ÖLDÜRÜLEN ASKERLERİN KATİLİ KEMALİST SİSTEMDİR

Gazetelerde ve televizyon kanallarında, neredeyse her gün PKK tarafından öldürülen askerlerin ve çocukları pisi pisine öldürülen ailelerin dramatize edilen haberleri yayınlanıyor. Öldürülen askerlerin haberleri, çocukları ölen ailelerin ocağına ateş düşse de, toplum için artık neredeyse kanıksandı, sıradan haber haline geldi. Tabii ki aynı haber kanallarında, genelkurmayın, operasyon haberleri ile bu operasyonlarda aslı astarı olmayan sözüm ona onlarca(!) PKK militanlarının öldürüldüğü yalanı yayınlanıyor.

Genelkurmayın, basına dağıttığı ya da internet sitesinde yayınladığı haberlere karşı, PKK’nin Avrupa’daki yayın organlarında da Kemalist genelkurmay tarafından söylenen yalanlar tekzip ediliyor ve o meşhur operasyonlarda, bomboş dağlara atılan bombaların nerelere, hangi boş arazilere ve kaç adet bombanın atıldığı adeta genelkurmayla dalga geçilerek görüntüleri ile beraber yayınlanıyor.

 Hayatının baharında olan çocuklarını, bir hiç uğruna pisi pisine kaybeden aileler, çocuklarının şehit(!) edildiği yalanı ile kandırılarak avutuluyor, cenaze törenlerinde din düşmanı Kemalist rejimin subayları dizilerek boy gösterisi yapıyor, zavallı halk da, PKK’ye bol bol lanetler yağdırarak ve “Kahrolsun PKK, şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları ile deşarj ediliyor.

Katil Kemalist rejim, güdümlü basın vasıtasıyla ve cenaze törenleri yoluyla, PKK’yi düşman göstererek hedef saptırıyor. Zavallı Anadolu halkı, asıl düşmanı olduğu Kemalist zorbalığı bırakıp PKK’yi düşman biliyor. Zekâ düzeyleri sıfırın altında bir seviyede bulunan bazı kendini bilmez yazarlar da, daha da ileri giderek Kürt vatandaşların düşman olduklarını ve bunların öldürülmeleri gerektiğini yazıyor. İşin en acı yanı ise, genelkurmayda bir kurmay albayın önünde yere diz çöküp talimat alan cumhuriyet savcılarından Bolu Cumhuriyet Başsavcısı, Bolu Express gazetesindeki köşesinde “Türk, işte karşında düşmanın” başlıklı bir yazı kaleme alan I.E. adındaki psikolojik rahatsızlığı olan, zekâ düzeyi sıfırın altındaki yazar müsveddesi şahsın yazısını “isabetli” bulmasıdır.

Taraf Gazetesindeki şu haber de sistemin, halkı nasıl Kürt ve Türk diye ayırdığı ve Kürt halkını düşman ilan ettiği ortaya konuluyor. “Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Cüneyd Zapsu’yu kastederek “Erdoğan’ın tüm danışmanlarının Kürt olması tesadüf mü? Türkiye düşmanlarını yanlış yerde arıyor” diye yazan Uğur İpekçi’yi suçsuz buldu.”

İkide bir genelkurmaya çağırılıp kulakları çekilen medya ile genelkurmay tarafından yere diz çöktürülüp ne yapacakları konusunda talimatlandırılan yargı mensupları elele vermiş, asırlarca iç içe yaşamış, birbirlerini kardeş bilmiş halk arasında fitne ve düşmanlık tohumları ekmekte, halkı birbirlerine kırdırtmaya ve ülkeyi böldürmeye çalışmaktadırlar. Emperyalizmin ülkemdeki işgalci temsilcisi Kemalist sistem, böylece emperyalizmin, “Böl, Parçala, Yut” felsefesine hizmet etmektedir.

Anadolu halkı, kürdü, türkü, arabı, çerkezi, lazı ve diğer unsurlarıyla asırlar boyunca bir kardeşlik duygusuyla iç içe yaşamış, birbirlerine kız alıp vererek tek aile olmuş, bir vücudun azaları gibi yekvücut olmuşlardır. Emperyalizmin asırlarca  uğraşıp parçalayamadığı Anadolu halkını, emperyalizmin maşası Kemalist sistem yapmaya çalışmaktadır.

Bir hiç uğruna, hayatlarının baharında, pisi pisine öldürülen o gencecik yavruların asıl katili tetikçi PKK değil, Kemalist sistemin ta kendisidir. Abdullah Öcalan denilen katili MİT adı verilen kuruluşu vasıtasıyla yetiştiren, ona her türlü desteği vererek örgüt kurduran katil Kemalist sistem, şimdi de dağ başlarına bıraktığı tecrübesiz gencecik yavruları, PKK tarafından öldürülmeleri için yem olarak kullanmaktadır.

Dağlıca baskınının olacağını bildiklerini itiraf eden katil rejimin genelkurmayı, Aktütün karakolunun da basılacağını biliyordu. Bu nedenle oradaki yüksek(!) rütbeli subaylarını çekmiş, orduda ikinci sınıf muamelesi gören astsubay ve erbaşları, tecrübesiz askerlerin başında bırakmıştır.

Haber kanallarının bildirdiklerine göre PKK, Aktütün Karakolunun hemen yanı başındaki dağlara, 45 gün boyunca, katırlarla havan topları ve ağır silahlarını taşımış, orada koskoca bir cephanelik oluşturmuştur. Gökte uçan kuşun cinsiyetini bildiğini iddia eden katil sistemin genelkurmayı, her ne hikmetse bu cephaneliğin oluşturulmasını görmemiş(!), görmek istememiştir. Tabiiki bu yalan masallara ancak güdümlü medya ve zorba sistemi din edinen ahmaklar inanır.

Katil Kemalist sistemin sırıtan ve kendisine bağlı ahmaklardan başkalarının inanmadığı yalanları, yalnızca PKK tarafından bu cephaneliğin görülmediği yalanı değil, bugüne kadar söylediği onlarca yalanı yanında Aktütün’deki diğer yalanları da oldukça fazladır. Bu yalanları sıralayacak olursak:

Yalan 1- Termal kameralarla da bu cephaneliğin oluşturulmasını görmemişler, neden? Çünkü PKK’liler termal kameraların tespitinden kaçmak için ıslak yağmurluk giymişler. Milliyetteki bir haberde bu ıslak yağmurluk yalanı yazılıyor ve böylece katil Kemalist sistemin masum olduğu anlatılmaya çalışılıyor. Bu katil sistemin medyasına ve onlara bu haberi veren genelkurmaya soruyoruz; “Teröristler ıslak yağmurluk girdiler de termal kameralara yakalanmadılar, peki, bu adamlar, cephanelik taşıdıkları katırlara da mı ıslak yağmurluk giydirdiler?”

Yalan 2- Genelkurmay İkinci Başkanı “15 şehitten 13’ü uzaktan atılan bomba ile öldü” diyor. Genelkurmay’dan Aktütün Karakoluna saldırının Irak topraklarından yapıldığı yalanı ortaya atılıyor. Yaralı askerlerden Mehmet Tokmak’ın ifadeleri genelkurmayın bu yalancı generalini yalanlıyor. Sabah ve Milliyet gazetelerinde yer alan bir haberde “Mehmet Tokmak’ın şunları söylediği öğrenildi: "İlk çatışma perşembeyi cumaya bağlayan gece saat 24.00 sıralarında çıktı. Jandarma harekât ekipleri termalle yaptıkları gece avında iki kişinin görüntüsünü almış. Bizler de mevzilerimizdeydik. Bize ateş emri verildi. Çatışma çıktı sabaha kadar sürdü. Sabah çatışma durdu. Öğle saatlerinde teröristler yeniden saldırıya geçti.

Bu kez daha kalabalıklardı ve her yerden ateş ediyorlardı. Kanas ve roketatarlarla saldırıyorlardı. Biz de ateş ediyorduk. El bombaları atmaya başladılar, biz aynı tepede 6 arkadaştık. Kardeşim gibi sevdiğim Ramazan da yanımızdaydı. Ramazan’ın yakınına el bombası düştü ve patlama oldu. O anda Ramazan’ın ayağı parçalandı. Vücuduna şarapnel parçaları saplanmıştı. Mevzideki diğer 4 arkadaş o anda şehit oldu.

Ramazan’la konuşuyorduk yanına iki tane daha el bombası düştü. Ramazan, onları patlamadan alıp teröristlerin üzerine attı. Başımızı kaldıramıyorduk, destek de geç kalmıştı.”

Utanmazlığın bu kadarına da pes doğrusu, bir el bombası mesafedeki çatışma için genelkurmay, utanmadan sınır ötesinden havan topları ile dört kilometre mesafeden ateş edildiğini söyleyebiliyor. Şimdi insan düşünüyor, teröristler de yaralı Ramazan adlı asker de ne kadar kuvvetli imişler ki, el bombalarını dört kilometre uzaklığa atabiliyorlar.

Hıncal Uluç köşesinde Sabah gazetesindeki Bu savaşın komutanı kim?… diye sorduktan sonra Vatan gazetesindeki bir haberi köşesine alıyor ve adından sorular soruyor.

4 Ekim cumartesi günkü Vatan gazetesinin 18’inci sayfasında tek sütun bir haber var. Başlığını ve girişini aynen alıyorum..

"Aktütün Karakoluna taciz ateşi.."

"Şemdinli ilçesinde Irak sınırına 4 kilometre uzaklıktaki Aktütün Karakoluna bir gurup PKK’lı terörist taciz ateşi açtı."

Korkunç olan şeye bakar mısınız..

PKK, Aktütün karakolunu, bu haberin çıktığı gün basıyor.. 17 ölü, 20 yaralı.. Olacak şey mi?. Olacak şey mi, söyler misiniz?.

Adamlar gazetelere haber vere vere geliyorlar nerdeyse ve siz gafil avlanıyorsunuz..
Er Ramazan baskından bir gün evvel, Cuma günü evine telefon açıp veda ediyor.. "PKK’lılar bizi bu hafta içinde üç kez bastılar, ben artık zor dönerim anne.."

Ve dördüncü baskında, er Ramazan şehit..

Er Ramazan biliyor da, onun üzerindeki tek yıldızlıdan başlayıp, silsile-i meratip bol yıldızlıya bir yığın komutan nasıl bilmiyor acaba?.

Şimdi yine soruyoruz, iki gün boyunca askerle PKK’liler arasında çatışma çıkıyor, PKK 300-400 kişilik kalabalık gruplar halinde saldırıyor, gazetelerde bu konuda haberler yayınlanıyor ve tüm dünya bu çatışmayı duyuyor da katil sistemin genelkurmayı ve uçaklardan sorumlu olan hava kuvvetleri komutanı duymuyor mu?

Katil sistemin genelkurmayı duyuyor duymasına da duymak istemiyor. Çünkü zorba sistem, kendi mantığına göre, işgalini sürdürebilmek için o masum Anadolu çocuklarının kurban verilmesi gerekiyor. Tıpkı 1980 ihtilalini yapan cuntayı oluşturan Kemalist generallerin, darbe şartları oluşsun diye, yüzlerce gencin birbirlerini öldürmelerine göz yumduklarını, yüzleri kızarmadan, en küçük bir haya duymadan söylemeleri gibi.

Anadolu insanının kanıyla beslenen katil Kemalist sistem, Dağlıca baskınını haber aldığı halde onlarca askerini hedef tahtasına koydu, bir kısmının pisi pisine ölümüne, diğer bir kısmının yaralanmasına, en kötüsü de sekiz askerin PKK militanlarınca kaçırılmasına neden oldu. Aktütün Karakoluna, bu son saldırıdan önce, sayısız saldırı yapıldı, onlarca genç öldürüldü, onlarcası yaralandı, ancak katil sistem güdümlü yargısına bu haberlere sansür yasağı getirerek halktan gizledi.

 Yalan 3-  “İstihbarat eksiğimiz yok” diyor meşhur genelkurmay, o halde 350-400 kişilik PKK grubunun geldiğini neden göremediniz? Yoksa gördünüz de, tıplı Dağlıca’da olduğu gibi duymazlıktan görmezlikten mi geldiniz? Tıpkı, İsrail uçaklarının Suriye’yi bombaladıktan sonra yakıt tanklarını Türkiye topraklarına bırakmalarını görmediğiniz, görmezlikten geldiğiniz gibi?

Yalan 4- Katil rejimin genelkurmayı, her vesile ile PKK’nin dağıldığı, bittiği, kamplarının yerle bir edilerek yaşanmaz hale geldiği yalanını tekrarlayıp duruyor. Bu yalanla çocukları bir hiç uğruna, pisi pisine öldürülen, ocaklarına ateş düşüp yürekleri yanan Anadolu halkını aldatmaya çalışıyor. Peki yok olduğu iddia edilen PKK, nereden buldu bu kadar kalabalık bir militan grubunu da Aktütün’e saldırdı? Yok olduğu, dağıldığı, kamplarının yerle bir edildiği iddia edilen PKK, nereden geldi de bu kadar vatan evladını öldürdü?

Kendilerini akıllı, Anadolu halkını ahmak zanneden bu Kemalist generallerde utanma duygusu kalmamış olacak ki, söyledikleri her yalan anında ortaya çıktığı halde, halktan özür dilemiyorlar. Yalan söylemeyi ve kendi mantıklarınca Anadolu halkını aldatmayı meziyet sayan Kemalist generaller, aslında Anadolu halkını değil kendilerini aldatıyorlar da farkında değildirler.

Aktütün karakolunda askerler, 350-400 civarındaki PKK militanları ile göğüs göğse iki gün boyunca çarpışırken, ölen Ramazan isimli er, ailesine bu çarpışmayı haber verirken, katil sistem, bu çocuklara uçak ve helikopterlerini gönderip yardım etmiyor. Peki ne yapıyor uçaklardan sorumlu hava kuvvetleri komutanı orgeneral Aydoğan Babaoğlu? Bu katil general, savaş sanki Türkiye’de değil de Afrika’nın, ya da Asya’nın ücra bir köşesinde yapılıyormuş gibi, Antalya’da golf oynuyor, ülkeyi kasıp kavuran kardeş kavgasına karşı ilgisiz davranıyor. Üstelik kendisine Aktütün’deki savaş hatırlatıldığında ise, “Ne yapayım, Aktütün’e ben mi gideyim” diyebilecek kadar hayasızlaşıyor, ar damarının çatladığını ortaya koyuyor.

Hurşit Tolon ve Şener Eruygur gibi Mafya ve çete elemanlarını korumakla, onları cezaevinde ziyaret ederek ödüllendirmekle mahir katil Kemalist sistemin genelkurmayı, vatan evlatlarının Aktütün’de boğazlanması haberlerine karşı sorumsuz ve utanmaz bir tavırla golf oynayarak adeta alay eden hava kuvvetleri komutanı orgeneral Aydoğan Babaoğlu’na da sahip çıkarak alelacele bir açıklama yayınlıyor ve açıklamada: "Komutanımız Antalyada bulunduğu sırada, 4 Ekim 2008 Cumartesi günü akşam saatlerine kadar olan sürede, Bayraktepe bölgesinde meydana gelen çatışma sonucunda verilen şehitler hakkında bir bilgisi olmamıştır. Gerçeğin böyle olmasına rağmen konunun teyit edilmeden Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratma amaçlı kullanılması üzücü ve düşündürücüdür" diyebiliyor.

Kemalist generallerin her türlü pisliğini, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratma yaygarası ile örtbas etmeyi alışkanlık haline getiren genelkurmay, hava kuvvetleri komutanı bu utanmaz generali sorgulayacak, görevine son verecek ya da onun adına halktan özür dileyecek yerde, yavuz hırsız misali, utanmadan üste çıkmaya çalışıyor ve halkından kopuk bu utanmaz adamı korumaya çalışıyor. Ancak genelkurmay bu açıklamayı yaparken özrü kabahatinden büyük başka hatalar yapıyor ve kendi sorumsuzluklarını gözler önüne seriyor. Genelkurmayın yayınladığı açıklamada çelişki üzerine çelişki doludur.

Birincisi, 4 Ekim cumartesi günkü Vatan gazetesinde “Aktütün Karakoluna taciz ateşi..” haberi yayınlanıyor, Ramazan isimli er, baskından bir gün evvel, Cuma günü evine telefon açıp veda ediyor.. “PKK’lılar bizi bu hafta içinde üç kez bastılar, ben artık zor dönerim anne..” diyor, dünya alem biliyor, ancak halktan kopuk hava kuvvetlerinden sorumlu bu sorumsuz generalin haberi olmuyor.

İkincisi, Aktütün’de öldürülen askerlerin haberi duyulur duyulmaz başbakan yurtdışındaki gezisini iptal ederek yurda dönüyor, cumhurbaşkanı Fransa gezisini iptal ediyor. Ancak bu sorumsuz general, haberi alır almaz hemen sorumluluk alanına dönüp yapılması gerekenleri yapacak yerde, böyle bir olaydan haberinin olmaması ayrı bir ayıp iken, kendisine haberi ulaştıran habercilere küstahça cevap veriyor ve “Ne yapayım Aktütün’e ben mi gideyim” diyebiliyor.

Üçüncüsü, her sorumlu kimse, sorumluluk alanı içerisindeki bir hatadan dolayı, hatayı kendisinde görerek ya hemen özür dileyerek görevinden ayrılıyor, ya da üst amirleri tarafından görevden alınıyor iken, her yolsuzluk ve gayri meşru olayları örtbas etmekle mahir bu utanmaz genelkurmay, bu sorumsuz generale de sahip çıkıyor.

Anadolu halkını düşman bilen, halktan kopuk katil Kemalist zorbalık, Anadolu insanına zarar veren herkesi, bugüne kadar hep mükâfatlandırmıştır. Son olarak mükâfatlandırılan katil ise, Dağlıca katliamına göz yuman  Dağlıca’daki komutan katil yarbaydır. Bu katil yarbaya, onlarca askerin ölmesine ve yaralanmasına neden olduğu için plaket veren bugünkü genelkurmay başkanıdır. Aynı genelkurmay, hava alanında cumhurbaşkanını karşılamakla görevli Ankara Garnizon Komutanı Aslan Güner adlı Korgenerali, cumhurbaşkanı ve kendi başkomutanına yaptığı saygısızlığa karşı, daha yüksek bir makama getirerek ödüllendirmiştir.

Oysa Kemalist zorbalığın kıble edindiği Batı ülkelerinde ve dünyanın her yerinde, en küçük bir hataya sebep olduğunu düşünen genelkurmay başkanları ya da bakanlar, görevlerinden istifa ederek görevlerini bırakıyor. Gazeteci Hıncal Uluç, Fransız genelkurmay başkanının istifasını şu satırlarıyla Kemalist zorbalığın genelkurmayına örnek veriyor.

“Üç ay evvel, Fransa’da bir askeri manevra sırasında, erin plastik mermi olması gereken silahında, gerçek mermi çıktı ve oluşan kazada 17 er yaralandı. Sadece ya-ra-lan-dı.. Sonuç.. Fransa Genelkurmay Başkanı istifa etti.”

İşte aradaki fark; halkıyla bütünleşen bir genelkurmay başkanı, bir askerin yaptığı bir hata yüzünden 17 askerin yaralanması nedeniyle onurlu bir şekilde istifa ederken, Kemalist zorbalığın genelkurmay başkanı, bunca katliama sebep olduğu apaçık ortada iken, bırakın istifa etmeyi, üstüne üstlük, onlarca gencin bile bile öldürülmesine ve yaralanmasına göz yuman, kendisine ulaştırılan, katliamın yapılacağına dair, istihbaratı gizleyen Dağlıca’daki komutan katil yarbaya plaket vererek onu mükâfatlandırıyor, Aktütün katili hava kuvvetleri komutanı orgenerali korumaya çalışıyor.

Genelkurmay başkanı ve diğer Kemalist generaller, sebep oldukları onca katliam nedeniyle onurlu bir davranış göstererek istifa etmiyorlar, etmeyecekler de. Çünkü halk evlatlarının ölümü, halkına düşman olan zorba bir rejimin generallerinin umurunda değil. Öyle ya nasıl olsa orada öldürülenler, yüksek rütbeli subaylar ya da onların çocukları değil. Onlar için asıl önemli olan, işgalci sistemin zorbalığını Anadolu halkının dökülen kaları üzerinde sürdürmesi, emperyalizmin yapmadığı zulüm ve baskıyı halka yapmasıdır.

Gencecik vatan evlatları öldürülürken, kendilerine gelen istihbaratları işleme koyup tedbir almayan, bu çocukların ölüm haberlerini duyduğu halde Antalya’da golf oynayan, dağlıca baskınını bile bile yaptıran yarbaya plaket veren katil sistemin generalleri, görülen o ki, onurlu bir davranış göstererek istifa etmeyecekler, ancak onları kulaklarından tutum, sebep oldukları katliamların hesabını soracak yürekli, onurlu siyasi bir irade de yoktur. Uşaklığı görev bilen Amerikan Kuklaları Partisi (AKP)nin başkanı ve başbakan R. Tayip Erdoğan ve ekibinin, memurumuz dedikleri genelkurmay başkanından hesap soracakları yok, bu tamam da milliyetçi ve halkçı olduklarını iddia eden partilerin yönetici ve milletvekilleri de, cesaret edip hesap sormaz katliam sorumlusu generallerden.

Ayağına cumhurbaşkanını çağıran, cumhurbaşkanlığı ve başkomutanlık görevinde bulunan Abdullah Gül’ün de, cumhurbaşkanı ve başkomutan olduğunu unutarak, apar topar ayağına koştuğu, başbakanın memuru ve cumhurbaşkanının emir eri olması gereken genelkurmay başkanı, sebep olduğu bunca katliamın hesabını verebilir mi? Veremez elbette! Kime hesap verecek ki, karşısında yürekli bir muhatap yok ki hesap versin.

Bu katil sistemin generalleri o denli pervasız ki, milletin seçtiği meclisin ve cumhurbaşkanının resepsiyonlarına gitmiyor, kendi verdikleri resepsiyonlara halkın temsilcilerinden bazılarını çağırmıyor. Bunlar kimin ekmeğini yiyor ve kimin ordusunda görev yapıyorlar ki bu denli küstahlaşabiliyorlar? Bunlar, kendilerini ne zannediyorlar ki bu denli haddi aşıyorlar. Birileri bunlara hadlerini bildirmelidir.

Anadolu halkına tavsiyemiz, uyudukları derin uykudan uyanmaları, çocuklarının katili olanın aslında PKK değil, katil Abdullah Öcalan’ın eliyle PKK’yi kurdurup Anadolu halkının başına bela yapan, onun katliamlarına bile bile göz yuman, gençliği sağ-sol gruplara ayırarak birbirine kırdırtan, Sünni-Alevi ayırımını yaparak Maraş ve Çorum’da katliamlar yapan, akredite uygulayarak kendi borazanlığını yapan medyayı ve yazarları çağırarak basın toplantıları yapıp onlara direktifler veren, Anadolu halkının inanç değerlerine düşman olan, Hrant Dink cinayetinde görüldüğü gibi, cinayetleri subayları eliyle destekleyen, soruşturma komisyonlarına çağırıldıkları halde ifade vermeye gitmeyen subaylarını koruyan, seçtiğiniz millet meclisindeki resepsiyonları protesto eden, subayları her türlü yolsuzluk ve soygunun, çete ve mafyanın içerisinde yer alan, Anadolu’yu işgal ettiği günden bugüne kadar ülkede bozmadık değer bırakmayan, ülkeyi yoksullaştıran, halkı perişan eden, Anadolu’nun gencecik çocuklarının beyinlerini küfür ve şirk ile dolduran, ateist eğitim sistemi ile gencecik nesli dinsizleştiren, Aktütün’de gencecik yavrular öldürüldüğünde, onlara uçak ve helikopterlerini göndermeyip Antalya’da golf oynayan hava kuvvetleri komutanını cezalandırmayan, hatta bildiri yayınlayarak koruyup savunan, 40 bin vatan evladını kendi özel harekatçı katilleri ve PKK katilleri eliyle katleden bu katil Kemalist zorba sistemdir.

Ey Anadolu halkı, cenaze törenlerinde PKK’ye lanet yağdırdığınız kadar, katliamlardan asıl sorumlu olan, inanç değerlerinizin düşmanı, evlatlarınızın katili zorba Kemalist sisteme de lanet yağdırın. Lanet yağdırın ki, belki yüce Allah (cc), bu zorba sistemi yerin dibine geçirir. Lanetleyin ve sahip çıkmayın ki, bu zorba Kemalist sistem yerle bir olsun ve tarihteki zorbalar gibi, layık olduğu tarih çöplüğünde, kara ve kirli bir leke olarak yerini alsın.

Ey Anadolu’nun kandırılmış halkı, seçimlerde oy vererek meclise gönderdiğiniz vakilerinizi birer uşak ve birer kukla olarak kullanan Kemalist zorbalığa artık yeter deyip oy vermeyin. Oy vermeyin ki, bu katil ve lanetli sistem cinayetlerini sürdürmesin, evlatlarınızın ölümüne neden olmasın ve inanç değerlerinize saldırmasın.

Ey Anadolu halkı, bu katil rejime oy verip destek olduğunuz sürece, gencecik evlatlarınız ölmeye devam edecek, inanç değerlerinize bu zorba sistemin saldırısı sürecek ve kıyamet günü bu zorbalarla beraber siz de cehennem azabıyla ebediyen cezalandırılacaksınız. Çünkü küfre rıza küfür olduğu gibi, zulüm karşısında susmak da dilsiz şeytan olmaktır. Küfre rıza gösterip kafir olan ve zulüm karşısında susarak dilsiz şeytan olan kimselerin yeri cehennemdir. Bizden söylemesi, karar sizin, ister Hakkı seçip Hak tarafında yerinizi alıp Allah’ın taraftarı olun, isterseniz katil sisteme destek verip katil ve zorba kâfirler tarafına geçin ve bu nedenle ebedi olarak cehennem azabına duçar olun.

Kemalist zorbalardan, Anadolu halkına yaptıklarının hesabı elbette bir gün sorulacaktır, ancak o gün iş işten çoktan geçmiş olacaktır. Kemalist zorbalar, yaptıklarının hesabını bu dünyada vermeseler bile, adaletin zerre kadar şaşmadığı o hesap gününde bu yaptıklarının hesabı mutlaka sorulacak ve onlara acı bir azap sunulacaktır. O gün uzak değildir.

“Ancak iman edenler, Salih amel işleyenler, Allâh’ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (zulme) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!” (Şuara, 227)

Ramazan Yılmaz: 2008.10.09

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir