Tekâsur Sûresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

Tekasur Suresi

Giriş

Çoğaltma ve çoğalma duygusu insanı azgınlaştırır

İnsan, huzur ve mutluluğun, iyi ve güzelin, sevgi ve saygının, barış ve adaletin kimi zaman güçlü olmakta, mal, sermaye ve insan gücü olarak çoklukta olduğunu zanneder.

Tarihi süreçte yaşananlar apaçık bir şekilde göstermiştir ki mal, sermaye ve insan gücü olarak çok olan kimseler, zaman içerisinde azgınlaşmışlar, insanlara zulmetmişlerdir. Bunlar, zulüm ve azgınlıklarını artırdıkça da güçlerinin ellerinden gideceği, hayatlarının acıklı bir şekilde sona ereceği duygu ve düşüncesi ile kendileri huzursuz ve mutsuz olmuşlardır.

Ellerindeki mal ve insan gücü ile azgınlaşan kimselerin, tarihi süreçte ve günümüzde acıklı bir şekilde helak edildiklerinin örnekleri ile doludur. Tarihi süreçte Nemrut, Fir’avn, Karun gibi zalimlerin, günümüzdeki diktatörlerin acıklı bir şekilde helak edilme nedenleri, azgınlıklarında sınır tanımamış olmalarındandır.

Tüm zalim diktatörler, kendilerinden önceki zalim diktatörlerin yıkılıp helak olmalarından ibret almayacak kadar beyinleri dumura uğramış, insani duyguları körelmiş, basiretleri bağlanmış kimselerdir. Bu nedenle bunlara hiçbir uyarı fayda vermez.

“Şüphesiz inkâr eden kimseleri, kendilerini uyarman ya da onları uyarmaman, onlar için aynıdır, iman etmezler. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerinin üzerini örtmüştür, onlar için büyük bir azap vardır.” (Bakara, 6-7)

Biz, Müslümanlar olarak günümüzdeki Kemalist zorbalığın geçmiş yöneticilerine ve şimdiki yöneticisi Erdoğan diktatörüne bugüne kadar mektup, e-mail ve sanal da yaptığımız tüm uyarılara rağmen zulümlerinden ve Rab’lerine karşı isyan ve küfürlerinden vazgeçmeyip daha çok azmalarının nedeni bunların Kur’an’da onlara verilen vasıflarından dolayıdır.

Onlar, “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden onlar dönmezler.” (Bakara, 18)

Mal biriktirme hırsı insanları, Rab’lerinin bildirdiği esaslara karşı kör ve sağır yapmış, onları, nankörlüğe, isyan ve şirke sürüklemiştir. Kalem suresinde bildirilen bahçe sahipleri, Karun ve Kehf suresindeki bahçe sahibi ile rasullere karşı çıkan zengin müstekbirler, hep doyumsuzluklarının kurbanı olmuşlardır. Onlar, kendilerine hatırlatılan Rab’lerinin uyarılarını da dinlemeyerek isyanlarında sınır tanımamışlardır.

Mal ve oğullar sahibi oldu diye, ona ayetlerimiz okunduğu zaman dedi ki: ‘Öncekilerin yazdıklarıdır” (Kalem, 14-15)

İnsanları, Zatına kulluk yapmaları için fiziki ve ruhi olarak en güzel şekilde yaratan yüce Allah (cc), onların kendilerine verilen güzelliklerini yeryüzünde sürekli kılmaları için söz ve fiillerinin nasıl olması gerektiği ile ilgili kurallarını da onlara bildirmiştir. İnsanlar, bildirilen ilahi kurallara uygun hareket ettikleri sürece dünyada en güzel şekilde huzurlu ve mutlu olacaklar, Ahirette de güzellikler yurdu cennetlerde güzel bir hayat süreceklerdir biiznillah.

Rab’lerinin kendilerine bildirdiği ilahi kuralların aksine hareket edenler, dünyada belki -maddi anlamda- kısa süre iyi bir hayat yaşayacaklar, ancak işledikleri kötülükler nedeniyle Ahirette aşağılık yaratıklar olarak en kötü azaba duçar olacaklardır. İyi ve kötü bir hayat sürüp sonunda hak edilen karşılığı almak tamamen insanların kendi iradelerinde ve ellerindedir.

Mal ve sermaye çoğaltma adına helal haram ayırımı yapmadan, hak hukuk gözetmeden hareket edenler, bu yaptıkları ile aslında insanı saptıracağına yemin eden şeytana tabi olmuşlardır.

İblis (aleyhillane), Allah’ın doğru yolu üzerine oturup insanları saptıracağına ahdetmiş, yüce Allah (cc) da şeytanın, insanlara düşman olduğunu bildirmiştir. Ancak insanlar, bu konuda hassasiyet göstermemiş, şeytan aleyhillanenin kendileri için kurduğu tuzaklara düşmüşlerdir.

“Ey insanlar, yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin ve şeytanın adımlarına tâbi olmayın; şüphesiz o, sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 168)

Şeytan, vesveseleri ile insanları ilahi mesajdan uzaklaştırmış, böylece Rab’lerine isyan ederek vahyin belirlediği esaslar dışında kendi arzularını ölçü alarak hareket etmişlerdir. Sahip oldukları mal, sermaye ve insan gücü nedeniyle kendilerini diğer insanlardan üstün gören, hevalarını her şeyden önemli gören, huzur ve mutluluğu maddi zenginlikte zanneden bencil ve egoist kimseler, tüm değer yargılarını da buna göre belirleyerek ilahi mesajdan uzaklaşmışlardır.

İlahi mesajdan uzaklaşanlar, ben merkeziyetçiliği, bencilliği, doyumsuzluğu yaşam tarzı olarak almışlar, dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanarak yalnızca kendilerini düşünmüşler, kendilerinden başkasını düşünmemişlerdir. Bu düşünceleri sonucunda ihtirasları artmış, helal haram demeden mal biriktirmeye başlamışlar, başkalarının haklarını gasp etmeyi kendileri için meşru görmüşlerdir.

O ki, mal toplayıp onu sayıp durur; gerçekten malının, onu ebedi yaşatacağı düşüncesinde.” (Hümeze, 2-3)

Vahyi esaslar, insanda yaratılışta var olan güzel hasletlerin korunmasını ve daha çok geliştirilmesini sağlamakta, onun, insanı kâmil olmasına yardımcı olmakta, Tevhidi ilkeler de insanın onurlu bir kişilik kuşanmasına neden sağlamaktadır. İnsan, vahyi esaslardan uzaklaştıkça güzel hasletlerini ve insanlığını, Tevhidi esaslardan uzaklaştıkça da onurlu kimliğini kaybetmekte sonra ya kula kul olmakta ya da malı ilah edinerek ona tapmaktadır.

Mal biriktirme hırsı insanları, Hak’tan uzaklaştırıp helake sürükler

Edindikleri mal ve sermayenin verdiği enaniyet, bu mal ve sermaye ile kiraladıkları kişilerle edindikleri güçle böbürlenenler, sahip oldukları mal ve insan gücü nedeniyle insanları hor görüp küçümsemişlerdir. Tarihsel süreçte ve günümüzde birçok örneği görülen bu kimseler, edindikleri yanlış ve batıl bilgilerle hiçbir zaman azaba uğramayacaklarını zannetmişlerdir.

 “Ve dediler ki: ‘Biz malca ve evlatça daha çoğuz, biz azaba uğratılacaklar değiliz.” (Sebe, 35)

Günümüzde de birçok örneği bulunan bu kimseler, varlığını kabul edip indirdiği Tevhidi esaslarını reddettikleri yüce Allah (cc) üzerine iftira atmaktan da geri durmamışlardır. Bunlar, helal haram demeden elde ettikleri mallarla yüce Allah’ın kendilerini sevdiğini, “Allah sevdiği kuluna yürü dermiş” diyerek azgınlıklarını ortaya koymuşlardır. Onlar, Rab’lerine karşı yaptıkları nankörlük, isyan ve küfürlerine bakmadan kendilerini yüce Allah’ın seçkin kulları sanmaktadırlar.

Onlara şu iki adamı misal olarak anlat, ikisinden birine iki üzüm bağı vermiş ve ikisinin etrafını hurmalarla çevirmiş, aralarında ekin bitirmiştik. Her iki bağ yemişlerini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemiş, aralarından bir de nehir akıtmıştık. Onun, çokça geliri vardı; bu nedenle arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki; ‘Ben malca senden fazlayım ve adamca da güçlüyüm.’

Bağına girdi ve o, kendisine zulmetti; dedi ki: ‘Bunun ebediyen yok olacağını gerçekten zannetmiyorum ve Saatin/Kıyametin vuku bulacağını da zannetmiyorum, şayet Rabb’ime döndürülsem, elbette ondan daha hayırlısıyla değiştirilmiş olanını bulurum.” (Kehf, 32-36)

Mal çoğaltma, sermaye biriktirme sınır tanımaz bir doyumsuzluğu beraberinde getirir, bu doyumsuzluk insanlarda bitmez tükenmez bir hırs doğurur. Rab’lerinin emirlerini tutmayan, O’na isyan eden bu kimseler, bir de Rab’lerinden, mallarının daha da artırılmasını beklerler.

Bana bırak, tek olarak yarattığım kimseyi, ona gittikçe artan mal verdim, gözönünde oğullar (verdim) ve ona yaydıkça yaydım, sonra elbette artırmamı umuyor. İyi bilin ki şüphesiz o, ayetlerimize direndi. Yakında onu şiddetli bir şekilde yakalayacağım” (Müddessir, 11-17)

Mal, sermaye ve güçlerini üstünlük vesilesi görerek böbürlenip azgınlaşan kimseler, kendilerine gelen vahyi esaslara, Tevhidi ilkelere iman etmemiş, bu azgınlıklarını öldükleri ya da bir azapla helak oldukları güne kadar sürdürmüşlerdir.

Yüce Allah (cc), hak etmedikleri halde kendilerini övüp böbürlenen kimseleri sevmez. Hele hele bunlar, Rab’lerinin kendilerine bildirdiği esaslara uymayıp isyan edenlerden iseler, yüce Allah (cc) tarafından her iki dünyada şiddetli bir azaba uğratılırlar.

Sanma ki verdikleri şeylerle sevinen, gerçekten yapmadıkları şeylerle övünen kimselerin, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklar; onlar için acıklı bir azap vardır.” (Al-i İmran, 188)

Yüce Allah (cc), insanca yaşamanın kurallarını ve insanlar arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğini bildirmiş, bu kurallara uyulmasını emretmiştir. Yüce Allah (cc) insanlara, yaratılışlarını hatırlatmış, mal ve mülkün kendisi tarafından verildiğini, bu verilenlerin nasıl kullanılacağını belirtmiş, hak sahiplerine haklarının verilmesini istemiştir.

Kendilerine yapılan bütün uyarılara rağmen mal çoğaltma yarışına girip hak sahiplerine haklarını vermeyerek Rab’lerine isyan edenlerin, nasıl cezalandırıldıklarının örneklerini veren yüce Allah (cc), sonradan gelen toplumları da bu konuda uyarmış, aksine hareket edenlerin, daha önce helak edilenlerin akıbetine uğrayacaklarını bildirmiştir.

Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki böylece onlardan önceki kimselerin akıbetinin nasıl olduğunu görsünler! Onlardan kuvvetli ve daha güçlü idiler; toprağı kazıp altüst etmişler ve onu, onların imar ettiklerinden daha çok fazla onu imar etmişlerdi. Rasulleri, açık delillerle onlara gelmişti; fakat Allah onlara zulmetmiyordu velakin onlar, nefislerine zulmediyorlardı.” (Rum, 9)

İnsanlık tarihi, gönderilen ilahi mesaja rağmen azgınlaşıp böbürlenenlerin, mal ve güçleriyle övünüp haddi aşanların sonlarının nasıl olduğunun örnekleriyle doludur. Yüce Allah (cc), bu konuda Müslümanları da uyarmaktadır.

“Kaçırdığınız şeylere üzüntü duymayın ve size verdiği şeylerle sevinmeyin, Allah, bütün böbürlenip övünenleri sevmez. Cimrilik eden ve insanlara cimriliği emreden kimselerdir ve kim yüzçevirirse şüphesiz Allah O’dur ki, hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır, Hamd edilendir.” (Hadid, 23-24)

Kur’an, Hz. Lokman (as)’ın, oğluna yaptığı nasihati, Müslümanlara örnek olarak vermiş ve yeryüzünde böbürlenmenin, diğer insanlar üzerinde üstünlük taslamanın yüce Allah (cc) tarafından sevilen bir hareket olmadığını bildirmiştir.

“İnsanları hor görüp yukarıdan bakma ve yeryüzünde şımararak yürüme, şüphesiz Allah, her kendini beğenip övünen kimseyi sevmez.” (Lokman, 18)

Yüce Allah (cc), kim olursa olsun, övünüp böbürlenenleri sevmez, onları mutlaka bir şekilde cezalandırır. Şayet bu böbürlenme, nankörlük şeklinde ortaya konulmuş, Kur’ani uyarılarına rağmen sürdürülmüşse onlar, dünya ve ahirette şiddetli bir şekilde cezalandırılırlar.

Kur’an’da örnekleri verilen Karun, Kalem ve Kehf surelerindeki bahçe sahipleri, İrem halkı ve benzerleri, her iki dünyada da cezalandırılacak kimselerdir.

 “Böylece Allah, dünya hayatının rezilliğini onlara tattırdı ve şayet bilselerdi ahiret azabı daha büyüktür!” (Zümer, 26)

İnsanın, kendisinin yoktan var edip elde edemediği, kendisine emaneten verilen ve bir gün geri alınacağı bilinen mal, sermaye ve insani güçle övünmesi, hele hele bunları çoğaltmak için hayatını boşa harcaması büyük bir cehalet, gaflet ve nankörlüktür.

Mal, sermaye ve insan gücü üstün olmak demek değildir

Müslümanlar, övünmekten, böbürlenmekten ve özellikle nankörlükten kesinlikle uzak durmalıdırlar. Çünkü en küçük bir böbürlenme, telafisi zor bir sonuçla insanı yüzyüze getirebilir, helak olmasına neden olabilir. Nitekim yüce Allah (cc), Müslümanların, övünüp böbürlendikleri Huneyn savaşında nasıl bozguna uğradıklarının örneğini vermektedir.

Mekke’yi fethetmiş, çok az sayılarına rağmen Bedir’de müşrikleri bozguna uğratmış olan İslâm Ordusu, en güçlü olduğu bir dönemde, düzenli bir orduya sahip olmayan ve çeşitli kabilelerden oluşmuş, Havazinliler, Taifli Sakifoğulları ve diğer müşrik Arap kabileleri karşısında Huneyn vadisinde bozguna uğramıştı.

“Andolsun Allah birçok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etmişti; o zaman çokluğunuz sizi gururlandırmıştı, fakat size hiçbir faydası olmadı, yeryüzü o genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonra gerisin geri dönmüştünüz.” (Tevbe, 25)

İslâm ordusu, 12000 kişilik büyük bir güçle Huneyn civarına geldiğinde bazı Müslümanlar, böyle büyük bir ordunun asla yenilemeyeceğini düşünmüş, gururlanıp sevinmişlerdi. Bu duygularını Rasulullah (as)’a söylediklerinde o, bundan hoşlanmamış ve üzülmüştü. O, şimdiye kadar elde ettikleri zaferlerin, sayı ve güç üstünlüğü ile değil yüce Allah’a olan imanları, O’nun lütuf ve yardımıyla olduğunu biliyordu.

Savaşın başlamasından hemen sonra Halid b. Velid komutasındaki öncü birliklerin, tuzağa düşürülmeleri ve bozguna uğramaları, İslâm ordusu içerisinde büyük bir kargaşaya neden olmuştu. Havazinliler, Rasulullah (as)’a oldukça yaklaşmış ve onu öldürebileceklerini düşünüyorlardı. Ancak yüce Allah’ın yardımının yetişmesi sonucunda Rasulullah (as)’ın başında bulunduğu Müslümanlar, toparlanmış ve zafere ulaşmışlardı.

“Sonra Allah, Rasulü’nün ve Mü’minlerin üzerine sekinetini indirdi ve o görmediğiniz askerler indirdi ve kâfirlere azap etti; işte bu, kâfirlerin cezasıdır!” (Tevbe, 26)

Surenin Tefsiri

1-2- Çoğalma (isteği) sizi oyaladı; boğazınıza kadar (dünyaya) gömüldünüz!

Mal ve insani çoklukla övünüp böbürlenmek, insana dünya ve ahirette azap getirici bir durumdur. Müslümanlar, bütün güç ve kuvvetin yüce Allah’ta olduğuna iman etmeli, O’nun yardım ve inayetine sığınmalı, her konu ve durumda ölçülü ve mütevazı hareket etmelidirler.

İnsanın, dünyevi kimi değerlerle övünmesi, halk dilinde görgüsüzlük, sonradan görme gibi kınayıcı ve küçültücü sıfatlarla anılmalarına neden olmuş, yüce Allah (cc) indinde de kınanmış, böyle kimselerin müşrik oldukları bildirilmektedir. Dünyevi değerlerle üstünlük duygusuna kapılıp övünenleri hem insanlar hem de yüce Allah (cc) da sevmemekte, bunların, dünya ve ahirette şiddetli bir azaba uğrayacaklarını haber verilmektedir.

Amaçlarını ve ulaşmak istedikleri hedeflerini yaratılış fıtratlarına göre düzenlemeyen kimseler, ister istemez, sapıklığı yol edinip amaçlarından saparak dünyevi kimi değerler peşinde koşacaklardır. Onlar, ölümün gerçek olduğunu bilmelerine, öldüklerinde hiçbir şey götürmeyeceklerine birçok kez şahit olmalarına rağmen basit şeylerle oyalanmakta, boğazlarına kadar dünya hayatına gömülmektedirler.

Mal ve sermayeyi çoğaltmak için çalışmak, bunlarla övünmek, cehalet ve nankörlükten başka bir şey değildir. İnsanları, yoktan var eden, onlara güç, güzellik, sağlık, mal ve evlat veren yüce Allah (cc) onlardan, bunun karşılığında kulluk yapmalarını istemiştir. Ancak bazı kimseler, kulluk görevlerini unutarak verilen nimetlerle övünmüş, bunları daha çok çoğaltmak için çalışmış, yaratılış amaçlarından saparak Rab’lerine şirk koşmuşlardır.

Yüce Allah’tan, O’nun gönderdiği Tevhidi esaslardan, indirdiği ilahi mesajdan başka bir şeyin daha değerli görülmesi, onlara meyledilmesi şirktir. Yüce Allah (cc), bu gerçeği kullarına bildirmiş, ancak bazı kimseler, bu gerçekleri görmezden gelerek hevalarını razı edecek fiiller işlemişlerdir.

Ve onun ürünü kuşatıldı, böylece sabahleyin ona harcadığı şeyler için kıvranıp dönüyordu ve o (bahçesi) çardakları üzerine yıkılmıştı: ‘Ah, keşke ben, Rabb’ime kimseyi ortak koşmasaydım,’ diyordu.” (Kehf, 42)

Hayatları boyunca Rab’lerine kulluk yapmak yerine ölecekleri güne kadar, dünyevi nimetlerle oyalanan, onları çoğaltmak için çalışıp didinenler, kendilerine ansızın bir azap geldiğinde ya da ölüm kendilerini yakaladığında artık yapabilecekleri bir şeyleri yoktur. Onlar için dünyevi azaptan çok Ahirette karşılaşacakları azap daha büyük olacaktır, ancak o durumda yolun sonuna gelindiğinden yapılacak bir şeyleri kalmayacaktır.

“İnsanlardan kimi, başka kimseleri Allah’a denk tutar, Allah’ı sever gibi onları severler; iman eden kimselerin Allah’a sevgileri daha güçlüdür. Şayet zulmeden kimseler, azap görecekleri zamanı bir görselerdi! Şüphesiz kuvvet tamamen Allah’a aittir ve şüphesiz Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Bakara, 165)

İnsanlar, kendilerine bildirilen ilahi uyarıları iyi değerlendirip onlar doğrultusunda şirk koşmadan hareket etmiş olsalar, Rab’lerini razı etmiş olacaklar, dünya ve ahiretteki azaplardan kurtulacaklardır.

Hevalarını ilah edinip mal, sermaye ve diğer dünyevi değerlerle Rab’lerine eş koşanlar, başlarına gelecek felaketi yakında çok iyi bileceklerdir. Ancak onların bu bilgileri, çok süratli araba kullanıp korkunç bir kaza yaptıktan sonra süratli araba kullanmanın tehlikeli olduğunu bilen kimsenin bilgisi gibi kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır.

3-4- Dikkat edin, yakında bileceksiniz! Yine dikkat edin yakında bileceksiniz!

Dünya hayatında mal ve servetlerle oyalananlar, kulluk görevlerini, Rab’lerini razı etme amaçlarını unuturlar. Onlar, yanlış yaptıklarını, bu yanlışın kendilerine neye mal olacağını elbette biliyorlar, ancak umursamıyorlar. Bu oyalanma ve umursamazlıkları onları acıklı bir azaba sürükleyecektir.

“Ve o gün, cehenneme getirilir; o gün insan hatırlar ve onun hatırlamasının tam zamanı!” (Fecr, 23)

Pişmanlık, zamanında yapıldığı zaman bir anlam ifade eder, zamanı geçtikten sonraki pişmanlığın kişiye hiçbir faydası dokunmayacaktır. Oysa dünya hayatında, kendilerine bildirilen Tevhidi esasları bilip onun gereğince amel etseler, işte o zaman kurtulma şansları bulunabilir. Tevhidi esasları çok iyi bilmenin yolu, Kur’an’ı iyi bilmekten, Tevhidi esaslardan hareket etmekten geçmektedir. Bunun dışındaki her yol ve yöntem, tüm kural ve metotlar, insanları ancak yanlış yollara ve sapıklığa sürükleyecektir.

Kur’an, kesin bilgidir, bu kesin bilgiyi yaşayanlar kurtuluşa ererler

Yüce Allah (cc), Kur’an’da ne bildirmişse insan onunla mutlaka karşılaşacak ve onu görecektir. Yüce Allah’ın bildirdiği her şey, kesin bilgidir ve insan bu kesin bilgi ile hayatını düzenlerse kendisine vadedilen sonuçları elde edecektir. Kur’an’da kapalılığa, karışıklığa ve tereddüde yer yoktur. Kur’an, gereğince okunduğu, kavramlar asıllarına uygun öğrenildiği zaman kişiler, kesin bilgi ile Tevhidi esasları, şirki ve küfrü bileceklerdir ve sakınacaklardır.

5- İyi bilin ki, şayet kesin bilgi ile bilseydiniz.

Kur’ani esaslar kesin bilgidir; Kur’an, gereği gibi bilinseydi, bu durumda Rab’lerine eş koşanlar, kendilerini ateşe götürecek, şiddetli azaba sürükleyecek her şeyi bilecek ve karşılaşacakları durumları göreceklerdi. İnsanlar, kesin bir bilgi olan Kur’an’ı, yakın bir bilgi ile bilselerdi, yüce Allah’ın dininde olmayan uydurmaları, bu din üzerine uydurulmuş yalanları çok iyi bilecekler ve bunlardan uzaklaşıp Tevhidi anlamda iman edeceklerdi.

Tevhidi esasları kesin bilgi ile bilenler, Rab’leri tarafından kendilerine verilen nimetlerle övünmenin, bunları çoğaltmak uğruna kulluk görev ve sorumluluklarını unutmanın insanı cehenneme götüren şeyler olduklarını bilirler, oyalanmazlar, kuru ve boş kuruntular yüzünden Rab’lerine şirk koşmazlar. Ancak bu gerçekleri görmezden gelenler, Rab’lerine karşı yaptıkları aşırılıklar ve şirk koşmaları nedeniyle hak ettikleri cezalarını göreceklerdir.

6-7- Andolsun cehennemi görürdünüz, sonra aynel yakin onu göreceksiniz.

Yüce Allah’ın bildirdiği doğru ve kesin bilgi ile donananlar, O’nun bildirdiği her şeyi bizzat görüp yaşayarak hareket edeceklerdir. İşte bu imandır; iman, inanılan esasları, bilgi bağlamından çıkarıp hayatın içerisinde canlı olarak yaşamaktır. O durumda insanlar, cenneti de cehennemi de adeta gözleriyle görecekler ve davranışlarını ona göre düzenleyeceklerdir.

Kesin bilgi olan ilahi mesajdan hareket edenler, aynel yakin gördükleri cennete girmek, oradaki güzelliklere ulaşmak için canla başla daha çok çalışacaklar, hayatları pahasına da olsa Tevhidi ilkelerden taviz vermeyeceklerdir. Aynı şekilde cehennemi aynel yakin gördüklerinde de ondan uzaklaşmak, ona girmemek için azami dikkat göstererek Rab’lerine şirk koşmaktan kaçınacaklardır.

Cehennemi kesin bir gözle görenler, ister istemez, Rab’lerinin kendilerine bildirdiği ilahi mesaj doğrultusunda hareket edecekler, düşünce, söz ve davranışlarını Tevhidi ilkeler doğrultusunda düzenleyeceklerdir. Onlar, aksine bir hareketin kendilerini, aynel yakin gördükleri cehenneme sürükleyeceğini çok iyi bilirler. Bu nedenle azami dikkat göstererek Rab’lerinin kendilerine bildirdiği ilahi mesajın gereğini yapmaya çalışırlar. Çünkü o gün bu ilahi mesajdan sorgulanacaklardır.

8- Daha sonra o gün, nimetten mutlaka sorulacaksınız.

Kıyamet gününde insanlar, elbette Rab’lerinin dünya hayatında kendilerine verdiği her şeyden sorgulanacaklardır. Ancak bu nimetlerin en büyüğü ve en önemlisi, hiç kuşkusuzdur ki İslâm nimetidir. Yüce Allah (cc), İslâm dininin nimet olduğunu belirtmiş ve tamamladığı İslâm dininden razı olduğunu bildirmiştir.

“…Bugün inkâr eden kimseler, dininizden umudu kesmişlerdir; onlardan korkmayın, Benden korkun! Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a razı oldum…” (Maide, 3)

İnsanlar, öncelikle yüce Allah’ın gönderdiği en büyük nimet olan Tevhidi esaslardan, İslâm nimetinden ve ilahi mesajı nasıl yaşadıklarından sorgulanacaklardır. İslâm, dünya hayatında insanca yaşamanın esaslarını ortaya koyan, verilen dünyevi maddi nimetlerin nasıl kullanılacağını belirten, insanın kendi nefsine, diğer nefislere ve Rabb’ine karşı sorumluluklarının ne olduğunu açıklayan en büyük nimettir.

İnsanlar, Rab’lerinden kendilerine indirilen en büyük nimet olan ilahi mesaja uymuşlar, İslâmi kurallar doğrultusunda hayatlarını düzenlemişlerse bu durumda Rab’lerinin kendilerine müjdelediği, kesin bir bilgi ile bildikleri, dünyadaki nimetlerden çok daha iyi olan cennetteki nimetlere kavuşacaklardır.

O gün insanlar, kendilerine verilen dünyevi nimetlerden de sorgulanacaklar, bu nimetleri nasıl kullandıkları, bunları ne yaptıkları gibi sorularla karşılaşacaklardır. Şayet verilen nimetleri, nimeti veren Rab’lerinin belirlediği kurallara göre kullanmamışlarsa bu durumda onlar, gözleriyle görmüş gibi çok iyi bildikleri cehenneme sürükleneceklerdir.

İnsanlar, Rab’lerinin kendilerine bildirdiği kurallar doğrultusunda yaşamamış, üstüne üstlük kendilerine verilen nimetlerle şımarıp azmışlarsa bu durumda aynel yakin bildikleri cehenneme gireceklerdir.

Rabb’imizden dileğimiz yalnızca şudur:

“Doğru yola bizi hidayet eyle! Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ki kendileri, gazaba uğramamışlar ve dalalete düşmemişlerdir!” (Fatiha, 6-7)

“Beni, Naim cennetinin varislerinden kıl.” (Şuara, 85)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*