Tekasur Suresi

Çoğaltma ve çoğalma duygusu insanı azgınlaştırır
İnsan, huzur ve mutluluğun, iyi ve güzelin, sevgi ve saygının, barış ve adaletin kimi zaman güçlü olmakta, mal, sermaye ve insan gücü olarak çoklukta olduğunu zanneder.
Tarihi süreçte yaşananlar apaçık bir şekilde göstermiştir ki mal, sermaye ve insan gücü olarak çok olan kimseler, zaman içerisinde azgınlaşmışlar, insanlara zulmetmişlerdir. Bunlar, zulüm ve azgınlıklarını artırdıkça da güçlerinin ellerinden gideceği, hayatlarının acıklı bir şekilde sona ereceği duygu ve düşüncesi ile kendileri huzursuz ve mutsuz olmuşlardır.
Ellerindeki mal ve insan gücü ile azgınlaşan kimselerin, tarihi süreçte ve günümüzde acıklı bir şekilde helak edildiklerinin örnekleri ile doludur. Tarihi süreçte Nemrut, Fir’avn, Karun gibi zalimlerin, günümüzdeki diktatörlerin acıklı bir şekilde helak edilme nedenleri, azgınlıklarında sınır tanımamış olmalarındandır.
Tüm zalim diktatörler, kendilerinden önceki zalim diktatörlerin yıkılıp helak olmalarından ibret almayacak kadar beyinleri dumura uğramış, insani duyguları körelmiş, basiretleri bağlanmış kimselerdir. Bu nedenle bunlara hiçbir uyarı fayda vermez.
“Şüphesiz inkâr eden kimseleri, kendilerini uyarman ya da onları uyarmaman, onlar için aynıdır, iman etmezler. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerinin üzerini örtmüştür, onlar için büyük bir azap vardır.” (Bakara, 6-7)
Biz, Müslümanlar olarak günümüzdeki Kemalist zorbalığın geçmiş yöneticilerine ve şimdiki yöneticisi Erdoğan diktatörüne bugüne kadar mektup, e-mail ve sanal da yaptığımız tüm uyarılara rağmen zulümlerinden ve Rab’lerine karşı isyan ve küfürlerinden vazgeçmeyip daha çok azmalarının nedeni bunların Kur’an’da onlara verilen vasıflarından dolayıdır.
Onlar, “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden onlar dönmezler.” (Bakara, 18)
Mal biriktirme hırsı insanları, Rab’lerinin bildirdiği esaslara karşı kör ve sağır yapmış, onları, nankörlüğe, isyan ve şirke sürüklemiştir. Kalem suresinde bildirilen bahçe sahipleri, Karun ve Kehf suresindeki bahçe sahibi ile rasullere karşı çıkan zengin müstekbirler, hep doyumsuzluklarının kurbanı olmuşlardır. Onlar, kendilerine hatırlatılan Rab’lerinin uyarılarını da dinlemeyerek isyanlarında sınır tanımamışlardır.
“Mal ve oğullar sahibi oldu diye, ona ayetlerimiz okunduğu zaman dedi ki: ‘Öncekilerin yazdıklarıdır” (Kalem, 14-15)
İnsanları, Zatına kulluk yapmaları için fiziki ve ruhi olarak en güzel şekilde yaratan yüce Allah (cc), onların kendilerine verilen güzelliklerini yeryüzünde sürekli kılmaları için söz ve fiillerinin nasıl olması gerektiği ile ilgili kurallarını da onlara bildirmiştir. İnsanlar, bildirilen ilahi kurallara uygun hareket ettikleri sürece dünyada en güzel şekilde huzurlu ve mutlu olacaklar, Ahirette de güzellikler yurdu cennetlerde güzel bir hayat süreceklerdir biiznillah.
Rab’lerinin kendilerine bildirdiği ilahi kuralların aksine hareket edenler, dünyada belki -maddi anlamda- kısa süre iyi bir hayat yaşayacaklar, ancak işledikleri kötülükler nedeniyle Ahirette aşağılık yaratıklar olarak en kötü azaba duçar olacaklardır. İyi ve kötü bir hayat sürüp sonunda hak edilen karşılığı almak tamamen insanların kendi iradelerinde ve ellerindedir.
Mal ve sermaye çoğaltma adına helal haram ayırımı yapmadan, hak hukuk gözetmeden hareket edenler, bu yaptıkları ile aslında insanı saptıracağına yemin eden şeytana tabi olmuşlardır.
İblis (aleyhillane), doğru yolu üzerine oturup insanları saptıracağına ahdetmiş, yüce Allah (cc) da şeytanın, insanlara düşman olduğunu bildirmiştir. Ancak insanlar, bu konuda hassasiyet göstermemiş, şeytan aleyhillanenin kendileri için kurduğu tuzaklara düşmüşlerdir.
“Ey insanlar, yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin ve şeytanın adımlarına tâbi olmayın; şüphesiz o, sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 168)
Şeytan, vesveseleri ile insanları ilahi mesajdan uzaklaştırmış, böylece Rab’lerine isyan ederek vahyin belirlediği esaslar dışında kendi arzularını ölçü alarak hareket etmişlerdir. Sahip oldukları mal, sermaye ve insan gücü nedeniyle kendilerini diğer insanlardan üstün gören, hevalarını her şeyden önemli gören, huzur ve mutluluğu maddi zenginlikte zanneden bencil ve egoist kimseler, tüm değer yargılarını da buna göre belirleyerek ilahi mesajdan uzaklaşmışlardır.
İlahi mesajdan uzaklaşanlar, ben merkeziyetçiliği, bencilliği, doyumsuzluğu yaşam tarzı olarak almışlar, dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanarak yalnızca kendilerini düşünmüşler, kendilerinden başkasını düşünmemişlerdir. Bu düşünceleri sonucunda ihtirasları artmış, helal haram demeden mal biriktirmeye başlamışlar, başkalarının haklarını gasp etmeyi kendileri için meşru görmüşlerdir.
“O ki, mal toplayıp onu sayıp durur; gerçekten malının, onu ebedi yaşatacağı düşüncesinde.” (Hümeze, 2-3)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*