Kadir Suresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

Kadir Suresi

Önsöz

Tamamlanmış olan İslâm dini adına uydurulan her şey bid’at ve sapıklıktır

İnsanlık tarihinde bazı günler, kimi olayların dönüm noktası olmaları açısından oldukça önemli bir yere sahiptirler. Bu önem, o günün kendisinden değil o günde vuku bulan olaylardan dolayıdır. İnsanlar açısından yararlı olayların vuku bulduğu günler, hayırlı ve güzel günler olarak değerlendirilirken, kötü olayların meydana geldiği günler, hayırsız ve uğursuz olarak anılır.

İnsanlar, hayırlı olayların meydana geldiği günlerin yıldönümlerinde, o olayı hatırlama duygusu içerisinde mutlu ve sevinçli olurlar, o olayı yeniden yaşıyormuş gibi duyguları coşar, bayram havası içerisinde hareket ederler. Ancak kendileri açısından kötü olayların vuku bulduğu günlerde insanlar, meydana gelen o olayın üzüntü ve acısı içerisinde mutsuz olurlar.

Müslümanlar açısından güzel günler olduğu gibi, hatırlanmak istenmeyen olayların meydana geldiği günler de mevcuttur. Onlar, o güzel günlere eriştiklerinden sevinip mutlu olur, bayram yapar, Rab’lerine şükrederler. Sevinip mutlu olmak, bayram yapmak, her insan gibi elbette Müslümanların da hakkıdır; ancak onlar, her konuda olduğu gibi bu mutlu günlerinde de Rab’lerini razı etmeyi temel amaç olarak alırlar.

Müslümanlar, bayram yapma ve bayramlarda nasıl hareket edileceği hususunda iman ettikleri Kur’an ve Rasulullah (as)’ın örnekliğine uygun hareket etmekle mükelleftirler. Çünkü onlar için asıl olan yüce Allah’ın rızasıdır; yapılan işlerin O’nun rızasına uygun olabilmesi ise ancak Kur’an’ın belirlediği esaslardan ve Rasulullah (as)’ın örnekliğinden hareket edilmesi ile mümkün olabilir.

Hz. Muhammed (as), Rasul olarak ne yapmış, nasıl hareket etmiş, hangi günde ne yapmışsa, Müslümanlar da aynı şekilde hareket etmek zorundadırlar. Çünkü yüce Allah’a iman etmek ve Rasulullah (as)’ın örnekliğine tabi olmak, böyle yapmayı gerektirir.

“Andolsun sizin için Allah’ın Rasulü’nde, Allah’ı ve ahiret gününü uman ve Allah’ı çok hatırlayan kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)

Rasulullah (as), davetle görevlendirildiği andan hayatının sonuna kadar Kur’an’ı ahlak edinerek hayatında yaşamış, insanlara tebliğ etmiş, Rabb’inin bildirdiği esaslar doğrultusunda hareket etmiş, bundan zerre kadar sapmamış ve taviz vermemiştir.

Yüce Allah (cc), İslâm dinini tamamlamış, bundan razı olduğunu bildirmiştir.

“…Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a razı oldum…” (Maide, 3)

İslâm dinini, kemale erdirip tamamlayan yüce Allah (cc), bu dini kabul edenlerin Kendisini nasıl razı edilebileceklerini, Kendisine hangi ibadetleri yapacaklarını Kur’an’da, bütün teferruatıyla açıklamıştır.

İslâm dini, yüce Allah’ın, hükümlerini apaçık bir bildirdiği, Rasulullah (as)’ın da bu hükümleri hayatında pratize ettiği dindir. İman edenler, bu esasa göre hayatlarını tanzim ederler ve bundan zerre kadar sapmazlar. Çünkü bu esastan zerre kadar sapmak sapıklıktır.

“Mü’min erkek ve Mü’min kadın için mümkün değildir ki Allah ve Rasul’ü, bir işe hüküm verdiğinde onlar, o işi kendilerine göre seçmiş olsunlar, kim Allah’a ve Rasulü’ne isyan ederse artık gerçekten apaçık bir sapıklıkla dalalete düşmüştür.” (Ahzab, 36)

Yüce Allah (cc) Kendisinin indirdiği, Rasulü’nün, hayatında pratize ettiği hükümleri iman eden kimseler için esas olduğunu bildirmiştir. Bu esası bırakıp kendilerince bir yol edinenler, yüce Allah’a ve Rasulü’ne isyan ederek sapıklık içerisinde dalalete düşen kimseler olarak cehenneme gireceklerdir.

“Ve kim, hidayet kendisine açıklanır da sonradan Rasul’e muhalefet eder ve Mü’minlerin yolundan başkasına tâbi olursa, döndüğü yola onu yöneltiriz ve cehenneme atarız; ne kötü bir sonuçtur!” (Nisa, 115)

Ancak ne acıdır ki, yüce Allah’ın tamamladığı ve iman edenlerin buna sarılmalarını, bunda tefrikaya düşüp sapılmamasını bildirdiği İslâm dinine sonradan girenler, tamamlanan bu yüce dini tefrikaya düşerek parçalara ayırmışlar, saparak şirke düşmüşlerdir.

“O’na yönelin ve O’ndan korkun, namazı kılın ve müşriklerden olmayın. O kimseler, dinlerinde tefrikaya düştüler ve grup grup oldular; her hizip yanında olan şeylerle sevinmektedir.” (Rum, 31-32)

Yüce İslâm dininde tefrikaya düşenler, yanlarından uydurdukları yalanlarla ve İsrailiyatın da katkıları ile Kur’an ve Sünnette bulunmayan bid’at ve hurafeleri İslâm dinine eklemişlerdir. Bu yalanlardan biri de kutsal geceler diye uydurulan gecelerdir.

Kur’an ve Sünnette uydurulmuş kutsal geceler yoktur

Rasulullah (as), yüce Allah’ın razı olup beğendiği İslâm dinini kendisinden sonrakilere bırakmış, iman edenlerin bu yüce dine sımsıkı sarılmalarını, buna bir ilave yapmamalarını tavsiye etmiş, dinin tamamlandığını bildirerek şu uyarıda bulunmuştur.

“Din adına uydurulan her şey bid’attır, her bid’at sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir.”

Yüce Allah’ın bildirdiği, Rasulullah (as)’ın hayatında yaşadığı hükümlerle hiçbir ilgisi bulunmayan, sultanların ve imparatorların, iman edenleri Tevhidi esaslardan saptırarak kendilerine kul, köle edinmek için -ki, padişahlar insanlara ‘Kullarım’ diye hitap etmişlerdir- sonradan uydurdukları kutsanmış geceler, İslâm nokta-i nazarında sapıklık ve dalalettir.

İslâm adına uydurulan, gerçekte ise İslâm ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayan, tamamen Hrıstiyanlık ve diğer sapık dinlerden esinlenerek kutlanan geceler, İslâm nokta-i nazarında bid’at ve sapıklıktır. Özellikle Kutlu doğum haftası adı altında, şarkı ve türküler söylenerek ve neredeyse dansöz oynatılacak şekilde kutlanan gün, İslâm’a ve Rasulullah (as)’a en büyük hakarettir.

Cahil ve sapık kimselerin, özellikle İslâm düşmanı tağutî sistemin Diyanet şebekesinin organize ettiği Kutlu doğum ve hasılı kutsanmış geceler, İslâmî esasları karıştırmaya, Tevhidi esasları gizlemeye yönelik bir gayretten başka bir şey değildir. Buradan hareketle konuya bakılacak olursa:

Yüce Allah’ın bildirmediği, Rasulullah (as)’ın örnekliğinde bulunmayan bir fiilin işlenmesi bid’attır. Rasulullah (as)’ın ifadesi ile İslâm’a sonradan eklenen her şey bid’at, her bid’at sapıklık ve her sapıklık cehennemdedir. Yüce Allah’ın bildirdiği üzere din kemale erdirilip tamamlanmıştır; tamamlanan İslâm dininde yüce Allah (cc), kendisinin nasıl razı edilebileceğini, kendisine hangi ibadetlerin yapılacağını, bütün teferruatlarıyla açıklamıştır.

Yüce Allah (cc), İslâm dininin kurallarını belirleyip ona göre hükümler koyan, kullarının uyacakları esasları bildirendir. İman edenlere düşen görev ve sorumluluk, yüce Allah’ın belirlediği kurallara, hiçbir katkı yapmadan teslim olmaktır. Yüce Allah (cc) tarafından açık bir şekilde beyan edilip bildirilen hükümlere katkı yapmak, bu hükümleri değiştirmek, bazılarını gizlemek ve kaldırmak, haddi aşmak, tuğyan etmek ve küfürdür.

İslâm dininin en güzel uygulayıcısı, Mü’minler için en güzel örnek olan Rasulullah (as), yaşadığı dönem içerisinde Ramazan ve Kurban bayramları dışında herhangi bir günü ya da geceyi kutlamamış, Müslümanlara da böyle bir tavsiyede bulunmamıştır.

İlk ayetlerle beraber Kur’an’ın bütününü alan, Miraç olayını bizzat yaşayan, Hicreti gerçekleştiren, doğduğu gün hakkında en iyi bilgi sahibi olan Rasulullah (as), bu önemli olayların hiçbirini kutlamamıştır.

Rasulullah (as), yüce Allah’ı razı etme konusunda herkesten çok duyarlı olduğu, Rabb’ini razı etmeye çalıştığı, O’nun rahmetini en fazla uman olduğu halde kendisine bildirilen esasların dışında yeni ibadet şekilleri icat etmemiş, kendisine bildirilenlerin dışında bir şey yapmamıştır. Çünkü o, kendisine bildirilenlerin dışında bir şey yapmasının Rabb’ine isyan olduğunu biliyordu.

“De ki: ‘Şüphesiz ben, dini O’na halis kılarak Allah’a gerçekten kulluk yapmakla emrolundum ve ben, Müslümanların ilki olmakla emrolundum.’

De ki: ‘Şüphesiz ben, şayet Rabb’ime isyan edersem, büyük bir günün azabından gerçekten korkarım. De ki: ‘Dinimi O’na halis kılarak Allah’a kulluk ediyorum.” (Zümer, 11-14)

Rasulullah (as), kendisine bildirilen ilahi hükümler dışında hareket etmemiş, bunlara bir ilavede bulunmamıştır. O, yaşam tarzı olarak yalnızca Kur’an’ı almış, onu ahlâk edinmiştir. Bu nedenle de ne Kadir ne Miraç ne Mevlüt ve ne de Regaip gecesi ya da kandili diye herhangi bir kutlama yapmamıştır.

Vahiyle ilk muhatap olan Rasulullah (as), Kur’an’ın kendisine indirilmeye başladığı geceyi ya da günü hayatı boyunca bir defa olsun kutlamamış, iman edenlere de böyle bir kutlama yapmalarını tavsiye etmemiş, en yakın arkadaşları da o tarihi bilmelerine rağmen ne kutlamışlar ne de kutlamayı tavsiye etmişlerdi.

Gerçek bu olduğu halde Rasulullah (as)’ın ağzından yalan uydurmayı din zanneden yalancı müfteriler, Hz. Aişe (r. anha)’nın Rasulullah (as)’a kadir gecesi ile ilgili soru sorduğunu, Rasulullah (as)’ın da ona ve bu konuda soru soranlara cevap verdiğini iddia ederler.

Müfterilerin iddialarına göre, Kadir suresi nazil olduktan sonra Hz. Aişe (r. anha), Rasulullah (as)’a “Ey Allah’ın Rasul’ü, Kadir gecesini idrak edersem o gecede ne yapayım” diye sorar. Rasulullah (as) ona, “Ya Aişe, o geceyi idrak edersen, ‘Allah’ım, affetmeyi seversin, beni de affet de” buyuruyor.

Kadir gecesi ile ilgili sorulan sorulara yine Rasulullah (as)’ın, “Kadir gecesini, Ramazan’ın son on gününde arayın” ya da “Kadir gecesini, Ramazan ayının son on gecesinin tek günlerinde arayın” şeklinde bir cevap verdiği rivayet edilmiştir.

Rasulullah (as)’ın, ilk ayetlerle muhatap olduğu muazzam bir tarihi, tam olarak hangi gün olduğunu hatırlamaması pek mümkün değildir. Şayet Rasulullah (as) açısından o gün çok önemli bir tarih olsaydı, o günü mutlaka söyler ve sene-i devriyesinde kutlardı ve kendisine soranlara bunu söylerdi.

Yüce Allah’ın, tarihini bildirmediği bir konuda, Rasulullah (as)’ın açık bir tarih vermesi elbette mümkün değildir. Çünkü Rasulullah (as), ancak kendisine bildirilenleri olduğu gibi bildirmekle mükellef tutulmuştur ki, Rasul olmak da ancak bunu böyle yapmayı gerektirir.

İslâm dininin tebliğcisi, Kur’an’a iman eden, onu hayat prensibi olarak alan Müslümanlar için yüce Allah’ı razı etme konusunda en güzel örnek olan, her yönüyle Müslümanlardan daha çok hassasiyet gösteren Rasulullah (as)’ın tarih belirtmediği bir konuda başka birilerinin, net bir tarih vermeleri mümkün değildir. Tarih vermeye kalkışanlar, haddi aşmış olacaklar ve konulan hükümleri bozdukları, olmayan şeyleri İslâm’a ekledikleri için yüce Allah (cc) indinde ağır bir sorumluluk altına gireceklerdir.

Şu bir gerçektir ki, yüce Allah’ın koyduğu hükümler üzerinde, -sıfatı ne olursa olsun- insanların tasarruf yapma hakları yoktur. Buna, Rasulullah (as)’da dahildir.

“Doğrusu neredeyse sana vahyettiğimiz şeyden başkasını Bize iftira atman için seni, gerçekten fitneye düşüreceklerdi ve o zaman seni dost edineceklerdi. Şayet gerçekten seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun neredeyse onlara biraz güvenecektin. O zaman sana hayatın iki kat ve ölümün iki katını tattırırdık, sonra bize karşı kendine bir yardımcı bulamazdın.” (İsra, 73-75

“Şayet o, bazı sözleri bize karşı söyleseydi, tarafımızdan onu alırdık sonra onun can damarını elbette keserdik. İşte o zaman sizden hiç kimse ona engel olamazdı.” (Hakka, 44-47)

Bu apaçık hükümleri tebliğ eden Rasulullah (as)’ın, bunlara aykırı hareket etmesi elbette mümkün değildir.

“Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayan kimseler dedi ki: ‘Bundan başka bir okuma ile gel yahut onu değiştir.’ De ki: ‘Kendi nefsimden onu değiştirip size iletmem benim için kesinlikle mümkün değildir. Doğrusu ben, ancak bana vahyedilen şeye tâbi oluyorum, şüphesiz ben, gerçekten Rabb’ime asi olursam, büyük bir günün azabından korkarım.” (Yunus, 15)

Yüce Allah’ın koyduğu hükümler üzerinde tasarruf yapmak, bu hükümleri değiştirmek yüce Allah’a karşı isyan, küfrü gerektiren bir fiil, büyük bir günah ve suçtur. Rasulullah (as) ve aklı başında hiçbir insan, -İslâm düşmanı olmadığı sürece- konulan ilahi hükümler üzerinde tasarrufta bulunamaz, değişiklik yapamaz.

Kadir gecesi

Kadir gecesinin, Ramazan ayının 27. gecesinde olduğunu iddia etmek, yüce Allah’ın dini üzerinde tasarrufta bulunmaktır ki bu, çok büyük bir sorumluluk ve suçtur. Gerçekten âlim sıfatına haiz olan kimselerin, böyle bir sorumluluk yüklenmeleri ve yüce Allah’a karşı suç işlemeleri mümkün değildir. Çünkü yüce Allah’ın buyurduğu üzere âlimler insanlar içerisinde Allah’tan en fazla korkanlardır.

“… Şüphesiz, kulları içerisinde ulema Allah’tan (hakkıyla) korkar. Muhakkak ki Allah, üstündür, çok bağışlayandır.” (Fatır, 28)

İlim ehli kimseler, yüce Allah’ın indirdiği esasları olduğu gibi kabul ve tasdik ederler, Rab’lerinden kendilerine bildirilenler üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunamazlar. Yüce Allah’ın indirdiği hükümler konusunda kuşkuya düşmek, bunlar üzerinde değişiklik yapmak ancak kalbinde hastalık olan münafık ve kâfirlerin işidir.

O ki, Kitab’ı sana indirdi; onun bazı ayetleri muhkemdir, onlar, Kitabın anasıdır ve diğerleri müteşabihdir. Ancak kalplerinde sapma bulunan kimseler, fitne amacıyla ve onu tevil etmek isteyerek onun Müteşabih olanlarına tâbi olurlar; onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde ileri gidenler derler ki: ‘Ona iman ettik, hepsi Rabb’imiz katındandır,’ akıl sahiplerinden başkası düşünmez.” (Al-i İmran, 7)

Ateşin refakatçılarını, meleklerden başka yapmadık ve onların sayısını inkâr eden kimseler için imtihan yaptık ki, Kitap verilmiş kimseler yakinen iman etsin ve iman eden kimselerin de imanları artsın. Kitap verilmiş kimseler ve Mü’minler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunan kimseler ve kâfirler de: ‘Allah, bu misalle ne bildirdi?’ desinler. Böylece Allah, dileyen kimseyi dalalete düşürür, dileyen kimseyi hidayete erdirir. Rabb’inin askerlerini O’ndan başkası bilemez; O, insanlar için ancak bir öğüttür.” (Müddessir, 31)

Müslüman âlimler, yüce Allah’ın indirdiği esaslara olduğu gibi teslim olurlar, bu hükümler üzerinde oynamaya hiçbir şekilde cesaret edemezler. Kadir gecesinin, Ramazan ayının 27. gecesi olduğunu âlimlerin söylediğini iddia etmek, İslâm âlimlerine atılan bir iftira ve hakarettir. Çünkü İslâm âlimleri, ayette de belirtildiği üzere Allah’ın “… kulları içerisinde ulema Allah’tan (hakkıyla) korkar.” ayetine mazhar olmuş kimseler olarak, Rab’lerinden kendilerine gönderilen hükümleri, muhkem ve müteşabih ayırımı yapmadan, kabul ederler ve “Ona inandık, hepsi Rabb’imiz katındandır” derler.

Kadir gecesi ile ilgili gün tespitinde bulunanlar âlim değil, İslâmî esasları karıştırmak isteyen, yüce Allah’a gereği gibi iman etmeyen, şeytanın yandaşları olan kimselerdir. İslâmî hükümlerle ilgisi bulunmayan her konuda verilen fetvalar, bu âlim diye nitelendirilen kişiler tarafından verildiği iddia edilmektedir.

Vitir namazının yatsıdan sonraya alınması, uyduruk bir sürü kutsal gecelerin uydurulması, bu gecelerde sabahlara kadar namaz kılanların bütün günahlarının affedileceği, zalim de olsa emir sahiplerine itaat edilmesi, hangi vatan olduğu açıklanmadan vatan uğruna ölenlerin şehit oldukları iddiaları da hep bu âlim diye nitelendirilen kişilere mal edilmektedir.

Yüce Allah (cc) Kur’an’da, her şeyi apaçık bir şekilde belirtmiş, kendisine nasıl ibadet edileceğini, -vakitleri ile beraber- bildirmiş, bu konuda Rasulü’nün en güzel örnek olduğunu, ona uyulmasını iman edenlerden istemiştir. Yüce Allah’ın bildirdiği esaslar dışında İslâm’a bir şey katmak, yeni ibadet şekilleri ihdas etmek, ifrat ve dini karıştırmaktır.

Günümüzde, İslâm’a karşı yapılan tepkilerin, ümmet arasındaki ihtilafların temelinde İslâmî hükümler üzerinde oynanan oyunlar, İslami kavramların anlamlarının değiştirilmesi, İslâm’a sonradan yapılan ekleme ve çıkarmalar yatmaktadır. Bu nedenle Rasulullah (as)’dan sonra ümmet arasından ortaya çıkan gruplara bakıldığında bunların taşıdıkları düşüncelerin, iddia ettikleri hususların, içerisinde bulundukları durumun İslâm dini ile Tevhidi esaslarla, Kur’an’la uzaktan yakından hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Gayri Müslim İslâmcı gruplar, önder edindikleri bel’amların, Tevhidi esasları gizleyip İslâmî hükümleri çarpıtarak Hakk’ı batılla bulaştırmaları sonucunda tahrif edilmiş dinlerden Hrıstiyanlık ve Yahudilik benzeri bir inanca sahiptirler. Bunların kutsadıkları geceler, kutlu doğum haftası vb. etkinliklerin hemen bütünü, bu tahrif edilmiş dinlerde var olan üretilmiş günlerin benzeri gün ve gecelerdir.

Gayri Müslim İslâmcı gruplar, taşıdıkları şirk ve küfür düşüncelerinin, içerisinde bulundukları bid’at ve hurafelerinin hiçbiri, Kur’an’a ve Rasulullah (as)’ın örnekliğine uymamakta, Tevhidi esaslarla taban tabana zıtlık taşımaktadır.

Âlim diye ortaya çıkan ya da kimi cahillerce öyle zannedilen kişiler, anlamadıkları konuları, kendi kısır mantıklarınca yorumlamaları, bazılarının da içerisinde yaşadıkları beşerî düzenlere yaranmaları, İslâm düşmanlarının İslami esasları bozma çalışmaları, insanlara yeni bir şeyler verme düşünceleri, en önemlisi de insanları Tevhidi esaslara yöneltmekten alıkoyma istekleri sonucunda İslâmî kavramlar değiştirilmiş, İslâmî hükümlerden birçoğu gizlenmiş, bazı uyduruk kutlu geceler üretilmiştir. Kadir gecesi de bu saptırmalardan nasibini almış ve olduğundan başka anlamlarla insanlara sunulmuştur.

Kur’an’da ve Rasulullah (as)’ın örnekliğinde ortaya konulan gerçeklere rağmen İslâm adına yeni ibadetler icat edenler, hem yeni bir din icat etmiş, hem de yüce Allah’ın üzerine iftira atmışlardır ki onlar, yüce Allah’ın rızasını değil ancak gazabını hak edeceklerdir. Nitekim yüce Allah (cc), dine katkı yapan bid’atçıları şöyle uyarmaktadır.

De ki: ‘Allah’a dininizi mi öğreteceksiniz; Allah, göklerde olanları ve yerde olanları bilir; Allah, her şeyi Bilen’dir.” (Hucurat, 16)

Yüce Allah (cc), razı olduğu İslâm dinini en iyi bilen, kullarının uyacakları esasları bildirendir. Mü’minlere düşen görev ve sorumluluk, Rab’lerinin belirlediği kurallara aynen teslim olmaktır. O’nun tarafından açık bir şekilde beyan edilip bildirilen hükümlere katkı yapmak, bu hükümleri değiştirmek, gizlemek ve kaldırmak, haddi aşmak, tuğyan ve küfürdür.

İslâm’da Kurban ve Ramazan bayramları dışında bir bayram yoktur

İslâm dininin en güzel uygulayıcısı, Mü’minler için en güzel örnek olan Rasulullah (as), yaşadığı dönem içerisinde, Ramazan ve Kurban bayramları dışında herhangi bir günü ya da geceyi kutlamamış, Müslümanlara da böyle bir tavsiyede bulunmamıştır.

Kadir suresi, bir bütün olarak her ne kadar çok açık hükümler içermese de iman eden Müslümanlar, yüce Allah’ın, Al-i İmran suresi 7. ayetinde buyurduğu gibi, O’nun tarafından indirilmiş olan hükümlerin hepsine iman etmişlerdir.

Surenin Açıklaması

1- Şüphesiz Biz, Kâdir gecesinde onu indirdik.

Bu gecede indirilenin Kur’an olduğu, Kur’an’ın diğer ayetlerinden anlaşılmaktadır. Bu konuda kimi tefsirlerde oldukça farklı görüşler yer almaktadır. Bazı tefsirciler, Kur’an’ın o gecede bir seferde dünya semasına indirildiğini, kimileri de ilk gönderilen ayetlerin o gecede indirildiğini iddia etmektedirler. Kur’an, bu konuyu şöyle bildirmektedir.

“Gerçekten Biz, mübarek bir gecede onu indirdik, şüphesiz Biz, uyarıcılarız. Onda, her hükmün emri, dağıtılır.” (Duhan, 3-4)

Kur’an’ın 23 senede tamamlandığı düşünüldüğünde, o gecede indirilenin Kur’an’ın ilk ayetleri olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu gecenin de Ramazan ayında olduğu Bakara, 185. ayetinde bildirilmekte, ancak Ramazan’ın hangi gecesi olduğu belirtilmemektedir.

“Ramazan ayı ki, insanlar için hidayet, apaçık belgeler, yol gösterici ve Furkan olarak Kur’an onda indirildi. Öyleyse sizden kim, o aya şahit olursa o, oruç tutsun ve kim, hasta yahut seferi olursa, o halde (tutmadığı oruç) sayısınca başka günlerde (tutsun), Allah size kolaylık ister, size zorluk istemez sayıyı tamamlamanız için ve size hidayet ettiği üzere Allah’ı büyükleyiniz, ta ki şükredesiniz.” (Bakara, 185)

Ayetlerde görüldüğü üzere Kadir gecesi, Ramazan ayının herhangi bir gecesidir ve o gecenin hangisi olduğu da ne yüce Allah (cc) ne de Rasulullah (as) tarafından belirtmiştir.

Yüce Allah (cc), kullarını ilgilendiren, onlardan yapmalarını istediği konuları çok açık ve detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Tevhidi esasların nasıl ve kimlere duyurulacağı, ibadetin nasıl, hangi zamanlarda yapılacağı, kimlere infak edileceği, Haccın nerede, nasıl eda edileceği, savaş ve barışın hangi hallerde yapılacağı, ganimeti paylaşmanın, evlilik, boşanma ve ticaretin nasıl yapılacağı, hangi fiillerin haram, hangilerinin helal olduğu, ahiret hayatında nelerle karşılaşılacağı çok açık bir şekilde belirtilmiştir.

Kadir gecesi konusunda, onda Kur’an’ın indirildiği, çok değerli olduğu, tan yeri ağarıncaya kadar ruh ve meleklerin Rab’lerinin izniyle indikleri haberi dışında bir açıklama bulunmamaktadır. Yüce Allah (cc), kullarından bu geceyi kutlamalarını, bu gecede herhangi bir ibadetin yapılmasını isteseydi onu da apaçık bir şekilde bildirirdi.

Bunalım, şirk ve küfür içerisinde bulunan insanlığa kurtuluş reçetesini getiren Kur’an’ın, indirildiği zaman dilimi elbette ki zamanların en değerlisidir. Ancak bu değer, gecenin bizzat kendisinden değil, içinde en büyük değer olan Kur’an indirilmesindendir.

Yüce Allah’ın günlerinin hiçbiri, diğerinden daha az ya da çok değerli değildir; gece ve gündüzlerin değerli ve değersiz oluşları yüce Allah’a göre değil insanlara göredir. Çünkü o gece ve gündüzlerden etkilenen insanlardır.

Gece ve gündüzlerin değerli ya da değersiz oluşları, o zamanlarda meydana gelen olaylardan dolayıdır. Kur’an’da, içerisinde mübarek Kur’an’ın indirildiği gece değerli, mübarek ve kadri yüksek bir gece olurken, Hud (as)’ın, Rasul olarak gönderildiği Ad kavmine yüce Allah’ın azabının gönderildiği gün de uğursuz olarak adlandırılmaktadır.

“Şüphesiz Biz, onların üzerine uğursuzluğu sürekli bir günde dondurucu bir rüzgâr gönderdik; insanları söküp atıyordu, onlar, tıpkı diplerinden sökülmüş hurma kütükleri gibiydiler.” (Kamer, 19-20)

Aynı şekilde Kıyamet gününde insanların ceza görmekten korktukları güne suratsız ve katı bir gün denilmiştir. Çünkü o gün günahkârlar için oldukça zor ve kötü bir gün olacaktır. Oysa iman edip imanlarına şirk bulaştırmadan Rab’lerini razı eden Müslümanlar için aynı gün bayram ve sevinç günüdür.

“Onu sevmelerine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. ‘Sadece Allah yüzü/rızası için size yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür istemiyoruz. Doğrusu biz, sert bakışlı kıyamet gününde Rabb’imizden korkarız.’

Bu yüzden Allah onları, o günün tahribatından korumuş, onlara güzellik ve mutluluk vermiştir. Sabrettiklerinden dolayı onların mükâfatları cennet ve ipektir!” (İnsan, 8-12)

Anlatılan bütün bu nedenlerle Kadir gecesi Müslümanlar için, herhangi bir gece ile kıyaslanamayacak kadar mübarek ve değerli bir gecedir.

2-3- Anlıyor musun nedir, Kâdir gecesi nedir! Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.

“Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” Kadir gecesinin bin aydan değerlidir ifadesi, gecenin içinde taşıdığı değerden almaktadır ki bu değer de Kur’an’ın o gecede indirilmesidir.

Kadir gecesinin değerinin bin aydan daha değerli olmasının ifade edilmesi, gecenin bizzat kendisinden değil o gecede, değeri maddi şeylerle ölçülmeyecek yücelikte olan Kur’an indirilmiş olmasındandır.

Duhan, 2-4, Bakara, 185. ayetlerde bildirildiği üzere o gecede Kur’an indirilmeye başlanmış, bu nedenle gece faziletli ve değerli kılınmıştır. Bir örnek verilecek olursa; kuyumcularda yüzlerce kutu vardır, hiçbiri diğerinden değerli değildir; ancak birisinin içine değerli bir pırlanta konulduğunda o kutu, şekil olarak diğerlerine benzediği halde diğer kutularla ölçülmeyecek kadar büyük bir değere sahiptir.

Müslümanlar için bütün geceler çok değerlidir

Kadir gecesinin değerli olması, diğer gecelerin değersiz oldukları anlamına gelmez. Müslümanlar için bütün geceler çok değerlidir, çünkü onların her gecesi, uykularını bölüp Rab’lerine yöneldikleri, gece vitir namazlarını kıldıkları, seher vakitlerinde Rab’lerine el açıp dilekte bulundukları zaman dilimidir.

Birazı hariç gece kalk! Onun yarısında yahut ondan biraz eksilt yahut onu artır ve düzenli şekilde Kur’an oku.” (Müzzemmil, 2-4)

“Ve gecenin bir kısmını, onu böylece ibadetle geçir, senin için fazladan olarak, ta ki Rabb’in seni övülmüş bir makama ulaştırsın.” (İsra, 79)

Bu ilahi uyarıya iman edenler için artık geceleri, ibadet ve dua ederek Rab’lerine huzur içerisinde yöneldikleri zamanlardır. Yüce Allah’a, gönderdiği Kur’an’a gerçekten iman edenler, Rab’lerinin rızasını kazanmak için her gecelerini namaz ve dua ile ihya ederler. İşte Rab’leri tarafından övülenler bunlardır.

“Şüphesiz Bizim ayetlerimize iman eden kimselere, onunla öğüt verildiği zaman secdeye kapanırlar ve Rab’lerini hamd ile tesbih ederler; onlar, büyüklük taslamazlar. Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korkarak ve umarak Rab’lerine dua ederler ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler.” (Secde, 15-16)

Gecelerini, Rab’lerine secde ederek ve kıyamda durarak geçiren kimselerdir.” (Furkan,64)

Yüce Allah (cc), gecelerini Rab’lerinin huzurunda ibadet ve dua ile geçirenler, O’nun rahmetini umanlar ile geceleri kalkamayanların bir olamayacaklarını bildirmektedir.

 “Yoksa o gece vakitlerinde kalkan, secde eden, ayakta duran, ahirete hazırlık yapan ve Rabb’inin rahmetini uman kimse midir! De ki: ‘Bilen kimseler bilmeyen kimseler eşit midir?’ Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alır.” (Zümer, 9)

Gecelerini, ibadetle geçirip seher vakitlerinde dua ve istiğfar edenlerin mükâfatları.

“Şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve pınarlardadırlar. Rab’lerinin, kendilerine verdiği şeyleri alırlar; gerçekten onlar, bundan önce güzel davrananlar idiler. Gecenin birazında uyurlardı ve seherlerde onlar, istiğfar ederlerdi.” (Zariyat, 15-18)

Yüce Allah (cc) gece ibadetleri ile ilgili hükümlerini apaçık bir şekilde bildirmiş, Müslümanları, bu ibadetler ile sorumlu tutmuş, bu ibadetlerini eda edenlerin cennetlerde en güzel bir şekilde ağırlandıklarını bildirmiştir.

Yılın neredeyse tüm gecelerini gaflet içerisinde uyuyarak geçirip uydurulan gecelerde, sabahlara kadar nafile namaz kılınması halinde kişinin, bütün günahlarının bağışlanacağını iddia edenlerin, Kur’anî hiçbir delilleri yok ve onlar bu delilsiz iddiaları ile yüce Allah’ın üzerine iftira atmaktadırlar.

Yüce Allah (cc), kimleri nasıl bağışlayacağını, kimleri cezalandıracağını çok açık bir şekilde bildirmiştir. O’nun bildirmediği bir konuda Allah adına yalan uydurmak küfür ve yalancılıktır ki, yüce Allah’a yalan uyduranlar, acıklı bir azaba gireceklerdir.

Kadir gecesi hakkında uydurulan iddiaların hiçbir gerçekliği bulunmamakta, Ramazan ayının 27. gecesini olduğunu kabul etmek, İslâm dinine katkıda bulunmak, bid’at üretmek ve yalan olan bir şeye tabi olmaktır ki bu, kişiye yüce Allah’ın rızasını değil azabını kazandırır.

4- Melekler ve Ruh, onda, Rab’lerinin izniyle her emir için inerler.

Yüce Allah (cc) Kâinatı, belli bir düzen içerisinde yaratmış, her şeyi yerli yerince yapmıştır. Kâinattaki varlıklar, kendilerine bildirilen kurallar çerçevesinde Rab’lerinin emrine göre hareket ederler ve hiçbir şekilde O’na isyan etmezler. Bunun tek istisnası insanlardır.

İnsanlar, Rab’lerinin bildirdiği hükümleri, sürekli olarak kendi hevalarına uydurmaya, o hükümleri değiştirmeye ya da inkâr etmeye kalkışmışlar, bu nedenle de onlara, her dönemde rasuller gönderilmiş, onlardan, Rab’leri yüce Allah’a gereği gibi iman etmeleri istenmiştir.

Melekler, Rab’lerinin izni ile hareket ederler, görevlerini en iyi şekilde yapmaya çalışırlar. Kâinatta meleklerin görev ve sorumlulukları farklı farklıdır; Kâinattaki işleri Rab’lerinin bildirdiği şekilde tanzim ederler. Bu gerçeği melekler şöyle ifade ederler.

“Biz, Rabb’inin emri dışında inmeyiz; önümüzde ne varsa, arkamızda ne varsa ve bunlar arasında ne varsa O’na aittir; Rabb’in, asla unutkan değildir.” (Meryem, 64)

“Melekler ve Ruh, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde O’na yükselir.” (Mearic, 4)

Meleklerin ne zaman yeryüzüne ineceklerini ancak yüce Allah (cc) bilir. Bu surede Kadir gecesine atıf olarak Melekler ve Ruh, onda, Rab’lerinin izniyle her emir için inerler,” buyrulmaktadır. Ancak o gecenin hangi zaman dilimi olduğu belirtilmemiştir. Bu durumda Müslümanların yapmaları gereken en iyi şey, yüce Allah’ın emrettiği gibi her geceyi ibadetle geçirmek, seherlerde O’na dua ederek istiğfar edip iltica etmektir. Çünkü o gece,

5- Esenliktir o, fecrin doğuşuna kadar!

Müslümanlar, her konu ve hususta Rab’lerinin emirlerine uygun hareket etmeli, O’nun belirlediği zaman dilimlerinde ibadetlerini yerine getirmeli, melekler gibi yalnızca Rab’lerinin izni ile hayatlarını düzenlemelidirler. İşte o zaman gerçek esenliğe, kurtuluşa ve saadete ererler, dünya ve ahirette Rab’lerinin kendilerine vereceği mükâfatları elde edebilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir