." (Nahl, 102)

Müslüman olan bir kimse, her konu ve durumda Kur’an’ı ölçü edinmek ve bütün ilişkilerini Kur’an’ın belirlediği esaslara göre düzenlemeli, hiçbir konuda ve durumda Kur’an’ın dışında hareket etmemelidir.

Müslüman olmak, yüce Allah’ın hükümlerine teslimiyetle mümkündür

Müslüman olmak, yüce Allah’ın indirdiği Kitaba kesin bir teslimiyet ve hayatı bu Kitab’ın hükümlerine göre düzenlemektir. İman edenlere Müslüman sıfatını veren yüce Allah (cc) onlardan, hükümlerine teslim olmalarını, bu hal üzere yaşamalarını ve bu hal üzere ölmelerini istemiştir.

“Rabbi ona: ‘İslâm ol’ demişti, ‘Alemlerin Rabbine teslim oldum.’ dedi. İbrahim de bunu kendi oğullarına vasiyyet etti, Yakub da: "Oğullarım, Allah, sizin için o dini seçti, bundan dolayı sadece Müslümanlar olarak ölünüz." (dedi).” (Bakara, 131-132)

Müslümanlık, kişinin, düşünce, söz ve davranışları ile Rabb’ine teslimiyetinin bir ifadesidir. Bu sıfat, iman eden kişinin, hayatının sonuna kadar Rabb’ine olan teslimiyetini sürdürmesini zorunlu kılar. Bu nedenle bundan en küçük bir sapma, bu sıfatın kaybedilmesine neden olur.

“(De ki): ‘Ben sadece bu kentin Rabbine kulluk etmekle emrolundum, O, burayı saygıdeğer kıldı ve her şey O'nundur ve bana Müslümanlardan olmam emredildi ve Kur'ân okumam (da); şimdi kim yola gelirse kendi yararına yola gelmiş olur ve kim saparsa’ de ki: ‘Ben ancak uyarıcılardanım.” (Neml, 91-92)

Müslümanlık, dini yalnızca yüce Allah’a halis kılarak O’na kulluk yapmayı esas alır; kulluk da kişinin, bütün düşünce, söz ve davranışlarının Rabb’inin hükümlerine uygunluğunu gerekli kılar. Müslümanların ilki, hiç kuşkusuzdur ki, Rab’lerinin vahyine muhatap olan Risalet önderleridir. Onlar, Rab’lerinden aldıkları emirlere, önce kendileri iman edip teslim olmuşlar, daha sonra insanlara ulaştırmışlardır.

“De ki: ‘Benim teslimiyetim, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir, O'nun ortağı yoktur; bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim.” (En’am, 162-163)

“De ki: ‘Bana dini yalnız Allah'a halis kılarak, O'na kulluk etmem emredildi ve bana Müslümanların ilki olmam emredildi." (Zümer, 11-12)

Müslümanlık, aynı zamanda peygamberlere de verilen bir sıfattır ya da diğer bir ifade ile peygamberlerin sıfatıdır. Hz. Muhammed (as)’a, “Bana Müslümanların ilki olmam emredildi’ de” diye buyuran yüce Allah (cc), Hz. İbrahim (as), Hz. Nuh (as) ve Hz. Yusuf (as) gibi peygamberlerin de Müslüman olduklarını bildirmektedir.

“İbrahim ne yahûdi ne de hıristiyandı; dosdoğru bir müslümandı; müşriklerden de değildi.” (Al-i İmran, 67)

“(Nuh), eğer yüz çevirdiyseniz (siz bilirsiniz), ben sizden bir ücret istemedim ki, benim ücretim, ancak Allah'ın üzerinedir; bana Müslümanlardan olmam emredilmiştir.’ (dedi)” (Yunus, 72)

“(Yusuf), Rabbim, bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin, ey göklerin ve yerin yaratıcısı! dünyada da, ahirette de benim yarim sensin; beni Müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!’ (dedi.)” (Yusuf, 101)

Bütün bu ilahi gerçeklerden anlaşılacağı üzere Müslümanlık, kayıtsız şartsız, yüce Allah’ın hükümlerine teslimiyeti gerektiren bir sıfattır ve bu sıfattan, hangi gerekçe ile olursa olsun, en küçük bir sapma küfrü gerektirir ve kişiyi, iman dairesinden çıkarır.

“Kitabın indirilmesi, Aziz ve Hakim Allah tarafındandır; Biz bu Kitabı sana hak ile indirdik; sen dini yalnız Allah'a halis kılarak O'na kulluk et, iyi bil ki, hâlis din yalnız Allâh'ındır, O'ndan başka veliler edinerek: ‘Biz bunlara, sırf bizi Allâh'a yaklaştırmaları için tapıyoruz’ diyenler; şüphesiz ki Allah, onlar arasında, ayrılığa düştükleri konuda hükmünü verecektir, Allah, yalancı, kâfir kimseye hidayet vermez.” (Zümer, 1-3)

Ayette de açıkça belirtildiği üzere düşünce, söz ve davranışlarından birini ya da birkaçını, Rabb’inin bildirdiği hükümler dışında belirleyen, Kur’ani hükümlerden ve Tevhidi esaslardan herhangi bir sıkıntı duyan bir kimse, Müslüman sıfatından çıkar, Kur’an’ın, Müslüman sıfatı dışında belirlediği ve düşünce söz ve davranışlarına uyan müşrik, kâfir, fasık, münafık ya da mürted sıfatlarından birini alır.

Yüce Allah (cc), Müslümanlardan, Müslümanca bir hayat sürmelerini ve bu sıfat üzerinde iken canlarını vermelerini istemektedir.

“Ey iman edenler, Allah'tan, O'na yaraşır biçimde korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Al-i İmran, 102)

Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)’ın getirdikleri Tevhidi esaslara iman eden sihirbazlar, Müslüman sıfatları ile ölmek için Fir’avn’ın her türlü tehdit ve zorbalığına göğüs germişler, imanlarından zerre kadar taviz vermemişlerdir.

“Ve büyücüler secdeye kapandılar: ‘Âlemlerin Rabbine iman ettik, Musa ve Harun'un Rabbine!’ dediler.

Fir'avn: ‘Ben size izin vermeden ona inandınız mı? Bu, bir tuzaktır, şehirde bu tuzağı kurdunuz ki, halkını oradan çıkarasınız, ama yakında bileceksiniz! Elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi asacağım!’ dedi.

Dediler ki: ‘Biz zaten Rabbimize döneceğiz; Rabbimizin, bize gelmiş olan ayetlerine iman ettiğimiz için bizden öc alıyorsun. (Ey) Rabbimiz, üzerimize sabır boşalt ve bizi Müslümanlar olarak öldür!” (A’raf, 120-126)

Bu ayetlerden hareketle Kur'an'ı, temel kriter olarak kabul edip Tevhidi esaslara gerçekten iman eden Müslümanların, öncelikle ve ehemmiyetle Müslüman kavramını net ve açık olarak önce kendi zihinlerinde, sonra konuşma ve yazılarında netleştirmeleri gerekir. Bu yapılmadığı sürece, bu kavrama yüklenilecek anlamlar, Müslümanları, yüce Allah (cc) indinde sorumluluk altına sokacaktır.

Yüce Allah (cc) Müslümanları, müşrik, kâfir ve günahkârlarla bir tutmamıştır

Yüce Allah (cc), gönderdiği Tevhidi esaslara iman edip teslim olan Müslümanlara ayrı bir önem vermiş, onları, dünya ve ahirette mücrim, münafık, müşrik ve kâfirlerle bir tutmayacağını bildirmiştir.

“Biz Müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç?” (Kalem, 35)

“Rabbinden bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işi kendilerine süslendirilen ve arzularına uyan kimseler gibi olur mu?” (Muhammed, 14)

“Yoksa kötülükleri işleyen kimseler, kendilerini, iman edip salih ameller işleyen kimseler gibi yapacağımızı mı sandılar; yaşamaları ve ölümleri onlarla bir olacak öyle mi? Ne kötü hüküm veriyorlar!” (Casiye, 21)

Ayetlerden de açıkça görüldüğü üzere, bir delil üzere hareket eden Müslümanlar, hevalarını ölçü edinip ona uyan müşrikler gibi tutulmamakta, hayatları ve ölümleri bile bir olamayacağı bildirilmektedir. Buradan da açıkça anlaşılıyor ki, hevalarını ölçü edinenler ya da hevalarını ölçü edinenlere uyanlar, Müslüman değildirler. Müslüman olmadıkları için de yüce Allah (cc) onları, Müslümanlar ile bir tutmamaktadır.

“Hiç iman eden kimse, fâsık gibi olur mu; elbette bunlar bir olmazlar.” (Secde, 18)

Kur’ani gerçekler, Müslümanların ve Müslümanlar dışında kalanların, hiçbir şekilde bir tutulmayacaklarını bildirirken bazı kimseler, Hakkı batılla bulayarak, her türlü şirki, küfrü ve günahı işleyen müşrik, kâfir ve münafıkların da Müslüman olduklarını, onların, Müslümanlar gibi olduklarını iddia etmektedirler. Bu iddia sahipleri, uydurdukları yalanlar ve Hakkı gizlemeleri nedeniyle yüce Allah’ın ve bütün lanet edebilenlerin lanetine uğramışlardır.

“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler, işte onlara hem Allah lanet eder, hem bütün lanet edebilenler lanet eder.” (Bakara, 159)

Müslümanların, hatır gönül ya da belli çıkarlar için, Müslüman sıfatını taşımayan, temel itibarı ile küfür, şirk ve nifak içerisinde bulunan kimselere vermeleri, başta yüce Allah’ın üzerine iftira atmaktır. Müslüman sıfatının, bu sıfatı taşımayanlara verilmesi aynı zamanda Kur’ani gerçekleri gizlemek, Kur’ani kavramları değiştirmek, etkisizleştirmek ve geçersiz kılmaktır ki, her halükârda küfür ve şirktir.

Müslüman olan bir kimsenin, hangi gerekçe ile olursa olsun, Müslüman olmadığını iddia etmek de, tıpkı Müslüman olmayana Müslüman demek gibi söyleyeni, Rabb’i yanında çok büyük bir sorumluluk altına sokar ve kişiyi küfür ve şirke sokar. Rasulullah (as)’ın şöyle dediği rivayet olunur.

“Herhangi bir kimse, din kardeşine ‘kâfir’ derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o (küfürle itham edilen) kimse, dediği gibi ise ne ala, aksi takdirde sözü kendisine döner.”

Yüce Allah (cc), dünyevi kimi çıkarlar gözetilerek, Mü’min olan birisine “Sen mü’min değilsin” demenin doğru olmadığını bildirmiş, bu konuda Müslümanları uyarmıştır.

“Ey iman edenler, Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayın, dinleyin, size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatini gözeterek: ‘Sen mü'min değilsin’ demeyin; çünkü Allah'ın yanında çok ganimetler vardır; önceden siz de öyle idiniz, Allah size lutfetti (iman ettiniz); o halde iyice anlayın (peşin hüküm vermeyin), zira Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.” (Nisa, 94)

İnsanlar, Kur’an gerçeğinden, vahyin belirlediği yaşam tarzından uzaklaştıkça Kur’ani kavramları ve tanımlamaları, kendi yaşam biçimlerine ve kendi değer yargılarına göre belirlemeye başlarlar ki, günümüzde bunun birçok örneği bulunmaktadır.

Tevhid dini olan İslâm’ı bozmaya çalışanlar, bunun için öncelikle Kur’ani kavramları bozmaya, anlamlarını değiştirmeye, içini boşaltarak tanınmaz hale getirmeye çalışmışlardır. Çünkü Kur’ani kavramlar, asıllarına uygun bir şekilde bilindiği sürece İslâm net anlaşılacak, istismarcıların her türlü yalan ve uydurmaları boşa çıkacaktır. Bu nedenle İslâm’ın iç ve dış düşmanları, öncelikle Kur’ani kavramları tanınmaz hale getirmeye çalışmışlardır.

Kur’an ve onun getirdiği Tevhid inancının, insanlar tarafından net anlaşılmasını istemeyen İslâm düşmanlarından (tasavvuf gibi) bazıları, kendilerine bağlı olanları Kur’an’dan uzak tutmak için Kur’an’ın anlaşılmayacağını iddia ederlerken; diğer bir kısmı (vakıfçılar gibi), Kur’an’ı kendi tekellerine almışlar, Kur’an ve tefsir dersleri adı altında insanlara Tevhid dışı konuları çarpıtarak anlatmışlardır.

Rabb’ine yemin ederek O’nun doğru yolu üzerine oturup insanları saptıracağına söz veren İblis (aleyhillane)nin insan cinsinden olan bu Samiri soylu belamlar, kimi sülfi ve basit çıkarları için insanların Kur’an’a yönelmelerini, Kur’ani kavramları değiştirerek ve Hakkı batılla bulayarak engellemeye çalışmışlardır.

Gerçek Müslümanlar, yüce Allah’ın koyduğu hükümleri, sülfi emelleri için çarpıtıp değiştiren belamların her türlü saptırma ve çarpıtmalarına Kur’an’a sarılarak karşı çıkarlar, Kur’ani hükümleri net ve açık bir şekilde açıklarlar, bu ilahi hükümlerin değiştirilmesine, çarpıtılmasına izin vermezler ve bu uğurda bütün değerleri ile mücalede ederler.

Samiri soylu belamlar ve onların takipçileri Müslüman değildirler

Kur’an, Müslümanlık sıfatının ne olduğunu, kimlerin bu sıfata layık olduklarını, çok açık bir şekilde bildirmiştir. Kur’an’ın bu tanımlamasının dışında kalan kimseler, hiçbir şekilde Müslüman olamazlar ve Müslüman olarak tanımlanamazlar. Bunların başında hiç kuşkusuzdur ki, hakkı batılla bulayıp Tevhidi esasları gizleyen, tağuti sistemlere kulluk edip bu sistemlerin hayatiyetlerini sürdürmesi için çalışan Samiri soylu belamlar ve bu belamları takip eden kimseler gelmektedirler.

Samiri soylu belamlar, iman edip egemenliğini tanıdıkları beşeri tağuti sistemleri, insanlara benimsetmek, insanların, bu tağuti sistemleri desteklemelerini sağlamak için çalışmaktadırlar. Belamlar, Kur’ani kavramları çarpıtarak, Hakkı batılla bulayarak hem içerisinde bulundukları küfür ve şirki perdelemeye çalışmışlar, hem de tağuti sistemi ve bu sistemin putperest yöneticilerini halka şirin gösterme gayretine düşmüşlerdir.

Samiri soylu belamlar, yüce Allah’ın belirlediği kavramları değiştirme cüretini göstermişler ve kendilerine tabi olan kişileri, tağuti sistemi desteklemeye teşvik etmeleri yanında, tağuti sistemin putperest yöneticilerinin de Müslüman olduklarını iddia etmişlerdir.

Dinin sahibi yüce Allah (cc) olduğuna göre, Kur’ani kavramları belirleme de O’na aittir. Bu nedenle hiç kimse, O’nun adına Kur’ani kavramları değiştiremez, yeni kavramlar koyamaz. Yüce Allah (cc), bu konuda hiç kimseye yetki vermemiş, koyduğu kuralları değiştirmeye çalışanları uyarmıştır.

“De ki: ‘Siz mi Allah'a dininizi öğreteceksiniz? Allah, göklerde ve yerde olanları bilir, Allah, her şeyi bilendir." (Hucurat, 16)

Küfür ve azgınlıklarında sınır tanımayan Samiri soylu belamlar, bu küfür ve şirkleri ile yetinmemişler, tağuti sistemin puta tapan yöneticilerini ve puthanelerde yaptıkları tapınmalarını temize çıkarmak için puthaneleri (hâşâ) Kâbe’ye, puta tapanların yaptıkları tapınmaları, (hâşâ) Rasulullah (as)’ın Kâbe’deki ibadetine benzetme cüretini de gösterebilmişlerdir.

Samiri soylu belamların, puthane ve putperestlerle ilgili açıklamalarına kanan zavallı bazı kimseler bilinçli, bazıları ise bilinçsiz bir şekilde bu belamların çarpıtmalarını kullanmaya başlamışlardır. Onlar da Müslüman kavramını, bu kavramla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan kişiler için kullanmışlar ve kullanmaktadırlar.

Kur'an nokta-i nazarında, söyledikleri söz ve yaptıkları fiiller nedeniyle apaçık bir şekilde putperest kâfir, müşrik, münafık, mürted ve müfteri olan bazı kimseler için Müslüman sıfatının kullanılması, İslâm’ı, Kur’ani kavramları ve Tevhidi esasları tanınmaz hale getirmiştir.

Cahil kimselerin, bilmeden İslâm'dan çıkmış kimselere Müslüman demeleri, cehaletleri gereğidir; ancak İslâmi alanda eser bırakmış kimseler ile Kur'an'ı temel kriter olarak aldıklarını iddia eden kimselerin, Müslüman kavramını rastgele kullanmaları kâfir, müşrik, münafık ve putperestleri de bu kavramla vasıflandırmaları anlaşılır gibi değildir.

Müslümanlar dışındakiler gayri müslimdirler

Vakıfçı Samiri soylu belamlar ve onların yalanlarına kanmış kimseler, elde ettikleri kimi çıkarları gereği Demokrasiyi din, M. Kemal'i ilah edinen ve putları önünde tazim edip ibadete duran sistemin yöneticilerinin, Müslüman olduklarını iddia etmektedirler. Ancak Kur’an, o kimselerin müşrikler olduklarını bildirmektedir.

Demokrasiyi din edinen, hayatını demokratik kurallara göre tanzim eden ve gece gündüz demeden insanları demokratik dine davet eden ve bu dine uymaya çağıran, putları kutsayıp onlar önünde ibadete durup onlara seslenen, yüce Allah’ın koyduğu hükümleri hiçe sayıp insanlar üzerine hüküm koyan demokratik sistemin yöneticileri kimseler, İslâm nokta-i nazarında katıksız birer müşrik ve kâfirdirler.

Kur’an, Müslümanların kimler olduklarını tanımlarken; “Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” Fussilet, 33) diyor. Oysa tağuti sistemin yöneticileri, bu ilahi hükmün zıddına hareket ederek insanları, tağuti sistemi tanıyıp oylamaya davet etmekte, bunun için gece gündüz demeden çalışmakta ve demokrat olmakla övünmektedirler.

Kur’an’ın tanımladığı sıfatın zıddı ile hareket eden tağuti sistemin yöneticilerinin Müslüman olduklarını iddia etmek, Kur’ani gerçekleri çarpıtmak, küfür ve azgınlıkta sınır tanımamaktır.

Yüce Allah (cc), önünde durulup tapınılan, kendilerine seslenip dua edilen ve ilahlaştırılan putların önünde yapılan merasimlerin şirk olduğunu, bu merasimleri yapanların da sapık müşrikler olduklarını bildirmektedir.

“Siz, O'nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere tapıyorsunuz. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hakimiyet, yalnız Allah'ındır, O, yalnız kendisine tapmanızı emretmiştir, işte doğru din budur, ama insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 40)

“Onları çağırsanız sizin çağırmanızı işitmezler; işitseler bile size cevap veremezler. Kıyâmet günü de, sizin (onları Allah'a) ortak koşmanızı tanımazlar; hiç kimse sana, her şeyi bilen (Allah) gibi gerçekleri haber veremez.” (Fatır, 14)

“(İbrahim) dedi ki: ‘Siz dünya hayatında birbirinizi sevmek için Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz; daha sonra kıyâmet gününde birbirinizi inkâr eder ve birbirinizi lanetlersiniz, varacağınız yer de ateştir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.”(Ankebut, 25)

“İbrahim, babası Azer'e demişti ki: ‘Sen putları ilah mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum.” (En’am, 74)

Kur’an’ın, apaçık bir şekilde putperest müşrik dediği, lanetleyip cehenneme gireceğini bildirdiği putperest müşriklerin, Müslüman olduklarını iddia etmek, yüce Allah’a açıkça savaş açmaktır.

Günümüzde Samiri soylu belamlar, Kur’ani kavramları çarpıtarak, Hakkı batılla bulayarak, Tevhidi gerçekleri gizleyerek, bilerek ya da bilmeyerek yüce Allah’a savaş açmışlardır. Bu savaşta belamların yanında yer alanlar da, o belamlara verilecek dünyevi ve uhrevi cezalara ortaktırlar. Nitekim yüce Allah (cc) bu konuda iman edenleri uyarmaktadır.

“Sakın zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur, sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur, sonra size yardım edilmez.” (Hud, 113)

Günümüzde yaşayan insanların, İslâmi bilmemeleri, Tevhidi esaslardan habersiz olmalarının temel nedeni bu belamların, İslâmi kavramların içini boşaltarak Hakkı batılla bulamaları, Tevhidi gerçekleri gizlemeleridir. Tevhidi esasları bilmeyen insanlar, din adına batıla inanıyor, şirk ve küfür içerisinde bir hayat sürüyorlar. Yüce Allah (cc), insanlardan gerçekleri gizleyen belamlara lanet etmektedir.

“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allah lanet eder, hem bütün lanet edebilenler lanet eder.” (Bakara, 159)

Sözel olarak tek bir Allah’a, tek bir Kitab’a, tek bir Peygambere iman ettiklerini, İslâm’ı din edindiklerini ve Müslüman olduklarını iddia eden kimselerin, birbirlerine zıt fikirlere sahip olmalarının, birbirine zıt bir yaşam sürmelerinin ve çoğunlukla birbirlerine düşman olmalarının temel nedeni, bu insanların önündeki Samiri soylu belamların, Kur’ani kavramları asıl anlamlarından saptırmaları, kendi heva ve hevesleri doğrultusunda bu kavramları değiştirmeleridir.

İslâm ümmetine mensup olduklarını iddia eden kimselerin, önceleri mezheplerle, daha sonraları değişik meşrep ve fırkalarla, günümüzde parti, dernek, vakıf gibi kurumlarla bölünmelerinin nedeni, bu kurumların başında bulunan belamların, Kur’ani kavramları kendi sülfi emelleri doğrultusunda bozmaları, Allah’ın dinini kendi çıkarları için suistimal etmeleridir.

Yüce Allah (cc), kendi arzularını tatmin etmek ve kimi çıkarlar uğruna, tıpkı Samiri ve Belam ibn Baura gibi insanları saptırmak için Kur’ani kavramları değiştirip Hakkı gizleyenler hakkında şöyle buyuruyor.

“Onlara şu adamın haberini de oku, kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu; dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer; üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur; işte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur; bu kıssayı anlat, belki düşünürler.” (A’raf, 175-176)

Tağuti sistemin izin ve icazeti ile İslâm adına kurulduğu iddia edilen tüm parti, vakıf ve dernekler, demokratik dinin kurallarına göre hareket ettikleri, Tevhidi esasları ve Kur’ani gerçekleri gizledikleri, Hakkı batılla bulayıp gerçekleri gizledikleri, Samiri ve Belam ibn Baura gibi, insanları Allah yolundan alıkoydukları ve Allah’ın ayetlerini kullanarak çıkar elde ettikleri için yüce Allah (cc) tarafından köpeklere benzetilmişler ve bunlar, mağfiret karşılığında sapıklığı satın alan kimseler olarak tanımlanmış ve lanetlenmişlerdir.

“Allah'ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyip, onu birkaç paraya satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Kıyâmet günü Allah ne onlara konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar için acı bir azap vardır, onlar hidâyet karşılığında sapıklık, mağfiret karşılığında azap satın almışlardır. Onlar ateşe, karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)” (Bakara, 174-175)

Kur’an’dan habersiz olan, cehalet ve bağnazlık içerisinde bulunan, yüce Allah (cc) ile aralarına şeyhlerini koyan, Şamanizmi, İslâm’dan ayrı bir din edinip şeyhlerini ilah edinen tasavvuf kesimi, Kur’an’ın ifadesi ile yalancı ve kâfirdirler.

Diğer yandan Nurculuk adı altında faaliyet gösterip Allah ve Rasulüne her türlü iftirayı atan, Hrıstiyanlığın da hak din olduğunu iddia eden, Kur’an’ın bazı hükümlerinin kalktığını söyleyen, Papa’nın kardinalliğini yapan, küfründe sınır tanımayan F. Gülen ve grubu da, katıksız müşrik ve kâfirdirler.

Küfür ve şirkleri bu denli açıkta olan kimselerin Müslüman olduklarını iddia etmek, şayet bir cehalet değilse bu, yüce Allah’ın üzerine iftira atmak, O’na karşı savaş açmak, isyan etmektir.

Günümüzde, tarikatçısı, nurcusu, süleymancısı, vakıf ve dernekçileri ile bütün belamlar, yüce Allah’ın indirdiği hükümleri, O’nun üzerine iftira atarak, kendi hevaları doğrultusunda değiştirmeye çalışmışlar, gerçekleri gizlemişler ve böylece yüce Allah’a karşı açıkça bir savaş başlatmışlardır. Bu savaşta Müslümanlar, yüce Allah’ın tarafında yer alacak ve şeytanın yardımcıları olan Samiri soylu belamlarla onların iman ettikleri tağuti sisteme karşı, her vasıta ile savaşacaklardır. Zafer elbette Allah taraftarlarının olacaktır.

“Kim Allah'ı, Rasulünü ve mü'minleri dost tutarsa galib gelecek olanlar, yalnız Allâh'ın taraftarlarıdır.” (Maide, 56)

Müslümanlar dışında kalan tüm gayri müslim müşrik, münafık, fasık, kâfir ve mürtedler, kıyamet gününde içerisinde ebedi kalmak üzere cehenneme sürüleceklerdir.

 

Kurani Mucahede: 2014-04-19

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir