İslâm’da Nafaka Konusu

Hak olmayan nafakayı almak, yüce Allah’a karşı haddi aşmaktır
İslâm, yüce Allah’a kulluğun esaslarını en ince detayına kadar açıklayan bir din; insanlar arasındaki adab-ı muaşeret ilişkilerinin, sosyal, siyasal, ekonomik ve ticari hayatın, yönetimin nasıl olacağını en iyi şekilde düzenleyen sistem; zekât ve infak gibi sosyal bölüşümün esaslarını, evlenme, boşanma, yargılama biçimlerini, ceza hukuk kurallarını belirleyen, savaş ve barışın esaslarını bildiren bir devlet nizamıdır.
İslâmi kuralların din, sistem ve devlete yönelik esasları, evrensel ve çağlarüstü bir niteliğe sahip olması nedeniyle Kur’an ve Sünnet esaslarına uygun bir biçimde uygulandığı zaman her çağda, insanları en güzel şekilde mutlu ve huzurlu kılacak, müreffeh bir şekilde yaşatacak yegâne tek nizamdır.
Sosyal hayatı, insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen İslâm, kadın ve erkeklerin sosyal ve toplumsal yaşamda birbirleri ile ilişkilerinin ne olacağını da en iyi biçimde, apaçık bir şekilde düzenlemiştir. İslâmi esasların, insan hayatını en iyi düzenleyen, insanları huzur ve mutluluğa ulaştıran yegâne nizam olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.
İslâm’ın insanlık için en iyi nizam olduğu gerçeğini ancak Kur’ani ifade ile kalplerinde hastalık bulunanlar ve inkârcılar, bu apaçık gerçekleri kendi gayri meşru durumlarını gizlemek adına, dillerini eğip bükerek çarpıtmakta, kendilerine bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadırlar.
Yüce Allah (cc), kullarının yeryüzündeki hayatlarının nasıl olacağını, insanların birbirleriyle ilişkilerini tüm detayları ile apaçık bir şekilde açıklamış, bunlara uyulmasını emretmiş, konulan hükümlerin aksine hareket edenlerin haddi aşacaklarını bildirmiştir. Bu nedenle gerçekten iman eden kimseler, haddi aşma konusunda Rab’lerinden korkarlar.
“Şüphesiz ancak Mü’minler o kimselerdir ki, Allah hatırlatıldığı zaman onların kalpleri ürperir ve O’nun ayetleri onlara okunduğu zaman onların imanlarını artırır ve onlar, Rab’lerine tevekkül ederler.” (Enfal, 2)
Yüce Allah’a gerçekten iman eden kimseler, Rab’lerinin hükümlerine karşı her zaman duyarlı olmalı, konulan hükümlere aykırı hareket etmekten kaçınmalı, Rab’lerine karşı haddi aşmamalıdırlar. Müslümanlar, her konu ve durumda Kur’an ve Sünnete tam bir teslimiyetle teslim olmalıdırlar.
“Aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve Rasulü’ne çağırıldıklarında Mü’minlerin sözü ancak: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (Nur, 51)
Rab’lerine gerçekten iman eden kimseler, Allah ve Rasulü’nün koyduğu hükümlere aykırı hareket edemezler. Onlar, her konu ve durumda vahyin belirlediği esaslara uygun hareket ederler. Bu, onların Allah’a ve Rasulü’ne gerçekten iman etmelerinin gereği ve sonucudur.
Beşerî tağuti sistemler, yüce Allah’a isyanı gaye edinmişlerdir
Günümüzde nafaka konusu toplumda adeta bir kangren haline gelmiş durumdadır. Beşerî tağuti sistemin totaliter diktatör zorba yöneticilerinin, yüce Allah’a ve İslâm dinine karşı başlattıkları isyan ve tuğyanlarına alet ettikleri nafaka konusunu İslâm, 1400 sene öncesinden en güzel şekilde çözüme kavuşturmuştur.
Batı emperyalizminin ve Siyonizm’in güdümünde hareket eden beşerî tağuti sistemin totaliter diktatör zorba yöneticilerinin, aileleri dağıtmak, aile kurumunu ortadan kaldırarak bozuk bir toplum oluşturmak, kadınları, imani ve ahlakî değerlerinden kopararak ortalık malı haline getirmek niyetiyle çıkardıkları ahlakî ve insani değerlerden uzak İstanbul sözleşmesi adındaki yasaları, İslâmi değerlere açıkça savaş açmış durumdadır.
Beşerî tağuti sistemler, yüce Allah’ın razı olup beğendiği İslâm dinine karşı zıt yasalar çıkartarak yüce Allah’a isyanlarında haddi aşmışlardır.
Yüce Allah’a iman iddiasında bulunan bir kimsenin, beşerî tağuti sistemlerin yasalarına göre hareket etmesi, haddi aşması, apaçık bir şekilde Rabb’ine isyan etmesidir. Bu nedenle yüce Allah’a iman iddiasında bulunanlar, her konu ve durumda Kur’an ve Sünnete göre hareket etmelidirler. Aksi halde iman iddiaları kuru bir zandan öte bir anlam ifade etmez.
İslâm’da boşanmanın esaslarını Kur’an ve Sünnet belirler
İslâm dini, evliliğe önem verir ve aile yuvasının, toplumun temel taşı olduğunu kabul eder. İslâm toplumu, sağlam temellere dayalı aile yuvaları üzerine yükselir. Bu nedenle İslâm, aile içerisinde huzur ve mutluluğun var olmasını, -eşlerin birbirleri üzerinde hakları bulunduğunu bildirerek- eşler arasında dengeli bir ahengin oluşmasını ister.
İslâm’da aile kurumu, toplumun temel taşı ve çocukların yetiştiği en sağlıklı eğitim kurumudur. Bu nedenle aile kurumunun bir kutsiyeti vardır ve bu kutsiyete keyfi olarak zarar vermek, yüce Allah’ın bu konudaki hükümlerini önemsemeyip hiçe saymaktır ki bu, yüce Allah’a karşı apaçık bir şekilde isyandır.
İslâm, boşanmanın ancak zaruret halinde olabileceğini bildirmiş, evlilik kurumunu oyuncak haline getirip en ufak bir durumda boşanma tehdidini ortaya koymak, yüce Allah’a ve Rasulü’ne karşı haddi aşmaktır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*