KUKLA ENGİZİSYON MAHKEMESİNİN DİKTA KARARLARI

Baskı ve şiddeti, temel felsefe olarak kabul eden dikta rejimlerinin, kurum ve kuruluşlarının bağımsız olması, ya da adalet ölçüleri içerisinde bağımsız hareket etmesi elbette mümkün değildir. Baskıcı, totaliter rejimlerde kurumlar, sistemin belirlediği ölçüler içerisinde ve dikta rejiminin istediği şekilde hareket ederler, aksi halde yaşama şansları yoktur.

Anadolu’yu işgali altında tutan Kemalist diktatörlüğün oluşturduğu kürüm ve kuruluşlar da, dikta rejiminin istediği doğrultuda hareket ederler. Dikta rejimi, insanların gözünü boyamak için her ne kadar kendisini demokratik ve cumhuriyetçi(!) olarak empoze etse ve göstermelik seçimlerle halkı aldatsa da bu, generallerin baskı ve egemenliği altında olan üniformalı bir demokrasidir. Dikta rejiminin, cumhuriyet kılıfı ise, “Kırmızı başlıklı kız” hikâyesindeki canavardan başka bir şey değildir.

Dünyadaki normal demokrasilerde, istisnalar bir yana, genel olarak halkın istekleri gözönünde bulundurulur ve ülkeyi yönetenler, halkın talepleri doğrultusunda hareket ederler. Oysa Türkiye’deki üniformalı demokraside, egemen güç dikta rejimidir ve burada tek söz sahibi dikta rejiminin generalleridir.

Türkiye’de halk, dikta rejimi tarafından düşman olarak bilinir, zorba sistemin generalleri ve onların güdümünde olan yargı mensupları ile bunların sözcülüğünü yapan basın ve yayın kuruluşları tarafından halkın inanç değerlerine sürekli olarak saldırı yapılır. Anadolu’yu işgal ettiği günden bugüne kadar laik terör, ülkede, halka ve onun manevi değerlerine karşı her vesile ile terör estirmiş, şiddet ve baskı ile halkı inanç değerlerinden uzaklaştırmaya çalışmıştır.

Daha önce yazdığımız yazılarda da belirtildiği üzere ülkede halk, seçimlerde kendi değerlerine saygı göstereceğini zannettiği kimseleri ne zaman iktidara getirmişse dikta rejimi, darbelerle ya da zorbalık dolu muhtıralarla halkın seçtiği insanları iktidardan uzaklaştırmış, kimilerini (Başbakan Adnan Menderes örneğinde olduğu gibi) darağacılarda sallandırırken kimlerini de ya kiralık elemanları ile kimvurduya getirerek (Cumhurbaşkanı Turgut Özal gibi) katletmiş ya da güdümlü yargısının eliyle veya kanlı ihtilalleri ile (Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit, Alpaslan Türkeş vb.ni) zindana atmıştır.

Ülkede her on yılda bir yapılan kanlı ihtilaller ya da zorba muhtıralarla dikta rejimi, Anadolu halkını sindirmeye çalışmış, halkın seçtiği kişileri, değişik hilelerle iktidardan uzaklaştırmıştır. Ancak Anadolu halkı, dikta rejiminin bu Donkişot zorbalıklarına aldırış etmemiş, dikta rejiminin inadına her seçimde kendi idarecilerini iktidara getirmeye çalışmıştır.

Dünyada gelişen insan hakları dayatması ve Kemalist dikta rejiminin ilah edindiği ABD ve AB’nin baskıları ile yeni bir ihtilal yapmaktan çekinen zorba sistem, halktan intikamını bu sefer yargıyı ve özellikle de ortaçağdaki engizisyon mahkemelerinin günümüz versiyonu olan ve anayasa mahkemesi adı ile anılan mahkemeyi kullanarak almaya çalışmaktadır.

Ortaçağ Avrupa’sında, ilerlemeye karşı olan gerici güçler, karşılarına çıkan her iyi ve güzel şeyleri, papazlardan oluşan engizisyon mahkemelerine şikâyet eder, egemen güçlerin güdümünde olan engizisyon mahkemesi üyeleri, ilerleme ve gelişme taraftarı olan kişileri ya aforoz ederlerdi, ya çarmıha gererek ya da ateşe atarak öldürürlerdi. Türkiye’yi işgali altında tutan ve düşünce olarak hâlâ ortaçağ karanlığından kurtulmayan Kemalist zorbalığın gerici generalleri, tıpkı ortaçağda olduğu gibi, her gelişmeye ve her yeniliğe karşı çıkıyor, ya ihtilallerle ya da kurdukları engizisyon mahkemeleri ile bu gelişme ve yenilikleri durdurmaya çalışıyorlar.

Bugüne kadar onlarca partiyi, kukla engizisyon mahkemesi eliyle kapattıran dikta rejimi, ilah edindiği Batı ülkelerinde eşine rastlanılmayacak bir şekilde ülkeyi partiler mezarlığına çevirdi. Kemalist zorbalığı rahatsız eden her şey ve herkes, dikta rejimi tarafından düşman ilan edildi ve kimi zaman kanlı ihtilalleri ile kimi zaman da kukla engizisyon mahkemesini kullanarak susturmaya çalıştı.

Ortaçağ engizisyon mahkemesi papazlarının yerini alan kukla anayasa mahkemesinin İslâm düşmanı hakim kılıklı Kemalist papazları, generallerden ve İslâm düşmanı ateist gazetecilerden aldıkları direktifler doğrultusunda hareket ederek, İslâm’ın zorunlu emirlerinden olan başörtüsünü, okullarda yasakladılar. Bu çağdışı kukla engizisyon mahkemesi, kendi içerisinde çelişkilerle dolu çağdışı yasaklarının gerekçesini de yayımladılar.

Sürekli başkalarının aklıyla hareket eden Kemalist yargı mensupları, generallerden başka İslâm düşmanı gazetecilerden de direktifler alıyor, İslâm zannettikleri her konu ya da davayı, bu çevrelerin istekleri doğrultusunda engellemeye çalışıyorlar. İşte bir örnek:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya bir Cumhuriyet yazarı vasıtasıyla ‘İlhan Selçuk’a selam’ göndermiş. Bir başka görüşmede ise Selçuk ‘Turan aradı dediki yargı partiyi kapatmazsa bu bir felaket olur’ diye konuşuyor.” (Star 30.08.2008)

Amerikan Kuklaları Partisi (AKP)’yi kapatmak adına her türlü yalanı meşru gören savcı kılığına bürünmüş engizisyon papazı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya, olmayan şeyleri olmuş gibi göstererek, yapılan konuşmaları saptırarak kapatma davası açmıştır. Üstelik Yargıtay başpapazının bu saptırmalarını biz değil, engizisyon mahkemesi ifade ediyor. Yani başpapazın yalanlarına anayasa mahkemesi denilen engizisyon mahkemesi bile tahammül edememiş ve kamuoyuna b u yalancı papazı teşhir etmiştir. İşte Yargıtay baş papazının saptırdığı konulardan bir kaçı:

“Anayasa Mahkemesi, AK Parti davasıyla ilgili gerekçeli kararında Yargıtay Başsavcılığı’nı ‘delilleri farklılaştırmak, eksik ve parçalı biçimde aktarmak ve iddianameye vaki olmayan delilleri koymakla’ suçladı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, önceki gün kendini savundu: "Beyanların tahrif edildiği yönündeki iddia kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir." Ancak Anayasa Mahkemesi’nin iddianamedeki delillerle ilgili tespitleri sağlam verilere dayanıyor. Mahkeme, Başbakan Tayyip Erdoğan, hakkında laikliğe aykırı eylem olarak gösterilen konuşmasının, bazı bölümlerinde oynandığını belirledi. Başsavcı, değişik gazetelerdeki haberleri parçalayıp kendisine göre birleştirmiş, cümleler arasındaki öncelik ve sonralığı değiştirerek yepyeni bir metin oluşturmuş.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın ‘Google delilleri’ diye eleştirilen 400 iddiasının 370’ini dikkate almadı. Gerekçeli kararda, delillerin bir kısmının vaki olmadığı ya da sübut bulmadığı, bir kısmının düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu vurgulandı. Başsavcı’ya yapılan en önemli suçlama ise delillerin bir kısmının gazetelerde veya internet sitelerinde yer aldığından farklılaştırılmış biçimde iddianameye alması.” (Zaman/30.10.2008)

Yalancı başpapazın yukarıdaki yalan beyan ve ifadelerinin açık ve geniş hali gazetelere bakılarak öğrenilebilir. Öğrenilsin ki, ülkeyi işgal eden Kemalist zorbalığın ne kadar çirkin bir yalancı olduğu ortaya çıksın.

Şu gerçeği açıkça ifade etmekte yarar görüyoruz; Amerikan Kuklaları Partisi (AKP)’nin kapatılması, ya da onun kurucularının cezalandırılması, hatta asılmaları Kur’ani esasları ölçü edinen biz Müslümanları zerre kadar ilgilendirmiyor. Amerikan Kuklaları Partisi (AKP), demokratik dinin bir mezhebidir, onun üye ve kurucuları, küfür yolunda çalışan, Kemalist zorbalığa hizmet eden, demokrasiyi din edinen, İslâm nokta-i nazarında müşrik olan kimselerdir. Onların İslâm ile uzaktan yakından hiçbir ilgileri yoktur, olamaz da.

Putların önünde saygı duruşu adı altında ibadete duran, M. Kemal’i kutsayıp ilah edinen, M. Kemal’in putperest rejimini yaşatmayı amaç edinen kimselerin Müslüman olmaları elbette mümkün değildir. Mekke müşriklerinden ebu Cehil ve arkadaşları, Tayip ve arkadaşlarından çok daha fazla kendi inançlarında samimi idiler. Bizim bu konudaki hassasiyetimiz, Kemalist zorbaların, Amerikan Kuklaları Partisi (AKP) mensupları olan Tayip ve arkadaşlarını, Müslüman zannetmeleri ve onları partilerini bu yüzden kapatmak istemeleridir. Oysa onlar, Müslüman değil, demokrasiyi din edindikleri için demokrattırlar. Bu gerçek böyle biline!

Elbette küfür tek millettir, İslâm diye bildikleri her şeye beraber karşı çıkacak, ellerine geçirdikleri araçlarla yalan ve hile yoluyla İslâm’a, Müslümanlara ve Müslüman zannettikleri İslamcılara saldıracaklar. Bunlardan kimileri yargı yoluyla, kimileri yazılarıyla, kimileri de silahları ile kinlerini kusacak, düşmanlıklarını ortaya koyacaklardır.

Daha önceki dönemlerde, Ali Fuat Başgil’in, cumhurbaşkanlığına aday olmasına tahammül etmeyen, başına silah dayayarak Başgil’i adaylıktan caydıran, Cemal Gürsel’i cumhurbaşkanlığına seçtirmek için meclisin etrafını askeri birliklerle saran, meclisi üst düzey rütbeli generalleri ile işgal edip milletvekillerine gözdağı veren, baskı ve dayatma ile Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ı Cumhurbaşkanlığına seçtiren zorba sistemin generalleri, “367 kararını çıkartmazsanız, ordu yönetime el koyacak” diyerek darbe tehdidiyle anayasa mahkemesindeki kukla üyelere baskı yaptılar ve Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını engellemeye çalıştılar. Aynı baskıyı, başörtüsü için de yapan Kemalist zorbalar, nihayet anayasa mahkemesi adındaki kukla engizisyon mahkemesinden istedikleri kararı çıkartarak emellerine ulaştılar.

Direktiflerle görev yapan Kemalist sistemin papazları olan kukla engizisyon mahkemesinin üyeleri, bir konuyu görüşmeden önce Kemalist generallerden talimat alırlar, sonra aldıkları bu talimatlar doğrultusunda karar veriyorlar. Basında çıkan haberler, bu kukla engizisyon mahkemesinin papazlarında birinin, Kemalist generallerden nasıl talimat aldığını kamuoyuna duyuruyorlardı. “Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, önceki gün Org. Başbuğ ile üç kere görüştüğünü söylemişti” Zaman/15 Haziran 2008

Eşi Ferda Paksüt ile beraber Ergenekon çetesi içerisinde yer alan engizisyon mahkemesi başkan vekili Osman Paksüt, adlı papaz, içerisinde bulunduğu gayri meşru çete ilişkilerinin ortaya çıkacağını hissettiği anda, yavuz hırsız gibi, izlendiğini ileri sürerek, utanmadan yaygara koparıyor, Ergenekon çetesi ile olan ilişkisini yaygara kopararak bastırmaya çalışıyor. Ahlaki değerlerden ve toplumdan kopuk engizisyon mahkemesinin bu papazı, bir taraftan Ergenekon çetesi ile ilişkilerini sürdürürken diğer taraftan yapacağı görev konusunda Kemalist generallerden talimat üstüne talimatlar alıyordu.

Osman Paksüt adlı engizisyon mahkemesi papazı, cumhurbaşkanı seçiminde 367 oy konusunda, başörtüsü ve Amerikan Kuklaları Partisi (AKP) hakkında nasıl bir karar vereceğini, Kemalist generaller danışıyor, İslâm düşmanı ateist generallerin verdikleri talimatlara göre hareket ediyor.

Kemalist zorbalığın generalleri, her vesile yargı mensuplarını genelkurmaya çağırıp talimat ve direktiflerle yönlendiriyor, yapacakları görevlerini dikte ediyorlar. Daha önceleri yargı mensuplarını, yere diz üstü çöktürerek bir kurmay albayı ile gizli gizli yönlendiren dikta rejiminin genelkurmayı, şimdi de bizzat genelkurmay başkanı ile açıktan açığa ve yazılı olarak üst yargı organları başkanlarını talimatlarla yönlendirmekte ve yargının, TSK ile aynı paralelde hareket etmelerini sağlamaya çalışmaktadır.

Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlıkları tamamlanan ve Eylül 2007’de yürürlüğe konan “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı” uyarınca, toplumu biçimlendirme çalışmaları yürütülmektedir. Bu biçimlendirmenin bir parçası da “üst yargı organı başkanlarının TSK ile aynı paralelde hareket etmelerini sağlamaktır.”

Türkiye’de yargı, Kemalist zorbalığın Anadolu topraklarını işgal ettiği günden bugüne kadar hep bu zorba diktatörlüğün güdümünde hareket etmiştir. Beyinleri ateist Kemalist düşünce ile kronikleşmiş yargı organlarının üyeleri, İslâm adına önlerine hangi dava, ya da hangi insan gelirse gelsin peşin bir kanaatle mahkum ediyorlar.

Anadolu’yu işgal ettiği ilk yıllarda kurduğu cinayet (sözüm ona istiklal) mahkemeleri vasıtasıyla binlerce masum insanı katleden Kemalist zorbalık, daha sonraki yıllarda bu cinayet mahkemelerini yurt çapına yaymış, bunların eliyle onbinlerce masum insanı ya katletmiş ya da zindanlarda çürütmüştür. Özellikle Müslümanlara karşı programlanmış olan kukla mahkemeler, engizisyon mahkemeleri görevini üstlenerek, inançlarından dolayı onbinlerce Müslüman’ı, Kur’an okudukları ya da başkalarına Kur’an öğrettikleri için, irtica yaygaraları ile zindanlarına doldurmuş, bir çoğunu da çeşitli bahanelerle idam etmiştir.

Kemalist zorbalık ile onun güdümündeki yargı ve özellikle de anayasa mahkemesi adındaki engizisyon mahkemesi papazları, o küfür ve inkârcılıkla kronikleşmiş beyinlerine şu vahyi gerçeği iyice soksunlar ki başörtüsü, yüce Allah’ın emri ve örtünmesi farz olan, Müslüman olan kadınların, mutlaka örtünmeleri gereken bir örtüdür.

Başörtüsü, Müslüman kadın için yüce Allah’ın emri olduğundan dolay ibadet ve toplum içerisinde kişiliğini ortaya koyan bir kimliktir. Müslüman kadının, yüce Allah’a karşı bir ibadet olarak örtündüğü ve toplum içerisinde onurlu bir şekilde bir kimlik olarak taşıdığı başörtüsünü yasaklamak, oy uğruna istismar etmek yüce Allah’a apaçık bir şekilde savaş açmak, isyan etmek ve küfürdür.

Siz ey engizisyon mahkemesinin Kemalist papazları, ne mahkeme kararlarınız ne size direktifler veren generallerinizin zorbaca baskı ve zulümleri ve ne de her on yılda bir değişik şekillerde yaptıkları ihtilalleri, Müslümanları yolundan döndüremeyecek, Müslüman kadınları örtülerinden sıyıramayacaktır. Sizler ey zorbalar, ancak yeterince iman etmemiş, örtüyü bir tercih olarak kabul etmiş kadınlara gözdağı verir, onları korkutmaya çalışırsınız. Zaten öyle kimselerin iman noktasında fazla bir endişeleri de yoktur. Onlar, okul dışında yarım yamalak örtünürler, okula girince örtülerini çıkararak küçülürler. Oysa onurlu Müslüman kızlar ve kadınlar, başörtülerini çıkarmanın imandan çıkmak olduğunu bilirler, bu nedenle hiçbir nedenle ve hiçbir şey için başörtülerini çıkarmazlar. Bunu böyle bilin siz ey Kemalist zorbalar ve onların dümen suyunda hareket eden papaz efendiler!

Biz Müslümanlar erkekler ve onurlu Müslüman kadınlar, başörtüsünün, kâfirlerin merhametine bırakılmayacak kadar kutsal ve değerli, örtünmenin Müslüman kadınlar için bir namus meselesi ve ibadet olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu nedenle ne Kemalist zorbaların ve onların engizisyon mahkemelerinin kararları bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Onlar bu tutum ve kararları ile kendi küfürlerini ortaya koyuyor, İslâm’a ve İslâmi değerlere karşı kin ve düşmanlıklarını açığa vuruyorlar.

Bizim bu yazıları yazmaktaki amacımız, Müslümanların artık bu küfür rejimini ve bu zorba küfür rejimi savunanları daha iyi tanımaları, bu rejimin partilerine oy vermenin, kâfirlerin safında yer almak olduğunu ve bu tağuti zorba rejimi yaşatmak olduğunu, bu nedenle İslâm dinine savaş açmak olduğunu bilmeleridir.

Biz Müslümanlara düşen görev, bütün araç ve imkânları ile din edindiğimiz yüce İslâm dinine saldıran kâfirlere ve onlara hizmet eden İslamcı müşriklere yazılarımızla cevap vermek ve Müslüman kökenden gelen halka gerçekleri tebliğ etmektir. Gerisi, bu gerçekleri öğrenen kimselerin hangi yolla olursa olsun, küfrü yaşatmaktan uzaklaşmaları ve tevbe edip İslâmi gerçeklere dönmeleridir. Yüce Rabb’imiz, tevbe edenlerin tevbesini kabul edeceğini ve geçmişte yaptıklarından dolayı onları sorumlu tutmayacağını, hatta geçmişte yaptıklarını da iyilik olarak yazacağını vaat ediyor.

“Ancak tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenler, işte Allâh onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allâh çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Furkan, 70)

Ramazan Yılmaz: 2008.10.30

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir