Şems Suresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

Şems Suresi

Önsöz

İnsan, imanı ve inkârı kendi iradesi ile seçer

Hayatta her şey insana göre anlam kazanır, ona göre değişir; düzelir ya da kötüleşir. Dünya hayatı, adeta insan odaklı yaratılmıştır. Yüce Allah (cc), insanı yaratmış, yeryüzüne göndermiş, yeryüzündeki görev ve sorumluluklarını bildirmiş, onu kendi iradesinde serbest bırakmış, iman etmesi de dâhil, hiçbir konuda ona baskı yapmamıştır.

İnsan, yeryüzünde dilediğini yapmakta serbesttir; dilerse kendisine bildirilen hükümler doğrultusunda hareket ederek Rabb’ine iman edip Müslüman olur, dilerse yaratanını inkâr ederek küfrü seçer. Aynı şekilde insan, isterse hem kendisini yaratan Rabb’ine iman eder, hem de başkalarının isteklerine göre hareket ederek şirk koşar ya da isterse inanmış gözükerek inkârına devam edip münafıklık yapar, isterse yüce Allah’a iman ettiğini iddia etmesine rağmen Rabb’ini hükümlerinin hayatında ikinci plana atarak önemsemez, fıskı seçerek fasık olarak yaşar.

Yüce Allah (cc), dünya hayatında insana, kendi iradesini kullanma özgürlüğünü verirken onu tamamen başıboş bırakmamış, bütün yaptıklarından sorumlu tutulacağını da kendisine bildirmiştir. İnsan, dilediğini yapmakta, dilediği gibi yaşamakta özgür bırakılmış, -kendisi istemedikçe- yüce Allah (cc) tarafından değiştirilmeyeceği kendisine bildirilmiştir.

“Bu gerçektir ki bir kavim, nefislerinde bulunanı değiştirinceye kadar Allah, o ihsan ettiği nimeti, Kendisi değiştirmez; şüphesiz Allah İşiten’dir, Bilen’dir.” (Enfal, 53)

İnsan, iradesi ile seçtiği hayatın sorumluluğuna ve sonuçlarına katlanmak zorunda, yaptıkları konusunda hiç kimseyi suçlama hakkına sahip değildir. İnsanın, yaptığı bütün işler, söylediği sözler, kendisini gözetleyen melekler tarafından kaydedilmektedir ki, yaptığı ve söylediği her şeyin kendisine ait olduğu açık bir şekilde kendisi tarafından da bilinsin.

“Kitap (önlerine) konulur; artık görürsün ki günahkârlar, onun içindeki şeylerden endişe duyarlar ve derler ki: ‘Eyvah bize, ne oluyor bu kitaba, küçük ve büyük bırakmamış, ancak hesaplamış!’ Yaptıkları şeyleri hazır bulmuşlardır, Rabb’in kimseye zulmetmez.” (Kehf, 49)

Yüce Allah (cc), rahmet sıfatı gereği insanların, dünya ve Ahiret hayatında sıkıntı, zorluk ve ağır cezalarla karşılaşmamaları için onları önceden uyarmış, kurtulmalarının kendi ellerinde olduğunu bildirmiştir.

Şems suresi, insanın, kendi iradesi ile kurtulmayı ya da alçalmayı yeğleyebileceğini bildirdiği gibi asıl olarak yüce Allah’ın Rububiyetini ortaya koymakta, O’nun en üstün ilah olduğunu bildirmekte, mülkünde yapılan bozgunculukları cezalandıracağı konusunda insanları uyarmaktadır. Zalimlere, bozgunculara duyurulur.

Sure girişinde, yapılan yeminlerle yüce Allah (cc), kâinattaki düzenin işleyişini ortaya koymakta, arkasından kâinatı yapan büyük güce, yani Kendi Zatına yemin ederek dikkatleri Kendi yaratıcı gücüne çevirmektedir. Üzerine yemin edilen şeyler, kâinattaki muazzam yapıyı gözler önüne sermekte, bu muazzam yapının sahibinin kudretini göstermektedir.

Kâinat, onu yaratan yüce Allah’ındır ve O, yarattıkları üzerinde tek Hâkim’dir

Kâinatı yaratan, içindeki her şeyi yerli yerince düzenleyen yüce Allah (cc), onda bir bozukluk, bir kargaşa istememiş, yalnızca kendi kurallarının geçerli olmasını istemiştir. O, yarattığı kâinatta bozukluk, anarşi, kargaşa ve ölçüsüzlük istemediğinden, bozgunculuk yapanlara sürekli olarak rasullerini, onlarla beraber ilahi hükümlerini göndermiştir.

Yüce Allah (cc), arzı yaymış, en güzel bir şekilde düzenlemiş ve onu insanların emrine vermiştir. İnsanlar, geçici mesken edindikleri bu arzı, sahibinin koyduğu kurallara göre kullanmak durumundadırlar. Çünkü mülkün sahibi insanlardan bu konulan kurallara uygun hareket etmelerini istemektedir.

“Şüphesiz Rabb’iniz Allah O’dur ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arşı düzenledi; geceyi, hızlı olarak onun peşinde olan gündüze örter, güneş, ay ve yıldızlar, O’nun buyruğuna boyun eğmişlerdir. İyi bilin ki yaratma ve emir O’nundur, âlemlerin Rabb’i Allah, yücedir!” (A’raf, 54)

Bütün hükümranlığın Kendisinde bulunduğunu, emir koyma hakkının da Kendisine ait olduğunu bildiren yüce Allah (cc), hükümlerinin uygulanması ile yeryüzünde her türlü karışıklığın, bozukluğun, adaletsizliğin, huzursuzluğun önleneceğini, huzur ve güvenin tesis edileceğini bildirmiştir. Yeryüzü düzeninin sağlanması, yine insanların yararı içindir.

Yerde ve göklerde, Kendisinden başka hüküm koyucuların bulunması halinde, her ikisinin de bozulacağını bildiren yüce Allah (cc), insanların O’na, yakınlar yakıştırmalarından uzak olduğunu açıklamaktadır.

“Şayet (yer ve göğün) ikisinde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de fesada uğrardı. Arşın Rabb’i Allah, onların vasıflandırdıkları şeylerden yücedir.” (Enbiya, 22)

Yüce Allah (cc) Şems suresinde, kâinatın yaratılışını anlatarak mülkün aidiyetinin Kendisine ait ve mülk üzerinde tek otoritenin yalnızca Kendisi olduğunu bildirmektedir. Allah’ın mülkünde, O’nun kulları üzerinde zulüm ve despotlukla egemenlik kurmak isteyenler, O’na isyan etmekte ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar.

Kâinatta her şeyi bizzat yaratan, yaratmasında eşi, ortağı ve benzeri olmayan, yarattıklarında bir eksiklik bulunmayan yüce Allah (cc), mülkünde bozgunculuk yapanlara fırsat vermeyeceğini bu surede açık ve net bir şekilde açıklamaktadır.

Mülk, tamamen yüce Allah’ındır ve O, mülkünde hiç kimseyi Kendisine ortak yapmamıştır. Bu nedenle O’nun mülkünde hiç kimse hüküm koyamaz, hükümlerini geçersiz kılamaz, bu hükümlere karşı irade beyan edemez, Allah’ın kulları üzerinde otorite olamaz.

Yüce Allah’ın koyduğu hükümlere karşı hüküm koymak, küfür, şirk, isyan ve ilahlık taslamadır. Allah’ın hükümleri dışında kanun koyanlara itaat edenler de o kanun koyucuları ilah edinmişlerdir.

De ki: ‘Çağırın Allah’tan başka ileri sürdüğünüz kimseleri; onlar, göklerde ve yerde zerre ağırlığınca malik değildirler. Onların, o ikisinde bir ortaklıkları da yoktur ve O’nun, onlardan bir destekçisi de yoktur.” (Sebe, 22)

Şems suresi, insanın kendi iradesi ile yücelip alçalabileceğini ortaya koymakta, nefsini yüceltenin kurtulduğunu belirtmekte, nefislerini alçaltanlara Semud kavmini örnek vermektedir. Semud kavmi, kendilerine gönderilen Rasul’ü ve getirdiği ilahi mesajı, kendi iradeleri ile reddederek isyan etmişlerdi. Semud, yüce Allah’ın kendilerine verdiği iradeyi, kendilerini yüceltecek şekilde kullanmamış, aksine hareket ederek alçalmayı yeğlemiştir.

Tarihi süreçte, kendileri yaratılmış oldukları, zerre kadar bir şeye sahip bulunmadıkları halde kendilerini yaratan Rab’lerinin hükümlerini tanımayıp O’nun kulları üzerine hüküm koyanlar, Rab’lerinin gazabına uğramış, kendilerine tabi olanlarla beraber helak edilmişlerdir.

Şems suresi, kâinatı ve içinde bulunan her şeyi yüce Allah’ın yarattığını, insanın, O’nun hükümlerine teslim olması halinde yüceleceğini, aksi halde alçalıp hüsrana uğrayacağını ortaya koymuştur. Sure, öncelikle insanların üzerinde düşünecekleri konuları belirtmiş, onları, iyilik ya da kötülük, yücelmek ya da alçalmak konusunda tercih yapmaları için uyarmıştır.

Surenin Açıklaması

Yüce Allah’ın hükümlerine göre hareket eden her şey düzenli ve muntazamdır

1-5- Andolsun güneşe ve onun kuşluk vaktine ve andolsun onu takip zaman aya ve andolsun onu ortaya çıkardığı zaman gündüze ve andolsun onu örttüğü zaman geceye, andolsun göğe ve onu bina edene.

Yüce Allah (cc), kâinattaki her şeyi, -görevleri çok farklı olmasına rağmen- kütleleri, belli bir denge ve düzen içerisinde yaratmıştır. Bu denge ve düzen içerisinde yer alan unsurların birçoğunda karşıtlıklar, zıtlıklar da bulunmaktadır. Ancak Yüce Allah (cc), koyduğu hükümlerle öyle bir denge sağlanmıştır ki, bu karşıtlıklar ve zıtlıklar, birbirleriyle bir çatışma ve sürtüşme içerisinde değil, birbirini tamamlayıp bütünlemekte, tam bir uzlaşma içerisinde kaynaşıp hareket etmektedirler. İşte bu, yüce yaratıcının kudretini ve gücünü göstermektedir.

Ve O’dur ki, geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yarattı; her biri bir yörüngede yüzmektedir.” (Enbiya, 33)

Kâinatta yaratılan her şey, kendi görevlerini yapmakta, bir sanat şaheseri, muazzam ve muntazam güzellikler bütünü olarak bakanlara huzur, zevk ve güven vermektedirler. Eksikliklerden münezzeh olan yüce Allah (cc), yarattıklarında hiçbir eksiklik, aksaklık ve düzensizlik yapmamıştır.

Yüce Allah (cc), kâinat ayetlerini apaçık bir şekilde bildirerek insanların, bunlara bakarak Zatı’na gereğince iman etmelerini, bu muntazam ve muazzam kâinatı yaratan yaratıcının yüceliğini, güçlülüğünü, her şeyi bildiğini, yaratmada eşsiz olduğunu görmelerini ve üzerinde düşünmelerini istemektedir.

O ki, yedi göğü, kat kat yarattı; Rahman’ın yaratmasında hiçbir çelişki göremezsin, gözü(nü) döndür de bak, görüyor musun bir çelişki!” (Mülk, 3)

 “Bakmadılar mı üstlerindeki göğe, onu nasıl bina ettik ve onu süsledik; onun, hiçbir çatlağı yoktur.” (Kaf, 6)

Böylece onları, iki gün içerisinde yedi gök olarak tamamladı ve her göğe O, emrini vahyetti. Biz, dünya semasını lambalarla ve koruma ile süsledik, işte bu, o Güçlü, Bilen’in takdiridir.” (Fussilet, 12)

Andolsun Biz, gökte burçlar yaptık ve bakanlar için onu süsledik.” (Hicr, 16)

“Şüphesiz Biz, dünya semasını ziynetle, yıldızlarla süsledik.” (Saffat, 6)

Göğü, korunmuş bir tavan yaptık ve onlar, o ayetlerden yüzçeviren kimselerdir.” (Enbiya, 32)

Kâinattaki bu mükemmel ve muazzam düzende yaratılanların, birbirleriyle çatışmadan uyum içerisinde olmalarının temel nedeni, tek yaratıcı eliyle yaratılmaları, tek bir otoritenin emrine tabii olmaları, kendilerine verilen sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmeleridir. Şayet birden fazla otorite, ilah olsaydı, kâinattaki düzen bozulacak, yerde ve göklerde bulunanlar arasında çatışma çıkacak, böylece yaratılan bütün canlılar huzursuz olacaklardı.

Kâinattaki düzen ve denge, insanlara huzur vermektedir; yüce Allah (cc) yerde ve göklerde bulunanları, insanların hizmetine vermiştir. İnsanlar, hizmetlerine verilen bu şeylerden yararlandıkça Rab’leri yüce Allah’a şükretmeli, O’nun indirdiği ilahi hükümlere uyarak kulluk görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidirler.

O’dur ki, güneşi ışık, Ay’ı nur yaptı ve senelerin sayısını ve hesabını bilmeniz için ona menziller takdir etti. Allah, bunları haktan başka yaratmamıştır; bilen bir kavim için ayetleri ayrıntılı olarak açıklamaktadır.” (Yunus, 5)

Allah O’dur ki gökleri, direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz! Sonra Arşı düzenledi, güneşe ve Ay’a boyun eğdirdi; hepsine, belirli bir süre için gitmesini düzenleyip emreder, ayetleri ayrıntılı olarak açıklar, ta ki Rabb’inize kavuşacağınıza yakinen iman edesiniz.” (Rad, 2)

Güneşi ve Ay’ı sürekli olarak sizin hizmetinize verdi, geceyi ve gündüzü de sizin hizmetinize verdi.” (İbrahim, 33)

Yüce Allah (cc), yalnızca göklerde olanları değil yeri de yaratmış ve onu da insanların hizmetine vermiştir. O, yeryüzünü insanlar için donatmış, onlara lazım olacak her şeyi, tıpkı göklerde olduğu gibi muazzam ve düzenli bir şekilde yerli yerince ve eksiksiz yaratmıştır.

Göklerde ve yerde hüküm yalnızca yüce Allah’a aittir

6- Ve andolsun yere ve onu yayana.

Yer ve gök arasında tam bir uyum, denge ve bütünlük vardır; yerde bulunanlarla gökte olanlar birbirini bütünlemekte, korumakta ve birbirlerine yardım etmektedirler. Yer ve gök, birbirleriyle alışveriş yapmakta, birbirlerini destekleyerek sürekliliklerini sağlamaktadırlar.

Gökyüzü, yağmur, kar ve dolu indirerek yeri beslemekte, bitki ve ağaçları yeşerterek güzelleştirmekte, nehirleri, denizleri sularla doldurup onu mükemmel bir şekle sokmaktadır. Yeryüzü de topladığı suları, güneşle el ele vererek buharlaştırıp göğe göndermekte, bulutların oluşmasını sağlamakta, havanın sıcaklık ve soğukluğunu dengelemektedir.

Yeryüzü, güneşin gönderdiği ısı ve enerji ile üzerindeki ağaçların ve yeşilliklerin olgunlaşmasını sağlamakta, bunların salgıladıkları oksijenle canlılara hayat vermektedir. Yer ve gök arasındaki bu uyum, düzenlilik ve aralarındaki alışveriş, insanların daha rahat bir hayat sürmelerini, sağlıklı ve huzurlu olmalarını sağlamaktadır.

Yüce Allah (cc) yerde ve göklerde yarattığı şeyleri, adeta insan odaklı olarak yaratmış, bunlarla insanların yeryüzündeki hayatlarını kolaylaştırıp güzelleştirmiştir. Yüce Allah (cc), yaratıp insanların hizmetine verdiği şeyler yanında yeryüzündeki insanların hayatlarını düzene koyan hükümler de indirmiş, onlardan bu hükümler doğrultusunda yaşamalarını istemiştir.

Yüce Allah (cc), kendilerine bildirilen hükümler doğrultusunda hareket eden kâinatta yarattığı şeylerde bir bozukluk, bir düzensizlik, bir kargaşa olmadığını, kâinatta yarattığı şeylerden örnek vererek açıklamıştır. O, her şeye bir düzen vermiş, her varlığın fıtratına uygun hükümler koymuştur.

Yüce Allah (cc), kâinattaki düzenliliği ve uyumu vermesi, yeryüzündeki hayatı düzenlemek için indirdiği hükümlere uygun hareket edilmesi halinde insanların da birbirleriyle çatışma içerisine girmeden düzenli bir hayat süreceklerini anlatmaktadır.

Yüce Allah (cc) tarafından konulan hükümlerde, insanların fiziksel, ruhsal, psikolojik ve sosyolojik yapılarına aykırı hiçbir hüküm sözkonusu değildir. Yaratılan her şey, kendi fıtratlarına uygun hareket ettikleri sürece kâinattaki varlıklar arasında olduğu gibi insanlar arasında da bir karışıklık bir bozulma olmayacaktır.

İnsan, kurtuluşuna da helâkına da ancak kendisi karar verir

Yüce Allah (cc), kâinat, hayat ve insanı yaratmış, insanın fıtratını eşyanın fıtratına uygun bir şekilde düzenlemiştir. İnsanlar, Kâinat ve hayatla bütünlük sağladıkları surece Rab’lerini razı etmiş olacaklar, dünya ve Ahiret hayatında huzurlu ve mutlu olacaklardır. Yüce Allah (cc) bu konuda iradeyi insanın kendisine bırakmıştır.

7-10- Nefse ve onu düzenleyene, böylece ona, günahı ve takvayı ilham edene, elbette onu temizleyen kimse kurtulmuştur ve elbette onu örten kimse, ziyana uğramıştır.

 Yüce Allah (cc), kâinatta yarattığı her şeye görevlerini bildirmiş, özelliklerini vermiş, onları irade sahibi kılmıştır. O, kâinatta yalnızca insanlara seçme hakkı ve irade vermiş, onları özgür hareket etme yeteneğiyle donatmış, yaptıklarından sorumlu tutmuştur.

İnsanlar, dilerlerse yüce Allah’ın kendilerine verdiği irade ile O’nun indirdiği esaslara tabi olup yücelirler, dilerlerse kendi hevalarına ya da kendi cinslerinden insanların koydukları kanunlara tabi olarak Rab’lerine isyan ve tuğyan ederek aşağıların aşağısına düşerek alçalırlar. Bu tamamen insanların kendi seçimleri ile belirleyecekleri bir sonuçtur.

“De ki: ‘Hak, Rabb’indendir, artık dileyen kimse şimdi iman etsin, dileyen kimse böylece inkâr etsin…” (Kehf, 29)

Yüce Allah (cc), insanı fiziksel olarak en güzel şekilde biçimlendirirken aynı zamanda ona günah işleme ve nefsini yüceltme iradesini de ilham etmiş, doğruyu ve yanlışı da göstermiştir. Böylece insan, kendi iradesini kullanarak gideceği yolu belirler, kurtuluşuna da helâkına da ancak kendisi karar verir.

İnsan, aklını kullanarak Rabb’inin bildirdiği doğruları şaşmaz ölçü alıp hayatına yön verir, konulan hükümlere göre davranışlarını belirlerse yücelecek, Rabb’ini razı etmiş bir halde dünya ve ahirette huzura ve kurtuluşa erecektir.

Ey o mutmain olan nefis! Rabb’ine dön, razı edici ve razı edilmiş olarak; artık kullarımın arasına gir ve cennetime gir!” (Fecr, 27-30)

Bu sonuca ulaşmak, tamamen insanın kendi elindedir; ancak insan, hevasını ölçü edinip ona uyar, Rabb’inin kendisine bildirdiği esasları görmezden gelir önemsemeyerek tanımaz, hiçbir şeye malik olmayan kendi cinsinden insanların yaptıkları kanunlara uyarsa bu durumda zelil ve aşağılık olarak alçalarak esfele Safiline düşecektir.

Şüphesiz Allah indinde canlıların en kötüsü, inkâr eden kimselerdir; artık onlar iman etmezler.” (Enfal, 55)

Akılları ile düşünüp doğru yolu seçmeyen, hevalarını ilah edinen kimseler, hayvanlardan daha aşağılık bir durumda olacaklar, dünya hayatında küfür ve şirk içerisinde sürekli bir huzursuzluk duygusu ile yaşayacaklar, Ahirette ise alçaltılmış olarak ebedi bir azap ile cezalandırılacaklardır.

“Gördün mü o hevasını ilah edinen kimseyi, şimdi sen mi ona vekil olacaksın! Yoksa sen onların çoğunun gerçekten işittiklerini ya da aklettiklerini mi sanıyorsun; doğrusu onlar, ancak hayvanlar gibidir, bilakis onlar, yolca daha sapıktır.” (Furkan, 43-44)

Kendi arzularına ya da başka insanların çıkardıkları beşerî yasalara tabi olanlar, Kur’an’ın ifadesi ile aklını kullanıp düşünmeyen, canlıların en kötüsü olan, yüce Allah’ın lanet ettiği kimseler olarak maymunlar ve domuzlar gibidirler.

De ki: ‘Size haber vereyim mi Allah yanında durumu bundan daha kötü olanı; Allah’ın, kendisine lanet ve gazap ettiği kimse ve kendilerinden maymunlar, domuzlar ve tağuta itaat eder kıldığıdır; işte onların yeri daha kötü ve düz yoldan sapmışlardır.” (Maide, 60)

Yüce Allah (cc), zorlama ile yapılan bir imanın sahibine fayda sağlamayacağından dolayı insanları iman etmeye zorlamaz, hükümlerini bildirir ve seçimi kendilerine bırakır.

Dedik ki: ‘Hepiniz ondan inin, artık ne zaman Benden bir hidayet size gelirse, nihayet kim, hidayetime tâbi olursa, işte onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklar.İnkâr eden kimseler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar, ateş halkıdır, onlar, orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 38-39)

Şüphesiz bu bir öğüttür; artık dileyen kimse, Rabb’ine varan bir yol tutar.” (Müzzemmil, 19)

Yüce Allah’ın hükümlerine iman etmeyip azgınlaşanlar, helak olacaklardır

Hakk’a tabi olanlar yücelir, hevalarını ilah edinenler alçalırlar. Bunlar, Rab’lerinin gönderdiği rasulleri ve getirdikleri ilahi mesajı kabul etmeyip reddetmiş, şirk ve küfür içerisinde azgınlık yolunu seçmişlerdir. Bunun üzerine yüce Allah (cc), onları dünya hayatında zelil düşürerek helak etmiştir.

11-15- Semud, yalanlayıp ona zulmetti. O en canileri gönderildiği zaman. Allah’ın Rasul’ü onlara hemen dedi ki: ‘Allah’ın devesidir ve ona su içirin!’

Ancak onu (Rasul’ü) yalanladılar sonra onu (deveyi) boğazladılar; Rab’leri onları gözetledi, günahları nedeniyle orayı dümdüz etti. Ve onun akıbetinden (Allah) korkmaz.

Yoktan var edilip yaratıldıklarını, yüce Allah’ın arzında yaşadıklarını, verdiği rızıklarla beslendiklerini, yalnızca O’na kulluk yapmakla mükellef olduklarını unutup isyan ve tuğyan ederek azgınlaşan zorbalar, her dönemde var olmuştur.

Geçmişte Semud, Medyen, Tuba kavimleri, Fir’avn, Ebû Cehil ve benzerleri, dün ateist Marksizm, Sosyalizm, Faşizm, günümüzde ise Kemalist zorba diktatörlük, emperyalist ABD, terörist İsrail, kan içici Rusya ve Çin gibi zorbalar Rab’leri yüce Allah’ın arzında Rab’lerine ve O’nun indirdiği Tevhidi esaslara karşı isyan ve tuğyanlarını sürdürmektedirler.

Semud kavmi, yüce Allah’a isyan edip tuğyan ederek azgınlaşan toplumların ne ilki ne de sonuncusudur. Tarihin her döneminde kendi acizliklerine, zavallılıklarına bakmadan kâinatın Maliki ve Meliki, Rabb’i ve İlahı olan yüce Allah’a isyan eden, O’nun gönderdiği Tevhidi esasları, Hidayet’i ve rasullerini reddeden nice azgınlar var olmuş ve olacaktır da. Bu isyancı toplumlara karşı da her dönemde ilahi mesajı ortaya koyan Risalet önderi rasuller ve onların yolunda giden Tevhid erleri var olmuş, insanları Tevhidi esaslara çağırmışlardır.

Hak batıl mücadelesi hiçbir dönemde bitmemiş, bitmeyecektir de! Bütün zorluklara, zulüm, baskı, inkâr, küfür ve şirk unsurlarına rağmen Tevhidi esaslar açık ve net bir şekilde ortaya konulacak, insanlar, Tevhidi esaslara davet edileceklerdir. Yeter ki Tevhidi esasları kabul eden Tevhid erleri, iman ettikleri ilahi mesajın bilincinde olsunlar ve sorumluluk duygusuyla hareket edip ilahi mesajı, ortaya koyarak Risalet önderleri gibi insanlara duyurabilsinler.

Çağımız, insanlık tarihinin en karanlık dönemini yaşamaktadır

Çağımız, tarihte eşine rastlanmayan bir şekilde en karanlık dönemini yaşamaktadır. Tevhidi esasları kabul eden Tevhid erleri, sorumluluk bilinciyle Tevhidi esasları, Nebevi metoda uygun bir şekilde ortaya koymadıkları için insanlar, beşerî tağutî sistemlerin karanlıklarından kurtulup İslâm’ın aydınlığına çıkmamaktadırlar.

Baskı, zulüm ve zorbalıklarında sınır tanımayan beşerî dikta sistemler ve şirk, küfür içerisindeki putperest yöneticileri, nesli ve kültürü bozmakta, yüce Allah’ın yasalarına muhalif yasaları çıkartarak insanları Allah yolundan alıkoymaktadırlar.

Tağutî sistemlerin icazetli kulları haline gelen ve bu sistemlerin güdümünde hareket eden Samiri soylu bel’amlar, her yol üzerine oturarak Hakk’ı batılla bulayarak Kur’anî kavramların anlamlarını değiştirip saptırmakta, insanları Allah yolundan alıkoyarak tağutî sistemlere itaat edip taptırmaktadırlar. Bunlar, küfür ve isyanlarını aleni olarak yapmakta, Rab’leri yüce Allah’a karşı tuğyan ederek halkı da küfürlerine ortak etmektedirler.

Emperyalizm, Siyonizm ve tüm dünya zorba diktatörler ve bunların yerli işbirlikçileri, kurdukları birlikteliklerle el ele vererek yüce Allah’ın mazlum kullarını, ellerindeki silah gücü ile yakıp yok etmekte, ‘Rabb’imiz, ancak Allah’tır’ dedikleri için insanları hunharca öldürmektedirler.

Yüce Allah’a karşı küfür, şirk ve isyanlarında sınır tanımayan tüm dünya müstekbirleri ve yerli işbirlikçi kuklaları, söz birliği yaparak bütün güçleri ile yüce Allah’ın razı olup beğendiği İslâmî esasları, yüce Allah’ın arzı olan yeryüzünden kaldırmak için çalışmaktadırlar.

Nesiller bozulmuş, tüm insani ve ahlakî değerler ayaklar altına alınmış, tüm rasullerin gönderilmelerine neden olan her türlü gayri insani, gayri İslâmî fiiller, dünya müstekbirlerinin ve onların yerli işbirlikçilerinin teşvik ve zorlaması ile bir bütün olarak çağımızda alenen işlenmektedir. Bu nedenle tarihi süreçte bir günahları ve Rab’lerine isyanları yüzünden helak edilen toplumlara verilen en acıklı azaplar, topyekûn olarak günümüz müstekbirlerine ve onların yerli işbirlikçi kuklalarına ve bunlara destek olanlara verilecektir biiznillah.

Şu ilahi bir yasadır ki bir topluma, Tevhidi esasları duyuran bir elçi gitmedikçe ve o toplum ilahi mesajı açıkça reddedip inkâr etmedikçe, azgınlıklarını açıkça ortaya koymadıkça yüce Allah (cc), şirk ve küfür içerisindeki o toplumu helak etmemektedir.

Günümüzde iletişim araçlarının son derece gelişmesi ile tüm dünya müstekbirleri ve onların yerli işbirlikçi kuklaları, yüce Allah’ın ilahi mesajından haberdardırlar. Bu nedenle de ilahi azap artık an meselesidir inşaAllah.

Yüce Allah (cc), Sünnetullah’ta var olan ve toplumların helak edilmelerini sağlayan bu yasayı haber vermektedir.

Rabb’in, ayetlerimizi onlara okuyan bir Rasul’ü, onun başkentine gönderinceye kadar ülkeleri helâk etmez ve Biz, halkı zalimler olmadan ülkeleri helâk etmeyiz.” (Kasas, 59)

Bu gerçektir ki Rabb’in, oranın halkı habersiz iken zulüm ile ülkeleri helâk edici değildir.” (En’am, 131)

İlahi yasa ve adalet budur; ülkelerin başkentlerine, o toplumun ileri gelenlerine davetçiler gitmiş, Tevhidi esaslara insanları ve ileri gelenlerini davet emişlerdir. Bunun sonucunda iman edenler ile inkâr edenler ayrılarak saflar netleşmiş, inkârcı zorbalar iman edenlere saldırarak zulmetmişlerdir. İşte bundan sonra ilahi yasa devreye girerek yüce Allah (cc) iman edenleri kurtarıp zalimleri helak etmiştir.

Sünnetullah, ilahi yasadan haberdar olan ve buna rağmen bilerek yüce Allah’a, O’nun beğenip razı olduğu dine ve bu dinin mensuplarına savaş açanlar, tarihi süreçteki inkârcı ataları gibi en acıklı bir şekilde helak edileceklerdir inşaAllah.

Zulmün sınır tanımaz boyutlara ulaştığı günümüzde, zalimleri helak edecek ilahi yasa uzak değildir inşaAllah. Unutulmasın ki, karanlığın en kesif olduğu an, şafağın en yakın olduğu zamandır.

Müstekbirlerin ve yerli işbirlikçi kuklalarının helâkını Müslümanlar sağlamalı

Dünya müstekbirlerinin ve yerli işbirlikçi kuklalarının helakı için Müslümanlar, birliktelik oluşturup Tevhidi esasları apaçık bir şekilde ortaya koymalıdırlar. Bu yapıldığı zaman Sünnetullah cari olacaktır inşaAllah.

Mü’minler, Risalet önderi rasuller ve onların yolunda giden önceki Tevhid erleri gibi, hiçbir şeyden ve kimseden korkmadan, yalnızca Rab’lerine tevekkül ederek Tevhidi esasları ortaya koymalı, insanları bu esasları kabule davet etmelidirler.

Tevhidi esaslara davet, mutlaka Kur’anî ölçüler içerisinde, Nebevi metoda uygun bir şekilde yapılmalıdır ki, yüce Allah’ın yardımı tahakkuk edebilsin, böylece kâfir zorbalar ve onların destekçileri acı bir azapla helak edilebilsinler. Tevhid erleri, sorumluluklarını idrak edip Tevhidi esasları insanlara duyurmaz, insanları, içerisinde bulundukları şirk ve küfre karşı uyarmazlarsa, o zaman Müslümanların da içerisinde bulunduğu topyekûn bir azap gelecektir.

Bir fitneden korunun ki sizden yalnızca zulmeden kimselere isabet etmez ve bilin ki gerçekten Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.” (Enfal, 25)

Çağımızda vahyi esasları bulandırmaya çalışan, tağutî zorbalıklara, zalim despotlara destek veren Samiri soylu bel’amlar bulunduğundan insanlar, Tevhidi esasları net olarak kavrayamamakta, bu nedenle vahyi esaslara uygun bir şekilde iman edip tavırlarını netleştirmemekte, bunun sonucunda Tevhid-şirk mücadelesinde saflar ayrışmamaktadır. Saflar ayrışmadığı için de yüce Allah’ın Mü’minlere olan yardımı ve zalimlere olan azabı tahakkuk etmemektedir.

Mü’minler, yüce Allah’ın yardımını, rahmet ve bağışlamasını gerçekten istiyorlarsa, Kur’anî ölçüler içerisinde Tevhidi mücadeleyi ortaya koymalı, daveti, Nebevi bir metotla insanlara duyurmaya çalışmalıdırlar. Aksi halde küfür ve zorbalığa karşı susmuş dilsiz şeytan konumuna düşecek olan Mü’minler, zalimlere gelecek olan azaptan paylarını alacaklardır. Çünkü Allah (cc) yaptığı ve yapacağı işin sonundan korkmaz kimseye hesap da vermez.

“O Allah, bu işin sonucundan korkacak değildir.”

Mülkü elinde bulunduran, her şeyin üzerinde tek hâkim olan yüce Allah’a hamdolsun.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*