Kıyaslama ve değerlendirmede Müslümanların ölçüsü Kur’an’dır!

Belli değer ölçülerine sahip olmayanların, sağlıklı bir kişiliğe, sağlam ve doğru bir bilgiye sahip olmaları, kendi hayatlarına ve topluma yön vermeleri mümkün değildir. Güven duyulan ve sahip olunan belli sabitelerden mahrum olan kimseler, kâinatı, hayatı ve insanı, anlamakta zorlanır, hatta anlayamazlar. Böyle kimseler, başkaları elinde adeta oyuncak haline gelir ve sürekli kullanılırlar.

İslâm, iman edenlerin, öncelikle belli değerlere sahip olmalarını, düşünce, söz ve davranışlarını bu değerler doğrultusunda ortaya koymalarını, yapıp söyleyecekleri her şeyin, mutlaka bir delile dayalı olmasını ister, iman edenlerin ve insanların, yapıp söylediklerini, neye göre nasıl yaptıklarını sürekli sorgular.

“Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz, yoksa sizin bir kitabınız var ondan mı okuyorsunuz; gerçekten sizin tercih ettiğiniz mi var onda.” (Kalem, 36-38)

“Size ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz! Hiç mi düşünmüyorsunuz! Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var; o halde getirin kitabınızı gerçekten doğrulardan iseniz.” (Saffat, 154-157)

Yüce Allah (cc), iman edenleri ve doğal olarak tüm insanları, söyleyip yaptıklarını sürekli düşünmeye, delilsiz konuşmamaya davet eder. Çünkü delilsiz konuşmak, insanı hem Rabb’i yanında sorumluluk altına sokar, hem de toplum içerisinde küçük düşürür.

Günümüzde, bazı kimselerin, şimdiye kadar birçok örneği görüldüğü üzere, bilinçli bir şekilde Kur’ani kavramları, asıl anlamlarından saptırarak anlaşılmaz hale getirdikleri bir gerçektir. Bu kimseler, Kur’ani kavramları anlaşılmaz ve içi boşaltılmış bir hale getirip kavram kargaşası oluşturarak birçok emellerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

Özellikle Samiri soylu belamların başını çektiği, Kur’ani kavramları anlamsızlaştırma ve asıl anlamları dışında manalandırmanın öncelikli nedeni insanların, Tevhidi esasları öğrenmelerini engelleme çabasıdır. Bunlar, insanları saptırmak ve yüce Allah’a yönelmekten alıkoymak için her türlü gayri İslâmi konu ve kavramları sloganlaştırmaktadırlar.

İnsanları, Allah yolundan saptıranların öncüsü İblis’tir! İblis, insanlara sağdan yanaşarak onları saptıracağına söz vermiştir. İblis’in bu görevini, günümüzde, insan cinsinden yardımcıları olan belamlar devam ettirmektedirler. Bunlar, tıpkı öncüleri İblis gibi insanları süslü sözlerle, sloganik kavramlarla kandırarak Tevhid esaslara iman etmekten e yüce Allah’a yönelmekten alıkoymaya çalışmaktadırlar.

“Dedi ki: ‘Rabb’im, sen beni azdırdığından, ben de onlar için yeryüzünde (günahı) güzelleştireceğim ve onların hepsini azdıracağım.” (Hicr, 39)

“Onlara vadeder ve umut verir, şeytanın onlara vaadi, ancak bir aldatmacadır.” (Nisa, 120)

Şeytan ve insan cinsinden yardımcıları, insanları saptırma konusunda bozmadık, anlamı değiştirmedik kavram neredeyse bırakmamışlar, saptırma faaliyetlerine yüce Allah’ı da alet etmeye kalkışmışlardır. Yüce Allah (cc), bu konuda insanları uyarmaktadır.

“Ey insanlar, muhakkak ki Allah’ın vaadi gerçektir; o halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı, sizi Allah ile aldatmasın. Şüphesiz şeytan, sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin; gerçekten o, hizbini alevli ateşin halkından olmağa çağırır.” (Fatır, 5-6)

Şeytan dostları, yüce Allah’ın adını, gönderdiği Kitabı’nı, tertemiz dinini ve en güzel örnek olarak verdiği Rasulü’nü kullanarak insanları, Rab’lerine değil kendilerine ya da bağlı bulundukları grup, parti, dernek, vakıf, tarikat gibi şirk ve küfür yuvalarına ya da içerisinde bulunduğu sistemlere davet etmektedirler.

Her konunun en doğrusu Kur’an’dadır

Kur’an, iman eden takva sahiplerinin, şeytan ve insan cinsinden yardımcılarının, her türlü vesvese, saptırma vaatlerine, sloganik süslü söylemlerine karşı yüce Allah’a sığınmalarını, yani Kur’an’a bakarak gerçekleri göreceklerini bildirmektedir.

“Ne zaman şeytandan bir vesvese seni dürterse, hemen Allah’a sığın; çünkü O, işitendir, bilendir. Muhakkak ki sakınanlar, kendilerine şeytandan bir musibet dokunduğu zaman onlar o zaman hemen düşünür, bilirler.” (A’raf, 200-201)

Günlük hayatta insan, birçok konu ve durumla, birçok söylem ve iddia ile karşılaşır, öyle ki herkes, bir şey iddia etmekte ve adeta iddia ettiği şeyin en doğru olduğunu savunmakta, buna aykırı konuşanları kınamaktadır. Bunlar, mensup oldukları grupların yalanlarına sahip çıkan kimselerdir. Rasulullah (as), “Kişinin, başkasından duyduğunu söylemesi, ona yalan olarak yeter” buyuruyor. İmam Şafi (r.aleyh)’in dediği gibi vahyin dışında olan her söz, hatalı, yanlış ve şeytandandır.

Yüce Allah (cc), her türlü söylem ve iddiaya, her alınan haber ve duyuma karşı iman edenleri uyarmakta, söylenenlere hemen inanılmamasını, araştırılmasını istemektedir.

“Ey iman edenler, size bir fasık bir haberle gelirse, onu hemen araştırın, yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız sonra yaptığınız şeyden pişman olursunuz.” (Hucurat, 6)

Yüce Allah (cc), Mü’min kullarını, olur olmaz şeylere inanmamaları, bilmeden, ağızlarına geldiği gibi bilgisizce konuşmamaları konusunda da uyarmaktadır.

Her konu ve durumda duyarlı olunması, kişinin hem başkalarına hem de Allah indinde kendi nefsine zulmetmemesi, zan ile hareketten kaçınması açısından elbette çok önemli bir husustur. Bu nedenle de piyasadaki duyumlarla, olur olmaz söylemlerle değil, her şeyi kaynağından araştırarak bilgi sahibi olunması daha sağlıklıdır.

Körü körüne başkasını taklit etmenin yanlışlığına dikkatleri çeken İmam Ebu Hanife (r.aleyh) şöyle diyor. “Bir kimse, birisine bir konuda fetva sorduğunda, kendi okuma yazması yoksa bile kaynağını sorsun.” Mü’minler, her konuda bu duyarlılıkla hareket etmelidirler.

Kur’an, en doğrunun kaynağı, en doğruya ulaştıran, gerçeklerin temeli olan bir Kitap’tır. İman edenlerin, kuşku duymadan, kayıtsız şartsız güvenip teslim oldukları Kur’an, tüm doğruları apaçık bir şekilde açıklamakta, kendisine iman edenlere yol göstermekte, onları hidayete ve rahmete ulaştırmaktadır.

Mü’minler, herhangi bir konuda bir kuşku duyduklarında, bir konuyu anlamadıklarında başvuracakları yegâne kaynak yalnızca Kur’an’dır.

Eğer sen, sana indirdiğimiz şeyden kuşku içinde olursan, o halde senden önce Kitabı okuyanlara sor; andolsun ki, sana Rabb’inden Hak geldi, sakın şüpheye düşenlerden olma!” (Yunus, 94)

Kaynağı Kur’an’da olan bir bilgi iman edenler için kesindir ve hiçbir şekilde bundan şüpheye düşülmez.

Hak, Rabb’inden gelendir, öyleyse sakın kuşku duyanlardan olma.” (Bakara, 147)

“Allah, başka bir hakem mi arayayım! O ki size, Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, Onun, gerçekten Rabb’in tarafından indirildiğini bilirler; o halde sakın kuşkulananlardan olma.” (En’am, 114)

Her şeyin en iyi uygulaması, Risalet önderlerinin örnek yaşantılarındadır

Kur’an’daki gerçeklerin, sosyal hayattaki en güzel ve en doğru uygulaması, hiç kuşkusuz Risalet önderlerinin ve son Rasul, Hz. Muhammed (as)’ın örnek yaşantılarındadır. Bu nedenle yüce Allah (cc), Rasullerini, Mü’minler için en güzel örnek olarak vermektedir.

“Elbette İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; o zaman kavimlerine ‘Muhakkak ki biz, sizden ve Allah’tan başka itaat ettiklerinizden uzağız, sizi reddediyoruz. Siz, bir tek Allah’a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi…” (Mümtehine, 4)

“Andolsun, sizin için Allah’ın Rasulü’nde, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok anan kimseler için, en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)

Kur’an ve Risalet önderlerinin uygulamaları, iman edenler için bağlayıcı ve uyulması farz metotlardır. İman iddiasında bulunan bir kimse, Kur’an dışında bir kaynak, Rasullerin uygulamaları dışında bir metot kabul edemez.

Her rasul, kendi döneminde, Tevhidi esasların, insanlara nasıl ulaştırılacağını çok açık bir şekilde ortaya koymuş, yüce Allah (cc), onların örnekliklerini iman edenlere örnek olarak vermiş, iman edenler için onlardan alınacak ibretler olduğunu bildirmiştir.

“Elbette onların kıssalarında akıl sâhipleri için ibret vardır; bu, uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden öncekinin doğrulanması, her şeyin açıklaması; iman edenler için bir kılavuz ve rahmettir.” (Yusuf, 111)

Risalet önderleri, kendilerine gönderilen vahyin ilk muhatabı ve uygulayıcısıdırlar. Bu nedenle onlar, en doğruyu, en güzel şekilde pratize etmişlerdir. Onların uygulama metotlarını esas alanlar, Rab’lerini razı etmiş, kurtuluşa ulaşmışlardır. İman edenler, yaşadıkları dönemin, hangi rasulün dönemiyle benzerlik gösterdiğini bilip mücadelelerini, o rasulün ortaya koyduğu gibi yapmalıdırlar.

Günümüzde yaşanan sapmaların, şirke ve küfre düşmelerin, belamların, kâfir ve münafıkların peşlerinde gitmelerin en temel nedeni, Kur’ani bir kıyaslamadan mahrum olunması, Risalet önderlerinin davet metotlarının terk edilmesidir. Bunun sonucunda insanlar, Hak yoldan sapmakta, şirke ve küfre düşerek Rab’lerine isyan etmektedirler.

İman edenler için her bilginin kaynağı Kur’an’da, her hareketin en güzel örnekliği de Risalet önderlerinin mücadele metotlarındadır. Müslümanlar, bir örnek verirlerken ya da bir kıyaslama yaparlarken bunu mutlaka Kur’an’a dayandırmalı, Kur’an’a, Risalet önderlerinin mücadele metotlarına uymayan hiçbir sözü söylememeli, hiçbir harekete kalkışmamalıdırlar. Aksi halde ağır bir sorumluluk altına girerler, hatta şirke düşebilir, küfre girebilirler.

Bilgisizce yapılan her hareket, söylenen her söz, kişiyi şirke düşürebilir. Yüce Allah (cc), Rasulü’nün, davetini bir bilgi ile yaptığını, iman edenlerin de böyle yapmalarını istemekte, ancak müşriklerin bilgiye dayanmadan davet yapabileceklerini bildirmektedir.

De ki: ‘İşte benim yolum budur, Allah’a basiretle davet ederim, ben ve bana uyanlar da, Allah’ın şanı yücedir, ben müşriklerden değilim." (Yusuf, 108)

Bir delile dayanmadan konuşmak şeytandandır

Hiçbir bilgiye dayanmadan, adeta sokakta elde edilen bilgi kırıntıları ile önemli konular hakkında konuşmanın, Kur’an dışı, olur olmaz iddialar ileri sürmenin, İslâm ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Böyle yapanlar, ancak cahil kimselerdir; bunlar, iddialarını ispatlamak adına Kur’an dışı deliller ve örnekler vermekte, kendilerince kıyaslamalar yapmaktadırlar. Bunlar, çok şeyler söyleyerek bilgili olduklarını kanıtlama adına, her konuda olur olmaz konuşur ve tartışırlar.

Yüce Allah (cc), bilir bilmez konuşanları, Kur’ani edebe davet etmekte, onlara, bilinen konular hakkında konuşup tartışılmasını, bilinmeyen konularda bilgiçlik taslamamaları bildirmektedir.

“İşte siz böylesiniz; sizin bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; fakat bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz! Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Al-i İmran, 66)

Yüce Allah (cc) insanları, edepli olmaya, bilir bilmez konuşmamaya davet etmekte, bir bilgiye dayanmayan bir konuda konuşulmamasını, bilgisiz tartışmaların doğru olmadığını ve şeytandan olduğunu bildirmektedir.

“İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmadan tartışır ve her azgın şeytana uyar.” (Hac, 3)

 İnsanlardan kimi, Allah hakkında, ilmi olmadan, bir yol göstereni ve aydınlatıcı bir kitabı bulunmadan tartışır.” (Hac, 8)

Aydınlatıcı, yol gösterici bir kitaba tabi olmadan, ellerinde Kur’ani delil bulunmadan kendi hevalarından konuşanlar, konu ve olaylar hakkında Kur’an dışı kıyaslama yapanlar ya da başkalarından duyduklarını gerçekmiş gibi söyleyenler, azgın şeytana tabi olmuş ve azgınlığı yol edinmişlerdir.

Kaynağı Kur’an’a dayanmayan her düşünce, kıyaslama, söz ve hareket şeytandandır. Yüce Allah (cc), iman edenlerin, duydukları bir sözün doğruluğunu, mutlaka Kur’an’a test etmelerini istemekte, Kur’an’a dayanmayan her sözün şeytandan olduğunu, şeytani bir vesvesenin gelmesi durumunda ise Kur’an’a yönelerek gerçeklerin görülmesini istemektedir.

İman edenlerden, her söz ve hareketlerini, vahyi ölçüler içerisinde Risalet önderlerinin örnek metotlarına göre yapılmasını, alınan haberlerin mutlaka araştırılmasını isteyen yüce Allah (c), bunu yapmayanlara şeytanın musallat olacağını bildirmiştir.

“Kim Rahman’ın zikrinden gafil olursa ona bir şeytanı sardırırız; artık o, ona yakın dost olur.” (Zuhruf, 36)

Kur’ani delillerden uzaklaştırılan kimseler, başkalarının kulu, kölesi olurlar

Kur’ani kavramların, içlerinin boşaltılarak anlamsızlaştırılması, toplum bireylerinin, Kur’ani mesajdan uzaklaşmalarına, din istismarcılarının tuzaklarına düşmelerine neden olmuştur. Kur’ani gerçekleri bilmedikleri için Kur’an’dan uzaklaşan kimseler, hoca, âlim, şeyh bildikleri kişilerin söylemlerini doğru kabul ederek onlara uymuş, onların peşlerinden gitmişlerdir. Bu ise, toplumun, o kimseleri yüceltmelerine, onlara kul köle olmalarına neden olmuştur. Yüce Allah (cc), kullarını uyararak indirdiği vahye tabi olmalarını istemektedir.

“Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın! Bu size bir tavsiyedir, umulur ki onunla korunursunuz.” (En’am, 153)

“Rabb’inizden size indirilene tabi olun ve O’ndan başka velilere tabi olmayın, ne kadar da az düşünüyorsunuz!” (A’raf, 3)

Bu ilahi çağrı, iman edenleri vahye yöneltmekte, her konu ve durumda Kur’an’a uymalarını tavsiye etmektedir. Kur’an’ın anlaşılması halinde, cehaletlerinin ortaya çıkacağını, insanların kendilerini terk edeceklerini, böylece maddi ve manevi sömürülerinin biteceğini bilen şeyh, hoca ve ağabey takımı, öncelikle Kur’ani kavramların anlamları üzerinde oynamışlar, daha sonra insanların Kur’an’ı anlamayacaklarını iddia ederek onları Kur’an’dan uzak tutmuşlardır.

İnsanları, bilinçli bir şekilde Kur’an’dan uzaklaştıranlar, onları birer kul köle haline getirip kendilerine tabi kılmışlar, her istediklerini onlara yaptırmışlardır. Rabb’ine iman etmiş bilinçli Müslüman bir şahsiyet, Kur’an’dan delillendirilmeyen hiçbir şeye inanmaz, Allah’tan başkasına kulluk yapmaz, beşerden kimseyi, hatasız kabul ederek ona körü körüne bağlanmaz. Çünkü o, yalnız Rabb’ine iman etmiş, değer yargılarını Kur’ani esaslara göre belirlemiştir.

İslâm, körü körüne teslimiyeti değil, aklederek bilinçli iman edilmesini istiyor

Yüce Allah (cc), kendisine iman etme konusunda bile körü körüne ve baskı ile yapılan bir imanı değil, Hak ile batıl arasında kıyas yaparak bilinçli bir şekilde iman edilmesini istemektedir.

“Dinde zorlama yoktur, Doğruluk, sapıklıktan elbette seçilip belli olmuştur; kim tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256)

Bilinçli bir şekilde, mutmain olunmuş bir halde Kendisine iman edilmesini isteyen yüce Allah (cc), bu konuda Hz. İbrahim (as)’ı örnek vermekte, onun, ölülerin diriltilmesi konusundaki sorusunu, bilinçli iman edilmesi konusunda güzel bir örnek olarak vermektedir.

“İbrahim bir zaman: ‘Rabb’im, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!’ demişti. (Rabb’i); dedi ki, ‘İnanmadın mı?’ (İbrahim): ‘Bilakis (inandım), lakin kalbim tatmin olsun’ dedi. (Rabb’i),‘O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine alıştır, sonra (kes ve) her dağın başına onlardan bir parça koy, sonra onları kendine çağır; koşarak sana gelecekler; bil ki, Allah üstündür, hâkimdir’ dedi.” (Bakara, 260)

Mutmain olunmuş bir halde yapılan bir iman, şirk ve küfürden her zaman beridir ve ancak böyle bir iman sonucunda Tevhidi mücadele gereği gibi yapılabilir. Yüce Allah (cc), bilinçli iman edilmesi hususunda Duha suresinde, Hz. Muhammed (as)’a, önceki durumu ile yeni durumunu kıyaslamasını istemekte, ondan sonra yapılması gerekenleri bildirmektedir.

Andolsun kuşluk vaktine, sakinleştiği zaman geceye; Rabb’in, seni terk etmedi ve darılmadı. Ahiretin, senin için öncenden hayırlıdır ve yakında Rabb’in, sana verecek, böylece sen razı olacaksın. O, seni yetim bulup barındırmadı mı, seni şaşkınlık içerisinde bulup hidayet verdi, seni fakir bulup zengin etti. Öyleyse sakın öksüzü incitme, soru soranı azarlama ve Rabb’inin nimetini anlat.” (Duha, 1-11)

Bütün bu ilahi uyarılardan da anlaşılacağı üzere bir kimse, şu an üzerinde bulunduğu durumunun farkında olmalı, Rabb’ine iman etmeli, Tevhidi esasların insanlara duyurulması hususunda önceki durumunu şimdiki durumu ile kıyaslamalıdır.

İman eden bir kimse, söyleyip yapacaklarını, toplumsal çevreden esinlenerek, geleneksel din anlayışından etkilenerek değil, iman ettiği esaslardan, Risalet önderlerinin örnek mücadelelerinden esinlenerek yapmalı, içerisinde bulunduğu şartların etkisinde kalmamalıdır. Gerçekten iman edip yüce Allah’ı razı edebilmek için olması gereken budur. Bunun dışındaki her kıyaslama, her örnek, Haktan sapma, şirke ve küfre girme, yüce Allah’a isyan etmedir.

Günümüzde insanlar, vahyi öncelemedikleri, içerisinde bulundukları toplumsal şartlardan etkilendikleri, şahsi bazı çıkarlar peşinde oldukları, kimi korku ve çıkarları için, söyleyip yaptıklarını, kıyas ve değerlendirmelerini, içerisinde bulundukları, idaresi altında yaşadıkları küfür ve şirk sistemlerinin kurallarını gözönünde bulundurarak yapmaktadırlar. Bu ise, sapmak, yüce Allah’a isyan etmek, vahiyden yüzçevirmek, şeytani düzenlere tabi olmak, şirke ve küfre girmektir.

"Kendisine Rabbinin ayetleriyle öğüt verildikten sonra onlardan yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki biz, suçlulardan öç alıcıyız." (Secde, 22)

Ramazan Yılmaz: 2015.10.23

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir