Kevser Suresi, Kevser’e ulaşmanın yolu, yüce Allah’a tam teslimiyettir

Kevser’e ulaşmanın yolu, yüce Allah’a tam teslimiyettir
Kur’an’ın net anlaşılmasında ve ona iman edilip hayata aktarılmasında en önemli unsur, hiç kuşkusuzdur ki Kur’ani kavramların asıl anlamlarına uygun bilinmesidir.
Kur’ani kavramların net ve anlaşılır bir biçimde açıklanması, Kur’an’ın çağlarüstü ve evrensel özelliğini muhafaza etmesini sağlayacak, her asırda net bir şekilde anlaşılacak ve Kur’an, yaşanır bir kitap olarak her asırda yaşayan insanların hayatını düzenleyecektir.
Kur’an, net olarak anlaşıldığında, ilk nazil olduğu dönemde olduğu gibi her çağın sorunlarına çözüm getirecektir. Ancak günümüzde kimi Kur’an tefsir ve meallerde yapılan hatalı ve Kur’an’ın mesajına uymayan açıklamalar, Kur’an mesajının net anlaşılmasını zorlaştırmış, sanki çağın sorunlarına çözüm getirmeyen bir Kitap olduğu zannedilmiştir.
Kur’an tefsirlerinin çoğu, çağlarüstü ve evrensel olan bu ilahi Kitabı, adeta nazil olduğu ilk döneme hapsetmiş, Kur’an’ın evrensel mesajı şahıslara indirgenmiştir. Diğer yandan Kur’ani kavramların ihtiva ettikleri asıl anlamları dışında yorumlanması, Kur’an’da verilen Tevhidi mesajın daha doğrusu Kur’an’ın, her asırda net anlaşılmasını engellemiştir.
Kur’an tefsirlerinde yapılan birçok açıklama, evrensel ve çağlarüstü özellikten oldukça uzaktır. Bazı sure ya da ayetlerle ilgili yapılan açıklamalar, kimi kavramlara yüklenen anlamlar ya kişiye özel olarak yorumlanmış ya felsefi içerikli ifadeler içermiş ya da kavram aslına aykırı bir anlam ile açıklanmıştır. Bütün bunlar ise Kur’an’ın, her çağa hitap ettiği ve her çağın sorunlarına çözüm getirdiği gerçeğini gölgelemektedir.
Kur’ani kavramların çarpıtılması, Kur’an’a yapılan en büyük zulümdür
Bazı mealistler ve müfessirler tarafından -bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde- Duha, İnşirah, Kevser vb. birçok surenin, Rasulullah (as)’a ait ya da özel olduğu, Âdiyat, Saffat, Zariyat vb. birçok surenin gerçek anlamları dışında açıklanması, Kur’an’ı adeta anlaşılmaz kılmış, nazil olduğu çağa hasretmiş bir görüntü vermektedir.
Daha sonra yapılan tefsirlerin, önceki tefsir çalışmalarından kopya edilmesi de Kur’an’ı nazil olduğu çağa hasretme çalışmalarına yardımcı olmuştur. Özellikle de ayetlerin orijinallerinde bulunmadığı halde bazı surelerin başına eklenen “Ey Muhammed” ifadeleri, Kur’an’ın yalnızca Hz. Muhammed (as)’a hitap ettiği imajını vermektedir.
Kevser suresinin tefsirinde yapılan kimi açıklamalar da yukarıda belirtilen durumu yansıtmakta, surenin evrensel ve çağlarüstü özelliğine gölge düşürmektedir. Diğer taraftan sure için yapılan tefsir adı altındaki açıklamalarda sureyi oluşturan üç ayet, birbirinden kopuk, birbiriyle hiçbir ilişkisi yokmuş gibi verilmekte, bu ise hem surenin bütünlüğünü bozmakta hem de surede verilen asıl mesajı gölgelemektedir.
Surenin anlaşılmasını zorlaştıran ve Kur’an’ın evrenselliğini gölgeleyen bu tür tefsirler, İsrailiyattan etkilendiği gibi bunda geleneksel din anlayışının da çok büyük payı vardır. Bu her iki gayri İslâmi anlayışla yapılan açıklamalar sonucunda Kur’an, ona iman ettiklerini söyleyenler ve diğer insanlar tarafından adeta (hâşâ) sıradan bir kitap gibi ele alınmıştır.
Bazı müfessirler, Kur’ani kavramları ifade ettikleri asıl anlamlarına uygun bir şekilde ve İslâmi davet metoduna göre açıklamak yerine bu kavramları ya felsefi ifadelerle ve güncel yaşamda pratiği olmayan karşılıklarla anlamlandırmış ya da bireysellik ve yerellik ifade eden manalarla açıklamışlardır.
Kevser; bolluk ve bereket olan yüce Allah’ın sözleri vahiy, en büyük nimet İslâm’dır
Kevser suresi, dünyada beşer cinsinden (rasuller hariç) hiç kimseye nasip olmayacak bir nimetin, Hz. Muhammed (as)’a ve iman edenlere verildiğini belirtiyor. Verilen bu sonsuz nimet, öyle tükenmez bir hazinedir ki, Kur’an’ın ifadesi ile hiçbir benzeri yoktur.
Nahretmek, kurban kesmek değildir
Ayette geçen salat et ve nahret ifadeleri namaz kılmak ve kurban kesmek değildir. Burada geçen salla ifadesinin namaz olmadığı açıklandı, nahret ifadesi de kurban kesmeyi ifade etmiyor. Nahret, kesmek, boğazlamak, savaşmak, kendisini öldürmek, yani intihar etmek, Kurban Bayramının birinci günü gibi anlamlarına gelmektedir.
Öyleyse Rabb’ine teslim ol ve kendini (tamamen O’na) hasret.
Mekke döneminde kurban emri bildirilmemişti
Mekki ilk inen ayetlere bakıldığında, infak ve tebliğin açıkça yapılması dışında ameli herhangi bir farziyet bulunmamaktadır. Namaz emri bile hemen hemen Mekke döneminin son zamanlarında inzal olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir