Kâfirun Suresi Safların netleşmesi, Kur’ani kavramların net anlaşılması ile mümkündür

Safların netleşmesi, Kur’ani kavramların net anlaşılması ile mümkündür
Bir inanç ya da düşünce sistemini net olarak bilmenin, onu anlaşılır kılmanın en etkili yolu, o inanç ya da düşünce sistemine ait kavramları, kendine özgü tanımlamaları ile bilmekten ve anlamaktan geçer.
Kavramların, ifade ettikleri ve vermek istedikleri anlamlara uygun şekilde bilinmesi, ait oldukları inanç ya da düşünce sisteminin net anlaşılmasını sağlayacak ve insanları sağlıklı bilgiye ulaştıracaktır. Bu, insanların seçimlerini bilinçli yapmalarını sağlayacak, böylece kendilerine ulaşan inanç ya da düşünce sistemini bilerek kabul ya da ret edeceklerdir.
Tevhidi esasların, Sünnetullahta cari olduğu şekliyle insanlara ulaştırılması, iman edenlerle şirk ve küfür içerisinde bulunanların saflarının netleşmesi, ancak Kur’ani kavramların asıl anlamlarına uygun biçimde anlaşılması ile mümkündür.
Kur’ani kavramlar net anlaşıldıkça insanlar, Tevhidi esasları anlayacak, Rab’lerine gerçekten iman edecek, yalnızca O’nu ilah edinerek insan olmanın onuruna, gerçek özgürlüğe, yaratılışındaki fıtratlarına kavuşacak, gerçek kişiliklerini bulacak, böylece kula kulluk yapma zilletinden kurtulacaklardır.
Kur’an net anlaşıldıkça, insanlar Kur’ani mesajı, Tevhidi ilkeleri daha net anlayacak, içerisinde bulundukları sapıklık, dalalet, cehalet ve bağnazlıktan kurtulacak, gerçek bilgiye ulaşarak küfür, şirk ve sapıklığın karanlıklarından vahyin aydınlığına çıkacaklardır. Böylece Uluhiyet, Rububiyet, Meliklik ve Ubudiyette Rab’leri yüce Allah’ı Tek ilah olarak kabul edecek, onun dışındaki tüm sahte ilahları reddeceklerdir.
Risalet önderleri, safların netleştirilmesini sağlamışlardır
Tüm Risalet önderleri, Tevhidi esaslara davetleriyle kendi toplumlarında safların netleşmesini sağlamışlardır. Onlar, kendileriyle beraber iman edenlerle Tevhidi bir dik duruş sergileyerek küfür ve şirki reddetmişlerdir.
Yüce Allah (cc), Müslümanların kâfirlere karşı takınacakları tavrı, Hz. İbrahim (as)’ın hayatını örnek vererek bildirmiş, Müslümanlardan bu örnekliği almalarını istemiştir. Kâfirlere, hiçbir şekilde taviz vermeyen Hz. İbrahim (as) ve beraberindeki Mü’minler, kâfirleri, itaat ettikleri liderlerini ve tabi oldukları kanunlarını reddetmişlerdir.
“Gerçekten sizin için İbrahim’de ve onun beraberindeki kimselerde güzel bir örnek vardır; o zaman kavimlerine dediler ki: ‘Şüphesiz biz, sizden ve Allah’tan başka itaat ettiğiniz şeylerden uzağız, sizi tanımıyoruz. O Bir olan Allah’a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret ortaya çıkmıştır…” (Mümtehine, 4)
Tevhid-şirk, Hak-batıl mücadele tarihi boyunca Hak-batıl taraftarları, seçimlerini ve mücadelelerini, kabul ya da inkârlarını, dostluk ve düşmanlıklarını çok açık bir bilgi ve bilinçle yapıyorlardı. Kur’an, Tevhid-şirk taraftarlarının mücadelelerini verirken onların, üzerinde bulundukları yolu bilinçli bir şekilde seçtiklerini de bildiriyor.
İslâm, iman ile küfrün, Tevhid ile şirkin, Hak ile batılın birbirine zıt ve farklı, bunlara tabi olanların da tamamen ayrı kimseler olduklarını bildirir. Bu, öyle bir ayrışma ve farklılıktır ki hiçbir konuda, hiçbir şekilde aralarında bir benzerlik ve yakınlık bulunmamaktadır
Tevhidi esaslara iman eden ve Hak üzerinde bulunan bir kimse, tüm düşünce, söz ve davranışları, sosyal ve siyasal ilişkileri, dostluk ve düşmanlık duyguları, bireysel ve toplumsal duruşu ile gereği gibi ya da hiç iman etmeyen kimselerden tamamen farklı olmak durumundadır. Bu durum, yüce Allah’ın iman eden kullarından isteği ve emridir
Tarihi süreçte Tevhidi esasları kabul eden Müslümanlar, kendilerine gelen vahyi anladıkları için neyi, niçin kabul ettiklerini, bu kabulün kendilerine ne kazandırıp ne kaybettireceğini, kimleri dost bilip kimleri karşılarına alacaklarını çok iyi biliyor, saflarını ona göre belirliyorlardı. Onlar, iman ettikleri esasların kendilerinden ne istediğini, bu uğurda nasıl bir fedakârlıkta bulunacaklarını, iman edişleri nedeniyle başlarına nelerin gelebileceğini bilerek iman ediyorlardı
Yüce Allah’a iman eden bir kimse, yepyeni bir kişiliğe bürünmüş, yepyeni bir kimliğe sahip olmuş, geçmişe ait her şeyini terk ederek yeniden var olmuştur. İman etmek insana, yepyeni bir kişilik kuşanmasını, yepyeni bir kimliğe sahip olmasını, toplumsal ilişkilerini iman ettiği Tevhidi esaslar doğrultusunda düzenlemesini sağlar
Yüce Allah’a iman eden, Tevhidi esaslara göre hayatını düzenleyen bir kimse, geçmişe ait tüm düşünce, söz ve davranışlarını, geleneksel kültürel alışkanlıklarını terk edecek, siyasi, ticari, sosyal konumunu yeniden belirleyecektir. Bu durum, iman etmenin kişiye yüklediği bir sorumluluk ve zorunluluktur. İman eden bir kimse, hiçbir şekilde buna aykırı hareket edemez
Kâfirun suresi, küfrün her çeşidini kesin bir şekilde reddetmeyi emretmektedir
Kâfirun suresi, Müslümanların içerisinde yaşamak durumunda kaldıkları kâfirlere karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğini apaçık bir şekilde ortaya koymakta ve takınılacak tavrın bir din olduğunu bildirmektedir

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*