KUR’ANİ ÖLÇÜ İÇİNDE SERTLİK YUMUŞAKLIK KONUSU

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

KUR’ANİ ÖLÇÜ İÇİNDE

SERTLİK YUMUŞAKLIK KONUSU

Beni tanımayan, hakkımda söylenenlere göre beni değerlendirenlere!

İnternet ve bunun sonucu sanal alem çıkmadan önce çevrelerine topladıkları bazı yandaşları yanında, gıyabımda dedikomu yapıp ölü etini çiğ çiğ yiyen, aleyhimde konuşup kıt akıllarınca beni insanların gözünde düşüreceklerini zanneden zavallılar vardı. İnternet ve türedileri çıktıktan sonra sanal alemde hakkımda yazıp konuşan tipler üremeye başladı.

Hakkımda dedikodu yapıp ölü etini çiğ çiğ yiyerek yalan ve iftiraları ile beni akılları sıra insanların gözünden düşürüp yalnızlaştıracaklarını zanneden bu türedi kimselere göre ben, herkesi küfür ve şirk ile itham ediyor, kimseyi beğenmiyor, yalnızca kendimi Müslüman sanıyor, çok sert davranıyormuşum!

Birçok kimse de, yazdıklarımın doğru olduğunu, ancak üslubumun sert olduğunu iddia ediyor. Beni yarım yamalak tanıyan bazı kimseler de, sözümona beni korumak adına, aslında yanlış bir şey söylemediğimi, ancak sert bir mizacım olduğunu iddia ediyorlar.  Bu kimseler, belli ki beni gerçekten tanımamışlar, tanımak istememişlerdir.

Tevhidi ilkeleri ortaya koymak ve bu ilkelerin belirlediği ölçüleri ifade edip bu doğultuda hareket etmek imani bir hassasiyettir. Tevhidi gerçekleri saptıran, Hakkı batıla bulayıp gerçekleri gizleyen, yüce Allah’ın reddedilmesini imanın esası olarak bildirdiği tağutu kabul edip destekleyen, putların önündeki tapınma merasimlerine putperestlik demeyen ve putperestleri Müslüman addeden, Sünnetullahtaki davet metodunu saptıran kimselere kimliklerini ve işledikleri küfürlerini söylemenin sertlik olmadığını, Kur’an’dan az da olsa nasiplenen ve dürüst olan kimseler bilir.

Bizim sertliğimizden şikâyet edenler, Kur’an’a aykırı fiilleri işleyenlere ses çıkarmadıkları gibi onların peşinde giderek şirk ve küfür yuvası vakıflarda İslâmi esasları saptıranları zillet içerisinde dinlemekte, dilsiz şeytan tavrı ile susmaktadırlar ve bu yaptıkları da onlara göre yumuşaklık oluyor.

Ben, hamdolsun Müslüman olduktan sonra kişiliğimi, karakterimi iman ettiğim Kur’an’da örneklikleri verilen Risalet önderlerinin kişiliğine uygun şekillendirmeye, İslâmi kimliğimi vahyin belirlediği esaslara göre oluşturmaya çalıştım, çalışıyorum.

Kur’ani ölçülerde kişi ve olaylara bakış

Tağuti sisteme ve yandaşlarına bakışımız, Kur’an’ın belirlediği ölçü içerisindedir. Tavizsiz bir tutum izlememizi Rabb’imiz bize bildiriyor.

“Dinde zorlama yoktur; Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tâğûtu reddedip Allah’a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir.” (Bakara, 256)

“İman edenler Allâh yolunda savaşırlar, kâfirler de tâğût yolunda savaşırlar. O halde şeytânın dostlarıyle savaşın, çünkü şeytânın hilesi zayıftır.” (Nisa, 76)

Kâfirlere ve yandaşlarına karşı taviz vermeyi yasaklayan yüce Allah (cc), onlara hiçbir şekilde yumuşak davranılmamasını da emretmektedir.

Öyleyse yalanlayanlara itâat etme istediler ki, sen yağcılık yapasın da (taviz veresin de) onlar da yağcılık yapsınlar (sana taviz versinler).” (Kalem, 8-9)

Tevhidi esaslara karşı çıkanlara itaat edilmemesi gerektiği, Alak suresinde “Kesinlikle ona itaat etme” uyarısıyla davetçi Müslümanlar uyarılırken Kalem suresinde, “Öyleyse yalanlayanlara itaat etme” denilerek Müslüman davetçilerin, küfür ve şirk içerisindeki kişi ve sistemlere itaatini ve onlara taviz verilmesini kesinlikle yasaklamaktadır.

Kur’an’ın bu buyruğu gereği, tağutu bütün unsurları ile reddediyor, kabul etmiyoruz. Bu reddiyemizin örnekkliğini de, bize en güzel örnek olarak verilen Hz. İbrahim (as)’dan alarak tağutu ve yandaş destekçilerini reddediyoruz.

“İbrâhim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; onlar kavimlerine ‘Biz sizden ve sizin Allah’tan başka itaat ettiklerinizden uzağız, sizi tanımıyoruz. Siz, bir tek Allah’a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir…” (Mümtehine, 4)

Ve yüce Rabb’imizin, kâfirleri dost edinmememizi emreden ilahi buyruğuna göre kâfirleri hiçbir şekilde ve şartta dost edinmiyoruz.

“Mü’minler, inananları bırakıp, kâfirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allâh ile bir dostluğu kalmaz. Ancak onlardan (uzaklaşıp) korunmanız başka. Allâh sizi kendisinden sakındırır, dönüş Allah’adır.” (Al-i İmran, 28)

Bu ilahi buyruklara göre kâfirleri dost edinmediğimiz gibi, kâfirleri ve küfrü dost edinenleri  de, babamız ve kardeşlerimiz bile olsalar, dost edinmiyoruz.

“Ey inananlar, eğer imânâ karşı küfrü seviyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları dost tutarsa işte zâlimler onlardır.” (Tevbe, 23)

Söylemlerimizde Kur’an’ın örnekliği

Yüce Rabb’imiz, en yakınlarımız da dahil olmak üzere, küfür, şirk ve sapıklık içerisinde bulunanlara nasıl davranacağımızı ve neler söyleyeceğimizi biz Müslümanlara bildiriyor ve bizler bu ilahi buyruğa iman edip teslim oluyoruz.

“İbrâhim, babası Âzer’e demişti ki: ‘Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum.” (En’am, 74)

“Mûsâ dedi ki: ‘Bunları, ancak göklerin ve yerin Rabbinin, kanıtlar olarak indirdiğini pekâlâ bildin. Ey Fir’avn, ben de seni mahvolmuş görüyorum.” (İsra, 102)

“Mûsâ: ‘Rabbimiz, sen Fir’avn ve adamlarına yakın hayâtta süs ve nice mallar verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz, onların mallarını yok et, kalblerini sık ki, acı azâbı görünceye kadar inanmasınlar!’ dedi” (Yunus, 88)

“Nûh: ‘Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını şaşırtırlar ve sadece ahlâksız, nânkör (insanlar) doğururlar.’ Dedi.” (Nuh 26-27)

Şirk, küfür ve zulüm karşısında susanlara karşı ortaya konulacak tavır

Kur’an, Müslüman şahsiyetin, küfre, şirk ve zulme karşı tavizsiz olmasını emrettiği gibi, şirk, küfür ve zulme karşı susanlara karşı da nasıl davranacağımızı Hz. Musa (as)’ın kendisi gibi peygamber olan kardeşine karşı tutumunu örnek vererek gösterir.

 “Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: ‘Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?’ dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): ‘Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zâlim kavimle beraber tutma!” (A’raf, 150)

“(Mûsâ) ‘Ey Hârûn, onların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu (da önlemedin)? Neden bana uymadın, buyruğuma karşı mı geldin?’ dedi.

(Hârûn): ‘Ey anamın oğlu, sakalımı, başımı tutma. Ben senin ‘İsrâil oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın’ diyeceğinden korktum.’ Dedi.” (Taha, 92-94)

Müslümanlara karşı şefkatli olmak

Kur’an, yalnızca Müslümanlara karşı yumuşak davranmmamızı emrediyor, onları koruyup kollamamız konusunda tavsiyelerde bulunuyor, örnekler veriyor.

“Muhammed Allâh’ın Rasulüdür; onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû ve secde ederek Allâh’ın lutuf ve rızâsını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrât’taki vasıfları ve İncildeki vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı, derken gövdesinin üstüne dikildi, ekincilerin hoşuna gider, onlara karşı kâfirleri de öfkelendirir bir duruma geldi. Allâh onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfât vadetmiştir.” (Fetih, 29)

“Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allâh, yakında öyle bir toplum getirecek ki (O) onları sever, onlar da O’nu severler. Mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allâh yolunda cihâd ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allâh’ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. Allâh'(ın lutfu) geniştir, (O), bilendir.” (Maide, 54)

“İbrâhim’den korku gidip kendisine sevinç gelince, Lût kavmi hakkında bizimle tartışmağa başladı. Çünkü İbrâhim, gerçekten halimdir, içlidir, (Allah’a) yüz tutup yalvarandır. (Melekler): ‘Ey İbrâhim, dediler, bundan vazgeç (boşuna uğraşma). Zira Rabbinin emri gelmiştir. Mutlaka onlara, geri çevrilmez azâb gelecektir!” (Hud, 74-76)

Davette yumuşaklık göstermek

Tevhidi esasların ortaya konulmasında yüce Allah (cc), Müslümanların yumuşak davranmalarını bildirmektedir. Bu konuda Kur’an, Hz. İbrahim (as) ve Hz. Musa (as)’dan örnekler vermektedir.

“Fir’avn’e gidin, çünkü o azdı; ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar.” (Taha, 43-44)

“Babasına demişti ki: ‘Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun?

Babacığım, bana sana, gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim. Babacığım, şeytâna tapma, çünkü şeytân, Rahmân’a isyân etmiştir.

Babacığım, ben sana Rahmân’dan bir azâbın dokunmasından korkuyorum. O zaman, şeytânın dostu olursun.” (Meryem, 42-45)

Kur’an, Müslüman bireyin nerede, nasıl  davranacağını; olay ve gelişmeler konusunda nasıl bir tavır ortaya koyacağını en ince detayına kadar belirtmiş, iman edenlerden bunu aynı şekilde uygulamalarını istemiştir.

Kur’an’dan nasipleri yalnızca Kur’an’ı yüzünden okuyup bırakmaktan ya da bir iki ayeti, karşısındaki muhatabını susturmak amacı ile kullanmaktan ileri gitmeyen bazı kimseler, Fir’avn’e karşı davetin ortaya konulmasını dillerine dolayarak kâfir ve müşriklere karşı yumuşak davranılması gerektiğini iddia etmektedirler.

Davette yumuşaklık, yukarıdaki Hz. İbrahim (as) ve Hz. Musa (as)’ın örnekliklerinde görüldüğü üzere davetin, en güzel şekilde ortaya konulmasıdır. Kâfir ve sapıkların Kur’an’da ortaya konulan durumlarının belirtilmesinde ve onlara karşı alınacak tavırlarda yüce Allah (cc) bir yumuşaklık istememekte ve bunu Kalem suresi, 9. ayetinde ve Hz. İbrahim (as)’ın babasına ve Hz. Musa (as)’ın Fir’avn’e karşı ifadelerinde Müslümanlara bildirmekktedir. Hakkı batıla bulamayı din, hevalarını da ilah edinen kimseler, Samiri gibi hoşlarına gideni yaparak gerçekleri çarpıtmakta, Hakkı gizleyerek batıla tabi olmaktadırlar.

Kâfir, müşrik olanlara karşı gösterilecek tavrın, onları dost edinen yakınlara da gösterilmesini bildiren yüce Allah (cc), akraba da olsalar, onlar için mağfiret dilenmesini de yasaklamaktadır.

“Akrabâ bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra müşrikler için mağfiret dilemek; ne peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir.

İbrâhim’in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Fakat onun, bir Allâh düşmanı olduğu, kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Gerçekten İbrâhim, çok içli ve yumuşak huylu idi.” (Tevbe, 113-114)

Yüce Allah (cc), Kur’an’ı inzal etmiş, Hakkı ve batılı açıklamış, insanların neyi, nasıl, neye göre ve ne şekilde yapacaklarını, nasıl hareket edeceklerini belirlemiş, doğru ve yanlış olanı ortaya koymuştur. Yüce Allah (cc), kimin doğru, kimin yanlış yaptığını inzal ettiği Kur’an’a göre belirleyecek ve hesabını soracaktır.

Bize her türlü iftira, yalan ve hezeyanları sıralamakta, gıybetimizi yaparak ölü etini çiğ çiğ  yemekte beis görmeyenler, Kur’an’dan topukları üzerine gerisin geriye eski küfür ve şirk hallerine dönmelerinin verdiği saldırganlıkla bize  saldırırlarken, aynı tavrı küfür ve şirk içerisinde bulunan, Hakkı batıla bulayıp Samiri bir tavırla hareket eden belamlara karşı, kimliklerine yaraşır bir şahsiyetsizlikle, zillet içerisinde susmaktadırlar.

“Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.” (Kamer, 26)

Peki kim bu müfteri yalancılar?

Bizim aleyhimizde konuşmayı kendileri açısından din görüp şeytana tabi olan bu kimseler, değişik sıfat ve kimliğe sahip olmalarına rağmen ortak noktaları aynıdır.

Bunlar, Kur’an’dan nasipleri yalnızca bir kaç ayeti okuyup ezberlemekten ibaret olan, birçoğu tağut ve tağutun mezhepleri olan küfür yuvası partileri destekleyen, çocukları, eşleri, destekledikleri partileri, ticaretleri ve dünyevi basit birkaç çıkarları için Kur’an’dan yüzçeviren, ayetlerin bir kısmını alıp bir kısmını bırakan, tağuttan izin ve icazetle kurulan şirk ve küfür yuvalarında yuvalanan, Samirinin günümüz temsilciliğini yapan, şirk yuvalarına gidip oradaki Samiri soylu belamları zillet içerisinde dinleyen, Müslüman olma onuruna ulaşmayan, topukları üzerinden gerisin geriye eski bataklıklarına dönen, kişilik ve seviye noktasında yerin derinliklerindeki çukurlarda olan kimselerdir.

“Allah’a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allâh’ın bitiştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar. İşte lanet onlara, yurdun kötü sonucu da onlaradır.” (Rad, 25)

“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allâh lanet eder, hem bütün lanet edebilenler lanet eder.” (Bakara, 159)

Biz, bu kimselerin bizi korumalarını istemediğimiz gibi, bunlarla ne imani, ne de insani hiçbir ilişkimiz ve bağımız sözkonusu değildir. Biz, söyleyip yaptığımız her şeyi, iman ettiğimiz ve yarın ilahi huzurda sorgulanacağımız Kitaptan hareketle söyleyip yapıyoruz, ya onlar!

“(O gün) Her ümmeti toplanmış görürsün. Her ümmet, kendi Kitabına çağırılır: ‘Bugün yaptıklarınızla cezâlandırılacaksınız!’ İşte Kitabımız, aleyhinize gerçeği söylüyor. Çünkü biz, yaptıklarınızı yazıyorduk.” (Casiye, 28-29)

“Yer, Rabbinin nuru ile parlamış, Kitâp (ortaya) konmuş, peygamberler ve şahitler getirilmiş ve aralarında adâletle hükmedilmiştir. Onlara asla haksızlık edilmez. Herkese yaptığının karşılığı tam verilmiştir. O, onların ne yaptıklarını en iyi bilendir.” (Zümer, 69)

Konulan ilahi hükümleri değiştirip çarpıtarak, bu hükümlere aykırı hareket etmek yanlış olduğu gibi bu fiiller, sahibini dünya ve ahiret azabına sürükler. İşte bu, kişi için çılgınlık ve deliliktir. Doğru olan fiillerle yanlış olan fiilleri belirleyen yüce Allah’tır. Yani doğru ve yanlışın ölçüsünü yalnızca yüce Allah (cc) koyar ve bunu Kur’an’da açıkça belirtir.

Kur’ani esaslara, Tevhidi ilkelere uygun hareket edenler doğru yoldadırlar. Bunun dışında yol ve yöntem koyanlar ve bu Kur’an dışı yol ve yönteme tabi olanlar ise, yanlış üzerinde bulundukları için sapıklık ve dalalet içerisindedirler. Bana karşı en seviyesiz yalan ve iftiraları yapmaktan çekinmeyenlere ve Tevhidi çalışmaları terkedip sapanlara tek söyleyeceğim şudur.

 “Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben O(na) ortak koşanlardan değilim!” (En’am, 79)

Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.

Ramazan Yılmaz: 2012.02.19

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir