KUR'AN’IN NET ANLAŞILMASI-1

Kur’an’ın net olarak Anlaşılması Hususu;

Kur’an’ı Kerim, kendisinin açık, kolay ve anlaşılır olduğunu, insanların sorunlarını giderip huzura kavuşturduğunu, yol gösterip rahmete ulaştırdığını birçok ayette ortaya koymaktadır.

“Elif lâm râ. (Bu,) bir Kitaptır ki, hikmet sâhibi, her şeyden haberi olan (Allâh) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış ve güzelce açıklanmıştır.” (Hud, 1)

“Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki anlayasınız.” (Yusuf, 2)

“Andolsun biz, Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?” (Kamer, 17)

“Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerde olan(sıkıntılar)a şifa ve inananlara bir yol gösterici ve rahmet gelmiştir.

De ki: "Allâh’ın lütfüyle, rahmetiyle ancak onunla ferahlansınlar. O onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır.” (Yunus, 57-58)

Kur’an, kendisi ile ilgili bu kadar net ve açık olarak bir beyanda bulunduğu halde bazı kimselerin, bu ayetleri görmezlikten gelerek ve adeta yalanlarcasına Kur’an’ı anlamadıklarını ileri sürmeleri, bu kimselerin ne denli gaflet ve delalet içerisinde bulundukları ve yüce Allah’ın sözünü yalanladıkları ortaya çıkmaktadır. Kur’an elbette doğru söylüyor, Kur’an’ın anlaşılmayacağını ileri sürenler ise yalancılardır. Üstelik Kur’an, kendisini anlamamaları halinde, nasıl anlayacakları ile ilgili insanlara yol da göstermektedir.

“Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitabı okuyanlara sor. Andolsun, sana Rabb’inden hak geldi, sakın kuşkulananlardan olma! Ve sakın Allâh’ın âyetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa ziyana uğrayanlardan olursun.” (Yunus, 94-95)

Bu ilahi bildirimlere rağmen, özellikle tasavvuf kesimi başta olmak üzere bazı kimselerin hâlâ Kur’an’ı anlamadıklarını iddia etmeleri, şayet Kur’an’a bir düşmanlık değilse bu tavır gaflet ve delalettir. Tasavvuf kesiminin bilmedikleri iddiası tamamen kasıtlı be bilinçli bir inkârdır. Çünkü şayet Kurân’ın anlaşıldığı müritlerce bilinse ve bu müritler Kur’an’a yönelerek tasavvufun İslâm dışı sapık bir din olduğunu öğrenseler çok kısa bir süre içerisinde tasavvufa bağlı hiç kimse kalmayacaktır. Bu nedenle tasavvuf ileri gelenleri, kendi bağlılarına sürekli bir şekilde Kur’an’ın anlaşılmayacağını empoze etmeye çalışmaktadırlar.

Kur’an’ın net olarak anlaşılması için yapılması gereken şeyler;

1- Kur’an’ın, yüce Allah (cc) tarafından indirildiğine kesin iman etmektir. Bu iman, kişinin düşünce, söz ve davranışlarında ortaya konulmalıdır. Rabb’inden kendisine bir kitabın indirildiğine iman eden kimse, bu Kitap’ı önemseyecek ve ona göre değerlendirecektir.

“Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir; Ancak kendinden öncekinin doğrulaması ve Kitabın açıklamasıdır. Onda asla şüphe yoktur, Âlemlerin Rabbi tarafındandır.” (Yunus, 37)

Devlet başkanından halktan sıradan bir kişiye, kendisinin bir görevle görevlendirildiği ile ilgili bir mektup geldiğinde o kişi, heyecan ve mutluluktan titremeye başlar ve yerinde duramaz bir hale gelir. İşte Hz. Muhammed (as)’ın vahyi ilk aldığındaki heyecan ve titremesi bu nedenle idi. İşte Kur’an okuyan bir kimse de aynı duygu ile Kur’an’ı okuduğunda Rabb’inin kendisinden ne istediğini daha iyi anlayacaktır.

Allah’ın yüceliğine iman eden bir kimse, O’ndan gelen mesajın da üstün ve değerli olduğuna iman edecektir.

“Allâh’ı gereği gibi bilemediler; halbuki kıyâmet günü yer, tamamen O’nun avucu içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.” (Zümer, 67)

İnsan, üstün gördüğü, sevdiği, önemseyip değer verdiği kişiden kendisine gelen mesajı daha bir hassasiyetle önemseyecek ve mesajın içerdiği konulara daha fazla eğilecektir. Kur’an’ı gereği gibi okuyup onun gereklerini yerine getirmeyen kişiler, aslında yüce Allah’a değer vermiyor ve O’nun üstünlüğüne iman etmiyorlar. Bu yüzden, kendilerine gelen bu ilahi mesajı bir kenara koyup bırakıyorlar.

2- Kur’an’da hiçbir çelişki ve zıtlık bulunmadığına inanmaktır. Bu inançla Kur’an’ı okuyan kimse, onda zıtlık gibi gördüğü ayet ve konuları daha çok araştıracak ve bunun böyle olmadığını görecek, zıtlık gibi gördüğü şeylerin kendisinin anlamadığı konular olduğunu bilecektir.

“Bu Kitap, kendisinde hiç şüphe yoktur; muttakiler için yol göstericidir.” (Bakara, 2)

“Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başkası tarafından olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı.” (Nisa, 82)

Kur’an’da çelişki bulunmadığına ve onun ayetlerinin birbirlerini bütünlediğine inanan kimse, araştırdığı bir konuyu bu bütünlük içinde bulacaktır. Bu nedenle yüce Allah (cc), Kur’an’da sürekli tekrarların yapıldığını bildirmektedir.

“Andolsun biz, bu Kur’an’da insanlara, öğüt almaları için her temsili anlattık.” (Zümer, 27)

“Andolsun biz, bu sözü onların aralarında çevirip çevirip anlattık ki öğüt alsınlar. Ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir.” (Furkan, 50)

Bu nedenle bir konu hakkında sağlam bir kanaate varmak için o konu ya da kavramı Kur’an’ın diğer ayetlerini de okumak gerekir. Aksi halde bugün olduğu gibi yanlış sonuçlara gidilecek ve haşa, Kur’an’da çelişki ya da eksiklik bulunduğu kanaatine varılacaktır ki bu, yüce Allah’ı haşa eksiklikle itham etmek ve küfürdür.

3- Kur’an’ın hükümleri doğrultusunda yaşamak. Kur’an, salt okunacak ve üzerinden sevap alınacak bir kitap değildir. Kur’an, düşünce planında doğruluğuna iman edilen ve davranışların onun belirlediği ölçüler içinde düzenlenmesini sağlayan bir Kitap’tır. Bu nedenle Kur’an okuyan bir kimse, mutlaka Kur’an’ın emrettiği hükümler doğrultusunda yaşamak zorundadır.

“İşte bu (Kur’an) da indirdiğimiz mübârek Kitaptır. O’na uyun ve korunun ki size rahmet edilsin!” (En’am, 155)

Gereği yerine getirilmeyen, belirlediği ölçüler içerisinde hareket edilmeyen bir kitap, düşünce ve söz planında ne kadar üstün görülürse görülsün, ne kadar çok okunursa okunsun kişiye faydası olmaz ve ona rahmet etmez. Tam aksine, okunan Kur’an’ın emrettiği esaslar doğrultusunda yaşamamak, münafıklık ve sapıklıktır.

“O, Allâh’ın âyetlerinin kendisine okunduğunu işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları işitmemiş gibi (bildiğinde) direnir. Onu, acı bir azap ile müjdele.” (Casiye, 8)

“Kim Rahmân’ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytânı sardırırız; artık o (şeytan), onun arkadaşı olur.” (Zuhruf, 36)

Kur’an’ın belirlediği ölçüler içerisinde yaşamayan bir kimse,  hem hiçbir şekilde Kur’an’ı anlayamaz, hem de gereği gibi Kur’an’a iman etmiş sayılamaz. Çünkü Kur’an, insan hayatını düzenleyen bir kitaptır. Kur’an, okunan ayetler doğrultusunda yaşamayanların, şeytanın arkadaşı olduklarını bildirirken, Rasulullah (as) da, Kur’an okudukları halde Kur’an’ı hayatında yaşamayanların münafıklar olduklarını söylemektedir.

“Ebu Musa el*Eşari (r.anh)’dan Nebi (as)’ın şöyle buyurduğunu rivayet olunmuştur. ‘Şu bir halis mü’min ki, Kur’an okur ve onun muktezasıyla amel eder. O, tadı güzel, kokusu güzel turunç (meyvesi) gibidir. Şu bir mü’min de, Kur’an okumaz (ümmidir) fakat mucibince amel eder; bu da tadı güzel fakat kokusu olmayan hurma gibidir. Kur’an okuyan fakat mucibince amel etmeyen münafığın benzeri de kokusu güzel fakat acı reyhane (otu) gibidir. Kur’an okumayan münafığın benzeri de tadı acı ve kötü kokusu acı ebu Cehil karpuzu gibidir.” (Sahih-i Buhari c. II, s.249)

Kur’an ve Rasulullah (as)’ın da belirttikleri gibi Kur’an doğrultusunda yaşamayan kimse, Kur’an okusa da okumasa da Kur’an’a iman etmemiş, inkâr etmiştir.

4- Sorumluluk: Kur’an okuyan kişi, Kur’an’dan sorumlu olduğunu, Kur’an’ın kendisine hitap ettiğini bilecektir. Bu bilinçle Kur’an’ı okuyacak ve sorumluluğun gereği olarak onu anlamaya çalışacaktır. Sorumluluk duygusu taşımayan bir kimse, kendisine indirilen Kur’an’ı gereği gibi okumayacak, okumayınca da onu anlamayacaktır. Sorumluluk duygusu kişiyi Kur’ani hükümleri hayatında yaşamaya sevk edecektir.

“Ve bana Müslümanların ilki olmam emredildi.” (Zümer, 12)

Sorumluluk duygusu kişiyi teslimiyete yöneltecek ve ihlasla dinini yaşamasına sebep olacaktır. Kur’an okuyan her kişi, ona teslim olanların ilki olmak durumundadır. Aksi halde Kur’an’dan hiçbir şey alamaz.

5- Kur’ani kavramları bilmek: Kur’ani kavramlar, asıl manalarına uygun bir şekilde bilinmediği zaman Kur’an’ın anlaşılması mümkün değildir. Çünkü Kur’ani kavramlar, Kur’an’ın anlam anahtarlarıdır. Bu nedenle Kur’an’da geçen ilah, rab, din, şirk, küfür, muttaki, tağut, nifak, fısk, ibadet, hüküm gibi kavramların anlamları, Kur’an’da belirtildiği gibi bilinmeden Kur’an’ı anlamak mümkün değildir. Ancak bu kavramların anlamları asıl manalarına uygun bir şekilde öğrenildiği zaman Kur’an’ın vermek istediği mesaj kendiliğinden anlaşılacaktır.

İlah kavramının ihtiva ettiği anlamı bilmeden “Lailahe illallah” kelime-i Tevhidi gereği söylemek ve onun doğrultusunda hareket etmek mümkün değildir. Unutulmasın ki, Peygamber (as) ve yanındaki arkadaşları, bu kelimenin ihtiva ettiği anlamını bilerek söylüyorlardı ve bu kelime uğruna işkence görüyor, şehit ediliyor ve yurtlarından sürülüyorlardı.

Günümüzde birçok kimse, başta tasavvuf kesimi, geceleri “Lailahe illallah” kelime-i Tevhidini, hançereleri yırtılıncaya kadar bağırarak söylüyorlar, ancak boğazlarına kadar şirk içerisine battıkları için gündüzleri bu kelime-i Tevhide aykırı bir davranış içerisine giriyor ve davranışları ile adeta “La Allah illa alihetekum” diyorlar ve ilahlığı egemen siyasi otoriteye veriyorlar.

Kemalist zorbalığın ilahı olan M. Kemal’in putu önünde saygı duruşu adı ile ibadete duranlar ve onları oyları ile destekleyenler, ibadet kavramını Allah’tan alıp bu puta hasretmişlerdir. Sabah namazında Allah’a saygı duruşunda bulunup namaz kılan, ancak kuşluk vaktinde anıtkabirdeki puthaneye koşup putlara saygı duruşu adı ile ibadete duran bir müşrikin, Allah için halisane bir şekilde namaza durması elbette mümkün değildir.

Peygamber (as) döneminde Mekke’de bulunan müşriklerin Büyük Millet Meslisi olan Dar’ün Nedve’nin, tıpatıp aynısı durumunda olan ve hakimiyetin millete ait olduğu iddiası ile oluşturulan TBMM’ne milletvekili seçimi için oy kullanan kişiler, hakimiyetin sahibi olan Allah’a ortak koşarlarken nasıl Kur’an’ı anlayabilirler.

Uluhiyeti, rububiyeti ve ubudiyeti Allah’tan başkasına verenler, başları üstüne kadar şirk içerisinde yüzerlerken elbette ki, Kur’an’ı anlayamazlar ve Kur’an doğrultusunda bir hayat yaşayamazlar.

6- Kur’an’ın inzal olduğu dönemi tanımak: Kur’an, insanların hayatını düzene koymak için indirildiği gibi aynı zamanda da siyasi ve toplumsal sorunları da çözmek için hükümler vazetmiştir. Bu nedenle Kur’an okuyan bir kimse, öncelikle Kur’an’ın indiği dönemi ve o dönemde varolan toplumsal ve siyasal durumları da bilecektir. O dönemin toplumsal ve siyasal durumları, kendi yaşadığı çağ ile kıyaslayacak, benzeri ve ayrışan yanlarını ortaya koyacaktır.

Kur’an’ın nazil olduğu dönemi ve kendi yaşadığı çağı karşılaştıran birey, her iki çağda yaşayan insanların vahye muhataplıklarını ve vahye karşı çıkanların durumunu bilecek, o dönem Müslümanlarının Tevhidi esaslara nasıl teslim olduklarını ve bu gerçekleri muhataplarına nasıl ulaştırdıklarını en güzel şekilde öğrenecektir. İşte bundan sonra Kur’an okuyan kimse, kendisi de tıpkı Kur’an’ın nazil olduğu dönemdeki Rasulullah (as) ve Müslümanlar gibi vahyi esasları muhataplarına duyuracaktır.

7- Eski kültür ve inanç birikimini terk edecek: Kur’an’ı kabul eden bir kimse, bütün düşünce, söz ve davranışlarıyla Kur’an’ın buyruklarına teslim olacak, Kur’ani bilgileri alıp kendisinde varolan eski kültür ve inançlarını terk edecektir. Böyle yapılmadığı sürece Kur’an’ın anlaşılması mümkün değildir.

Asrı Saadette iman edenler, geçmişe ait tüm inanç, bilgi ve birikimlerini terk ediyor, kafalarındaki her şeyi sıfırladıktan sonra yeni baştan Kur’ani bilgi ile donanıyorlardı. Günümüzde Kur’an’la muhatap olan kimseler, kafalarında varolan geçmiş geleneksen inanç, bilgi ve kültürlerini terk etmedikleri için Kur’an’ı anlamıyor, anlamayınca da hayatlarını Kur’an’a göre düzenleyemiyorlar.

Günümüz insanının durumu tıpkı şu kişiye benzer ki, çok değerli bir pırlanta buluyor ve bunu, içi çerçöp ile dolu koca bir çöp konteynırına koyuyor, sonra da lazım olduğu zaman aradığını bulamıyor. Günümüzde Kur’an’ı anlamadıklarını söyleyen kişiler, kendilerini temizlemeden yeni edindikleri bilgileri kafalarındaki çöp sepetine attıkları için Kur’an’ı anlamıyorlar.

8-  Akıl sahibi, dürüst ve şahsiyetli olmak: Kur’an’ı Kerim, akıl sahibi kimselere hitap eder. Bu nedenle birçok ayette “Ey akıl sahipleri”, “düşünmüyorlar mı?”, “akledenler ancak öğüt alır” “sağduyu sahipleri öğüt alsılar” gibi hitaplar yer almaktadır.

Kur’an, evrensel ve çağlar üstü bir özelliğe sahip olduğundan konuları ilmi olarak ortaya koyar ve akıl sahiplerine bu konuları öğrenmelerini tavsiye eder. Zaten akılsız olanlar, sorumlu tutulmuyorlar.

İkinci bir husus, Kur’an’la muhatap olan bir kimse, dürüst ve şahsiyetli olmalıdır. Şahsiyetsiz olan ve dürüst olmayan kimseler, hem Kur’an’ anlamazlar, anlasalar da bozuk bir kişiliğe sahip oldukları için iman ettikleri vahyi esaslara zarar verirle. İşte bu nedenle yüce Allah (cc) insanı en güzel şekilde yarattığını bildiriyor.

Sözünde durmayan, insanları aldatan, bozuk karaktere sahip olan, ırkçı, düzenbaz ve sahtekâr, yapmadığı bir şeyi başkalarından isteyen, ahlaki değerler noktasında seviyesiz olan kimseler, Kur’an’ın yerdiği kimselerdir. Bu kimselerin Kur’an’ı gereği gibi anlamaları ve yaşamaları mümkün değildir.

9- Süreklilik: Hiç kuşkusuzdur ki, süreklilik, her alanda olduğu gibi Kur’an okuma konusunda da bir gerekliliktir. Kur’an, okundukça daha net anlaşılan ve her okunuşta yeni bilgilerin edinilmesini sağlayan bir kitaptır. Bu durum, Kur’an’ın mucizevi yönüdür ve bu nedenle de çağlar üstü ve evrensel bir niteliğe sahiptir. Bu özellik, başka hiçbir kitap için sözkonusu değildir.

Kur’an dışında herhangi bir kitap, bir kere okunduğunda vermek istediği mesaj alınır ve tekrar okunmada yeni bir şey veremez. Aynı şekilde başka kitaplar ikinci defa okunduklarında insanı sıkarlar, oysa Kur’an, her okunuşunda insana haz vermekte, insanda tekrar tekrar okuma arzusu uyandırmaktadır. Bu nedenle asırlardır insanlar, hiçbir sıkıntı duymadan okudukça okuyorlar.

Ramazan Yılmaz: 2010 08 05

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir