Necm Suresi (1-18. ayetler)

İnsanların sapmalarının temel nedeni, Kur’ani esasları anlamamalarıdır
İnsanların, yanlışa düşmelerine, sapmalarına ve azgınlaşıp Rab’lerine isyan etmelerine neden olan en önemli etken hiç kuşkusuzdur ki, yüce Allah’ın gönderdiği Kur’an’ı anlamamaları, kendi arzularını ya da önder edindikleri kişilerin zanlarını ölçü edinip hareket etmeleridir. Böyle kimseler, tarihi süreçte ve günümüzde Tevhidi gerçeklerin önünde en büyük engeli oluşturmuşlardır.
Risalet tarihinde Tevhid şirk mücadelesi, ilahi mesajı ölçü edinenlerle kendi hevalarını doğru kabul edip ilah edinenler arasında sürmüştür. Hevalarını tek ölçü edinenler, Risalet önderlerini ve getirdikleri ilahi mesajı anlayıp dinlemeden reddetmişlerdir. Günümüzde de durum aynıdır; Tevhidi esaslara karşı çıkanlar, hevalarını ve önder edindikleri kişileri ilah edinip imanlarına şirk bulaştırarak yüce Allah’a gereğince iman etmiyor, Tevhidi esasları anlamadan reddediyorlar.
İnkârcı bir mantıkla Miraç olayını uydurdukları bir sürü yalanlarla bulandırmaya çalışmışlardır. Kur’ani esasları anlamayan bazı kimseler de Miraç olayının vuku bulmadığını iddia edip reddetmişlerdir.
Bazı kimseler de Tevhidi esaslara iman ettiklerini iddia etmelerine rağmen Kur’an’ı gereğince anlamadıkları için apaçık olan Miraç olayını inkâr etmektedirler.
Surenin Tefsiri
Kur’an, insanlığı aydınlatan güneş, yol gösteren yıldızdır
1- Andolsun indiği zaman yıldıza.
Yeminle başlayan birçok surede, surenin içeriğine uygun olan bazı şeylere yemin edildiği gibi bu surede de surenin bütünlüğüne ve içeriğine uygun olarak yıldıza yemin edilmiştir. Vahiyle benzerlik gösterdiği için yıldız burada mecazi olarak verilmiştir. Nasıl ki karanlıkta yolunu kaybedenlere gökteki yıldız yol gösteriyorsa, insanların karanlıklardan aydınlığa çıkmaları için gönderilmiş olan vahiy de ebedi kurtuluş yolunu göstermektedir.
“Alametler ve yıldızlarla da onlar, hidayete erebilirler.” (Nahl, 16)
Ayetteki ifade oldukça önemlidir, “Alametler ve yıldızlarla da onlar, hidayete erebilirler.” Yüce Allah (cc) Kur’an’da sürekli Kâinat ayetlerini örnek vermekte, düşünen, akleden insanların, bunlara bakarak Hidayet’i bulabileceklerini bildirmektedir.
Kâinat ayetlerinin verilmesinin nedeni akleden kimselerin, bu mükemmel düzenin, milyar yıldır aynı ahenk içerisinde yollarına devam etmelerinin ancak bir yaratıcı ve yönetici tarafından sağlanmış olabileceğini düşünmelerine ve Hidayete ulaşmalarına neden olabilir.
Karanlıkta kalanların, yıldızlara bakarak yollarını bulmaları gibi beşerî sistemlerin karanlıklarında kalmış kimseler de vahyi esaslara iman ederek kurtulabilirler. Çünkü yüce Allah (cc) ayetlerini, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için göndermiştir
“Elif. Lâm. Ra. Sana o indirdiğimiz Kitap, insanları Rab’lerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, Aziz ve Hamd edilenin yoluna çıkarman içindir.” (İbrahim, 1)
Yüce Allah (cc), hidayet rehberi Kur’an’ı, insanlara çeşitli misal ve benzetmelerle açıklamaktadır. Birçok surede hidayet, zikir, nur, şifa, rahmet, aydınlık, ışık, ateş ve şimşek ifadeleri ile bildirilen Kur’an, bu surede de yıldız benzetmesiyle verilmektedir. Yüce Allah (cc) indirdiği ayetlerini, Nur suresinde de şu şekilde açıklamaktadır
Miraç gerçeği (*)
Kur’an, her konuda olduğu gibi Rasulullah (as)’a ilahi mesajın ulaştırılması ile ilgili süreci de hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde çok açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Bildirilen bu gerçeklere inanılması, ancak gerçek bir şekilde iman edilmesi ile mümkündür.
Materyalist düşünce yapısı, maddi olarak görmediği, fiziki olarak dokunmadığı şeylere inanmaz, inanmak istemez. Rasulullah (as)’ın yaşadığı dönemde, bir yerden başka bir yere gidip gelmeler çok ağır şartlarda yapılıyor, büyük zahmetler çekiliyordu. Yolculukların uzun zaman içerisinde gerçekleştiği böyle bir dönemde bir insanın, bir gece içerisinde, hem de kısa bir zaman diliminde önce Mescidi Aksa’ya oradan da göklere yükselip geri gelmesi, materyalist insan mantığının kabul edebileceği bir şey değildir.
Materyalistler, yalnızca Rasulullah (as)’ın döneminde değil teknolojik iletişimin doruklara ulaştığı, insanların dünyanın en uzak bölgelerine rahatlıkla ve kolaylıkla kısa bir süre içerisinde gidip geldiği günümüzde bile, hâlâ Rasulullah (as)’ın Miraç gerçeğini inkâr ediyorlar.
Kur’an, Belkıs’ın tahtının, çok uzak bir yerden, kitaptan bilgi sahibi olan birisi tarafından, Hz. Süleyman (as), o daha gözünü kırpmadan getirildiğini bildirir.
“(Süleyman) dedi ki: ‘Ey ileri gelenler, teslim olmuş kimseler olarak onlar gelmeden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir?” (Neml, 38)
“Onun yanında, Kitap’tan ilmi olan kimse dedi ki: ‘Ben, sen gözünü kırpmadan önce onu sana getirebilirim;’ derken ne zamanki onu yanında yerleşmiş gördü,..” (Neml, 40)
Hz. Süleyman (as) döneminde, ilim sahibi bir kimse, Sebe Melike’sinin tahtını, göz açıp kapayıncaya kadar uzak bir yerden getirebiliyorsa, kâfirler iman etmeseler de âlemlerin Rabb’i yüce Allah (cc), elbette Rasulü’nü, bir gecede miraca çıkarmaya kadirdir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*