Tağuti sistemi destekleyen Samiri soylu belamlara Kur’ani çağrı!

Toplumsal bunalımların, sıkıntıların, hatta kargaşa ve terörün temelinde, hiç şüphesiz ki, topluma yön veren aydın kesimin sorumsuzluğu, ihmali, vurdumduymazlığı ve kendisini tanımlayamaması yatmaktadır. İçerisinde bulunduğumuz toplumda yaşayan aydınların hali, bütün çağlarda ortaya çıkan aydın bunalımdan daha fazla içler acısı bir durum arz etmektedir.

Türkiye’de, İslâm adına ortaya çıkmış ya da çıkartılmış yazar, çizer ve aydın kesimi, kimlik ve kişilik olarak İslâm’dan oldukça uzaktırlar. Bunlardan kimileri tağuti sistemin borazanlığını yaparlarken, bir kısmı Demokratik dinin bir mezhebinin (partisinin), bir kısmı Şamanist kültürden neşet eden tasavvuf dininin tellallığına soyunmuş, bir kısmı yazılarında memleket hatıralarını canlandırıp oyalanmakta, bir kısmı, siyasetçilerin mantığıyla ‘benim tasavvufçum, particim, vakıfçım, Şamanist’im, şövenistim’, felsefesini, bir kısmı ise, ancak İslâm’ın edebiyatını yapmaktadırlar. Bunlar, Kur’ani ifade ile belamlardır.

Bugün, insanların İslâm’dan uzaklaşmasına neden olanlar, toplumun önünde bulunan Samiri soylu belamlardır. Bunlar, söz ve yazılarında topluma İslâm’ı anlatacak, toplumu Kur’an’la aydınlatacak, en güzel örnek olan Rasulullah (as)’ın hareket metodunu esas alacak yerde her biri ayrı bir telden çalmaktadırlar. Belamlar, ya tağuti sistemin suni gündemi içerisinde boğulup gitmekte, ya birbirlerine övgüler sıralamakta, ya taraftarı oldukları bir partinin sorunlarına çözüm aramaktadırlar.

İşin en acı ve üzücü yanı, Samiri soylu belamların, söyleyip yazdıklarını İslâm’a mal etmeleridir. Oysa yazdıklarının, İslâm ile İslâmi değerlerle ve Kur’ani davet metoduyla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar, söyleyip yazdıklarıyla yüce Allah’ı değil ancak kendilerini razı ediyorlar. Onların, söyleyip yazdıklarının hiçbiri, ne yüce Allah (cc) indinde bir mazeret olacak yazılardır, ne de bunlarla kendilerini kurtarabilir.

Bir toplumda aydınlar bozulmuşsa o toplum bozulmaya mahkûmdur. "Balık baştan kokar" sözü bunun için söylenmiş olsa gerek. Bugün yazar, çizer ve aydın kesiminin, sapıp bozulması, toplumun bozulmasına neden olmuştur. Toplum, İslâm’a iman ettiğini zannediyor, ancak Tevhidi esaslardan habersiz, şirk ve küfür içerisinde yüzmektedir.

Tevhid dini olan, hâkimiyetin yalnızca yüce Allah’a ait olduğunu bildiren İslâm, toplumun gündeminden tamamen çıkartılmış, hoşgörü, hümanistlik, ortak değerler, karşılıklı sevgi ve saygı gibi düşünce ve söylemler, din adına gündeme alınmış, İslâm dini, adeta içerisinde her türlü pisliği, küfür, şirk ve zulmü barındıran bir anlayışla tanıtılmıştır.

Müslümanlar olarak elbette inanç esaslarımızla çatışmadığı sürece insanların haklarına saygılı ve hoşgörülü oluruz. Ancak inanç değerlerimize yapılan her türlü saldırıya karşı sessiz kalmamız, hiçbir şekilde ve şartta mümkün değildir. İnanç esaslarımıza karşı sürdürülen her türlü fitne ve fesada, Kur’ani kavramların değiştirilmesine, Tevhidi esasların gizlenmesine karşı bütün gücümüzle mücadele etmek, Müslüman olarak en öncelikli görevimizdir.

Küfür ve şirk unsurlarına karşı sürdürdüğümüz mücadelemizle kronikleşmiş anlayışları eleştiriyor, hatta eleştiriden öte bu fitne ve fücurun ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. Bu mücadelemizin ana hedefi de hiç kuşkusuzdur ki, Tevhidi gerçekleri gizleyip insanları Rab’lerine yönelmekten alıkoyan Samiri soylu belamlar oluşturmaktadır.

Kemalistlerle, hoşgörü adı altında kol kola gezip programlar yapan, bütün sapık fırkaları bağırlarına basan, putların önünde durup ibadet yapanları alkışlayan, demokratik düzeni tek çıkar yol bilen, günlerini gün edinen, elde ettikleri çıkarları uğruna gerçekleri gizleyen belamlar, elbette yazdıklarımızdan hoşlanmayacak, bizi eleştiri yağmuruna tutacaklardır.

Belamlara karşı mücadelemizin temel amacı, öncelikle yüce Allah’a bir mazeret beyan edebilmek, Hakkı batılla bulayan belamları, Kur’ani gerçeklerle yüzyüze getirip kendilerini düzeltmelerine yardımcı olabilmek, toplumun, bu belamları daha yakından tanımasını sağlayabilmektir. Belamları, Kur’ani gerçeklere davet edeceğiz, ta ki, saflar ayrılıncaya, herkes bulunduğu konumu ve durumu net olarak görünceye kadar mücadelemiz sürecektir inşaAllah.

İslâmi kişilikle kuşanmayan belamlara bakıldığında bunların, İslâm’a kin ve düşmanlık duyan, Müslüman kelimesine tahammül etmeyen ve İslâmi olan tüm değerlere küfretmeyi dinin amentüsü olarak gören kâfir, ateist ve Kemalistlerin yanında küçüldükleri, İslâmi gerçekleri gizledikleri çok net bir şekilde görülebilir. TV stüdyoları ve gazete sayfaları bunların örnekleriyle doludur.

Kimi TV programlarında belamların, sorulan sorular, yapılan röportajlar karşısında nasıl renkten renge, şekilden şekle girdikleri, gerçekleri, dillerini eğip bükerek değiştirdikleri herkes tarafından görülmektedir. Bunlar, Hakkı ortaya koyup gerçekleri anlatmaları gerekirken, zillet içerisinde gerçekleri tahrif ediyor, tahrif edenlere karşı çıkmıyor, aynı suça ortak oluyorlar. Oysa ya onlara onurlu bir tavırla cevap vermeleri ya da orada bulunmamaları gerekir.

Muhakkak ki O, size Kitap’ta indirmişti ki, eğer Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar, başka bir söze dalınca­ya kadar onlarla beraber durmayın; o zaman siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, bütün münafık ve kâfirleri cehennemde toplayacaktır.” (Nisa, 140)

"Ey iman edenler, sizden önce kitap verilenlerden ve kâfirlerden, dininizi eğlence ve oyun edinenleri dostlar edinmeyin; şayet Mü’minlerden iseniz Allah’tan korkun." (Maide, 57)

Belamlar, yukarıdaki iki ayetin tam tersine hareket ederek kâfirleri dost edinmekte, kâfirlerin, bütün kin ve düşmanlıkları ile İslâm’a, İslâmi değerlere açık gizli saldırmalarına karşı sessiz kalmakta, kelimeleri eğip bükerek küfür cephesi karşısında küçüldükçe küçülmektedirler.

Samiri soylu belamların, küfür cephesi karşında eziklik duymalarının nedeni onların, İslâmi bir kimliğe, onurlu bir kişiliğe sahip olmamalarıdır. Bu nedenle onların kalplerini tağutun korkusu, cahili halkın kınaması kaplamış, çıkar düşüncesi ile küfür ve şirke karşı net İslâmi bir tavır takınmaktan kaçınıyorlar. Onlar, Kur’ani mesajı net olarak kavramadıklarından, Kur’an’ın kendilerine kazandırdığı onurla hareket etmemekte, şahsiyetli bir tavır takınmamaktadırlar.

Samiri soylu belamlar, Kur’an okumakta, insanlara bazı ayetleri açıklamakta, ancak Kur’an’ın öncelikli emri olan Tevhidi gündemlerine almamakta, şirki, putperestliği tanımlamamakta, yüce Allah’a imanın ilk şartı olan tağutu reddetmemektedirler. Onlar, hiçbir zaman Kur’an’ın bütününü açıklamazlar, Kur’ani kavramların anlamlarını çarpıtarak verirler ve yüce Allah’a meydan okurcasına tağuta destek vererek puta tapan putperestlerin Müslüman olduklarını iddia etmektedirler.

Kur’ani mesajın bize yüklediği sorumluluk gereği, daha önce ifade ettiğimiz üzere, açık davet görevimizi yüce Allah’ın izin verdiği ölçüde sürdüreceğiz inşaAllah. Bu sorumluluğumuz gereği, tüm Samiri soylu belamlara, İslâmcı yazar, çizer ve aydınlara açıkça sesleniyor, onları Kur’ani mesaja tam teslim (Müslüman) olmaya davet ediyor ve onlara diyoruz ki:

"Ey toplumun önünde görünen, topluma söz ve yazılarıyla yön veren yazar, çizer ve aydın olarak tanımlanan belamlar, öncelikle sizi yüce Allah’tan korkmaya davet ediyoruz. Fir’avn’ın sihirbazlarından örnek alarak en az onlar kadar onurlu olunuz. Unutmayınız ki, korkulması gereken yegâne güç yalnızca yüce Allah’tır.

Sizler, yüce Allah’ın reddedilmesini emrettiği tağuti sistemi, reddetmeyip her vesile ile destekliyor, her seçim döneminde, avanenizi toplayarak onlara tağuti sistemi desteklemeleri konusunda talimatlar veriyorsunuz. Sığındığınız mazeret, ehveni şer mantığıdır; bu nedenle puta tapan putperestleri, diğer kâfir ve müşrik gördüğünüz putperestlere tercih ederek “Kerhen” desteklediğinizi söylüyordunuz; oysa küfür ve şirk arasında tercih olmaz.

Sizler, yandaşlarınıza “Müslümanlar bir yerlere gelmiş, şimdi tağuttan söz etmenin zamanı mı!” diyerek onlara, puta tapan putperestleri desteklemelerini, onların, Müslüman olduklarını vurguluyor, onları, ehveni şer görüyorsunuz. Puta tapan putperest müşriklerin, diğer kâfirlerden daha ehven olduğu hangi ayette bildiriliyor.

Desteklediğiniz ve Müslüman olduklarını iddia ettiğiniz kişiler, yüce Allah’a şirk olan putperestlerdir. Onlar, Allah ve Rasulü’ne savaş nedeni olan faizi serbest bırakıp faize “Helal olsun” diyen, hutbelerden “Allah indinde din İslâm’dır” ayetini kaldıracak kadar azgınlıkta sınır tanımayan kimselerdir. Onlar, neredeyse her mahallede bir genelevi açacak kadar genelevlerini kat kat artırmışlar, domuz etinin kasaplarda satılmasına izin vermişler, her türlü gayri İslâmi söz ve davranışları sergilemişler, insanları tağuti sistemi tasdik etmeye ve dinsizlik olan laikliği övmüşler ve insanları buna davet etmişlerdir.

Sizler, İslâm’ı çıkarları için kullanıp her türlü gayri insani davranışları, yolsuzluk ve hırsızlıkları yapan, kâfirlerle kolkola Fransa’da İslâm’ı lanetleyen, İsrail katillerini, Batılı ve ABD emperyalistlerini dost edinen kimselerin, Müslüman olduklarını iddia ediyorsunuz. Sizler, bütün bu küfür ve şirk durumlarına rağmen kâfir, müşrik ve putperestleri temize çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Sizler, yukarıda belirtilen ve bunlara benzer daha birçok gayri İslâmi durumların, sistem ve savunduğunuz putperestler tarafından yapıldığını görüyor ve bunların Kur’an’a aykırı olduklarını biliyorsunuz. Bu gayri İslâmi ve çoğu yüce Allah (cc) tarafından lanetlenmiş durumları hangi mantıkla İslâm ile bağdaştırıyorsunuz. Hiç mi düşünmüyorsunuz!

Özellikle son zamanlarda artan Kur’an’a yönelişleri, başka yönlere yönlendirmeye çalışan sizler, hemen Kur’an ayetlerini kullanmaya ve Kur’an içerikli ifadeleri telaffuz etmeye başlayarak insanlara, İslâm’ı anlattığınız imajını vermeye çalışıyorsunuz.

Ey Samiri soylu belamlar, elinizdeki Kur’an’da, Tevhidin, şirk ve küfrün, putperestliğin ve tağutun tanımı çok açık bir şekilde ortaya konulmuş, bunun mücadelesini yapan Risalet önderlerinden örnekler verilmiştir. Sizler, hiç mi bu ayetleri görmüyorsunuz! Bu ayetleri görünce hiç mi rahatsızlık duymuyorsunuz!

Şüphesiz, Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şey gizleyen ve onu az bir değere satanlar, işte onlar, karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Allah Kıyamet günü onlarla konuşmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acıklı bir azap vardır.

İşte onlar, hidayet karşılığında sapıklığı, mağfiret karşılığında azabı satın alan kimselerdir; ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)” (Bakara, 174-175)

Okuduğunuz Kur’an’da, gerçekleri gizleyenlerin, Allah’ın ayetlerini, para karşılığında satanların durumu belirtilmiştir. Sizler, bu ayetleri okuduğunuzda kendi durumunuzu hiç mi düşünmüyorsunuz! Gerçekten yüce Allah’a iman ediyorsanız, Rabb’inizin bu ayetlerin hesabını sizden soracağını hiç mi düşünmüyorsunuz! Rabb’inize bunun hesabını nasıl vereceksiniz!

Sizler, tefsir adı altında kimi çalışmalar yapıyorsunuz, bu gayri İslâmi söz ve fiilleri, Kur’an’la nasıl bağdaştırıyorsunuz! Küçük bazı çıkarlarınız yüzünden bile bile Hakkı batılla bulayarak gerçekleri nasıl gizliyorsunuz. Rabb’inizin sizlere lanet ettiğini hiç mi umursamıyorsunuz!

Muhakkak ki, açık delillerden indirdiğimiz hidayeti, biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler, işte Allah onlara lanet ve bütün lanet edebilenler onlara lanet eder.”(Bakara, 159)

Ey Samiri soylu belamlar, dünya hayatı çok az bir geçimliktir, asıl olan ahiret hayatıdır; oraya yatırım yapınız ve Allah’ın rahmet ve azabının daha sürekli ve geniş olduğunu bilin, kendinizi ve yaptıklarınızı yeniden gözden geçiriniz. Bu tutumunuzla Rabb’inize karşı açık bir savaşa girdiğinizi göreceksiniz.  Gelin, şeytandan ve şeytani tutkularınızdan vazgeçip Rabb’inizin uyarısına kulak veriniz.

Ey insanlar, muhakkak ki Allah’ın vaadi gerçektir; o halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı, sizi Allah ile aldatmasın.” (Fatır, 5)

Sizler, ahireti bırakıp küçük ve geçici bir çıkar için dünyayı tercih ediyorsunuz, oysa Rabb’iniz, bunun şeytandan olduğunu bildiriyor. O dehşetli günde, kimsenin kimseye, hatta babanın evladına, evladın babasına dahi yardım etmeyeceği günde, uğrunda ahiretiniz sattığınız putperestler size nasıl yardım edecek, hiç mi düşünmüyorsunuz!

“Ey insanlar, Rabb’inizden korkun ve çekinin ki, o gün, baba çocuğu için ödeme yapmaz, çocuk da babası için bir şey ödeyemez. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir, sakın dünya hayatı asla sizi aldatmasın ve sakın o aldatıcı sizi Allah ile kandırmasın.” (Lokman, 33)

İnsanlara anlatıp tefsir ettiğiniz ayetleri, bir de kendiniz için ağır ağır okuyup derin derin düşünün, kendinizi ve yaptıklarınızı onlarla kıyaslayın ve akıbetinizi görüp derhal tevbe ederek aklınızı başınıza alınız. Aksi halde son pişmanlık size hiçbir fayda sağlamayacaktır.

Bugün toplum size bakıyor; söyleyip yaptıklarınızla bu toplumu Kuran mesajından uzaklaştırdınız, kendi günahınızla beraber saptırdığınız kimselerin günahının bir kısmını da yüklendiniz. Bu ağır sorumluluğun hesabını yarın o dehşetli günde veremezsiniz.

Bazı küçük çıkarlar uğruna kimi korku ve endişeleriniz nedeniyle Hakkı batılla karıştırıp, Tevhidi gerçekleri gizlediniz, böylece halk sizin gizlediğiniz İslâmi gerçekleri öğrenmekten mahrum oldu, batıl ve hurafe içinde bocalayıp şirke düştü.

"Allah kuluna kâfi değil mi! Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar, Allah kimi şaşırtırsa artık ona hidayet veren olmaz." (Zümer, 36)

Yapmanız gereken şey, hangi konumda ve durumda bulunuyorsanız bulunun, hemen tevbe edip Allah’tan af, halktan özür dileyip gerçekleri apaçık bir şekilde ortaya koymaktır. Bunun için de acilen Kur’an’a dönmeniz, Kur’an’ı, bir yaşam biçimi olarak almanız gerekir.

Kur’an, insanların ve onların öncülerinin nasıl kurtulduklarını çok açık bir şekilde ortaya koymuş ve iman ettiği iddiasında olanların da aynı şekilde hareket etmeleri halinde kurtulacaklarını haber vermiştir. Bu sizler için de mümkündür; bu fırsatı kaçırmayınız, küfür ve şirkinizi katmerleştirmeden hemen tevbe ediniz.

Sizlere, elinizdeki Kur’an’la sesleniyoruz; açın Kur’an’ı Risalet tarihini okuyun, kendi durumunuzu ve konumunuzu kendiniz görünüz. Size söylediklerimiz, tamamen Kur’an’dan ve en güzel örnek Rasulullah (as)’ın hayatındandır. Sizi, kendi hevamıza davet etmiyoruz, inandığınızı iddia ettiğiniz Kur’an’a ve Peygambere davet ediyoruz.

Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, şu andaki yaşantınızın İslâm’la yakından uzaktan ilgisi yoktur ve sizler, bu yaşantınızla dünyayı gaye edinmişsiniz. Dünya hayatını isteyenlerin ahirette hiçbir nasiplerinin olmadığını, orada onlara, yalnızca ateş bulunduğunu ve o ateşte ebediyen kalacakların yüce Rabb’imiz haber vermektedir.

“Kim dünya hayatını ve süsünü isterse onlara, oradaki amellerini tam veririz ve onlar, orada haksızlığa uğratılmazlar; İşte onlar öyle kimselerdir ki, ahirette onlar için ateşten başka bir şey yoktur ve yaptıkları işler orada boşa gitmiş, amelleri hep batıl olmuştur! (Hud, 15-16)

Dünya hayatında, Kur’ani hayat tarzından uzak bir halde oldukça rahat yaşıyorsunuz; ancak unutmayınız ki, eğer tevbe edip Tevhidi esaslara iman etmezseniz, ahirette sizler için çok büyük ve sürekli bir azap vardır.

İslâmi kimliğinizi kuşanarak Müslüman olarak hareket ediniz; Risalet önderleri ve onların takipçilerinin, İslâmi kimliği kuşanmak uğruna ne kadar çile ve sıkıntı çektiklerini, bu sıkıntı ve çile çekilmeden cennete gidilmeyeceğini Rabb’imiz bildiriyor. Oysa siz, şu anda bütün gücünüzle dünya hayatını imar ediyor, ahireti bırakıyorsunuz ve Allah (cc) için hiçbir fedakârlık yapmıyorsunuz.

Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız! Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı, hatta Rasul ve onunla birlikte iman edenler: ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ dediler. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı şüphesiz yakındır.” (Bakara, 214)

İslâmi daveti, Nebevi bir metotla değil, kendinize göre yontarak hareket ediyorsunuz. Şu andaki durumunuz, İslâmi davet metodundan uzak olduğunuzu ortaya koyuyor. Kur’an’ın belirlediği, Rasulullah (as)’ın ortaya koyduğu İslâmi ölçüler doğrultusunda yaşamak zorunuza gittiği için, yaşadığınız ölçüleri İslâmi göstermeye çalışıyorsunuz, yani inandığınız gibi yaşamayınca yaşadığınız gibi inanıyorsunuz. Gelin, Kur’an’a uyun, ona teslim olun.

"Gerçekten bu Kuran da en doğru yola iletir ve salih amel işleyen Müminlere kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdele." (İsra, 9)

Sizi uyarıyor ve Kur’ani gerçeklere davet ediyoruz; gelin, Rabb’inizin bildirdiği Müslümanlardan olunuz, ya tevbe edip dosdoğru bir Müslüman olursunuz ya da sorumluluğunuzu ve günahınızı katlayarak ahirette en şiddetli azaba girersiniz.

" Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve ‘Şüphesiz ben, Müslümanlardanım’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır!" (Fussilet, 33)

Biz ancak uyarıcıyız, zorlayıcı değil, Kur’an’ın belirlediği ölçü içerisinde Müslüman olmak zorunuza gidiyorsa o halde dürüst hareket ederek toplumdan özür dileyip toplumun önünden çekiliniz; hiç olmazsa yalnızca kendi günahınızı yüklenmiş olursunuz.

Bir kısmını okuyup bir kısmını gizlediğiniz Kur’an’ı kullanarak nefsinizi temize çıkarmaya çalışmayınız; unutmayınız ki yüce Allah (cc) sizi daha iyi biliyor. O, yaptığınız her şeyi kaydettiriyor.

“…o halde kendinizi temize çıkarmayın, çünkü O, korunanı daha iyi bilir.” (Necm, 32)

“Sanma ki, yaptıklarına sevinen, yapmadıkları şeylerle övülmeyi sevenler, evet, zannetme onların azaptan kurtulacaklarını; onlar için acı bir azap vardır.” (Al-i İmran, 188)

Bütün yaptıklarınız kıyamet gününde Kur’an’a göre sorgulanacaktır; bugüne kadar yaptıklarınızın hiçbirinin Kur’an’a uymadığını, sizler de çok iyi biliyorsunuz. O halde bir an önce Kur’an’la kendinizi düzeltiniz.

Her ümmeti toplanmış görürsün; her ümmet, kendi Kitabına çağırılır: ‘Bugün yapmış olduğunuz şeylerle cezalandırılacaksınız! İşte Kitabımız, aleyhinize gerçeği söylüyor, muhakkak ki biz, yapmış olduğunuz şeyleri yazıyorduk." (Casiye, 28-29)

Söyleyip yaptıklarınız, Kur’an’a ve Rasulullah (as)’ın en güzel örnekliğine aykırıdır; Rabb’iniz, sizleri Kitap’tan sorguladığında, vereceğiniz hiçbir delil yoktur ve şu halinizle Kur’ani ve Peygamberi bir delil de getireceğiniz yoktur.

Size son uyarımız şudur; gelin, tağuti sisteme borazanlık yapmaktan, tağutun izin ve icazet verdiği kurum ve kuruluşlardan, Hakkı batılla bulaştırmaktan, dünya hayatını ahirete tercih etmekten; parti, dernek ve vakıf gibi şirk kurumlarını meşru görüp desteklemekten, toplumu aldatıp oyalanmaktan vazgeçip tevbe edin ve dosdoğru bir Müslüman olun, kurtulun. Yoksa yüce Allah’ın azabı şiddetlidir, kendinizi Onun azabından başka türlü koruyamazsınız.

Sana indirilen bir Kitap’tır ki, onunla uyarman hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın ve Mü’minler için bir öğüttür." (A’raf, 3)

Bugün tabi olduğunuz, kendisinden izin ve icazet alıp vakıf kurduğunuz tağutu, Rabb’inizin, tağutun reddedilmesi gerektiği hükmüne uyarak reddedin ve yalnızca Rabb’inize yönelip O’nun hükümlerine tabi olun. Kurtuluşunuz bundadır.

Biz, sizlere yaptığımız bu davetimizi ve daha önce sizinle ilgili yazdıklarımızı, davetimizi yaptığımıza dair bir belge olarak saklayacak ve o hesap gününde Rabb’imize takdim edeceğiz. En önemlisi de, bugün tevbe edip Kur’ani gerçeklere teslim olmamanız durumunda, insanların, Tevhidi esaslara yönelmelerine engel olduğunuz için Rabb’imizin huzurunda sizden davacı olacağız.

Selam ve dua, yüce Allah’a hakkıyla iman edip Tevhidi esaslar üzerinde bulunanlaradır.

Ramazan Yılmaz: 2015.09.25

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*