Kadirşinaslık ve Saygı değerlerine sahip bir toplum, Kürt toplumu

Kadirşinaslık ve Saygı değerlerine sahip bir toplum, Kürt toplumu
Öncelikle şunu belirteyim ki bu yazının amacı, hiçbir şekilde bir toplumu bir ırkı başka bir ırkın üstünde görmek ya da olduğunu iddia etmek değildir Allah’a sığınırım böyle bir durumdan. Çünkü böyle bir düşünce bile insanı ırkçı yapar ve kendilerini diğer toplumlardan üstün gören Yahudilere benzetir. Böyle bir durumdan ise Rabb’ime sığınırım.
Hiçbir kimsenin kimseden üstünlüğü olmadığı gibi hiçbir toplumun da başka bir topluma üstünlüğü olamaz. İnsanların ve toplumların üstünlüğü, yüce Allah’ın da Kur’an’da belirttiği ve Rasulullah aleyhissalatu Vesselam’ın da buna açık bir şekilde işaret ettiği gibi yüce Allah’a karşı olan takva ile ve Allah uğrunda çalışmakla mümkündür, yoksa insani değerler olarak herkes Adem’den ve Adem de topraktan yaratılmıştır.
Buradan hareketle özellikle bugün ve birkaç gün önce karşılaştığım bir kadirşinaslık örneği bu yazmayı yazmaya beni sevk etti.
Tabii birçok kimse, bu yazım üzerine bir şeyler düşünebilir, hakkımda konuşabilir umurumda değil, beni tanıyan herkes benim, Ramazan Yilmaz olarak hangi düşüncede, hangi inançta olduğumu dost düşman herkes bilir. Bu nedenle farklı düşünen kimseler ancak kendi kuruntularlarını tatmin etmeye yönelik konuşur ya da içerisinde bulundukları bağnazlığı açığa vurmaktan başka bir şey yapmazlar.
Farklı düşünce, mezhep, meşrep, tarikat ya da başka bir inançta olmalarına rağmen Kürtlerin ortak noktası ve onlarda hiç bozulmayan değer, kadirşinaslık ve saygıdır. Bunu bizzat yaşadığım için söylemeyi bir vefa borcu olarak gördüm. Tek istisnası, 3-5 ayet ezberleyip yüce Allah’a dinlerini (hâşâ) öğretecek derecede haddini aşıp hevasını ilah edinen kimselerdir.
1971-1996 yılları arasında Güneydoğu ve Doğu’da birçok şehir ve köy gezdim, daha sonraki yıllarda Kürt toplumuna mensup birçok insanla karşılaştım. Bunlar, düşünce, inanç ve yaşayış olarak birbirlerine oldukça zıt olmalarına rağmen hepsinin ortak noktası dediğim gibi kadirşinaslık ve saygıdır. Bu iki değeri, şahsıma karşı bizzat göstermeleri nedeniyle bunu görmüş oldum.
Doğu ve Güneydoğu’da yaptığım gezilerde, halktan gördüğüm kadirşinaslık ve saygı bir yana, bireylerden gördüğüm bu iki değerin ilk örneğini 1998 yılında kaldığım Ankara Ulucanlar cezaevinde yatarken Müslüm Gündüz’den gördüm.
Sistemin zulmüne uğramış çeşitli tuzaklarla cezaevine atılmış Müslüm Gündüz ile aynı dönemde Ankara Ulucanlar cezaevinde 9. boşta kaldık bir ay beraberdik, bu süre içerisinde Müslüm Gündüz ile oturup konuşuyor üzerinde bulunduğu halin İslami olmadığını, bu durumun kendisini ve peşindeki insanları cehenneme sürükleyeceğini anlatıp duruyordum kendisine! Buna rağmen Müslüm Hoca, bir vakit namazı olsun önümde durupta kıldırmamış, namazları sürekli bana kıldırmıştır. Böyle yapmaması söylediğinde “Estağfirullah Hocaefendi, Siz buyurun” diye nezaketle namaz kıldırmayı bana teklif etmiş ve namazlarını bana uyarak kılmıştır.
Ayrıca benim koğuş bahçesinde oturduğum bir masa, onun da bahçede oturduğu bir köşesi vardı. Benim masa, koğuş kapısının hemen önünde onun oturduğu köşe, bahcenin dip tarafındaydı.
Müslüm Hoca içerden müritlerinin hazırladığı çayı getirir önce benim çayımı verir sonra köşesine çekilip çayını içerdi. Ben, benden yaşlı bu insanın bana çay getirmesinden rahatsızlık duyuyordum ve bunu yapmamasını söylediğimde “Olur mu Hoca Efendi, saygı Allah içindir” diyordu.
Ancak ben, çay gençler tarafından hazırlanıp kendi çayımı da onun çayını da alıp koğuşun kapısına çıktığım anda Hoca, köşesinden kalkar “Estağfurullah Hocaefendi, ben çayımı alırım” diye gelir, çayını elimden alır, kendisine hizmet etmemi istemezdi.
İkinci örneği, aynı dönemde beraber kaldığım Ulucanlar cezaevinde silahlı örgütten dolayı yatan genç PKK’lılardan gördüm.
Ben, sürekli hemen bütün komşuları gezerdim, cezaevi yönetimi, bunda rahatsızlık duyardı, beni uyarırdı “Bak sana zarar verirler” derlerdi.
Ben, Türk solunun, diğer mahkumların da koğuşlarına gider kendileriyle konuşurdum, doğal olarak da PKK’li gençlerin koğuşuna da gidiyordum.
Diğer koğuşlarda, daha soğuk ve mesafeli davranıyorlar, ürkek bir şekilde karşılıyorlardı. Oysa PKK li gençler çok sıcak bir şekilde karşılıyorlar, onların Koğuş lideri olan Diyarbakır Kulp’lu genç -şu anda ismini unuttum- gelir yanımda oturur sohbetimi dinler, çay ikramında bulunurlardı, öbür gençler de bahçenin kenarında dizili bir şekilde beni dinlerlerdi. Bir gün olsun bu gençlerden asık bir surat ya da aksi bir davranış görmedim.
Bir sene sonra1999 tekrar cezaevine girdiğimde, cezaevinde yatan hadep milletvekilleri Hatip Dicle ve arkadaşları ile görüşüyor kendileri ile konuşurdum. Onlar da sağolsunlar, aynı edep ve saygı içerisinde benimle görüşür, konuşur, hürmet ederlerdi. Üstelik Bunlar benim kim olduğumu da çok iyi biliyorlardı.
2001 yılında Kemalist zorbalığın zulmünden kaçıp hicret ettiğim Hollanda’da, Kampta
kaldığım dönemde PKK li gençler çıkardıkları dergiyi bana satmaya çalışırlardı. Ben de onlara
“Bu dergi benim inanç değerlerimi yansıtmıyor, dolayısıyla para vermem kusura bakmayın” diyordum. Tabii gençler dergi almayan bazı kimselere baskı yapar, hatta kendi kendileriyle konuşuyorlarmış, Ben bunu umursamıyordum.
Bir gün Den Haag’taki sorumluları gelmiş, hem bu gençleri ziyaret etmek, hem de topladıkları paraları belki alabilmek için. Kamptaki durumu sorunca benden bahsetmişler ve dergilerini almadığımı, alamayacağımı söylemişler, benim kim olduğumu da onlara anlatmışlar. O başkanları da onlara şunları söylemiş “Sakın ha bir daha onu rahatsız etmeyin ona karşı saygısızlık yapmayın dergi de vermeyin” demiş. Bunu da benimle sürekli görüşen ve beni gerçekten seven bir arkadaşları gelip bana anlattı.
Aradan yıllar geçti, ben çıkardığım dergilerimin birçoğunda PKK’nin katil olduğunu açık açık yazmışım. Geçen sene ev arıyordum, Hollanda’da ev bulmak hemen hemen imkansız gibi bir şey, aylarca, hatta yıllarca bekletirler, sonra bir ev bulunabiliyor.
Ben resmen sokakta kalmıştım, beni tanıyan İslamcılara durumu anlattım, hiç birisi yardımcı olmadı, camiler var -başlarına yıkılsın- camilerde kalan insanlar var, orada kalmam için arkadaşlar araya girdi, cami diye nitelendirilen bu örgüt evlerinin sorumlularının ifadeleri aynen şu olmuş “Biz o adamı burada yatırmayız” diye kamptan tanıdığım PKK li bir genci aradım, kalacak yerimin olmadığını söyledim, söylediği söz şu oldu “Ramazan Bey ne demek, Benim evim size açık buyurun” ve ben gittim orada 3 hafta kaldım.
Tabi bu kimse, benim dergilerimi de okuyordu ve “Ramazan Bey, bize katiller demezseniz daha iyi olur” dedi. Ben kendisine, yazılanları iyi okumasını söyledim ve neden bunu söylediğimi de bilmesini istedim “Halka karşı yapılan her türlü saldırı, saldırıyı yapan kişi, ister devlet olsun ister PKK olsun benim açımdan katildir” dedim, bana karşı tavrın da hiçbir değişiklik olmadı, saygısında olsun, sevgisinde olsun.
Kürtlerle ilgili son yaşadığım olay, şu anda beraber çalıştığım Suriyeli Afrin’li benden birkaç yaş kücük Yezidi bir Kürt, kendisi Müslüman değil, ancak benim kim olduğumu da çok iyi biliyor, çünkü konuşuyoruz sürekli olarak.
Servis arabası önce onu alıyor, sonra beni alıyor, işe gidiyoruz, iş bitiminde de önce beni bırakıyorlar sonra diğer arkadaşları. Tabii onu en son onu bıraktıkları için doğal olarak o, ön koltukta oturuyor.
İş bitiminde arabaya gittiğimizde önde oturmuyor bana “Sen geç otur” diyor, “Olur mu sen en son ineceksin” diyorum, “Yok, hayır, Sen otur” diyor. “Niye Sen oturmuyorsun” diyorum, diyor ki, “Çünkü Tu, demın gawray” Yani “Sen benden büyüksün” oldukça duygulandım. Benden birkaç yaş küçük bir insanın bana karşı gösterdiği bu saygı ve kadirşinaslık doğrusu beni duygulandırdı. Ben de bir vefa borcu olarak bu yazı yazmayı kendim için görev bildim.
İnançları düşünceleri ne olursa olsun, Kürt toplumunun bu değerlerini muhafaza etmeleri gerçekten çok önemli bir husustur, bu konuda kendilerini kutluyorum.
Aslında bu birbirlerinden oldukça farklı kimselerin bu tavırları onların ırki bir özelliğidir. Kürt toplumu yukarıda da ifade ettiğim gibi 1971-1996 yılları arasında bizzat köyleri gezerek gördüm kadirşinaslık ve vefa yanında bu insanların da birbirlerinden ve benden inanç ve düşünce olarak çok farklı olmalarına rağmen bu tavırları beni oldukça etkiledi. Bu onların açık bir şekilde ırki özelliklerinden gelmektedir.
Tarafından yazılmıştır
Dada fazla: Ramazan Yılmaz

KATİL İSRAİL, DESTEKÇİSİ KEMALİST SİSTEM VE AKP'DİR

Bugün Ortadoğu’da İsrail, halkında Müslüman bulunan halklar içerisine, emperyalist güçlerin destek ve...
Daha fazla oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir