Hümeze Suresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

Hümeze Suresi

Önsöz

Materyalistler, her değeri madde ile ölçen inançsız kimselerdir

Materyalizm, hayatı, olayları, eşyayı, hatta inancı bile maddeci mantıkla değerlendirir. Materyalistin değer yargısı, bakış açısı, ölçüsü yalnızca maddidir. Bu nedenle materyalistlerin ilahı, değer verip uğrunda her şeyi yapmayı meşru gördükleri tek şey maddedir.

Maddeyi ilahlaştıran materyalistler, beş duyu organları (göz, kulak, burun, dil ve deri) ile algılayamadıkları bir şeye inanmazlar. Bu durumları bile çelişkilerle dolu materyalistler, örneğin, ruhu görmedikleri halde insanın bir ruh taşıdığını söylerler.

Düşünmekten adeta korkan materyalistler, Kâinatta var olan nice ayetleri gördükleri halde bunun üzerinde düşünmezler. Düşünmek, aklın harekete geçmesi ile gerçekleştiğinden materyalistler, akıllarını çevirim dışı bıraktıkları için düşünme faziletinden yoksundurlar.

Materyalistlerin en düşük ve zavallı olanları ise, tağuttan izin alarak İslâm adına açtıkları şirk ve küfür yuvaları vakıf ve derneklerde yuvalanan ve Kur’an okuduklarını iddia edip din adına konuşan Samiri soylu bel’amlardır. Bunlar, Kur’an’ı kendi sülfi arzularını tatmin etmek için okur, Hakk’ı batıl ile karıştırıp insanları Allah yolundan alıkoyarlar.

Günümüzde materyalist mantıkla hareket eden kimseler, yüce Allah’ın Kur’an’da apaçık bir şekilde bildirdiği gerçekleri inkâr ederler. Bu nedenle materyalistler, Şakkul Kamer başta olmak üzere Hz. İbrahim (as)’ı ateşin yakmaması, Hz. Salih (as)’ın Deve, Hz. Musa (as)’ın denizi yarma, Hz. Meryem’in babasız çocuk doğurması, Hz. İsa (as)’ın çocuk iken konuşması, ölüleri diriltmesi, Hz. Muhammed (as)’ın Miraç vb. mucizeleri ile Hz. Süleyman (as)’ın Belkıs’ın tahtını çok uzak bir yerde göz açıp kapatıncaya kadar yanında görmesini, iman ettikleri materyalist mantıkları almadığı, yüce Allah’ı hakkıyla tanıyıp O’na iman etmedikleri, akli yeterliliğe sahip olmadıkları için inkâr ederler.

Akıl nimetini devre dışı bırakan Samiri soylu bel’amlar, Tevhidi esaslara iman etmediklerinden ilahi mesajı, materyalist kirlilikle kronikleşmiş beyinleri ile anlamaktan yoksundurlar. Bunlar, Kur’an’daki tüm mucizeleri inkâr etmeleri yanında bunlardan kimileri, yüce Allah’ın gaybı (haşa) bilmediğini, kimileri Hz. Âdem (as) ve Hz. İsa (as)’ın babalarının olduğunu ve daha nice şirk ve küfür kokan iddialar ileri sürerler.

Tarihsel süreçte, Tevhidi esasları inkâr eden, değer yargılarını ilah edindikleri maddeye göre oluşturan diğer bir grup materyalistler ise, mal ve sermaye sahipleridir. Sahip oldukları maddi güce dayanıp kendilerini toplumun üzerinde gören materyalistler, yüce Allah’ın gönderdiği Risalet önderlerini ve getirdikleri ilahi mesajı hep bu değer yargıları ile reddetmişlerdir.

 “Bir ülkeye bir uyarıcı göndermiş olmayalım ki, oranın varlıklı kimseleri: ‘Şüphesiz biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr ediyoruz’ demesinler. Ve dediler ki: ‘Biz malca ve evlatça daha çoğuz, biz azaba uğratılacaklar değiliz.” (Sebe, 34-35)

Üstünlüğü maddede gören materyalistler, kendilerine bilgi ve mal veren Rab’lerini unutmuşlar, O’nun tarafından gönderilen elçileri tanımamışlar, mallarıyla azgınlaşarak O’na şirk koşmuşlardır. Maddeyi ölçü edinip ilahlaştıran materyalistler, Tevhidi esaslara iman edenleri de küçümsemişler, onları hor görmüşlerdir.

“Nihayet kavminden ileri gelen inkârcı kimseler dedi ki: ‘Seni, bizim gibi bir insandan başka görmüyoruz ve kendileri bedevi görüşlü olan bizim rezil kimseler dışında sana tâbi olanı da görmüyoruz; sizin, bizim üzerimizde bir faziletinizi de görmüyoruz, aksine zannediyoruz ki siz yalancılarsınız.” (Hud, 27)

Mallarıyla şımarıp azgınlaşan varlık sahipleri, maddi güçlerini kullanarak yeryüzünde bozgunculuk yapmışlar, insanlara zulmetmişler, böbürlenerek Hakk’ı inkâr etmişlerdir. Yüce Allah (cc), elçileri vasıtasıyla insanları, bu bozguncu materyalistlere uymaktan men etmiştir.

“Haddi aşanların emrine tabi olmayın, o kimseler, yeryüzünde fesat çıkarır ve ıslah etmezler.” (Şuara, 151-152)

Tevhidi esaslardan habersiz, şirk ve küfür içerisinde bulunanların değer ölçüsü de maddi olduğundan, kendilerini Tevhidi esaslara, kurtuluşa davet edenlere değil, kendilerini Rab’lerine isyana sürükleyen maddi varlık sahiplerine tabi olurlar.

Nuh dedi ki: ‘Rabb’im, doğrusu onlar, bana isyan ettiler, malı ve çocuğu, hüsrandan başka bir şeyi artırmayan kimseye tâbi oldular.” (Nuh, 21)

Hayatın gayesi, mal biriktirip onunla böbürlenmek değildir; hayatın ve yaratılışın asıl gayesi, yüce Allah’ın verdiği bütün değerleri kullanarak yalnızca O’na kulluk etmek, verilen mal ve sermaye ile O’nu razı edebilmektir. Bunun dışına çıkanlar, Karun gibi yeryüzünde mallarıyla yerle bir olacaklar, Ahiret hayatında da o mallarıyla onların azapları artırılacaktır.

“Şüphesiz Karun, Musa’nın kavminden idi, ancak onlara azgınlık etti; ona, hazineler vermiştik ki, doğrusu onun anahtarları kuvvet sahibi bir topluluğa ağır geliyordu. Kavmi ona dedi ki: ‘Şımarma, şüphesiz Allah, şımarıkları sevmez. Allah’ın sana verdiği şeyden ahiret yurdunu iste, dünyadan da nasibini unutma, Allah sana ihsan ettiği gibi ihsan et, yeryüzünde bozgunculuk isteme, şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.’

Dedi ki: ‘Doğrusu bendeki bilgi sayesinde o bana verildi’ bilmedi mi ki şüphesiz Allah, ondan önceki kuşaklardan nicelerini helak etmiştir ki o kimseler, ondan daha kuvvetli ve çok kalabalıktılar; suçlulara günahlarından sorulmaz.

Nihayet onu ve onun çevresini yere batırdık, artık onun, Allah’a karşı ona yardım edecek bir grubu da olmadı ve kendine yardım edenlerden de olmadı.” (Kasas, 76-78,81)

Hayatın gayesini varlık sahibi olmakta görenler, bu gayelerine ulaşmak için her yolu meşru görür, gece gündüz demeden çalışırlar, yalan söyleyip insanları kandırırlar. Bunlar, hak hukuk tanımaz, helal haram bilmez, insanları köle gibi çalıştırır, haklarını vermezler.

Mal ve sermaye, insanın kurtuluşuna da helakına da neden olabilir

Mü’minler için mal ve servet, ancak yüce Allah’ı razı etme aracıdır; onlar, mallarını gece gündüz, gizli açık olarak infak ederek Rab’lerinin hoşnutluğunu kazanmaya çalışırlar.

Bollukta ve darlıkta infak eden kimseler, öfkeye hâkim olurlar, insanları affederler; Allah, güzel davrananları sever.” (Al-i İmran, 134)

Mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak eden kimseler, işte onların, Rab’leri indinde onlara mükâfat vardır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.” (Bakara, 274)

Mü’minler, sahip oldukları mallarının, kendilerine Rab’leri tarafından verildiğini, bu nedenle Rab’lerinin emrettiği hükümlere uygun kullanılması gerektiğini bilirler ve mallarını, iman ettikleri esaslara uygun bir şekilde infak ederek Rab’lerinin rızasını kazanırlar, Ahiret hayatında kurtuluşa ererler.

Mal ve serveti ilahlaştıranlar, tarihsel süreçte yüce Allah’a şirk koşup isyan etmişler, azgınlıklarında sınır tanımayarak ellerindeki mal ve sermayeleri ile insanlar üzerinde böbürlenmişler, yüce Allah’a yönelen insanlara da engel olmuşlardır. Bu durum, günümüzde de aynıdır, mal ve sermayelerini ilah edinen kimseler, Allah yoluna engel olmak için çalışmaktadırlar.

“Şüphesiz, inkâr eden kimseler, mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, fakat o harcadıkları sonra onlara keder olacak, sonra onlar, yenileceklerdir; inkâr eden kimseler, cehennemde toplanacaklardır.” (Enfal, 36)

Hümeze suresi, mala düşkün kişilerin, nasıl bozuk bir kişiliğe sahip olduklarını ortaya koymakta, bunların, insanları küçük gördüklerini, onlarla alay ettiklerini bildirmektedir. Malları ile böbürlenen varlık sahipleri, diğer insanları kıskanan, hor gören fesat kişilerdir.

Sure, gücü, mal ve sermaye birikiminde görenleri nasıl bir sonun beklediğini ortaya koymakta, bunların Hutame ateşine atılıp ebediyen orada kalacaklarını bildirmektedir.

İnsanlarla alay etmek, kâfir, müşrik ve münafıkların vasfıdır

Surenin Açıklaması

1- İftira ederek karalayan, ayıplayıp kusur arayan herkese yazıklar olsun!

Mal ve sermayeleri yüzünden iman etmenin hazzından mahrum olanlar, kendilerini diğer insanlardan üstün görür, maddi varlık olarak zayıf olan insanları beğenmezler. Onlar, varlıkları ile böbürlenerek kendilerinden zayıf gördükleri insanları her vesile ile kınarlar, onların aleyhlerinde konuşurlar ve onlarla alay ederler.

 “Şüphesiz, suç işleyen kimseler, iman eden kimselere gülerlerdi ve yanından geçtikleri zaman birbirlerine kaş göz ederlerdi ve yakınlarına döndükleri zaman neşeli dönerlerdi.” (Mutaffifin, 29-31)

Kendilerini üstün, yoksulları hor görüp küçümseyen materyalist kâfir ve müşrikler, iman edenlere yaptıklarını, kendi azgın yakınlarına anlatarak eğlenirler. Oysa asıl üstünlük malda değil, yüce Allah’ı gereği gibi tanıyıp O’na kulluk yapmakta ve Ahiret hayatında üstün olmaktadır.

Bak, onları nasıl kimini kiminden üstün yaptık, elbette Ahiret, dereceler bakımından daha büyüktür ve üstünlük bakımından da daha büyüktür.” (İsra, 21)

Müslümanlar, hiçbir nedenle insanlarla alay etmezler

İnsanları, kınayıp küçümsemek, onlarla kaş göz işaretleri ile alay etmek, hangi nedenle olursa olsun hoş olmayan, insani özellikler bakımından Müslümanlara yakışmayan çirkin bir davranıştır. İnsanlarla alay etmek, onları küçümsemek münafık ve müşriklerin vasfıdır. Yüce Allah (cc), bu tür davranışlarla, insanların hor görülmesini ve küçümsenmesini yasaklamıştır.

“Ey iman eden kimseler, bir topluluk (başka) bir toplulukla alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlı olabilirler ve kadınların bir kısmı (başka) kadınlarla (alay etmesin), belki onlar, kendilerinden daha hayırlı olabilirler. Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinizi (kötü) lakaplarla isimlendirmeyin; imandan sonra fasıklık ismi ne kötüdür ve kim tevbe etmezse, işte zalimler onlardır.” (Hucurat, 11)

Müslümanların, bilerek ya da bilmeyerek başkalarıyla alay etmeleri; öncelikle Müslümanlar arasındaki kardeşlik hukukunun zedelenmesine, onlar arasındaki birlik ve beraberliğin bozulmasına, onların birbirlerine olan güvenlerinin sarsılmasına ve aralarındaki sevgi ve saygı bağının zayıflamasına neden olur.

İkincisi, başkalarını küçümseyip onlarla alay edenler, yüce Allah’ın hükmüne karşı hareket etmiş olacaklar, bu durumda Mü’minlik sıfatından çıkıp zalimlerden olacaklardır.

Üçüncüsü, başkaları ile alay edip onları hor görerek küçümsemek, kâfir münafık ve müşriklerin vasfıdır; Müslümanların, böyle bir vasıftan kaçınmaları imani bir zorunluluktur. Çünkü başkaları ile alay etmek İslâmi kimlikle bağdaşmayan kötü bir davranıştır.

Dördüncüsü, alay etmek kâfir, münafık ve müşriklerin vasfı olduğundan böyle bozuk bir vasıf, iman eden, iman ettiği iddiasında olan kimselerde bulunmaz, bulunmamalıdır. İnsanların eksiklikleri ile eğlenmek, insanları hakir görmek, insanlık dışı bir davranıştır. Başkaları ile alay etmek, insana Rabb’ini anmayı unutturur, bu davranış, alay eden kişinin azap görmesine neden olur.

“İşte siz onları alay konusu edindiniz, hatta bana kulluk etmeyi size unutturdu ve siz onlara gülüyordunuz.” (Mü’minun, 110)

Yüce Allah (cc) tarafından kendilerine lütfedilen mal, sermaye, güç, güzellik ya da başka yeteneklerine güvenip insanları küçümseyenler, yüce Allah (cc) indinde gerçek üstünlüğün kimde olduğunu bilmeyen cahillerdir. Yüce Allah (cc), üstünlüğün her yönüyle iman etmekte olduğunu, gerçekten iman edenlerin üstün olduklarını bildirmektedir.

“Yılmayın ve üzülmeyin, gerçekten Mü’minler iseniz en üstün sizsiniz.” (Al-i İmran, 139)

“Kâfir kimseler için dünya hayatı süslüdür; onlar, iman eden kimselerden bazılarıyla alay ederler, sakınan kimseler, kıyamet günü onların üstündedirler. Allah, dileyen kimseye hesapsız rızık verir.” (Bakara, 212)

Asıl üstünlüğün yüce Allah’a iman etmede ve takvada olduğunu bilmeyen materyalist inkârcılar, yüce Allah’ın kendilerine verdiği mal ve sermayenin tümünün kendilerine ait olmadığını düşünmeden onunla sefa sürüp günlerini gün ederler.

Zenginlerin mallarında yoksul insanların hakları vardır, ancak zenginler, onların haklarını vermeyip gasp ederler, böylece kendilerine o malları veren Rab’lerine isyan ederler.

Onların mallarında bir hak vardır, düşkün ve yoksul için.” (Zariyat, 19)

O kimseler ki, onların mallarında bilinen bir hak vardır; düşkün ve yoksul için.” (Mearic, 24-25)

Yoksulların haklarını vermeyen materyalistler, Rab’lerine isyan eden kimselerdir

Hak sahipleri yoksullara haklarını vermeyen materyalistler, Rab’lerinin bu konudaki hükümlerini tanımamış, isyan etmişlerdir. Mal ve sermayeleri ile böbürlenip övünen materyalistler, Rab’lerine isyan edip şirk koşmuşlardır.

“Ve onun ürünü kuşatıldı, böylece sabahleyin ona harcadığı şeyler için kıvranıp dönüyordu ve o (bahçesi) çardakları üzerine yıkılmıştı: ‘Ah, keşke ben, Rabb’ime kimseyi ortak koşmasaydım,’ diyordu.

Allah’tan başka ona yardım eden bir topluluğu da olmadı ve kendisine de yardım edici olmadı.” (Kehf, 42-43)

Yüce Allah (cc) elbette yoksulların haklarını onlara bırakmayacak, hak sahiplerinin hakkını gasp edenleri, dünya ve Ahirette perişan edecektir. Tıpkı bahçe sahiplerini dünyada mallarını ellerinden alarak cezalandıran yüce Allah (cc), Ahirette de onlar için büyük bir azap hazırlamıştır.

Doğrusu Biz, onlara da bela verdik, bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi; o zaman sabah onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi. İstisna da yapmıyorlardı. Fakat Rabb’inden bir tufan, onu sardı ve onlar uyurlardı; derken budanmış gibi (oldu).” (Kalem, 17-20)

İşte azap böyledir ve elbette ahiret azabı daha büyüktür, şayet bilmiş olsalardı.” (Kalem, 33)

Kendilerine verilen nimetlerden hakkı olanların haklarını vermemek, verilen nimetleri ve o nimeti vereni de inkâr etmek ve küfürdür. Yüce Allah (cc), nimet verdiği kimseleri kendi başlarına serbest bırakmamış, onların, bu malı nasıl kullanacaklarını da onlara bildirmiştir.

Belirlenen ölçülere uygun hareket edip infak etmeyenlerin mallarını ellerinden alacak olan yüce Allah (cc), onları, hem dünya hayatında alçaltarak rezil etmiş ve edecek, hem de Kıyamet gününde azabın en şiddetlisine sokacaktır.

Yüce Allah (cc), toplumsal hayatın sağlıklı sürdürülebilmesi için insanlardan bazılarını, maddi imkânlar yönünden farklı kılmıştır

Kâinatı yaratıp hayatı düzenleyen yüce Allah (cc), insanlar arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi, hayatın saygı ve sevgi esasına dayalı olarak devam edebilmesi, ticaretin ve iş hayatında sürekliliğin sağlanabilmesi için insanlardan bazılarını, maddi imkânlar yönünden farklı kılmıştır.

Yüce Allah’ın verdiği mal ve sermaye, insanlar arasında ilişkilerin sağlıklı sürdürülmesi, toplumsal kaynaşmanın sağlanması içindir. Bu gerçekleri görmeyen materyalist kapitalistler, verilen her şeyin yalnızca kendilerinin olduğunu zannederler. Bu zan, yoksulların haklarını gasp etmek, toplumsal huzur ve kaynaşmayı bozup fesat çıkarmak, yüce Allah’ın hükümlerine isyan edip küfre girmektir.

Onlar mı Rabb’inin rahmetini taksim ediyorlar! Dünya hayatında geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini, kimine derecelerle üstün kıldık ki, biri diğerini çalıştırsın. Rabb’inin rahmeti onların topladıkları şeylerden daha hayırlıdır.” (Zuhruf, 32)

Yüce Allah (cc), insanlardan bazılarına fazladan verdiği rızkın nasıl kullanılacağını da onlara bildirmiş, buna göre hareket edilmesini emretmiştir. Kendilerine bildirilen ilahi buyruklar doğrultusunda hareket edenler, ellerindeki rızkı, çalıştırdıkları insanlarla eşit bir şekilde paylaştırmışlar, böylece insanlar, rızıkta eşit bir seviyeye gelmişlerdir.

Mülkiyette insanları, maddi yönden farklı kabul eden İslâm, rızıkta eşitliği esas alır,

Allah, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı, ancak üstün kılınan kimseler, kendi rızıklarını, ellerinin hakimiyeti altında olanlara vermiyorlar ki böylece onlar, onda (rızıkta) eşit olsunlar, Allah’ın nimetini mi bilerek inkâr ediyorlar!” (Nahl, 71)

Çalıştırdıkları insanlara, haklarını vermeyenler, onlarla eşit bir hayat sürmeyenler, yüce Allah’ın kendilerine verdiği nimete nankörlük yapmış, nimetleri inkâr etmişlerdir.

İnsanların haklarını vermeyip gasp edenler, doyumsuzluk içerisinde, hakları olmadığı halde ihtiyaçlarından fazla mal biriktirme yoluna gitmişlerdir. Bu doyumsuz ve açgözlülükle mal ve sermaye biriktirenler, üstün olacaklarını, dünyada rahat bir şekilde ebediyen yaşayacaklarını, bu yaptıklarının ve mallarının hesabını vermeyeceklerini düşünürler.

2-3- O ki, mal toplayıp onu sayıp durur; gerçekten malının onu ebedi yaşatacağı düşüncesinde.

Mal ve sermaye sahipleri dünya hayatında belli bir zaman rahat etmek gayesi ile sürekli olarak mal biriktirirler, sermayelerini çoğaltırlar. Ancak mal ve sermayeleri onları dünya hayatında hiçbir zaman üstün kılmaz, rahat da ettirmez. Onlar, birçok nedenle her zaman huzursuz ve sıkıntılıdırlar.

Mal ve sermayelerinin ellerinden gideceği, iflas edecekleri, daha fazla kazanma tamah ve hırsları nedeniyle sürekli bir gerilim ve sıkıntı içerisindedirler.

Çalıştırıp haklarını vermedikleri insanların nefretini kazandıkları için sevilmeyen, nefret edilen kimselerdir.

Daha fazla kazanma hırsı ile sürekli çalışmak zorundadırlar. Bunun sonucunda, Rab’lerinin emirlerine karşı duyarsızlaşırlar, birçoğu da sağlıklarından olurlar.

Mal ve sermaye biriktirme hırsıyla çok fazla çalıştıklarından eş ve çocuklarına ayırdıkları zamanları çok az olur, aile bağları zayıf ve aile içinde huzursuzdurlar. Bu kimselerin, sınırlı bir çevreleri ve yaşantıları vardır.

Bunlar haset eden kimselerdir; bu nedenle başkalarından üstün olma düşüncesi ile kendileri gibi varlık sahiplerini kıskanırlar.

Belli bir mali güce sahip olanlar, gözleri dönmüş bir halde diğer insanları hep küçümserler, onlardan üstün olduklarını düşünür, toplum içinde böbürlenerek hareket ederler.

Onlara şu iki adamı misal olarak anlat, ikisinden birine iki üzüm bağı vermiş ve ikisinin etrafını hurmalarla çevirmiş, aralarında ekin bitirmiştik. Her iki bağ yemişlerini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemiş, aralarından bir de nehir akıtmıştık. Onun, çokça geliri vardı; bu nedenle arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki; ‘Ben malca senden fazlayım ve adamca da güçlüyüm.’

Bağına girdi ve o, kendisine zulmetti; dedi ki: ‘Bunun ebediyen yok olacağını gerçekten zannetmiyorum ve Saatin/Kıyametin vuku bulacağını da zannetmiyorum, şayet Rabb’ime döndürülsem, elbette ondan daha hayırlısıyla değiştirilmiş olanını bulurum.(Kehf, 32-36)

Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanarak” kıyametin kopmayacağını iddia eden materyalistler, kendilerine ölüm ansızın geldiğinde ve hesap gününde o zorlu hesapla yüzyüze geldiklerinde ne kadar yanıldıklarını anlayacaklar, ancak bu anlamalarının onlara hiçbir faydası olmayacaktır.

“Helak olduğu zaman malı ona fayda sağlamaz.” (Leyl, 11)

“Ve o gün, cehenneme getirilir; o gün insan hatırlar ve onun hatırlamasının tam zamanı!” (Fecr, 23)

Mal, dünya hayatında imani hazdan yoksun kişilerin kibir ve azgınlığını artırdığı, onları insani değerlerden mahrum bıraktığı gibi Ahiret hayatında da onları acı bir azaba sürükler. Mal, aslında dünya hayatının süsü ve geçici eğlencesidir; insanlar, mallarının bir sınanma vesilesi olduğunun bilincinde hareket ederek, gereği gibi kullanarak bu sınavı kazanabilir, Rab’lerini razı edebilirler.

 “Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın ve kim bunu yaparsa işte onlar, hüsrana uğrayanların kendileridir.” (Münafikun, 9)

Mallarının kendilerine niçin verildiğinin bilincinde hareket edenler, mallarını kullanarak Rab’lerinin rızasını kazanacaklardır.

“En çok sakınan ondan uzaklaştırılacaktır. O ki, malını vererek temizlenir ve o, yanındaki bir kimseye, bir nimet karşılığında vermez, yalnızca yüce Rabb’inin yüzünü/rızasını ister. Elbette yakında o, razı olacaktır.” (Leyl, 17-21)

Allah yolunda harcanmayan mal ve sermaye, insanın ancak azabını artırır

İmandan yoksun ya da iman noktasında sıfıra yakın bölgede bulunanlar, üstünlüğü malda görerek biriktirdikçe biriktirirler, Allah yolunda harcamazlar, infak etmezler. Allah yolunda vermeyip biriktirdikleri para, mal ve sermayeleri ile ancak azaplarını artırmaktadırlar.

“Altın ve gümüşü yığan kimseler ve Allah yolunda onları infak etmeyenler, işte onlara acıklı bir azabı müjdele. O gün cehennem ateşinde o (biriktirdiklerinin) üzeri ısıtılır; onunla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır: ‘Nefisleriniz için biriktirdiğiniz şeyler budur; o halde yığmış olduğunuz şeyleri tadın!” (Tevbe, 34-35)

Allah yolunda verilmeyen mal ve sermaye, para ve mülkiyet, insana dünya hayatında huzur vermediği gibi Ahiret hayatında da insan için ancak azap artırıcıdır.

“Helak olsun iki eli Ebu Leheb’in ve helak oldu; onun malı ve kazandığı şeyler ona fayda sağlamadı; yakında o, alevli ateşe atılacaktır.” (Tebbet, 1-3)

Materyalistlerin mal biriktirme hırsları, onları öyle acıklı bir azaba sürüklüyor ki, onların hırsları ve haklarını yedikleri insanların nefretleri oranında şiddetli olacaktır. Bu öyle bir ateş ki, gönüllerinde maddeden başka bir şeye yer vermeyen materyalistlerin gönüllerine işleyecek derecede şiddetli olacaktır.

4-7- İyi bilin ki o, andolsun Hutame’ye atılacaktır; anlıyor musun nedir, Hutame’nin ne olduğunu, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir ki o, gönüllerin üzerine çıkar.

Gönülleri sarıp kavuran ateş, materyalistlerin canları ile beraber gönüllerindeki hırsı, hasedi, tamah ve doyumsuzluğu da yakacaktır. Onlar dünyada nasıl ki maddeden başka bir şey düşünmüyor idiyseler, ateşte de azaptan başka bir şey göremeyecek ve tadamayacaklardır.

8-9- Şüphesiz o, onların üzerine kapatılacaktır, uzatılmış direkler arasında.

Kur’an’daki ifadeler ve benzetmeler oldukça önemli vurgular yapmaktadır. Bu anlamda cehennem adları, içine girecek kişilerin sıfatlarına göre isim almaktadır. Bunlara birkaç örnek verilirse:

Tevhidi gerçekleri, inatçı bir tavırla hiçe sayarak böbürlenen, kendilerini güçlü ve üstün görüp büyüklenerek azgınlıklarının zirvesine ulaşanlar, bu inatlarına uygun olan Sakar azabına gireceklerdir.

Malı, parayı ve altını çok sevip bunları Allah yolunda harcamayanlar, paraya ve mala olan düşkünlüklerine uygun bir ceza olarak Hamiye azabına gireceklerdir.

Müslümanları dünya hayatında ateşte yakan zalimler, yangın anlamına gelen Harik azabına gireceklerdir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Hümeze suresinde de mal biriktirip sayan, para pulu çoğaltıp duran, insanlarla alay eden kişilerin girecekleri azap Hutame’dir. Onlar, bu azap içerisinde tıpkı hayvanlar gibi direklere bağlı olarak kalacaklar.

Burada verilen misal oldukça dikkat çekicidir; hayvanlar, bağlı oldukları yerde önlerine konulan yemleri yerler, cehennemdekiler de tıpkı hayvanlar gibi ateş içerisinde, bağlı oldukları yerde Kur’an’da, kendilerine verileceği söylenen yiyecekleri yiyeceklerdir. Bu yiyecekler; zakkum ve kaynar sudur.

Şüphesiz Zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir; erimiş maden gibi karınlarda kaynar, sıcak suyun kaynaması gibi.” (Duhan, 43-46)

Şu bir gerçektir ki, herkes kazandığı ile sorumlu tutulacak, herkese hak ettiği karşılık verilecektir.

Bugün her nefis, kazandığı şeylerin karşılığını görür, bugün zulüm yoktur, şüphesiz Allah, hesabı çabuk Gören’dir.” (Mü’min, 17)

Selam olsun, hayatları da dahil dünyevi tüm değerlerini, Rab’lerini razı edebilmek için Allah yolunda harcayanlara! Selam olsun, Kur’anî esaslara göre hareket edenlere!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir