NAS SURESİ Rububiyet, Meliklik ve İlahlıkta yüce Allah’ın ortağı yoktur

Rububiyet, Meliklik ve İlahlıkta yüce Allah’ın ortağı yoktur
İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana, zaman zaman rablık iddiasında bulunmuş kişiler ortaya çıkmıştır. Yönetici konumunda olanlar, zamanla insanlar üzerinde alternatifsiz bir idareci olduklarına inanmışlar, halka verdiklerini lütuf olarak verdiklerine, kendilerinin yokluklarında halkın perişan olacağına inanmışlar, giderek halk üzerinde zulme dayanan otoritelerini tesis ederek rablık iddiasına kalkışmışlardır.
Hiçbir şeye güç yetiremeyen, kendileri bizzat yetersiz, aciz ve eksik olan bazı kimseler, bu zavallılıklarına, yetersiz, eksik ve aciz oluşlarına bakmadan kendilerini yoktan var eden Rab’lerine karşı haddi aşarak Rububiyet, Meliklik ve İlahlık iddiasına kalkışmışlardır.
“İyi bilin ki şüphesiz insan, tuğyan eder, kendisini müstağni gördüğünde.” (Alak, 6-7)
“Düşünmüyor mu insan, şüphesiz Bizim onu bir nutfeden yarattığımızı da şimdi o, apaçık bir hasımdır!” (Yasin, 77)
Tarihi süreçte ve günümüzde bazı kimseler, yaratılış gayelerini unuttukları gibi azgınlıklarında sınır tanımadan, yüce Allah’ın yarattığı kulları üzerinde Rububiyet, Meliklik ve İlahlık iddiasına kalkışmışlar, yeryüzünde bozgunculuk yapmışlardır. Bu bozguncuların hemen hepsi, aşağılanmış bir halde değişik şekillerde helak edilmişlerdir.
Kendilerini, halk üzerinde rab kabul eden bu azgın kişiden bazıları, öldükten sonra da ortaya koydukları zulüm sistemleri dolayısıyla etkileri, belli bir müddet devam ettirmiştir.
Orta Asya’da Orhun Anıtları’nda görüldüğü gibi, Kültigin: ‘Siz açken sizi doyurdum, sizi çıplakken giydirdim, düşmandan korudum’ sözleriyle kendisini insanların rabbi ilan etmiştir. Hz. İbrahim (as)’a karşı çıkan Nemrut, “Ben de yaşatır, öldürürüm” diyerek insanlar üzerinde rububiyet iddiasına kalkışmıştır.
“Görmedin mi, Rabb’i hakkında İbrahim’le tartışan kimseyi ki Allah, gerçekten ona mülk vermişti! İbrahim: ‘Rabb’im O’dur ki yaşatır, öldürür’ dediği zaman (o) dedi ki: ‘Ben de yaşatır, öldürürüm.’ İbrahim dedi ki: ‘Bak, şüphesiz Allah, güneşi doğudan getirir, haydi sen de onu batıdan getir!’ İşte kâfir kimse şaşırıp kaldı. Allah, zalimler toplumuna hidayet vermez.” (Bakara, 258)
Fir’avn, idaresindeki halka ve kendisine gönderilen Hz. Musa (as)’a, kendisinin ilah ve rab olduğunu iddia edip ilahlık ve rablık iddiasında bulunmuştur.
“(Fir’avn): dedi ki: ‘(Ey Musa), andolsun, benden başka ilah edinirsen, seni kesinlikle hapse atılanlardan yapacağım.” (Şuara, 29)
“Ardından dedi ki: ‘Ben, sizin en yüce rabbinizim!” (Naziyat, 24)
Fir’avn, sözleriyle kendisinin mülkün sahibi, rab ve ilah olduğuna inanmıştır.
Günümüz müstekbir diktatörlerinden Erdoğan, “Milletin iradesi üstünde bir irade yoktur” diyerek yöneten ve hüküm koyanın millet olduğunu, millet adına da kendisinin hükmettiğini bu iddiasıyla meliklik gücünün kendisinde bulunduğunu iddia etmiştir.
Rububiyet, tümüyle yüce Allah’a aittir
Kendilerini insanlar üzerinde rab gören müstekbirler, kendilerinden üstün birisini kabul etmezler. Bu nedenle yüce Allah’ın gönderdiği rasulleri reddederler
Kendi acziyetine bakmadan küçük bir toplum üzerinde rablığını ilan eden Fir’avn, Hz. Musa (as)’a, rablerinin kim olduğunu sorar
“(Fir’avn) dedi ki: ‘Ey Musa, öyleyse sizin Rabb’iniz kimdir?” (Taha, 49)
Fir’avn’ın bu haddini aşan sorusuna Hz. Musa (as), rab kavramının ne olduğunu açıklamış, Rububiyetin gerçek anlamını anlatmıştır.
“Dedi ki: ‘Rabb’imiz o dur ki, her şeye yaratılışını veren, sonra hidayet edendir.” (Taha, 49-50)
“(Musa) dedi ki: ‘Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabb’idir; eğer kesin bilen kimseler iseniz.” (Şuara, 24)
Kendilerine bile fayda ve zarar verme gücüne sahip olmayan, acziyetlerine bakmadan rab olduklarını iddia edenlere karşı yüce Allah (cc), gerçek Rabb’in kim olduğunu açıklıyor
1- De ki: ‘Sığınırım insanların Rabb’ine!’
Toplum üzerinde rablık taslayan zorba tağuti küfür sistemlerinden, onların karanlık emellerinden, baskı ve zulümlerinden âlemlerin Rabb’i yüce Allah’a, O’nun indirdiği Tevhidi esaslara sığınmakla insanlar huzura ve kurtuluşa ererler
Felak ve Nas surelerinin hemen girişinde, Rab kavramının öne çıkartılıp “Aydınlığın Rabb’ine ve insanların Rabb’ine sığınılmasının” emredilmesi çok önemli bir vurgudur. Bu nedenle surenin daha iyi anlaşılması için öncelikle Rab kavramının bilinmesi gerekir. Rab kavramı ve içerdiği hususlar çok iyi bilinmelidir ki, bu vasıflara sahip olan bir rab, insanların sığınacakları, sığındıklarında huzur bulacakları, güven duyacakları bir sığınak olsun.
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır, mülkü üzerinde yegâne Melik yüce Allah’tır
Azgınlıklarında sınır tanımayan bazı kimseler, kendi eksiklik ve acziyetlerine bakmadan, sahip oldukları mal ve insan gücüne güvenip yüce Allah’ın yarattığı arzda, gasp ettikleri yerlerde kendilerini mülkün sahibi görmüşlerdir

Tüm zorba müstekbirler bilmelidirler ki, göklerin ve yerin mülkü tamamen yüce Allah’ındır, O’nun mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. tüm yaratılanlar bilmekte, Rab’lerini yegâne Melik olarak tanımaktadırlar
Tarafından yazılmıştır
Dada fazla: Ramazan Yılmaz

farziyeti inkâr edilen Kur'ani bir gerçek GECE NAMAZI

farziyeti inkâr edilen Kur’ani bir gerçek GECE NAMAZI   Tarihi süreçte Tevhidi...
Daha fazla oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir