Mesed (Tebbet) Suresi

Bismillahi’r-rahmani’r-rahîm

1. Helak olsun Ebu Leheb’in iki eli ve helak oldu.

2- Onun malı ve kazandığı şeyler ona fayda sağlamadı.

3- Yakında o, alevli ateşe atılacaktır.

4-5- Odun hamalı onun eşi de boynunda hurma lifinden bir iple.

——————————————————————————–

Giriş

İnsanlara bir mesaj ulaştıran her davetçinin karşısında mutlaka azgın bir muhalif olagelmiştir. Bu muhalifler bir zümre olabildiği gibi bir tek fert, bazen de devlet olabilmiştir. Çıkarları, rahatları bozulan, ezip sömürdükleri insanlar üzerindeki baskı ve zulümlerinin biteceğini düşünen kimi zorbalar, insanları kendi karanlık dünyalarından kurtarıp iman ve hidayet nuruyla vahyin aydınlığına ulaştıracak Risalet önderlerine, Tevhid erlerine karşı bütün kin ve düşmanlıklarıyla saldırmışlardır.

Risalet önderlerine ve Tevhid erlerine karşı çıkanların kimliklerine bakıldığında, bunların birçoğu, Risalet önderlerinin ve Tevhid erlerinin en yakınları, babaları, amcaları, hatta kardeşleri oldukları görülür. Tevhid şirk mücadelesinde şirk ve küfür ehli kimseler, en yakınlarına bile düşmanlık yapmışlar, onlara en acımasız bir şekilde saldırmışlardır.

Hz. İbrahim (as)’ın karşısında kendi babası ve Kral Nemrut, Hz. Musa (as)’a karşı Fir’avn, diğer rasullere karşı kavimleri muhalif olurlarken, Hz. Muhammed (as)’a da öz amcası Abdu’l-Uzza isimli zat ve diğer akrabaları muhalif olmuşlardır. Bunlar, ilahi mesajı getiren rasullere karşı tüm kin ve düşmanlıkları ile mücadele etmişlerdir.

Tevhidi esaslara karşı çıkan şirk ve küfür ehli, ilahi mesajı durdurmak, topluma ulaşmasını engellemek, hatta kendi akıllarınca yeryüzünden kaldırmak için bütün güçleri, mal ve canlarıyla mücadele etmişlerdir. Küfrün bu özelliği günümüzde de devam etmekte Hakk’ın temsilcilerine karşı en acımasız bir şekilde mücadele edilmektedir.

Hak-batıl mücadelesinde, Hakk’ı temsil eden Mü’minler, en az muhalif kâfirler kadar fedakârlık yapmalı, onlardan daha çok çalışıp çabalamalı, bütün değerleriyle mücadele etmelidirler. Şayet böyle yapılmazsa o durumda Tevhidi esaslar, topluma gereği gibi ulaşmaz, insanlar, İslâmi değerlerden haberdar olmazlar. Bu nedenle Tevhidi esasları insanlara ulaştırmaya çalışan Müslümanlar, bu uğurda canları da dâhil tüm değerleriyle gece gündüz demeden çalışarak ilahi mesajı ortaya koymalıdırlar.

Tevhidi esaslara karşı çıkan şirk ve küfür ehli, hemen her dönemde kendi aralarında birliktelik sağlayarak hareket etmişlerdir. Hz. Nuh (as)’a karşı çıkan kavmi, Hz. Musa (as)’a karşı şehirlerden insanları toplayan Fir’avn ve diğerleri, ilahi mesajı getiren rasullere karşı hep beraber hareket etmişlerdir.

“Onlardan bir uyarıcının kendilerine gelmesine gerçekten hayret ettiler ve o kâfirler dedi ki: ‘Bu yalancı bir sihirbazdır; ilahları bir tek ilah mı yaptı, gerçekten bu, acayip bir şeydir.’

Doğrusu onların ileri gelenleri öne atıldı: ‘Yürüyün, ilahlarınız üzerinde sebat edin; elbette bu, istenilen şeydir.” (Sad, 4-6)

“Nuh dedi ki: ‘Rabb’im, doğrusu onlar, bana isyan ettiler, malı ve çocuğu, hüsrandan başka bir şeyi artırmayan kimseye tabi oldular, çok büyük planlar planladılar ve dediler ki: ‘İlahlarınızı bırakmayın; Vedd’i, Suva’ı, Yeğus’u, Ye’uk’u ve Nesr’i bırakmayın!” (Nuh, 21-23)

İlahi mesaja karşı çıkan şirk ve küfür ehli, yalnız hareket etmemiş, çevrelerinde bulunan kimseleri de yanlarına almışlardır.

“Derken Fir’avn, şehirlere toplayıcılar gönderdi. ‘Doğrusu bunlar, elbette küçük bir gruptur ve elbette onlar bizi kızdırıyorlar ve doğrusu biz, hazırlıklı bir cemaatiz.’

Böylece onları çıkardık: bahçelerden, çeşmelerden, hazinelerden ve o güzel yerden; işte böyle onu miras verdik İsrailoğullarına.” (Şuara, 53-56)

Küfrün, Tevhidi esaslara karşı birlikte hareket etmesi sonucunda yeryüzü ifsat olmuş, toplumsal kargaşa ve bunalım günden güne artmış, insanların hayatları kararmıştır. Yüce Allah (cc), küfrün bu fitnesinin bitmesi için Müslümanların kendi aralarında birliktelik sağlamalarını istemiştir.

“Kâfir kimseler, birbirlerinin velisidirler, siz onu yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat olur.” (Enfal, 73)

Küfür tek millettir; onlar, her dönemde Hakk’ın karşısında yekvücut olmuş, birbirleriyle yardımlaşmışlardır. Müslümanlar da birleşik cephe oluşturan kâfirlere karşı yekvücut olmalıdırlar, aksi halde günümüzde apaçık örnekleri görüldüğü üzere yeryüzünü fitne kaplar.

Mü’minler, yüce Allah’ın istediği birlikteliği sağlayamadıkları için bugün birleşen kâfirler, yeryüzünde fitne ve fesat çıkararak hayatı yaşanmaz bir hale getirmişlerdir. Bu nedenle Mü’minler, en az “Ebu Leheb’in” karısının küfürde kocasına destek olduğu kadar, Hak’ta birbirleriyle yardımlaşmalıdırlar.

Şirk ve küfür temsilcilerinin, her dönemde Tevhidi esasları getiren rasullere karşı birliktelik oluşturmaları karşısında Müslümanların da Tevhidi harekette dayanışma ve ortak hareket etmesi, sosyal bir gereklilik ve Kur’ani bir zorunluluktur. Zira güçlü olmanın ve Tevhidi esasları, insanlara en iyi şekilde duyurmanın yolu, Müslümanların birlikte hareket etmelerinden geçmektedir. Bu konuda yüce Allah (cc) Müslümanları şöyle uyarıyor.

“Sabret; nefsini, sabah akşam rızasını isteyerek Rab’lerine davet eden kimselerle beraber tut, dünya hayatının ziynetini isteyerek gözlerin onlardan sapmasın ve kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, hevasına tabi olan ve işi hep aşırılık olan kişiye itaat etme.” (Kehf, 28)

İslami harekette birliktelik esastır, Tevhidi esaslar doğrultusunda bir birliktelik oluşturmayanlar, yüce Allah’ın, ateşin kenarında bulunanlar olarak bildirdiği kimselerdir.

Mesed (Tebbet) suresi, muhalif kanalı oluşturan kâfirlerin, bütün maddi değerlerini ortaya koyarak Hak karşısında nasıl bütünleştiklerini, birbirlerine nasıl yardım ettiklerini “Ebu Leheb” ve karısının şahsında ortaya koymaktadır.

Sure Hakkında Kısa Bir Bilgi

Adını son ayetten alan bu sureye, Leheb ve Tebbet suresi de denilmektedir. 5 ayetten oluşan bu sure Mekke’de, Fatiha suresinden sonra inmiştir.

Sure, Hz. Muhammed (as)’ın getirdiği ilahi mesaja karşı çıkan amcası Abdu’l-Uzza ve karısı Ümmü Cemil’in, Rasulullah (as)’a düşmanlık yapmada ne derece ileri gittiklerini göstermekte ve Abdul-Uzza’nın “Ebu Leheb” sıfatını aldığını bildirmektedir.

Ebu Leheb, alevli ateşin babası demektir; bu, vahyi esaslara karşı düşmanlıkta ileri giden her çağın zorba kâfirlerine, yüce Allah (cc) tarafından verilen bir sıfattır. Kur’an’ı Kerim insanlara, vahyi esaslara karşı takındıkları tavırlara uygun sıfatlar vermiştir.

Surenin Tefsiri

1- Helak olsun iki eli Ebu Leheb’in ve helak oldu.

“Tebbet” ifadesi Tebab kökündendir; helak olmak, kurumak, yuh, kaybetmek, zarara uğramak, muradına ermemek anlamlarında kullanılmaktadır.

“Helak olsun iki eli” ilahi mesaja karşı bütün gücü ile mücadele eden “Ebu Leheb” (Abdu’l Uzza) adındaki zorba, bu uğurda maddi ve manevi bütün imkânlarını ortaya koymuş, toplum üzerindeki etkisini kullanarak ilahi mesajın yayılmasına engel olmaya çalışmıştır. Yani Ebû Leheb, ilahi mesaja karşı hem toplumsal nüfuzunu kullanmış hem de maddi gücü ile mücadele etmiştir.

“Helak olsun iki eli” ifadesi, Ebu Leheb’in toplumsal ve maddi gücüne işaret etmektedir. Yani, Ebu Leheb’in iki eli, toplumun üzerindeki manevi etkisi ve maddi gücü olan malını ifade etmekte, bu her iki gücün helak olacağı ve olduğu anlatılmaktadır.

Yaptığı seviyesiz davranışlarla toplum üzerindeki etkisini yitiren ve Allah Rasulü’ne yaptığı düşmanlık uğruna, bütün malını harcayan Ebu Leheb, sonuçta dünyada rezil olmuş, ahirette de en büyük ateşe girerek ateşin babası unvanını almıştır.

“Ayetlerimizi yalanlayan ve Mü’minlerden olmayan kimselerin ardını kestik.” (A’raf, 72)

Küfrün, Ebû Leheb gibi yok edilmesi ancak Müslümanların, Tevhidi esasları ortaya koymaları ile mümkün olacaktır. Küfrün helak edilmesindeki tarihi gerçeklere bakıldığında bunların durup dururken helak edilmedikleri, Risalet önderlerinin ve onların izinde giden Tevhid erlerinin bu süreci sağladıkları görülmektedir.

Zalimleri, mal ve sermayeleri acıklı azaptan kurtarmaz

Tarihi süreçte apaçık örnekleri görüldüğü üzere zalimler, er-geç helak edileceklerdir. Bu Sünnetullahtır ve Sünnetullahta hiçbir değişiklik yoktur, aynı suçları işleyenler, ilahi adalet gereği aynı cezalara çarpılacaklar ve dünyada helak edilecekler, ahirette de acıklı azaba sürükleneceklerdir.

Şirk ve küfrü hayat felsefesi olarak alan zalimler ya Müslümanlar eliyle ya da Müslümanlara yaptıkları zulüm nedeniyle yüce Allah (cc) tarafından helak edilmişlerdir. Hz. İbrahim (as) Nemrut’un, Hz. Salih (as), Hz. Şuayb (as), Hz. Lut (as), kasabalılara gelen elçiler (r. aleyh) ve diğerleri kavimlerinin, Hz. Musa (as) Fir’avn’ın helak edilmesine neden olurlarken, Mekke cahiliye mensuplarının helak edilmeleri de Hz. Muhammed (as) ve arkadaşlarının elleriyle olmuştur.

Müşrik ve kâfir zalim inkârcılarının ve taraftarlarının helak edilmelerini ne malları ne de taraftarları engelleyememişlerdir. Tıpkı Ebu Leheb’in helak edilmesini kazandığı malları ve taraftarları engelleyemedikleri gibi.

2- Onun malı ve kazandığı şeyler ona fayda sağlamadı.

Mal ve toplumsal statü, insanı azdıran iki önemli unsurdur; dünyevi bu iki değer uğruna birçok kimse, Allah yolundan sapmış, imanlarına şirk bulaştırarak küfre girmişlerdir. Her dönemde birçok örneği görülen inkârcılar, dünyevi değerleri adına Rab’lerine isyan etmişler, Rab’lerinin kendilerine gönderdiği Tevhidi esasları reddetmişlerdir.

İnkârcılar, mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar

Şirk ve inkârı yol edinen mal ve sermaye sahipleri, kendileri Tevhidi esasları reddettikleri gibi insanları da yüce Allah’a yönelmekten ve Rab’lerine iman etmekten alıkoymuşlardır. Onlar, kendilerini Rab’lerinin yoluna davet eden rasullere düşman olmuşlar, onlara saldırmışlar, birçoklarını öldürmüşler, bazılarını da yurtlarından sürmüşlerdir. Onlar, yüce Allah’ın kendilerine verdiği mallarla O’na karşı isyan edip savaşmışlardır.

“Şüphesiz, inkâr eden kimseler, mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, fakat o harcadıkları sonra onlara keder olacak, sonra onlar, yenileceklerdir; inkâr eden kimseler, cehennemde toplanacaklardır.” (Enfal, 36)

Mal ve sermaye sahibi materyalistler, sahip oldukları zenginliğin kendilerini ebedi yaşatacağı düşüncesiyle hareket ederek hayata, insana ve eşyaya bu gözle bakmışlar, kendilerini üstün görerek insanları küçümsemişler, değer yargılarını buna göre oluşturmuşlardır. Onlar, kendi düşüncelerine göre elde ettikleri zenginlikleriyle her şeyi yapabileceklerini sanmışlardır. Bu konuda Kur’an, bahçe sahibi olan kişinin, azgınlığında ulaştığı hadsizliği örnek olarak anlatır.

“Onlara şu iki adamı misal olarak anlat, ikisinden birine iki üzüm bağı vermiş ve ikisinin etrafını hurmalarla çevirmiş, aralarında ekin bitirmiştik. Her iki bağ yemişlerini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemiş, aralarından bir de ırmak akıtmıştık; onun, çokça geliri vardı; bu nedenle arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki; ‘Ben malca senden fazlayım ve adamca da güçlüyüm.’

Bağına girdi ve o, kendisine zulmetti; dedi ki: ‘Bunun ebediyen yok olacağını gerçekten zannetmiyorum ve Saatin/Kıyametin vuku bulacağını da zannetmiyorum, şayet Rabb’ime döndürülsem, elbette ondan daha hayırlısıyla değiştirilmiş olanını bulurum.” (Kehf, 32-36)

Kâfirler, içerisinde bulundukları içler acısı hallerine bakmadan, kendilerine Rab’leri tarafından bir lütuf olarak verilen mal ve evlatlarını, yüce Allah’a isyanda kullanmışlardır. Günümüzde mal ve evlat kavramlarının yerini ekonomik ve askeri güç almıştır. Yüce Allah’a isyan eden kâfirler, mali ve askeri güçlerini Müslüman halka karşı kullanmaktadırlar.

Allah yolunda harcanmayan mal ve sermaye, sahibine acıklı azabı kazandırır

İnsanlar yokluk içerisinde sersefil bir hayat sürerlerken, gasp ettikleri mal ve sermayeleri ile dünyada zevk ve sefa sürenlerin, bu mal ve sermayeleri onlara Ahiret hayatında ancak acıklı azaplarını artırıcı bir unsur olacaktır.

Mazlum insanların haklarını gasp eden, onlara her yönden saldıran, inanan insanları Allah yolundan alıkoyan zorba güçler, ellerindeki imkânlarla akılları sıra insanları baskı altında tutacaklarını zannediyorlar, ancak bu, kendi sonlarını hızlandırmaktan ve cehenneme sürülmelerinden başka hiçbir işe yaramayacaktır.

“Şüphesiz inkâr eden kimselerin malları ve evlatları, Allah’tan hiçbir şeyde onlara fayda sağlamaz ve işte onlar ateşin yakıtıdırlar.” (Al-i İmran, 10)

Yüce Allah’ın, kendilerine bir lütuf olarak verdiği malı, O’nun belirlediği ölçüler içerisinde harcamayanların, yoksulların, ezilenlerin haklarını vermeyenlerin malları, onları kurtarmayacak, kendilerinin ancak hüsran ve azaplarını artıracaktır.

“Şayet yeryüzünde bulunanların tümü ve onunla beraber bir misli daha gerçekten zulmeden kimselerin olsaydı, kıyamet günü azabın kötüsünden (kurtulmak için) onu feda ederlerdi; hesap etmedikleri şeyler, Allah’tan onlara görünmüştür.” (Zümer, 47)

Dini kullanıp para kazanan istismarcılar için de acıklı bir azap vardır

Allah’ın dinini ticari bir meta olarak görüp insanların dini duygularını sömürüp para kazananlar da o kazandıkları ile acıklı azaba gireceklerdir. Cami, dernek ve vakıf adına para toplayanlar, bu paralarla ancak içine girecekleri cehennem ateşinin alevlerini artıracaklardır.

“…Altın ve gümüşü yığan kimseler ve Allah yolunda onları infak etmeyenler, işte onlara acıklı bir azabı müjdele. O gün cehennem ateşinde o (biriktirdiklerinin) üzeri ısıtılır; onunla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır: ‘Nefisleriniz için biriktirdiğiniz şeyler budur; o halde yığmış olduğunuz şeyleri tadın!” (Tevbe, 34-35)

Mal, yalnızca kâfirler için değil Müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen çalıştırdığı işçinin alın terini sömürüp hakkını vermeyen, biriktirdiği malı Allah’ın belirlediği ölçüler içerisinde harcamayan, yetimin, yoksulun hakkını vermeyen, mallarını Allah yolunda harcamayan kimseler için de azap getirici bir unsurdur.

Malını Allah (cc) yolunda harcamayarak Tevhidi hareketin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesini engelleyenler, mallarıyla beraber en ağır bir ateşe sokulacaklardır.

3- Yakında o, alevli ateşe atılacaktır.

Dünyada lükse, debdebeye, mal ve makama aldanıp yüce Allah’ın emirlerini unutanlar, Tevhidi harekete katkıda bulunmayanlar, hatta çeşitli nedenlerle bu hareketi engellemeye çalışanlar, yaptıklarına karşılık ebediyen cehennem ateşine atılacaklardır.

Cehennem ateşine girecekler yalnızca Tevhidi esaslara düşman olanlar değildir elbette, Tevhidi esasları kendilerine ulaştıran Müslümanlara düşman olan, küfür sistemiyle beraber bulunan ve onlara destek verenler de ateşin babası “Ebu Leheb” unvanını alarak alevli ateşe sokulacaklardır. Onlar, Tevhidi esaslara karşı mücadelesinde eşine destek olan Ebu Leheb’in karısı gibi, destekledikleri ile beraber cehenneme gireceklerdir.

Yüce Allah (cc), kendilerini beğenip böbürlenenleri zelil kılar, alçaltır

4-5- Odun hamalı onun eşi de boynunda hurma lifinden bir iple.

Yüce Allah (cc), kendilerini beğenip böbürlenenleri, dünya ve ahirette fiziki olarak cezalandırmadan önce, ayetleriyle onların gururlarını kırarak eziyor, onları aşağılıyor. Ebu Leheb’in karısını, “Odun hamalı onun eşi de boynunda hurma lifinden bir iple” tasvir eden yüce Allah (cc), kendisini, idare ettiği toplum üzerinde ilah ve rab gören Fir’avn’ı da Hz. Musa (as)’ın “Ey Fir’avn, ben de seni mahvolmuş görüyorum” sözleriyle aşağılamıştır.

“(Musa) dedi ki: ‘Andolsun, sen biliyorsun ki bunları, kanıtlar olarak göklerin ve yerin Rabb’inden başkası indiremez; ey Fir’avn, doğrusu ben de seni mahvolmuş görüyorum.” (İsra, 102)

Kalem suresinde de mal ve oğullar sahibi olan, kendisine ayetler okunduğunda onları kabul etmeyip “Öncekilerin yazdıklarıdır” diyerek küçümseyen adam için yüce Allah (cc), “Yakında onun hortumunun üzerini damgalayacağız.” buyurarak o kimsenin kibirli dik başını alçaltacağını bildirmiştir.

“Ayetlerimiz ona okunduğu zaman dedi ki: ‘Öncekilerin yazdıklarıdır.’ Yakında onun hortumunun üzerini damgalayacağız.” (Kalem, 15-16)

Kendilerini beğenen kâfirlerin, kibir ve gururlarını ezip onları küçümsemek, Kur’ani bir taktiktir. Alak suresinde de kendisini yeterli görüp azgınlaşarak Rasul’e saldıran inkârcıyı yüce Allah (cc), yerden yere vurmuş, onun dik başlılığını ayaklar altına almıştır.

“İyi bilin ki, andolsun şayet vazgeçmezse muhakkak perçemi(ni) tutup çekeriz; yalancı, günahkâr perçemi; artık meclisini çağırsın! Biz de yakında zebanileri çağırırız!” (Alak, 15-18)

Perçem, insanın alnı üzerindeki saçıdır ve dik başlılığın simgesidir, kâfirlerin ordularına ve mali güçlerine güvenerek isyanlarındaki aşırılığı ifade eder. Yüce Allah (cc), “Muhakkak perçemi(ni) tutup çekeriz; yalancı, günahkâr perçemi” buyurarak onları küçümsemiş, moral olarak onları yıkmıştır.

Tevhidi esaslara karşı çıkan zalimler elbette yaptıklarının, Tevhidi esaslara karşı çıkanlarının karşılığını iki dünyada da görecekler, alçaltılarak aşağılanacaklar, hak ettikleri cezalarını çekeceklerdir.

“Odun hamalı onun eşi de” Ebu Leheb’in kibirli karısı, bu ifadeyi duyduğunda, hayatında hiç kimse tarafından bu denli aşağılanmadığı için çılgına dönmüştü. Emrindeki köleler ve hamallar için kullanılan aşağılayıcı bir ifade ile kendisine hitap edilmesi onu adeta delirtmişti. Özellikle “Boynunda hurma lifinden bir iple.” sözü onu, en aşağı seviyede sıfatlandırdığı için Rasulullah (as)’a karşı kin ve düşmanlığı nedeniyle burnundan soluyor, kendisine yapılan hakareti, düşürüldüğü bu aşağılatıcı durumu bir türlü içine sindiremiyordu.

“Ebu Leheb’in” karısı, zenginliğin verdiği böbürlenme ve şımarıklıkla Rasulullah (as)’ın getirdiği mesaja karşı çıkan kocasına destek oluyor, onunla beraber Rasulullah (as)’a hakaret ediyorlardı. “Boynunda hurma lifinden bir iple” ifadesi onun için küçük düşürücü bir sıfattı. “Odun hamalı” sözü, bu sıfatı pekiştirilmekteydi. Ayrıca bu ifade, kâfirlerin azapta sürekli kalacaklarını da anlatmaktadır.

Odun hamalı onun eşi de boynunda hurma lifinden bir iple

Bu ayet, malları ile böbürlenenlerin nasıl alçaltıldıklarını gösterdiği gibi aynı zamanda Tevhidi esaslara karşı olanların nasıl birbirlerini desteklediklerini de ortaya koymaktadır. Risalet tarihinde rasullere karşı çıkanlar hep birliktelik oluşturmuşlar, böylece toplum üzerinde üstünlük kurmuşlardır.

“Ebu Leheb’in” karısının durumu, eşlerin, kocalarına olan bağlılık ve desteklerinin açık bir örneğidir. Elbette bu desteği onu yüceltmemiş, tam aksine dünyada kendisini alçaltmış, Ahiret hayatında da eşiyle beraber acıklı azaba sürükleneceklerdir.

Nice Rasul eşlerinin ve Tevhid erlerinin eşlerinin, kocalarının Tevhidi mücadelesine destek olmayıp ihanet etmelerine karşılık “Ebu Leheb’in” karısının kocasına desteği, Müslüman olduklarını iddia edenlerin eşlerine ve onların davalarına ihanet etmeleri oldukça düşündürücüdür.

Müslümanlar, Tevhidi mücadelede omuz omuza olmalıdırlar

Müslümanlar, her konuda olduğu gibi İslâmi davetin ve Tevhidi esasların insanlara ulaştırılmasında da omuz omuza olmalıdırlar. Aksi halde günümüzde olduğu gibi küfrün karşısında zillet içerisinde kalırlar. Yüce Allah (cc), bu konuda Müslümanları, birliktelik sağlamaları ve tefrikaya düşmemeleri konusunda uyarmak, aksi halde kâfirlerin, yeryüzünde fitne ve fesadı artıracaklarını bildirmektedir.

“Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin, çekişmeyin, çünkü cesaretinizi kaybedersiniz, gücünüz gider; sabredin, şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46)

“Kâfir kimseler, birbirlerinin velisidirler, siz onu yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat olur.” (Enfal, 73)

Zulme karşı sessiz kalan, zalimlere destek olan, Müslümanlarla birlik olup zulme karşı çıkarmayanlar, zalimlerle beraber aynı cezaya çarptırılacaklardır; zira suça onlar da ortak olmuşlardır. Cumartesi gününe saygısızlık yapanlara engel olmayan, engel olanlara karşı tavır alanlar da Cumartesi gününe saygısızlık yapanlarla beraber cezalandırılmışlardı.

“O zaman onlardan bir topluluk dedi ki: ‘Allah’ın kendilerini helak edeceği yahut şiddetli bir azapla kendilerine azap edeceği bir topluma niçin öğütler veriyorsunuz?’ dediler ki: ‘Rabb’inize bir mazeret olması için ve ta ki onlar korunsunlar.’

Ne zamanki o hatırlatılan şeyi unuttular, kötülükten men eden kimseleri kurtardık ve zulmeden kimseleri de -fasık olmaları nedeniyle- şiddetli bir azapla cezalandırdık. Ne zamanki, ondan nehyedildikleri şeye isyan ettiler, onlara dedik ki: ‘Aşağılık maymunlar olun!” (A’raf, 164-166)

Kötülüklere karşı sessiz kalanlar, o kötülükleri ortadan kaldırmayanlar da kötülükleri yapanlarla cezalandırılacaklardır. Aynı şekilde bir iyiliğe destek olanlar da o iyiliği işleyenler gibi mükâfatlandırılacaklardır. İyi bir işe destek olanların, oradan kazanılacak sevaba ortak olacakları, yüce Allah (cc) tarafından bildirilmiştir.

“Kim, güzel bir aracılıkla aracı olursa, onun ondan bir payı olur ve kim, kötü bir aracılıkla aracı olursa, o da ona kefildir. Allah her şeyin rızkını verendir.” (Nisa, 85)

Kur’ani ölçü bellidir; ya Tevhidi mücadeleye destek verip Risalet önderleri ve Tevhid erleri ile beraber yüce Allah’ın rızasına kavuşulacak ya da Tevhidi esaslara karşı olanlarla beraber bulunup onların azabına ortak olunacaktır. Tevhidi esaslarda gri renk yoktur; renkler siyah beyaz olarak belirlenmiştir. Bu nedenle nemelazımcı bir tavır takınılarak bir kenarda durulmaz, kişiler, kişilik, kimlik, inanç ve değerlerine göre saflarını belirlemelidirler.

“Sabret; nefsini, sabah akşam rızasını isteyerek Rab’lerine davet eden kimselerle beraber tut, dünya hayatının ziynetini isteyerek gözlerin onlardan sapmasın ve kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, hevasına tabi olan ve işi hep aşırılık olan kişiye itaat etme.” (Kehf, 28)

Dünyada malları ile övünenler, Ahirette o malları yüzünden alçaltılacaklardır

Dünyada her türlü zevk ve sefa içerisinde boyunlarında altın zincirler, kolyeler ve gerdanlıklarla başkaları üzerinde üstünlük taslayanlar, Ahiret hayatında boyunlarına zincirler takılarak acıklı azabı tatmak üzere cehenneme sürükleneceklerdir.

“Tutun onu, şimdi boynuna bukağı geçirin onun, sonra cehenneme atın onu, sonra o yetmiş arşın olan zincire öylece geçirin onu! Şüphesiz o, büyük Allah’a iman etmiyordu ve yoksulu doyurmayı teşvik etmiyordu! Artık onun, bugün burada yakın bir dostu yoktur; irinden başka bir yiyecek yoktur, suç işleyenlerden başkası onu yemez.” (Hakka, 30-37)

Dünyada mallarıyla sefa sürenler, Ahirette cefa çekeceklerdir. Dünyada zevk ve sefa sürenlerin malları, Ahirette onlar için acıklı bir azap olacaktır. Onlar, dünyada yiyip içtiklerinin tam tersi ile besleneceklerdir.

Rab’lerine iman etmeyen mal ve sermaye sahipleri, Ahirette de mallarıyla beraber olacaklardır. Ancak onların Ahirette mallarıyla beraberlikleri, dünyada olduğu gibi malları onlara zevk ve sefa vermeyecek, tam aksine acıklı azaplarını artırıcı bir unsur olacaktır.

“Şüphesiz o, onların üzerine kapatılacaktır, uzatılmış direkler arasında.” (Hümeze, 8-9)

İşte, kendisini beğenip böbürlenen ve vahyi mesaja karşı çıkıp İslâm’a saldıran kâfirlerin ve destekçilerinin akıbeti hep böyle olacaktır. Dünya hayatında insanları hor ve hakir görenler, kıyamet günü hor ve hakir olacaklardır.

“Kıyamet günü azap onun için iki kat yapılır ve sonsuza dek onun içinde alçaltılır.” (Furkan, 69)

Ahiret hayatında acıklı azaptan kurtulmanın yolu, dünya hayatında mallarını Allah yolunda ihtiyaç sahiplerine vermektir.

“En çok sakınan ondan uzak tutulur, o ki, malını vererek temizlenir ve o, yanındaki bir kimseye, bir nimet karşılığında vermez, yalnızca yüce Rabb’inin yüzünü/rızasını ister, yakında kendisi de razı olacaktır” (Leyl, 17-21)

Ahirette herkes, dünya hayatında yaptıklarının karşılığını görecek, o gün adaletle muamele edilecek, kimseye zulmedilmeyecektir. Yüce Allah’ın ayetlerini hiçe sayıp böbürlenen kâfirler, o gün küçülerek zillet içerisinde, hor ve hakir bir halde cehenneme sürüleceklerdir. İman edenler ve onlarla beraber bulunanlar da cennetlerde saraylarda ödüllendirileceklerdir.

 

Kurani Mücahede: 2006-09-15

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir