Yeni Haçlı Seferleri

Tarih tekerrürden ibarettir sözü, Papa’nın çağrısı üzerine, ABD emperyalizminin önderliğinde IŞİD Müslümanlarına karşı başlatılan ve Batılı bütün Hrıstiyan ülkelerinin ve İslâm topraklarında hüküm süren yerli işbirlikçilerinin katıldığı yeni Haçlı seferleri ile bugün bir kez daha kanıtlanmıştır.

Askeri haçlı seferleri, her seferinde Müslümanlardan ağır tokatlar yedikçe yenileri oluşturulmuş, bunlarla da yetinmeyen Batılı Hrıstiyanlar, halk ve çocuk Haçlı seferleri de düzenlemişlerdir.

Tarihi sürece bakıldığında, İslâm ve Müslümanlara karşı, 1095-1272 yılları arasında 24 tane Haçlı seferi yapılmıştır. Bu sayı, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına kadar, irili ufaklı olarak, en az iki katına çıkmıştır.

Son olarak ABD başkanları baba ve oğul Bush tarafından başlatılan 1991 ve 2003 Körfez savaşlarında, oğul Bush’un açıkça itiraf ettiği üzere, Haçlı seferleri yapılmış, bugünlerde de yine Papa’nın çağrısı üzerine ABD başkanı Obama, yeni bir Haçlı seferi başlatmıştır.

Haçlı seferlerinin ortak noktalarına bakıldığında bunların, dini, siyasi, sosyal ve ekonomik sebeplere dayandığı görülmektedir. Bu son Haçlı seferi de, yine Papa’nın çağrısı üzerine başlatılmıştır.

Papa’nın yardımcılarından Fransız Kardinal Jean-Louis Tauran’ın Başkanlığını yaptığı, Vatikan Dinlerarası Diyalog Konseyi, şu çağrıyı yapmıştır:

"Bütün dünya, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1923’te kaldırdığı hilafetin restorasyonunu hayretle izledi. Irak’ta bir kişinin kendini halife ilan ederek tarifsiz şiddete başvurması karşısında özellikle Müslüman dini liderlerin, Dinlerarası diyalogla ilgilenenlerin ve iyi niyetli insanların, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütünün Irak’ta işlediği suçlara karşı açık ve cesur bir duruş alması gerekir.

IŞİD’in Hıristiyan ve Ezidileri ya İslâm’ı benimsemeleri ya da yerlerinden sürülmeyle cizye vergisini ödemeyle katliamla karşı karşıya bıraktığı, kızların savaş ganimeti gibi kullandığı, insanların kafalarını kesip, çarmıha gerdiği, cesetlerinin halka açık yerlerde sergilediği, Hıristiyan ve Müslümanların ibadet yerlerinin, paha biçilemez kültürel miras varlıklarının imha edildiği, barbarca uygulamalara başvurmuştur.

Kardinal Jean-Louis Tauran, Papa’nın "Bu barbarlıkların bir din gerekçesiyle haklı çıkarılamayacağı ve bunun Tanrı ile insanlığa karşı işlenen çok ciddi bir suç olduğunu dini liderlerin hükümetler üstündeki etkilerini de bu suçlara karşı kullanması gerektiği aksi takdirde dinlerin ve liderlerin inandırıcılığının kalmayacağını belirtti.”

Tüm Haçlı seferlerine bakıldığında hemen hemen birçok ortak noktanın bulunduğu görülür.

Papalık, yalanı din haline getirmiştir

İlk Haçlı seferlerini başlatan Papa İkinci Urbanus’tan son Papa Françesko’ya kadar hemen hepsi, yalan söyleyerek Hrıstiyanları Müslümanlara karşı kışkırtmışlardır. Papalığın bu son çağrısında da aynı yalanları görmek mümkündür!

Vatikan, IŞİD’in Hristiyan ve Ezidileri ya İslâm’ı benimsemeleri ya da yerlerinden sürülmeyle cizye vergisini ödemeyle katliamla karşı karşıya bıraktığı, kızların savaş ganimeti gibi kullandığı, insanların kafalarını kesip, çarmıha gerdiği, cesetlerinin halka açık yerlerde sergilediği, Hıristiyan ve Müslümanların ibadet yerlerinin, paha biçilemez kültürel miras varlıklarının imha edildiği, barbarca uygulamalara başvurmuştur.” diyor.

Vatikan’ın bu ifadelerinde geçen “Hristiyan ve Ezidileri ya İslâm’ı benimsemeleri ya da cizye vermeleri” dışındaki tüm iddiaları yalandır. Çarmıhla kafayı bozmuş Papalık, IŞİD’in, insanları çarmıha gerdiğini söylemekte ve kendilerinin geçmişte ve günümüzde Afrika’da Müslümanlara yaptıkları, cesetlerini halka açık yerlerde sergilemeyi de yine Müslümanlara mal etmeye çalışmaktadır.

Papalığın, diğer bir yalanı ise, “Hıristiyan ve Müslümanların ibadet yerlerinin, paha biçilemez kültürel miras varlıklarının imha edildiği” sözüdür. Papalık, ABD ve Batı emperyalizminin, Irak’taki kültürel zenginlikleri yağmaladığını, soyup ülkelerine götürdüğünü unutmuş görünüyor. Oysa IŞİD, yağma yapmadığı gibi, ibadet yerlerini değil, puthaneye çevrilen tekke ve türbeleri yıkmaktadır ki bu, İslâm’a tamamen uygundur.

Papalık, tarihte ve günümüzde Afganistan’da, Irak’ta ve dünyanın diğer bölgelerinde kendilerinin Müslümanlara yaptıkları barbarca katliamları, görmezden gelerek Müslümanların, düşman askerlerini savaş kuralları gereği öldürmelerini, katliam olarak vermektedir.

Papalık, ABD ve Batılı ülkeler İslâm’a ve Müslümanlara düşmandır

Tüm Haçlı seferleri, Müslümanlara karşı yapılmıştır. Bu, dün böyle olduğu gibi bugünde böyledir. İlk Haçlı seferi, İspanya ve Sicilya’yı fetheden Müslümanlara karşı başlamıştı. Günümüzde de, IŞİD Müslümanlarına ve Halifeliğini ilan eden ebu Bekir el Bağdadi’ye karşı yapılmaktadır.

Günümüzdeki tüm batılı ülkeler, onların oluşturdukları İnsan Hakları(!) Mahkemesi, NATO, Birleşmiş Milletler, Dünya bankası vb. oluşumların hemen tümü, Müslümanlara karşıdırlar. Bunların aldıkları kimi kararlara bakıldığında bu gerçek, bütün açıklığı ile ortaya çıkmaktadır.

Tüm Haçlı seferleri, Müslüman katliamı yapmıştır

Yezidilerin, can korkusu ile Irak’tan kaçışlarını, Müslümanların, katliam yaptıkları yalanı ile duyuran Papalık, geçmişte ve günümüzde Hrıstiyanların ve Budistlerin yaptıkları katliamları adeta zevkle izlemektedir. Fransızların, Cezayir halkına, ABD’nin yerlilere,  yaptıkları katliamlar, Bizzat batılı yazarların yazdıkları kaynaklarda itiraf edilmiştir. İşte Müellif Ahmet Rıza Bey’in, “Tarihteki Hristiyan Katliamları”  adlı eserinden paragraflar.

“İkinci Meşrutiyet Meb’usan Meclisi ve A’yan Meclisi Reisi Ahmet Rıza Bey’in (1858-1930) yazdığı "La Faillite Morale de la Politique Occidentale en Orient" adlı eserinin tercümesini (Batının Doğu Politikasının Ahlâken İflâsı), Fransızca aslından tercüme eden muhterem Ziyad Ebuzziya Beyefendi bendenize göndermek lûtfunda bulunmuş; inceledim, kısmen okudum, bazı pasajlarını bu yazımda okuyucularıma arz edeceğim.

Müellif Ahmet Rıza Bey bu eserinde, Hristiyan Batının, İslamiyet’in çıkışından beri İslâm’la ve Müslümanlarla ilgili her şeye karşı yürüttüğü korkunç kin ve nefreti, iğrenç entrika ve karalamayı, asılsız propaganda ve yalanı, şeytanî tavır gösterdiği müthiş taassup ve inkârı, sadece Avrupalı ve Hrıstiyan yazarların beyanlarına dayanarak ortaya dökmüş; misalleri kendi adamlarından ve itimat ettikleri kaynaklardan vermiş ki okuyanların itiraza mecali kalmasın.

253. sayfada da tarihte Batılıların yaptıkları bazı büyük katliamların indeksi yer alıyor:

Afrika siyahilerine, Amerika Kızılderililerine, Amazon yerlilerine, Enda, Türklere, Yahudilere, Güney Fransa halkına, İsviçre Vaud halkına, Sicilya halkına, Vitry Şehrine, Kudüs halkına, Tuna boylarındaki Yahudi ve Hrıstiyan halklara, Protestanlara, falcı, büyücü diye suçladıkları insanlara, âlimlere yapılan katliamlar; Müslüman eserleri ve camileri tahripleri, Meksika’da insan avı eğlenceleri (!) ve münferit mezalim gibi.

Bunların incelenmesinden anlaşılıyor ki Batı insanında kiliseye dayanan, papazlardan kaynaklanan, dini duygular kışkırtılarak siyasete âlet edilen müthiş ve vahim bir gaddarlık, hunharlık, insafsızlık, merhametsizlik, katillik ve haydutluk damarı vardır.

Tarihten örnekler:

İlk haçlı orduları, Avrupa’dan Anadolu’ya doğru gelirken, yolları üzerindeki Tuna vadisi, Macaristan, Bulgaristan ovalarındaki şehirler, ahalileri Hrıstiyan olduğu halde, yağma edip yakıp yıkmışlar, rastladıkları Yahudileri merhametsizce ve korkunç işkencelerle boğazlamışlar. Anadolu’da daha korkunç vahşet göstermiş. İmparator Alexis Kommen’in kızı Anna Kommen’in görgü ve beyanına göre "en büyük eğlencelerinden biri, rastladıkları Müslüman çocukları öldürmek, kızartmak ve yemek" imiş.

İngiliz tarihçisi Mills de (S.183), haçlıların insan eti yediklerini doğruluyor. "Antakya’da Fransız Bohemoud (1055-1111), birkaç Türk esiri boğazlattı, herkesin gözü önünde kızarttı, sonra seyredenlere, buralara bu iştahını tatmin etmek için geldiğini söyledi."

Haçlılar, Firuz adlı bir Ermeninin hıyanetinden faydalanarak Antakya Kalesine girdiler, şehire dalınca 10.000 Türk’ü boğazladılar ve bütün camileri yaktılar. Papaz Lemo İne olayı şöyle anlatıyor:

"Bizimkiler sokakları dolaşıyor, rastladıkları çocuklarla ihtiyarları paramparça ediyorlardı, ancak o gün herkes boğazlanamadı, bizimkiler geri kalanları ertesi gün kestiler."

Sonra ordu Kudüs’e vardı, 4 gün muhasaradan sonra kadın, çocuk dâhil tüm Müslüman ahali (70.000 kişi) kılıçtan geçirildi. Hz. Ömer camiine sığınmış 10.000 Müslüman da katledildi, katliam 8 gün sürdü, başka mezhepten olan pek çok Hrıstiyan da katledildi.

Tarihçi Fuller; İkinci Kudüs katliamının, ani bir tevekkür ve heyecan neticesinde değil önceden düşünülüp hazırlanmış bir plan gereği yapıldığını, çocuklar, bebekler, zayıflar ve kadınların bile boğazlandığını beyan eder. Haçlı reisleri savaşta yaptıkları akdi ve verdikleri sözü de tutmuyorlardı. Mesela İngiliz kralı Richard (1157-1199) silahsız insanların boğazlanıp denize atılmasını emretmiş, hayatlarını bağışlayacağına söz verdiği 3000 kişiyi de katlettirmişti.

Yazar, bu katliamlar karşısında ne yapılması gerektiğini şöyle açıklıyor:

Kitaptaki sayısız misaller günümüzdeki Bosna-Hersek katliamlarının Kafkas ve Orta Asya olaylarının, Dünyanın her yerindeki Müslüman kıyımlarının kökenlerini bize bütün açıklık ve çıplaklığıyla gösteriyor.

O halde ne yapmalıyız?

Önce düşmanı çok iyi tanımalı, gevşememeli, palavra propagandalara, sinsi politikalara ve şeytanî entrikalara aldanmamalıyız.

Hemen ve derhal, bu gibi zulümlerin bir daha tekerrürüne imkân vermeyecek her türlü tedbiri almalı, her türlü plan, proje, silah, araç ve gereç tedarikini (en gelişmiş ve mükemmel cinsten), mutlaka ve muhakkak yapmalıyız. Hem ferden, hem grup olarak, hem de devlet ve milletçe…

Bütün Müslümanlar, dünyanın her yerinde, her türlü ihtilaf ve tefrikayı bırakıp birleşmeli, her cihetten masum Müslümanların imdadına vakit kaybetmeden yetişmelidir. Aksi takdirde diğer Müslümanların başına da aynı müthiş mezalimin gelebileceği, onların topraklarının da Bosna-Hersek’e dönebileceği asla unutulmamalıdır.”

Müellif Ahmet Rıza Bey, bugün yaşasaydı ve İslâm topraklarındaki emperyalizmin işbirlikçilerinin, Papalığın emrine uyarak ABD ve Batılı emperyalistlerin oluşturdukları Haçlı ittifakında Müslümanlara karşı çıkmalarını görseydi kahrından ölecekti.

Hrıstiyanların yaptıkları katliamlara, İspanyolların ve Hitlerin, Yahudilere yaptıkları, ABD ve müttefiklerinin Vietnam, Afganistan ve Irak’taki katliamlar da eklendiğinde Hrıstiyanların, katliamlarına hâlâ devam ettikleri çok açık bir şekilde görülmektedir. Katledilenler, Hrıstiyan olmadıkları için, Papa ve yardımcılarına göre bu katliamlar, katliam olarak görülmüyor.

Papalık, Müslümanlara yapılan katliamları, zevkle takip ediyor

Müslümanların, katliam yaptıklarında dem vuran Papalık, İsrail’in Filistin’de, bugüne kadar yaptığı sayısız katliamlardan oluşan ve hâlâ tazeliğini koruyan kan göllerini görmezden gelmektedir. İnsancıl maskesini takan Papalık, Müslümanları, canlı canlı yakan Myanmar’daki Budistleri ve Afrika’da Müslümanları yakan Hrıstiyanları kutlamak için utanmasa, tebrik mesajı yayınlayacaktır.

Dünyanın değişik yerlerinde Müslümanlara yapılan katliamlar karşısında dilsiz şeytan kesilen Papalık, bir iki bin Ezidi’nin, korkudan Irak’tan kaçmaları karşısında bütün Hrıstiyanlara seslenerek Haçlı seferi başlatmıştır.

Tüm Haçlı seferleri, siyasi ve ekonomik nedenlerle yapılmaktadır

Geçmişteki Haçlı seferleri, her ne kadar Papalar tarafından dini bir kisve altında başlatılmışsa da, asıl olarak Burjuva sınıfının, ganimet elde etmek, daha çok zenginleşmek için katıldıkları savaşlardır. Günümüzde ise, dünyayı sömüren ABD ve Batı emperyalizminin, Müslüman coğrafyasındaki doğal gaz ve petrollerine sahip olmak için yapılmaktadır. Nitekim Afganistan’a yapılan saldırı, Afganistan’daki doğal gaz yataklarını kontrol altında tutmak için yapılırken, Irak’a karşı yapılan savaş, Irak petrollerinin elde edilmesi için, Irak’ın Kitle İmha Silahları ürettiği bahanesi ile başlamıştır.

ABD ve diğer Batılı emperyalistler, bütün dünyanın gözü önünde Irak’ta, devlet hazinesini yağmalayarak tırlar dolusu altınları ve petrol tankerlerini doldurarak çalıp ülkelerine götürmüşler, hâlâ da götürmeye devam etmektedirler.

Kendi aralarında sorun yaşayan Batılı ülkeler, Müslümanlara karşı birlik oluyorlar

Önceki Haçlı seferlerine katılan ülkeler de bugünkü Haçlı seferlerinde yer alan ülkeler de, kendi aralarında birçok sorun yaşamalarına karşılık, sözkonusu Müslümanlar olunca anında birleşmektedirler.

Ve son ortak nokta, hemen tüm Haçlı seferleri, hezimetle sonuçlanmıştır

Tarihsel süreçteki Haçlı seferlerine bakıldığında bunların, Müslümanlar karşısında çoğunlukla hezimete uğradıkları görülmüştür. Bugün de biiznillah böyle olacak ve Haçlı orduları ile onları destekleyen İslâm topraklarındaki hain destekçileri, ağır bir hezimete uğrayacaklardır. Bu, Allah’ın yardımı ile uzak değildir ve bu, yüce Allah’ın Müslümanlara müjdesidir.

“Allah sizden, iman edip salih amel işleyenlere vadetmiştir; onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yeryüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini bir güvene erdirecektir. Bana kulluk edecekler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar. Ama kim(ler) bundan sonra da nankörlük ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır.” (Nur, 55)

“Ancak iman edenler, iyi işler yapanlar, Allah’ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zalimler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!” (Şuara, 227)

Günümüzde Papalığın çağrısı ile başlatılan yeni Haçlı seferi de, biiznillah selefleri gibi bozguna uğrayacaktır. Yüce Allah (cc), yeni Selahaddin Eyyubi’ler yaratacak, bunlar eliyle kâfir zorbaları helak edecek ve Haçlıları, öncekilerinden çok daha feci bir şekilde bozguna uğratacaktır.

Papalık, Hilafeti istemiyor

ABD emperyalizmi ve Batılı Hrıstiyan ülkeleri, Müslümanların tek bir devlet içerisinde İslâm ümmetini oluşturmasını istemiyorlar. Çünkü İslâm ümmetinin paramparça durumu, onların sömürü ve talanlarını daha çok kolaylaştırıyor.

İslâm toprakları üzerindeki devletçiklerin başlarında bulunan birçok yönetici ya doğrudan ABD’de eğitim görmüş (örneğin, Suudi Kralı gibiler) ya da evlatları ABD’de eğitim görmüş ve kendileri de göbeklerinden ABD’ye bağlıdırlar (Tayip Erdoğan gibi). Bu nedenle İslâm topraklarındaki emperyalizmin bu yerli işbirlikçi kuklaları, ırki ve dini olarak ABD’li ya da Batılı olmasalar bile, T.C. tarihinde bugüne kadar görüldüğü üzere, kraldan daha fazla kralcı kesilerek batı çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar. Emperyalizmin istediği de zaten bundan başka bir şey değildir.

Emperyalizm, bir ülkeyi işgal edip asker bulundurmanın hem can hem de mal açısından kendisine pahalıya mal olduğunu, en son Afganistan ve Irak işgallerinde çok acı bir şekilde yaşamıştır. Bu nedenle emperyalizm, ülkeleri işgal edip o riskleri yaşamak yerine ülke yöneticilerini bir şekilde satın alarak hem sömürüsünü daha rahat sürdürmekte, hem de ülke halklarıyla kendisi direkt muhatap olmamaktadır.

İşte bu nedenle emperyalist Batılı ülkeler, aralarında birleşerek Osmanlı Devletini yıktılar ve İslâm topraklarını cetvellerle çizerek küçük devletçikler halinde ayırdılar, bu devletçiklerin başlarına da kendi ajanlarını getirdiler. Anadolu topraklarına M. Kemal’i, Arap topraklarının parçalanmış devletçiklerine de bilinen kralcıkları oturttular. M. Kemal eliyle Hilafeti kaldırtıp ümmeti manevi yönden de birbirinden koparan emperyalizmin dini lideri Papa, işte bu nedenle kendilerine hizmette kusur etmeyen M. Kemal’den övgü ile söz etmekte ve yaptığı ihanet ve küfrü bir kez daha anmaktadır.

"Bütün dünya, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1923’te (3 Mart 1924) kaldırdığı hilafetin restorasyonunu hayretle izledi. Irak’ta bir kişinin kendini halife ilan ederek tarifsiz şiddete başvurması karşısında özellikle Müslüman dini liderlerin, Dinlerarası diyalogla ilgilenenlerin ve iyi niyetli insanların, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütünün Irak’ta işlediği suçlara karşı açık ve cesur bir duruş alması gerekir.

M. Kemal, efendilerinin kendisine verdikleri görevi harfiyen yerine getirmiş, onların istekleri doğrultusunda yalnızca Hilafeti kaldırmakla yetinmemiş, efendilerinden daha çok ve zalimane bir tutumla İslâm’a ve Müslümanlara düşmanlık yapmış, binlerce Müslüman âlimi katletmiş, İslâm toprakları üzerinde İslâm’ın anılmasını yasaklamıştır. Bu nedenle de hem efendilerinin, hem de Papalığın takdirini kazanmıştır.

ABD, Papalık ve batı emperyalizmi, Halifeliğin oluşturulmasından korkuyorlar.

Hilafetin yeniden oluşturulması, başta ABD ve Batı emperyalistlerinin İslâm topraklarındaki işbirlikçilerinin saltanatlarının bitmesi ve bu hain şebekenin, yaptıklarının hesabını bir bir vermeleri demektir. Yerli işbirlikçi hainlerin saltanatlarının bitmesi ise, ABD ve Batı emperyalizminin sömürülerinin bitmesi demektir.

Hilafetin yeniden oluşmasının en önemli nedenlerden biri de İslâm Ümmetinin, Batı karşısında yekvücut olması demektir ki, işte Papalığın korktuğu durum da budur. Hilafetin teşekkülü ile ilgili çok önemli bir husus da hiç kuşkusuzdur ki, İngilizler ve diğer Batılı emperyalistler tarafından İslâm topraklarına bir ur olarak yerleştirilen, ABD emperyalizmi tarafında korunup kollanan, Türkiye’deki işbirlikçi yöneticiler tarafından beslenen katiller sürüsü İsrail’in, kökten yok edilmesidir.

Hilafetin yeniden teşekkül ettirilmesi, İslâm ümmeti içerisindeki parçalanmışlığın kaldırılması, Batılı ülkelerden hiçbir farkları kalmayan insanların ve yaşam tarzının İslâmi kurallara göre yeniden kimliklerini bulmalarını sağlayacaktır. Böylece toplumda işlenen her türlü gayri İslâmi ve gayri insani durumlar kaldırılacak, onurlu bir İslâm toplumu teşekkül ettirilecektir. Bu da, Batı yaşam tarzının bu topraklarda son bulması demektir. Bunun için Batı yaşam tarzında bir hayat sürenler de, Hilafeti istemezler.

Yalnızca ABD ve Batılı emperyalistleri değil, Rusya ve Çin de Hilafetin teşekkülünü istemez. Çünkü onların da İslâm topraklarındaki çıkarları bitecek, sömürüleri sona erecektir. Her türlü yeraltı ve yerüstü zenginlikleri barındıran İslâm toprakları, dış sömürgecilere muhtaç olmayacak güçlü bir yapıya kavuşacaktır. Bu ise, bu topraklar üzerinde çıkarları olanların, artık bu topraklardan ellerinin çekilmesi demektir.

Yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle başta Papalık ve emperyalist ülkeler olmak üzere, İslâm topraklarındaki devletçiklerin başlarında bulunan emperyalizmin yerli işbirlikçileri ve Batı yaşam tarzını seçenler, Hilafete açıkça karşıdırlar. Bunun için onlar, ellerinden geldikçe İslâm topraklarında Halifeliğin oluşmasına karşı çıkacaklar, Hilafeti isteyen Müslümanlara, sözel ve yazılı olarak Hilafeti ve Müslümanları kötüleyecekler,  fiili olarak saldıracaklardır. Ancak kâfirler ve müşrikler istemese de Allah (cc), nurunu tamamlayacaktır.

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, hâlbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah, mutlaka nurunu tamamlamak ister. O, Elçisini hidayetle ve hak dinle gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da o (hak di)ni, bütün din(ler)in üstüne çıkarsın.” (Tevbe, 32-33)

“Ki suçlular istemese de hakkı gerçekleştirsin, bâtılı da ortadan kaldırsın.” (Enfal, 8)

 

Ramazan Yılmaz: 2014.10.17

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*