Hayatın Öncelikleri (Allah'ın rızası mı, dünya hayatı mı?)

İnsan, yaşamı boyunca öncelediği, önem verip peşinden koştuğu, hoşlanıp edinmeye çalıştığı kimi değerlere yönelir ve yaşamını öncelediği o şeye göre düzenler. İnsanın yaşamını belirlediği bu gaye, aynı zamanda onun kimliğini ve geleceğini de belirler.

Dünya hayatı, insanın kendisi için öncelediği değeri elde etmesine yarayan bir alandır. Bu alanda, yapılan çalışmalar, doğrultusunda hareket edilen esaslar, söylenen sözler ve elde edilmeye çalışılan değerler ne ise, insan onunla vasıflanır, ona göre kimliğini belirler.

Kur’an-ı Kerim, insanı, hayatında öncelediği şeye göre vasıflandırarak iki sınıfa ayırır. Bunlar, yüce Allah’ı razı etmeye çalışanlar ve dünya hayatını gaye edinenlerdir.

Kur’an, yüce Allah’ı razı etmeye çalışanları mü’minler olarak isimlendirmekte ve onlar için büyük bir mükafatın bulunduğunu müjdelemekte; dünya hayatını gaye edinenleri ise kafir, fasık, müşrik, münafık ve zalimler olarak vasıflandırmakta ve onlar için de büyük bir azabın bulunduğunu bildirmektedir.

İnsan, yaşamı süresince, kendi özgür iradesiyle, ya yüce Allah’ı razı etmeye ve ahiret saadetini ve mükafatını kazanmaya çalışır ya da dünya hayatına razı olup nefsini ya da başkalarını razı etmeye ve bunun sonucunda zillet içinde cehennemde yanmaya çabalar. Kur’an’ın açıkça bildirdiği gibi, insan aynı anda hem yüce Allah’ı razı etmeye, hem de dünya hayatını ve süsünü kazanmaya çalışamaz. Kur’an, her ikisini kesin çizgilerle, birbirinden ayırmıştır. Buna göre insan, ya dünya hayatını ve süsünü, yüce Allah’ın rızasını kazanmak için feda edip ebedi saadete ve kurtuluşa ulaşacak ya da yüce Allah’ın rızasını ikinci plana atıp dünya hayatını ve süsünü elde edip zillet içinde cehenneme yuvarlanacak.

Kur’an-ı Kerim, önce dünya hayatının ve süsünün ne olduğun, yüce Allah’ın rızası karşısında ne ifade ettiğini açıklar, insanları yapacakları tercih konusunda uyarır, ardından yapılan tercihlerin insana ne getireceğini bildirir. Böylece yüce Allah’ın rızasını ya da dünya hayatını kazanma tercihini insanın kendi özgür iradesine ve seçimine bırakır.

“Dünya hayatı, tıpkı gökten indirdiğimiz bir suya benzer; insanların ve hayvanların yediği arz bitkisi o su ile birbirine karıştı, nihayet yer ziynetini takınıp süslendiği ve halkı da ona sahip olduklarını zannettikleri sırada birden emrimiz ona gece ya da gündüz geldi; dün sanki o hiç şenlenmemiş gibi, onu kökünden biçilmiş yaptık. İşte ayetleri düşünen bir kavim için böyle açıklıyoruz.”(10 Yunus, 24)

“Bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs ve aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. (Bu) tıpkı bir yağmura benzer ki, bitirdiği ot, çiftçilerin hoşuna gider; sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap, Allah’tan bir mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.”(57 Hadid, 20)

“Dünya hayatı, bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanıp korunursanız (Allah) size mükafatınızı verir ve sizden mallarınızı istemez” (47 Muhammed, 36)

“Biz yeryüzündeki şeyleri, kendisine süs olsun diye yarattık ki, onlardan hangisinin daha güzel iş yaptığını deneyelim.” (18 Kehf, 7)

“Bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız birer fitnedir. Muhakkak ki büyük mükafat Allah’ın yanındadır.” (8 Enfal , 28)

“Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür; kalıcı olan salih hayırlar, Rabb’inin katında sevapça ve umutça daha hayırlıdır.” (18 Kehf, 46)

“Ey iman edenler, mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar, ziyana uğrayanlardır.” (63 Münafikun, 9)

“Mallarınız ve evlatlarınız bir fitnedir; büyük mükafat Allah’ın yanındadır. Öyleyse gücünüzün yettiği kadar Allah’tan sakının, dinleyin, itaat edin ve nefsiniz için hayırdan (maldan) infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa ermiştir.” (64 Teğabun , 15-16)

“Size verilen her şey, dünya hayatının geçimi ve süsüdür; Allah’ın yanında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Akletmiyor musunuz?” (28 Kasas , 60)

Yüce Allah( cc ), dünya hayatını ve süsünü, mal ve evladın konumunu, bunların, insan için neler ifade ettiklerini ve kendi katında durumlarını açıkça bildirdikten sonra, dünya hayatında yüce Allah’ı razı etmek için çalışanlara verilen nimetleri kendi arzuları doğrultusunda kullananların durumunu da şöyle açıklar:

“O halde kendisine güzel bir söz verdiğimiz ve muhakkak ona kavuşacak olan kimse, sırf kendisine dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet günü (ateşte) hazır bulundurulacak olan insan gibi midir?” (28 Kasas , 61)

Bu açık uyarılara kulak verip yüce Allah’ın rızasını önceleyenler akleden kimselerdir, geçici bir zevk için dünya hayatını ve süsünü önceleyenler ise aklını kullanmayan kimselerdir.

İKİ AYRI YAŞAM TARZI, İKİ AYRI DÜNYA

Yüce Allah’ın rızasını önceleyenler ve dünya hayatını önceleyenler; işte apayrı iki gaye ve apayrı iki yaşam tarzı! Mü’minler, bu yaşam tarzlarından birini (ilkini) seçmek durumundadırlar.

“Nefsini, sabah akşam Rab’lerinin rızasını dileyerek davet yapanlarla beraber tut; gözlerin, dünya hayatını ve süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan alıkoyup nefsinin arzusuna uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye itaat etme.” (18 Kehf, 28)

Allah’ın rızasını dileyerek davet yapanlar ve dünya hayatı ve süsünü isteyerek nefsine uyanlar; dünya yaşamında iki ayrı ve zıt talep… İkisinin ortası yoktur. Ya Allah’ın rızası, ya da dünya hayatı ve süsü… Kişi, yaşamında yalnızca bir tanesini öncelemek zorundadır. Mü’minler, yüce Allah’ın rızasını önceleyip onun gereklerini yerine getirirlerken, mü’minler dışındakiler, dünya hayatı ve süsünü önceleyip o doğrultuda çalışırlar.

Dünya ve süsünü isteyenler ile Allah’ı ve rızasını isteyenler o denli birbirinden ayrıdır ki, bunlardan birini tercih eden birisi, diğerini tercih eden biri ile safını netleştirmek durumundadır.

“Bizi anmaktan yüzçeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden yüzçevir .”(53 Necm , 29)

“Onlar sadece dünya hayatının dışını bilirler; ahiretten ise gafildirler.” (30 Rum, 7)

“Onlardan bazılarına, onları denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme! Rabb’inin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” (20 Taha , 131)

Birbirine zıt, birbirinden tamamen ayrı iki gaye, iki konum ve iki ayrı yaşam biçimi; yüce Allah’ın rızası ve dünya hayatının ve süsünün cazibesi!.. Biri olduğu zaman diğerlerinin olmadığı, biri istenildiği zaman diğerinin reddedildiği, biri öncelendiği zaman diğerinin ikinci plana itildiği iki farklı yaşam tarzı…

“Hayır siz, acele (geçen dünya) yı istiyorsunuz, ahireti bırakıyorsunuz.” (75 Kıyamet, 20-21)

“Kim ahiret ekinini istiyorsa, onun ekinini artırırız; kim dünya ekinini istiyorsa ona da dünyadan bir şey veririz, fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.” (42 Şura, 20)

Yüce Allah’ın rızasını ve buna bağlı olarak ahiret nimetlerini istemek ile dünya hayatını ve süsünü isteyip dünya nimetlerinden yararlanmak duygusu o kadar birbirinden farklı ki, aile hayatını bile belirleyip etkilemektedir. Eşlerden birisinin dünya hayatı ve süsünü istemesi, Kur’an’a göre, boşanma nedeni olabilmektedir. İşte her şeyde en güzel örnek olan Rasul’e ve onun şahsında mü’minlere yapılan açık uyarı:

“Ey peygamber, eşlerine söyle: ‘Eğer siz, dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a ( mehiri ) nizi vereyim ve sizi güzellikle bırakayım. Eğer siz, Allah’ı, onun Rasulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, Allah, sizden güzel davrananlara büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (33 Ahzap , 28-29)

Birbirine zıt, birbirine aykırı iki ayrı yaşam tarzına sahip olan insanların bir arada yaşaması, aynı çatı altında barınması; taleplerin, beklentilerin, amaç ve hareketlerin farklılığı açısından mümkün değildir. Böylece bir birliktelik huzursuzluk ve sıkıntı doğuracaktır. İşte bu nedenle Kur’an, böyle iki ayrı yaşam tarzına sahip olan insanların ayrılmalarını ve herkesin kendi dünyalarında yaşamalarını öngörmektedir.

Mü’minler, yüce Allah’ı razı etmeyi gaye edindikleri ve yaşam tarzlarını da buna göre düzenledikleri için, dünya hayatını ve süsünü esas alıp o yönde bir yaşam tarzına sahip olanlara hiçbir zaman özenemezler. Çünkü Karun örneğinde (28/76-82) görüldüğü gibi, dünyayı gaye edinenlerin sonu hüsrandır.

“Onların ne malları, ne de evlatları seni imrendirmesin; Allah, bunlarla dünya hayatında azap etmek ve kafir olarak canlarının çıkmasını istiyor. Sizden olduklarına Allah’a yemin ediyorlar; oysa onlar sizden değiller, fakat onlar korkak bir topluluktur.” (9 Tevbe , 55-56)

Dünyayı gaye edinenler, müslümanlardan olduklarını ifade etmiş olsalar bile bu, onların Müslüman oldukları için bir delil değildir. Müslüman olmak, yüce Allah’ı razı etmeyi esas alan bir yaşam sürmektir.

Kur’an, dünya hayatı ve süsü ile Allah’ın rıza ve mükafatını apaçık bir şekilde ortaya koyduktan ve tercihi insana bıraktıktan sonra yüce Allah’ın rızasını kazanmaya çalışanların ve dünya hayatını ve süsünü isteyenlerin durumlarını, vasıflarını ve sonuçta karşılaşacakları durumları belirtir.

YÜCE ALLAH’IN RIZASINI İSTEYENLER

İnsan, mü’min de olsa, kafir de olsa, dünya hayatında mutlaka bir yaşam sürecek; evlenecek, çoluk çocuk sahibi olacak, mal ve mevki elde edecek, dostlar, arkadaşlar edinecek, hayatını idame etmeye çalışacaktır. Bu, yaşayan her insan için kaçınılmazdır. Ancak şu da bir gerçektir ki insan, başıboş bırakılmamış (75/36) , boş yere yaratılmamış (23/115, 38/27) , aksine belli bir amaç için yaratılmıştır ki bu amaç, ancak ve ancak yüce Allah’a kulluk yapmaktır (51/56) .

Yüce Allah’ın rızasını kazanmak isteyenler, yaradılış gayelerine ve fıtratlarına uygun olan Kur’ani esaslar doğrultusunda bir yaşam sürerler, kendilerine Rab’leri tarafından bahşedilen her şeyi yine Kur’ani esaslar doğrultusunda kullanırlar. Bu tür bir yaşam, yüce Allah’ın rızasına uygun olduğu için dünyada bir güzelliktir. Bu yaşam için öngörülen mükafatların elde edilmesi de ahirette bir güzelliktir. Bu güzelliklere talip olanları yüce Allah övmektedir.

“O( insa ) nlardan kimi: ‘Rabb’imiz, bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver ve bizi ateşin azabından koru’ derler.” (2 Bakara, 201)

Dünyada da güzellik, ahirette de güzellik; işte yaşamanın asıl anlamı ve iki dünyada insana yakışır biçimde yaşamanın, izzet ve şeref sahibi olmanın tek ölçüsü… Yüce Allah’ı razı etmenin, iki dünyada da güzellik içinde yaşamının temel şartı, indirilen esaslar doğrultusunda hareket etmektir.

kur’an-ı Kerim, dünya hayatında yüce Allah’ı razı etmenin ve ahirette umulan güzelliklere ulaşmanın nasıl olması gerektiği ile ilgili özellikleri şöyle sıralamaktadır.

a- Ahireti isteme arzusu taşımak:

“Kim de ahireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir.” (17 İsra , 19)

Ahireti isteyip ona yaraşır biçimde çalışmanın nasıl olacağını Kur’an, Rasulullah (as)’ ın örnekliğini göstererek açıklar:

“ Andolsun sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın Rasulü en güzel örnektir.” (33 Ahzap , 21)

Rasul Hz . Muhammed ve diğer tüm rasuller , yüce Allah’ın rızasını önceleyen, bu öncelemenin nasıl ve ne şekilde olacağını yaptıkları mücadelelerle ortaya koyan en güzel örneklerdir. İmanın hazzına ulaşan, yüce Allah’ın rızasını dünyevi değerlerin üstünde gören mü’minler, iman edişlerinin gereği olarak rasulleri örnek edinip onlara uymakla mükelleftirler. Ancak bu durumda iman iddiaları gerçek olabilir.

b- Şehit olma arzusu ile hareket etmek:

“İnsanlardan öylesi de var ki, canını, Allah’ın rızasını kazanmaya satar; Allah da kullara karşı çok şefkatlidir.” (2 Bakara, 207)

“ Mü’minlerden öyle erkekler var ki, Allah’a verdikleri sözde durdular; onlardan kimi adağını yerine getirdi, kimi de beklemektedir, sözlerini değiştirmemişlerdir.” (33 Ahzap , 23)

Mü’minler için dünya, ahirete giden yol üzerinde, kısa bir süre için dinlenme yeridir. Onlar, asıl menzillerinin ahiret olduğu bilinci ile hareket ettiklerinden kısa süreli dinlenme yerlerinin yapay güzelliğine, süsüne, göz boyayan cazibesine aldanmazlar. Çünkü gidecekleri menzilde, dünyadaki bu aldatıcı güzelliklerin gerçekleri ve en iyileri mevcuttur. Bu nedenle, bir an önce asıl menzillerine ulaşmak için çalışırlar, bütün maddi ve bedeni değerlerini bu uğurda ortaya koyarlar. Onlar dünyada Allah’ın rızası için verdiklerinin ahirette karşılığını kat kat fazla alacaklarını çok iyi bilmekteler.

“Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu (söz) Allah’ın üzerine bir borçtur; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da ! Kim Allah’tan daha çok sözünde durabilir? Öyleyse O’nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. İşte bu, büyük başarıdır.”(9 Tevbe , 111)

c- İman-amel bütünlüğünü sağlamak:

Bu büyük başarıya ulaşmanın yolu, dünya hayatında, yüce Allah’ın rızasını önceleyip gece-gündüz demeden, hiçbir güçten ve şeyden korkmadan en güzel örnek olan risalet önderleri ve Tevhid erleri gibi vahyi esaslar doğrultusunda yaşamak, bu esasları insanlara ulaştırmaktır.

“(Bunlar), tevbe eden, ibadet eden, hamdeden , ( cihad ve hicret için) seyahat eden, rukü eden, secde eden, iyiliği emredip kötülükten meneden ve Allah’ın (ortaya koyduğu) hudutlarını koruyan insanlardır. Mü’minleri müjdele.” (9 Tevbe , 112)

Mü’minler, değer yargılarını ve ölçülerini, Kur’ani esaslar doğrultusunda yüce Allah’ın rızasını önceleyerek belirledikleri için, doğal olarak dünyevi yaşamlarını da ona göre düzenlerler. Bu, mü’minler için iman-amel, teori-pratik bütünlüğüdür. Bu bütünlüğü sağlayan mü’minler, mallarını ve canlarını ideale ve en iyiye ulaşmak için kullanırlar, sevdikleri maddi, bedeni ve tüm fikri değerleri bu uğurda verirler. Çünkü onlar, parçacı bir mantıkla Kur’an’a yaklaşılmayacağını, hükümlerin bir bölümünü alıp bir bölümünü bırakmakla yüce Allah’ın razı edilmeyeceğini bilirler. Bu nedenle tüm yaşamlarını iman ettikleri esaslara göre düzenlerler.

“Yüzlerinizi doğu ve batıya çevirmeniz iman (ideale kavuşmak=iyilik) değildir. Ancak iman (ideali ulaşmak= iyilik) o ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere inanan; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara, düşkünlere ve tutuklu olanlara veren; namaz kılan, zekat veren; yaptıkları andlaşmaları yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler; işte doğru olanlar, işte muttakiler onlardır.” (2 Bakara, 177)

d- infak etmek:

Kur’an, insanların çok önem verdikleri, peşinden koştukları, uğrunda büyük fedakarlık yaptıkları, kimi insanların, neredeyse tapındıkları mal ve servet üzerinde çok durur ve mü’minleri bu konuda uyararak, mal ve serveti, yüce Allah’ın rızası doğrultusunda kullanmalarını tavsiye eder.

“Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardığımızın iyilerinden infak edin, kendinizin göz yummadan alamayacağınız kötü şeyleri infak etmeye kalkmayın. Bilin ki Allah, zengindir, hamde layıktır.”(2 Bakara, 267)

“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek imana ulaşamazsınız. Ne infak ederseniz Allah onu bilir.” (3 Al-i İmran , )

İnsan sevdiği kimseye, en iyi ve en güzel şeyleri vermek ister; böylece sevdiği kimseyi razı edip ona yaklaşmaya çalışır. Yüce Allah’ı sevenler ve O’nu razı etmeyi yaşamlarında önceleyenler de en iyi değerlerini Allah için verirler.

Bu, iman etmenin ve imanda samimi olmanın, en önemlisi de yüce Allah’ı çok sevmenin bir ifadesi ve göstergesi, ahiret hayatında kurtuluşa ulaşma arzusudur. Bu arzularında ve imanlarında ve yüce Allah’a duydukları sevgide samimi olurlar:

“Adaklarını yerine getirirler, şerri salgın olan bir günden korkarlar; yoksula yetime ve esire yedirirler ve ‘Biz sise sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz, çünkü biz, suratsız, çok katı bir günden dolayı Rabbi’imizden korkarız’ (derler). Allah da onları, o gününden şerrinden korumuş ve sevinç vermiştir.” (76 İnsan, 7-11)

e- Aynı gaye için çalışanlarla beraber olmak:

Dünya hayatının temel gayesini kavrayan, bu gaye için vahyi esaslar doğrultusunda hareket eden, yaşamlarında yüce Allah’ı razı etmeyi her şeyin üstünde gören mü’minler, aynı gaye için çalışan diğer mü’minlerle beraber olmayı imani bir görev bilirler ve onlarla beraber olmak için çalışırlar.

“Herkesin yöneldiği bir yönü vardır; o halde hayırda yarışın, nerede olsanız Allah, sizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (2 Bakara, 148)

Yüce Allah’ı razı etmeyi öncelikli görev görenler, dünya hayatlarında bu amacın tahakkuku için, bütün değerlerini ortaya koyarak çalışırlar. Onların, samimiyetle sürdürdükleri bu çalışmaları sonuncundan yüce Allah( cc ), onları bir araya getirecektir. Yüce Allah’ın razı edilmesi, O’nun hükümlerinin yaşanılması ve hayata uygulanmasıyla mümkündür. Yüce Allah’ın hükümlerinin uygulanması ise, bireyi aşan, aynı amacı paylaşan bireylerin bir araya gelmesiyle mümkün olan bir sorumluluk ve görevdir. Bu nedenle, aynı gaye uğrunda çalışanların bir araya gelip cemaatleşmeleri imani bir zorunluluktur.

“Topluca Allah’ın ipine sarılan ayrılmayın…” (3 Al-i İmran , 103)

“Allah’a ve Rasulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, gücünüz gider. Sabredin, elbette Allah, sabredenlerle beraberdir.” (8 Enfal , 46)

Mü’minler bu ilahi uyarılara kulak verip hiçbir şekilde ihtilafa düşmemeli, birbirlerinden ayrılmamalıdırlar. Aksi halde, zillet içine düşer, perişan olur, dünya hayatını gaye edinenlerin oyuncağı olurlar.

İslami esasların hayata egemen kılınarak yüce Allah’ın razı edilmesi, mü’minlerin elbirliği ile hareket etmeleri, cemaat olmaları, sırdaşlık ve velayet hukukunu oluşturmaları ile mümkündür. Ancak cemaat olmak; sırdaşlık ve velayet hukukunu oluşturup devam ettirmeleri, mü’minlerin , kardeşlerini kendi öz nefislerine tercih etmeleri ve Rasulullah (as)’ ın buyurduğu “ kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmeyen kamil imana erişemez ” düstur doğrultusunda hareket etmeleri ile mümkündür.

Ve onlardan önce o yurda yerleşen, imana sarılanlar, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğindin korunursa, işte onlar felaha ulaşanlardır.” (59 Haşr , 9)

f- Vahye teslim olmak:

Yaşamlarında yüce Allah’ı razı etmeyi önceleyen mü’minlerin en önemli özelliği, Rab’lerinden gelen mesaja hemen teslim olmaları ve onu pratize etmeleridir.

“Mü’minler onlardır ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, onlara ayetler okunduğu zaman imanları artar ve Rab’lerine tevekkül ederler.” (8 Enfal , 2)

“Aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve Rasulüne çağırıldıkları zaman mü’minlerin sözü ancak: ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felaha ulaşanlar onlardır.” (24 Nur, 51)

“Ve onlara Rab’lerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman onlara karşı sağır ve kör olmazlar.” (25 Furkan , 73)

“Rabb’imiz, biz, ‘Rabb’inize inanın’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik…” (3 Al-i İmran , 193)

İşte, yüce Allah’ı razı etmeyi önceleyen mü’minlerin başlıca özellikleri kısaca bunlardır.

DÜNYA HAYATINI VE SÜSÜNÜ İSTEYENLER

Yüce Allah’ın rızasını isteyenler bölümünde de belirtildiği gibi, yaşayan her insan için hayatı idame ettirmek bir zorunluluktur. Bu, yaşamın gereğidir; ancak burada önemli olan husus, yaşamın hangi hususlar doğrultusunda idame ettirileceğidir. Bu husus, insanın dünya ve ahiret saadeti için çok önemlidir. Yukarıda, yüce Allah’ın rızasını önceleyenlerin vasıflarını belirtmiştik. Bu bölümde ise, yaşamlarında, dünya hayatını ve süsünü önceleyenlerin vasıflarını ve sıfatlarını belirteceğiz.

a- Yaşamı dünyadan ibaret gören kafirler:

Hayatı, yalnızca dünyadan ibaret gören ve gününü gün eden kafirler, ahireti inkar ederler. Bu nedenle onlar, yaşamlarını ve değer yargılarını ona göre biçimlendirir, ona göre hareket ederler.

“Dediler ki: ‘Ne varsa dünya hayatımızdır, ölürüz, yaşarız. Bizi başka şey değil, ancak zaman helak eder.’ Onların bu konuda bilgileri yoktur. Onlar ancak zannediyorlar.” (45 Casiye , 24)

Bunlar için tek amaç, dünya hayatını en iyi şekilde değerlendirmektir. Bu nedenle tüm güçleriyle dünya yaşantılarını en işi şekilde geçirmek için çalışırlar; Allah’a ve ahiret gününe iman etmezler. Bunlar, sayıca çok azdırlar.

b- Üstünlüğü mal ve servette gören müşrikler:

Dünya hayatını ve süsünü yaşantılarında önceleyen ve her şeyin bu dünyada olduğunu sananlar, yalnızca yüce Allah’ı ve ahireti inkar eden kafirler değildir. Bu düşüncede olan asıl çoğunluk; yüce Allah’ı ve ahiret gününü de kabul eden müşrik, münafık, fasık ve mürtedlerdir. Bunlar, yüce Allah’ı ve ahiret gününe iman ettiklerini sözel olarak ifade etmelerine rağmen yaşantılarında hiçbir zaman bunu önemsemez ve öncelemezler.

Müşrikler, Allah’a ve ahiret gününe iman ettiklerini ifade etmelerine rağmen üstünlüğü mal ve servette görürler ve her şeyi ona göre değerlendirirler. Bu konuda en iyi örnek, Kehf, 32-42. ayetlerinde belirtilen adamın durumudur. Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği mal ve serveti üstünlük nedeni gören, bu nedenle arkadaşını küçümseyen, bu servetin yok olmayacağını ahirette de kendisine bu servetin daha iyisinin verileceğini iddia eden bu müşrik adam, yüce Allah’ın bu serveti elinden alması karşısında: “Ah keşke Rabb’ime kimseyi eş koşmasaydım” (18/42) diyerek dünya malına meyledip onu üstünlük vesilesi görmenin şirk olduğunu itiraf etmiştir.

Dünya hayatı ve süsünü yaşamın gayesi görüp onu üstünlük vesilesi sayan müşrikler, bu malın, Allah yolunda ve O’nun belirlediği esaslar doğrultusunda kullanılması için kendilerine verildiğini unutarak şirk koşmaktadırlar. Kendilerine:

“Allah’ın sana verdiği (servet) içinden ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma; Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et, yeryüzünde bozgunculuk isteme; çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” (28 Kasas , 77)

Denildiği zaman onlar, daha çok alçalarak küfürlerine ve isyanlarına devam ederler, yüce Allah dan onlara bir bela göndererek onları helak eder.

Mal ve serveti üstünlük vesilesi sayan ve yaşamlarında bunları önceleyen müşriklerin: “Allah yürü ya kulum demiş mal vermiş, Allah malı sevdiği kimseye verir.” vb ifadeleri, yüce Allah’a açıkça iftira etmektir. Oysa yüce Allah( cc ):

“O yaşatıldıkları zevk-u sefa kendilerine hiçbir fayda sağlamaz.” (26 Şuara , 207)

“Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah onlara dünyada, bunlarla azabetmeyi ve canlarının kafir olarak çıkmasını istiyor.” (9 Tevbe , 85)

Buyurarak, malın, yüce Allah yolunda kullanılmaması halinde, kişi için bir musibet olduğunu ortaya koymuştur.

“…. Altun ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlara acı bir azabı müjdele! O gün cehennem ateşinde bunların üzeri ısıtılır; bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır. ‘İşte nefisleriniz için yığdıklarınız, yığdıklarınızı tadın’ denir” (9 Tevbe , 34-35)

c- Mal ve mülke çok düşkün olan münafıklar:

Mala olan sevgi ve düşkünlük nedeniyle, infak etmekten ve Allah yolunda harcamaktan kaçınmak münafıkların karakteristik özelliklerindendir. Mal, yüce Allah’ı razı etmek için kullanılması gereken bir araçtır. Ancak kimi insanlar, bu gerçeği gözardı etmekte, elde ettikleri malı daha lüks ve rahat yaşamak için harcamakta, infak etmekte kullanmamaktadırlar. Bunlar, kimi zaman gösteriş yapmak için verdikleri malı da istemeye istemeye vermektedirler. Bu nedenle de yaptıkları hayır boşa gitmektedir.

“Harcadıklarının kabul edilmesine engel olan şey, onların Allah’a ve Rasulü’ne karşı nankörlük etmeleri, namaza üşene üşene gelmeleri ve istemeye istemeye sadaka vermeleridir.” (9 Tevbe, 53)

“Allah’ın Rasulü’nün arkasından oturmakla sevindiler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmadılar: ‘Sıcakta sefere çıkmayın’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşi daha sıcaktır!’ keşke anlasalardı.” (9 Tevbe , 81)

Dünya hayatında daha rahat yaşama düşüncesi, kimi insanların Allah yolunda infak etmelerini engellemekte, infak edenlerin ise istemeye istemeye ya da çok az bir mal verdikleri görülmektedir. Böyle yapanlar, ancak münafıklardır.

d- Mal kazanma endişesini Allah ve Rasul’e tercih eden fasıklar :

Kimi insanlarda mal kazanıp zengin olma düşüncesi, yüce Allah’ı razı etme hassasiyetinin önüne geçmektedir . Böyle bir düşünce taşıyan kimselere Kur’an, fasıklar adını vermektedir.

“De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler, size Allah’tan, Rasulü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, o halde Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, fasık toplumu hidayete iletmez.” (9Tevbe, 24)

Allah’a ve Rasulü’ne iman ettiklerini iddia etmelerine rağmen dünyevi değerlerine ticaret ve kazançlarına daha çok önem veren ve yaşamlarında bu değerleri, Allah’ın emirlerinden daha çok önemseyenler ancak fasıklardır . Çünkü doğrular kendilerince bilinmesine rağmen onlar, doğrudan saparak ayrılmışlar, önemsiz olan dünyevi değerlere yönelmişlerdir. Bu nedenle onlar hidayete ulaşamamışlardır.

e- Dünya hayatı ve hevai arzuları uğruna Allah’ın emirlerini terkeden mürtedler :

Nefsi arzu ve isteklerini tatmin etmek, dünya hayatında zevk ve sefa sürmek için yüce Allah’ın emir ve yasaklarını ikinci plana itip bırakan kimseler, haktan yüzçevirip batıla yönelmeleri nedeni ile mürteddirler .

“Onlara şu adamın haberini de oku; kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan ayrılıp şeytana tabi oldu; böylece azgınlardan oldu. Şayet isteseydik onu ayetlerle yükseltirdik; ancak o yere saplandı ve hevasına tabi oldu. Onun misali şu köpek gibidir ki, üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünürler.” (7 A’raf , 175-176)

Basit isteklerin, geçici zevklerin ve kısa bir hayat için, kurtuluşa ulaştıran, ebedi bir mutluluğu bahşeden yüce Allah’ın emirlerini terketmek , alçalıp seviyesizleşmek ve ebediyen cehennemi boylamaktır. Bu ise, akledenlerin yapamayacakları bir şeydir.

Dünya hayatını ve süsünü yaşamlarının temel gayesi görenlerin ortak vasıf ve durumları:

1- Dünya hayatını isterler, ahireti bırakırlar.

Dünya hayatını ve süsünü yaşamlarının temel gayesi görenler ve bu uğurda çalışanlar, sözel olarak ifade etmeseler de, davranışlarındaki dünyaya düşkünlüklerinden, dünyayı isteyip ahireti bırakmaktadırlar.

“Hayır siz, acele (geçen dünya) yı seviyor, ahireti bırakıyorsunuz? (75 Kıyamet, 20-21)

“Onlar, acele (geçen dünya) yı seviyorlar da önlerindeki ağır günü bırakıyorlar.” (76 İnsan, 27)

Dünya hayatını önceleyenler, kendilerini doğru yolda sanıp ahirette de nimete kavuşacaklarını sansalar da, ahirette onlar için ancak cehennem ateşi vardır.

“Kimler dünya hayatını ve süsünü isterse, onlara oradaki çalışmalarını tam veririz ve onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar, ama onlar için ahirette yalnız ateş vardır ve yaptıklarının hepsi orada boşa çıkmış, amelleri batıl olmuştur.” (11 Hud , 15-16)

2- Sürekli olarak mallarının artırılmasına çalışırlar.

Dünya hayatını sevenler, azla yetinmezler, daha çok mal ve daha çok servet isterler ve bunun için durmadan çalışırlar, ancak ahiret için hiçbir çalışma yapmazlar.

“O ki mal yığdı, onu saydı durdu.” (104 Hümeze , 2)

“Ona bol mal verdim, göz önünde oğullar, kendisine bollaştırdıkça bollaştırdım; hala daha da artırmamı umuyor. Hayır o, ayetlerimize karşı inat etti.” (74 Müddessir , 12-15)

Malı dünya hayatlarının temel gayesi görenler, yüce Allah’a ve O’nun indirdiği Kur’ani esaslara iman ettiklerini sözle ifade etseler de, pratikte bu esasları hayatlarında yaşamazlar, ayetlerin buyruklarını yerine getirmemek için direnirler, hatta kendi çarpıklıklarına ayetlerden delil getirmeye çalışırlar.

3- Kurani ayetleri, dünyevi çıkar elde etmek için çarpıtırlar:

Dünyada maddi olarak lüks bir yaşam sürmek isteyen kimselerden bazıları bu emellerine Kur’an ayetlerini alet ederler, ayetlerde olmayan şeyleri, ayet imiş gibi gösterirler; amaçları, inanan insanları istismar edip sömürmektir.

“Onlardan bir grup var ki, Kitab’ta olmayanı, siz Kitab’tan sanasınız diye dillerini Kitab’a eğip bükerler ve: ‘O, Allah katındandır’ derler. Oysa Allah katından değildir. Allah’ın üzerine yalan söylerler.” (3 Al-i İmran , 78)

“Vay haline o kimselerin ki, Kitab’ı elleriyle yazıp az bir paraya satmak için: ‘Bu Allah katındandır’ derler. Ellerinin yazdıklarından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (2 Bakara, 79)

Maddi gelir elde etmek ya da toplum üzerinde üstünlük kurmak amacıyla Kur’ani esasları saptıranlar ya da Kur’an’da olmayan bir şeyi, Kur’an’danmış gibi gösterenler, Kur’an’ın anlaşılması ve İslami esasların gereği gibi yaşanması önünde en büyük engeldirler. Bunların yeri ancak cehennemdir.

“Allah’a yalan uyduranların kıyamet günü yüzlerinin simsiyah kesildiğini görürsün. Kibirlenenler için cehennemde bir yer yok mudur (sanıyorsun)? (39 Zümer , 60)

4- Ayetlerin bir bölümünü alır, çıkarlarına dokunan ayetleri bırakırlar:

Maddeyi ilahlaştırıp onu elde etmek uğruna her şeyi yapanların başka bir özellikleri de işlerine gelen ayetleri ya da kendi konumlarına zarar vermeyecek ayetleri alıp çıkarlarına dokunan ya da kendilerinden fedakarlık isteyen ayetleri bırakmalarıdır.

“… Siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezası dünya hayatında alçalmaktan başka nedir? Kıyamet gününde de (onlar) azabın en şiddetlisine itilirler. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. Onlardan azab hiç hafifletilmez ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz.” (2 Bakara, 86)

SONUÇ OLARAK

Dünya hayatını gaye edinenler, yaşantılarını bu amaç doğrultusunda düzenlerler. Bunlar, yüce Allah’a iman ettiklerini ifade etmiş olsalar da, namaz, oruç, hac vb bir kısım ibadetleri yapıp bazı ayetleri dillerinden düşürmeseler de sonuç olarak yüce Allah’ın rızasını kazanmayı ikinci plana itmiş, dünya hayatını öncelemişlerdir. Bunlar, Kur’an’ın tanımlaması ile kafir, müşrik, münafık, fasık ve mürteddirler . Bunlar, dünyadaki varlıklarıyla beraber cehennemi boylayacaklar.

Yaradılışın temel gayesi olan yüce Allah’a kulluğu yaşamlarının her alanında yerine getiren; canını, malını ve bütün değerlerini bu uğurda kullanan, kendilerine indirilen Kur’ani esaslara, hiçbir sıkıntı duymadan teslim olan kimselere de Kur’an mü’min demekte, Müslümanlar olarak cenneti, mağfireti ve ahiretin nimetlerini müjdelemektedir. Onlar, dünyada yaşarken ahiret için ve ahirete yaraşır biçimde yaşamış ve çalışmış kimselerdir. Allah’ın rahmeti ve bereketi yüce Allah’ın rızasını kazanmak için çalışanların üzerine olsun. Yüce Allah’ın laneti ve gazabı da yaşamlarında dünya hayatını önceleyenlerin, yüce Allah’ın rızasını ikinci plana itenlerin ve Allah’ın ayetlerini çarpıtanların üzerine olsun.

Ramazan Yılmaz:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*