İslam’ı, samimiyetle öğrenmek isteyenlere tavsiyeler

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

İslam’ı, samimiyetle öğrenmek isteyenlere tavsiyeler

İslam’ı, yüce Allah’ın rızasına uygun bir şekilde öğrenme gayretinde olan insanlar, İslam’ı, ana kaynağı olan Kur’an’dan öğrenebilirler. Öğrendiklerini hayatlarına uygulamayı da ancak ve ancak en güzel örnek olan Rasulullah (as)’ın hayatından alabilirler. Bunun dışındaki her türlü yol ve yöntemler, ancak şeytana ya da şeytanın insan cinsinden yardımcılarına tabi olmaktan başkka bir şey değildir.

Kimi zaman sanal alemde gördüğüm ve bir kısmını da, fikir ve kişilik olarak yakından tanıdığım bazı belamların, Kur’an tefsiri ya da Kur’an dersleri Kur’an adı altında yaptıkları açıklamaları dinliyorum. Bazen bu Samiri soylu belamları eleştiriyorum, ancak zaman zaman gerek yüzyüze, gerekse sanal üzerinden bazı kişiler bana, gayet saygılı bir şekilde şöyle diyor ya da yazıyorlar:

"Dinimi, dinimin kaynağı Kur’an’ı öğrenmek istiyorum, bu nedenle de falan hocayı dinliyorum, bunda ne kötülük var? Dinimi başka türlü nasıl öğrenebilirim? Ben o kişilerin her söylediklerine katılmıyorum, ancak Kur’an açıklamalarını dinliyorum." diyorlar.

Bu kimselerin dinlerini samimiyetle öğrenmeye talip olduklarına inanıyorum, ancak gerek bugüne kadar birçok örneğini bizzat görüp şahit olduğum, gerekse piyasada oldukça fazla örnekleri bulunduğu üzere bu din simsarlarının insanlara gerçek anlamda İslam’ı ve Kur’an’ı öğrettikleri görülmemiştir.

O halde ey insanlar, samimiyetle ve gerçekten İslam’ı ve Kur’an’ı öğrenmek istiyorsanız, öncelikle tağut tarafından izin ve icazet verilerek kurulan şirk ve küfür yuvası vakıflardan uzaklaşın. İkinci olarak Samirinin günümüz belamlarını kesinlikle dinlemeyiniz! O şirk yuvalarına gitmeye ve o belamları dinlemeye devam ederseniz, öğrendikleriniz İslam olmayacak ancak bir sürü geleneksel kültür kalıpları olacak ve bu durumda yüce Allah’ın rızasını değil ancak gazabını kazanacaksınız.

Ey insanlar, Kur’an’ı ve buna bağlı olarak İslam’ı öğrenmek ve Rabb’inizi razı etmek istiyorsanız, yapacağınız şey, elinize alın bir Kur’an meali, nüzul sırasına göre okuyun. Şayet anlamadığınız ya da üzerinde tartışma yapılan Kur’ani kavramlar, kelime ya da konular çıkarsa bu durumda başvuracağınız yöntem;

1- Kur’an okumaya başladığınız zaman yanınızda mutlaka bir Kur’an fihristi ya da sözlük bulunsun.

2- Rabb’imizin buyurduğu üzere, sizden önce Kur’an’ı okuyan ve Tevhidi esasları kabul edip insanlara anlatan kişilere sorun. Bakınız yüce Rabb’imiz bu konuda size ne güzel yol gösteriyor.

“Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitabı okuyanlara sor. Andolsun, sana Rabbinden hak geldi, sakın kuşkulananlardan olma!” (Yunus, 94)

3- Anlaşılmayan kelime, konu ve kavramlar için benzer ayetlere bakınız, o kelime ve kavramın diğer ayetlerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığını inceleyiniz. Çünkü Kur’an birbirine benzer olarak indirilmiş ve tekrar tekrar açıklanmıştır.

“İşte böylece âyetleri döne döne açıklıyoruz ki ‘Sen ders almışsın’ desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice açıklayalım.” (En’am, 105)

“İşte Rabbinin doğru yolu budur. Biz, öğüt alanlar için âyetleri geniş geniş açıkladık.” (En’am, 126)

Çünkü HER İNSANDA KENDİSİNE TAPINILMA/TAPINDIRTMA (bu bazen saygı gösterilmesi/duyulması olarak ta tezahör edebilir; yani karşısında el pençe divan durulma anlamında) İHTİYACI VARDIR!.. İşte bu duygusunu bastırıp yalnız Allah’a ibadet edilmesi gerektiği bilincine varanlar: SİZİ ALLAH İLE, KUR’AN İLE BAŞBAŞA BIRAKMAKTAN onur duyarım, diyebilirler…uğunda bu kez hoca sapıtıp kalır.)

Çünkü HER İNSANDA KENDİSİNE TAPINILMA/TAPINDIRTMA (bu bazen saygı gösterilmesi/duyulması olarak ta tezahör edebilir; yani karşısında el pençe divan durulma anlamında) İHTİYACI VARDIR!.. İşte bu duygusunu bastırıp yalnız Allah’a ibadet edilmesi gerektiği bilincine varanlar: SİZİ ALLAH İLE, KUR’AN İLE BAŞBAŞA BIRAKMAKTAN onur duyarım, diyebilirler…

4- Rablerini razı etme konusunda samimi olan, tağutu reddedip Tevhidi esaslara iman eden insanlarla bir arada Kur’an okumaya ve Kur’ani kavramları tartışmaya çalışın. Samimiyet ve ihlâsınız nedeniyle inşaAllah, yüce Rabb’iniz size Kur’an’ı anlayacak bir feraset verecek, sizi doğrulara ulaştıracaktır.

“Ey inananlar, Allah’tan korkarsanız O size iyi ile kötüyü ayırt edici bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allâh büyük lütuf sahibidir.” (Enfal, 29)

5- Tağuti beşeri sistemleri destekleyen, reddetmeyen, Tevhidi esasları açıkça ortaya koymayan, tağuti sistemden izinli ve icazetli şirk ve küfür yuvalarında yuvalanan Samiri soylu belamları kesinlikle dinlemeyiniz ve onlara itibar etmeyiniz. Çünkü onlar, size ne gerçek İslam’ı ne de Kur’an’ı öğretebilirler.  Bunun nedenleri:

Birincisi, bu din simsarları Samiri soylu belamlar, şayet Kur’an’ı ve İslam’ı bilmiş olsalardı, öncelikle Tevhidi esaslara iman eder ve İslam’ı kendi hayatlarına uygularlardı. Oysa bu belamlar, Tevhidi esaslara iman etmedikleri için Kur’an’ın, reddedilmedikçe yüce Allah’ın sağlam kulpu olan Tevhide sarılmayacağını bildirdiği tağuta iman etmişler, tağutu reddetmedikleri gibi bu konuda soru sorulmasına bile izin vermemekte ve bu konuda soru soranları azarlamaktadırlar. Örnek verecek olursak;

Tağut konusunda sorulan sorulara, tağutun izin ve icazeti ile kurulan şirk yuvaları olan Süleymaniye ve Akabe vakıflarının baş belamları, adeta kükreyerek kızmışlar ve putun önünde ibadete duran putperestlerin Müslüman olduklarını, tağutu onaylamamanın Kur’an’a aykırı olduğunu söyleyebilme cüretini gösterebilmişlerdir.

İkincisi, insanlara Kur’an tefsiri yaptıklarını ya da İslam’ı öğrettiklerini iddia eden bu Samiri soylu belamlar, şayet Kur’an’ı ve İslam’ı gerçekten bilip iman etmiş olsalardı, şirk ve küfür yuvası olan vakıfların Sünnetullahta yeri bulunmadığını bilir ve orada bir saniye durmaz, Kur’an’ın reddedin diye emrettiği tağutu reddederek Tevhidi esasları insanlara alenen anlatırlardı.

Şamar oğlanı haline gelmiş tasavvufçular için ağızlarına geleni söyleyen Samiri soylu belamlar, iman etmenin önünde en büyük engel olan tağut konusunda darı yemiş karga gibi tıkanıp kalmaktadırlar. Bu belamlar, iman ettikleri tağutu insanlara anlatmayı, eleştirmeyi ve hele hele reddetmeyi kesinlikle kabul etmezler.

Üçüncüsü, buraya Sadık Türkmen’in yazdıklarını olduğu gibi koymak herhalde yeterli olacaktır. Sadık Türkmen, geniş çevre yelpazesi ile bu belamları iyi tanıdığı için şöyle diyor.

 “Bazı Hocalar insanlara KUR’AN MEALİ okumalarını önermesi neticesinde kendilerine bir getirisi ve artık onlara bir ihityaç olmayacağından dolayı; "Siz anlayamazsınız, siz Kur’an Mealleri ile sapıtırsınız, yanlış hükümler çıkarırsınız" gibi sözleriyle, aslında: BİZE GELİN, BİZDEN ÖĞRENİN demek istiyorlar. (Ama akıllı biri çıkıp; Hocam: Bu kez de sizin mealinize uymuş olmuyor muyuz, diye soru sorduğunda bu kez sapıtıp kalır.)

Çünkü HER İNSAN KENDİSİNE TAPINILMA/TAPINDIRMA (bu bazen saygı gösterilmesi/duyulması olarak tezahür edebilir; yani karşısında el pençe divan durulması anlamında) İHTİYACI VARDIR. İşte bu duygusunu bastırıp yalnız Allah’a ibadet edilmesi gerektiği bilincine varanlar: SİZİ ALLAH İLE KUR’AN İLE BAŞBAŞA BIRAKMAKTAN onur duyarım, diyebilirler.” (bu yazı facebook’tan olduğu gibi alınmıştır.)

Bu belamlar, Allah’ın ayetlerini kullanarak yazdıkları küçük küçük kitaplarla ceplerini doldurmaktadırlar.

“Vay haline o kimselerin ki, kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, ‘Bu Allâh katındandır’ derler! Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara, 79)

Dördüncüsü, bu samiri soylu belamlar, Kur’an’ı bilmezler, onların bildikleri bir takım kuruntular ve atalarından devraldıkları taklitçi bilgilerdir. Dikkat edilirse, Arapçasını okuyup çevirisini yaptıkları ayetlerin anlamları kendi anladıkları anlamlar değil, daha önceki atalarının ayetlere verdikleri anlamlardan başkası değildir.

Şimdi bütün gerçekler ortada iken bu kimselerden nasıl İslam ve Kur’an öğrenilecek, bunlardan öğrenilen bilgiler ne derece insanları İslami gerçeklere ve Kur’an’a yönlendirecek ve öğrenilenler ne derece yüce Allah’ın rızası kazanılacaktır?

Sonuç olarak Kur’an, adına yaraşır biçimde ancak temiz kaynaklardan ve şirke bulaşmamış temiz insanlardan öğrenilebilir. Müşriklerin, İslam’a hizmet etme hakları ve yetkileri yoktur.

“Müşrikler, nefislerinin küfrünü göre göre Allâh’ın mescidlerini şenlendiremezler. Onların yaptıkları işler, boşa çıkmıştır. Ve onlar, ateşte sürekli kalacaklardır.

Allâh’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayanlar şenlendirirler. Onların, doğru yolu bulanlardan olacakları umulur.” (Tevbe, 17-18)

www.mucahede.com

Ramazan Yılmaz: 2012.01.20

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*