Halkın Muhtırası ve Cumhuriyetin İflası

 

Anadolu topraklarını, Kemalist dikta rejimi tarafından işgal edildiği günden bugüne kadar Anadolu halkı, bu zorba rejimi ve onun dayatıcılarını hiçbir zaman sevmemiş, halk dikta rejimine karşı olan  bu tavrını her vesile ile göstermeye çalışmıştır.

Anadolu halkı, tıpkı diğer dünya halklarının yaptıkları gibi, ülkeyi işgal eden dikta rejimini bir hamlede yerle bir ederek layık olduğu çöplüğe fırlatabilir, ancak askerde kendi evlatlarının bulunması ve emniyet teşkilatının Anadolu halkının evlatlarından oluşması nedeniyle bir eyleme kalkışmaları halinde karşılarına bu vatan evlatlarının çıkartılacağını ve ülkede kardeş kanının akacağını çok iyi bildikleri için silahlı eylemlerle rejimi yok etmek istememektedirler.

Anadolu halkının, işgalci Kemalist zorbalığın Anadolu topraklarını işgaline son vermek istemesi halinde, halk evlatlarının silahları gölgesinde kahramanlık postuna girerek halkın inanç değerlerine, gelenek ve göreneklerine düşmanlık yapan, her vesile ile halka karşı kin ve düşmanlığını ortaya koyup saldıran Kemalist generaller ve diğer laik zorbalar ülkeden ilk kaçacaklar arasında olacaklardır. Bu durumda, geride kardeş kavgası bırakacak olan zorbaların bu kirli oyununa gelmemek için Anadolu halkı dikta rejimine karşı kin ve nefretini seçimlerde ortaya koymaktadır.

Anadolu halkı, zorba rejime karşı beslediği kin ve nefretini seçimlerle en iyi şekilde göstermekte, bu zorba rejimden ve onun koruyucularında memnun olmadığını bu şekilde belirtmektedir. İşte bu nedenle Anadolu halkı, her seçimde dikta rejiminin koruyucularına şamar atmakta onları hezimete uğratıp yerin dibine sokmaktadır.

Dikta rejiminin koruyucuları, her on yılda bir yaptıkları kanlı ihtilallerle ya da aba altından gösterdikleri sopalarla verdikleri muhtıralarla ya da son zamanlarda olduğu gibi sanal e-maillerle yayınladıkları muhtıralarla Anadolu halkını sindirmeye çalışmışlardır. Ancak Anadolu’nun kahraman halkı, eline geçirdiği en küçük bir fırsatta inancına düşman, kültür değerlerine yabancı olan dikta rejiminin koruyucularının kirli suratlarına en ağır şekilde halkın deyimi ile “Okkalı bir Osmanlı Tokatı”nı yapıştırmıştır.

İşgalci rejimin kurucuları tarafından kurulan CHP’Yİ 1950 seçimlerinde hezimete uğratan Anadolu halkı, bu tarihten sonra zorba rejimi korumaya soyunanları her fırsatta tokatlamış, onlara olan kin ve nefretini her vesile ile ortaya koymuştur. Bu durumu hazmedemeyen zorba güçler de her fırsatta Anadolu halkından intikam almaya çalışmıştır. Dikta rejimi koruyucuları, 1960 yılında yaptıkları kanlı ihtilal ile halkın destek verip iktidar yaptığı Başbakan Adnan Menderes’i ve arkadaşlarını idam ederek akılları sıra hem halktan intikam almışlar, hem de halkı sindirmeye çalışmışlardır.

1960 yılında yaptığı kanlı bir ihtilal ile halkın seçtiği başbakanını ve yardımcılarını yiyen dikta rejiminin, zulüm ve baskısına boyun eğmeyen Anadolu halkı, bu tarihten sonra yapılan her seçimde rejimin koruyuculuğuna soyunanları istememiş, onları seçim sandıklarına gömmüştür. Halkın bu tepkisini içine sindiremeyen dikta rejiminin koruyucuları, 12 Mart Muhtırası ile halka gözdağı vermeye kalkışmışlar, halkın bu tür Donkişotluklara prim vermediğini görünce de 12 Eylül 1980 darbesini yapmışlardır.

Anadolu halkı, 12 Eylül 1980 kanlı darbesinin intikamını 6 Kasım 1983 yılındaki seçimlerde almıştır. rejimin koruyucuları ve bunların başında bulunan cuntanın da başı olan Kenan Evren  tarafından destekli, emekli orgeneral Turgut Sunalp ve 40 arkadaşı tarafından kurulan MDP’yi sandığa gömüp hezimete uğratan Anadolu halkı Anavatan Partisini, kısaca ANAP’ı 1983 yılında  iktidara taşımış, Turgut Özal’ı başbakan yapmıştır.

Askerler tarafından destekli MDP, kuruluşundan hemen sonra 12 Eylül 1980 darbesinin siyasal çizgisinin savunucusu olduğunu açıkladı. Bu açıklama Turgut Sunalp ve ekibine pahalıya mal olmuş, seçimlerde ancak son parti olabilmiştir.

Cunta tarafından desteklenmesine, kollanmasına, devletin tüm imkânları bu uğurda kullanılmasına ve yeni dönemin iktidar partisi olarak görülmesine karşın 6 Kasım 1983 seçimlerinde, ağır bir yenilgiye uğramış, oyların ancak % 23.27’sini almış; 5’i listesindeki bağımsızlardan olmak üzere 71 milletvekilliği elde ederek üçüncü parti olabilmiştir.

Anadolu halkı, 12 Eylül kanlı ihtilalinin rövanşını 6 Kasım 1983 seçimlerinde almış, böylece bu zorba rejimden ne kadar nefret ettiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Kısacası Anadolu halkı, gerek 1950’de, gerekse 1983 seçimlerinde zorba dikta Kemalist diktatörlüğe açıkça şunu söylemiştir: “Ey zorbalar, biz Anadolu halkı olarak sizi ve korumaya çalıştığınız Kemalist zorbalığı istemiyoruz, işgalinizi bırakıp defolun gidin, sizi başımıza musibet olarak saran batılı efendilerinizin yanına gidin.”

Dikta rejimin koruyucuları, Anadolu halkının kanlı ihtilallerden sonra her iki seçimde de kendilerini istemediğini anlamamış, zorbalıklarına son verecek yerde Anadolu halkından intikam almaya devam etmişlerdir. Halkın seçtiği ve sevdiği Turgut Özal’ı cumhurbaşkanlığı makamında iken katleden dikta rejiminin koruyucuları, bununla halka gözdağı vermeye çalışmış ve “Ey Anadolu halkı, siz bizi istemezseniz, bizim dayattığımız kişileri seçmezseniz biz de tıpkı Adnan Menderes’e yaptığımız gibi Turgut Özal’a da aynısını yaparak sizin seçtiğiniz kişileri katlederiz” demek istemişlerdir.

Kemalist diktatörlük kanlı ihtilallerle ve zorbaca muhtıralarla halkı sindirmeye çalıştıkça halk, karşı tavır almış, zorba sisteme “Okkalı Osmanlı Tokatlarını” peş peşe atmaya devam etmiştir. Yani Anadolu halkı, dikta rejiminin zorbaca muhtıralarına kendi usulünce verdiği muhtıralarla karşılık vermiştir.

28 Şubat 1997 süreciyle halka yeni bir gözdağı vermeye çalışan dikta rejiminin koruyucuları, yüzleri kızarıp utanmadan bu sürecin sürekli olacağını söylüyorlardı. Nitekim Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, 18 Nisan seçimlerinin ertesinde şöyle diyordu. "28 Şubat muhtırası 100 yıl, gerekirse 1000 yıl sürecek…" ancak Anadolu’nun kahraman halkı artık bu Donkişotçu numaralara aldırış etmiyor, zorba sisteme ve sistemin koruyucularının kirli ve kanlı suratlarına her vesile ile “Okkalı Osmanlı Tokatlarını” patlatıyordu.

Halkın seçtiği iktidarı 28 Şubat 1997 muhtırası ile deviren ve plastik gibi, her yana eğilip bükülen Erbakan’ı başbakanlıktan indiren dikta rejimine halkın cevabı gecikmedi ve dikta sisteme inat, Erbakan’ın biatli ve sadık talebesi, bir Kasımpaşa kabadayısı olan R.Tayyip Erdoğan’ı ve ekibini, ezici bir çoğunlukla iktidara taşımış, R.T.Erdoğan’ı  başbakanlığa oturtmuştur. Bundan da hala ders almayan, gözleri kararmış dikta rejiminin koruyucuları, 27 Nisan 2007 de sanal e-mail yoluyla yeni bir muhtıra vermiştir.

Dikta rejimi, 27 Nisan muhtırasıyla, halkın verdiği iktidara baskı yapmaya çalışmış, Amerikan Kuklaları Partisi (AKP)nin Amerika dışişleri bakan yardımcısının Türkiye temsilcisi Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını (sırf hanımı başörtülüdür diye) engellemiştir.

Dikta rejimi, 27 Nisan muhtırasıyla iktidarın çekip gideceğini hesaplıyordu, ancak sanal e-mail’deki hesap iktidar partisindeki ve halktaki hesaba uymadı; önce iktidar partisi hal nezdinde iyi bir duruş sergilemiş gözükerek dikta rejiminin generallerine “haddinizi bilin, çizmeyi aşmayın, alt tarafı bana bağlı birer memursunuz” diyerek tokat atmış, (aslında iyi bir duruş sergilediği yok, ancak öyle bir görüntü verdi, akabinde Başbakan, Milli Eğitim bakanı ile apar topar genelkurmay başkanının yanına giderek özür beyan ettiler) ardından da halk, 22 Temmuz 2007 seçimleri ile “Okkalı Osmanlı Tokatını” patlatmıştır laf anlamaz, utanmaz kirli ve kanlı suratlara.

 

Dikta rejimi ve onun piyonları, düzenledikleri cumhuriyet mitinglerine ve cümle ateist, dinsiz, kitapsız, halkın değerlerine düşman kâfir grupların varlığına bakarak “cumhuriyet kazanacak” diyorlardı, ancak halk, cumhuriyet diye empoze edilen Kemalist zorbalığı istemediğini bir kez daha ortaya koyarak gereken cevabı en güzel ve en açık bir şekilde vermiştir. Bu arada rejime piyonluk yapan ve meclisteki cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayan Demokrat Parti’ye de halk, gereken cevabı vermiş, cumhuriyetten taraf olan herkesi buruşturup çöplüğe atmıştır.

Anadolu halkı, 1950’de dikta rejimine karşı ehveni şer olarak Demokrat Partiyi desteklemiştir. Ancak dikta rejimine piyonluk yapanları, kim olursa olsun bu kahraman halk, affetmeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Mehmet Ağar’lı yeni Demokrat partinin halk tarafından cezalandırılmasının nedeni de işte budur. Bu gerçeği, birçok kimse bilmesine rağmen açıkça ifade etmekten çekinmektedir. Ancak MHP lideri Devlet bahçeli bu gerçeği, üstü kapalı bir şekilde de olsa dile getirmiştir. Devlet Bahçeli, Amerikan Kuklaları Partisine (AKP’ye) verilen oyların tepki oyu olduğunu ifade ederek şöyle demiştir: “Halk, Demokrasiye yapılan müdahaleye tepki göstererek AKP’ye hak etmediği bir şekilde oy vermiştir.” İşin aslı ise, Anadolu halkı, Kemalist diktatörlüğün yaptığı her kanlı ihtilalden ve verdiği muhtıralardan sonra, seçimler vasıtasıyla onurlu bir duruş takınmakta, bu zorba diktatörlüğü sevmediğini ve hiçbir zaman da sevmeyeceğini açıkça göstermektedir.

22 Temmuz seçimlerinin, Anadolu halkının dikta rejimine karşı onurlu bir duruşu olduğunu Batı aleminin hemen bütün önemli basını dile getirmektedir. Financial Time, Time, ve İspanyol El-Mundo gazeteleri, 23 Temmuz 2007 tarihli yazılarında, “AKP’ye verilen oyların, halkın laik çevrelere ve orduya olan tepkisini gösterdiğini” belirtmişlerdir. Aslında bütün dünya bu gerçeği bilmektedir, ancak sindirilmiş ve Kemalist diktatörlüğün şakşakçılığını meslek edinmiş Türk basını, bu gerçekleri dile getirmekten korkmaktadır.

22 Temmuz seçimleri ile Anadolu halkı, 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 tarihlerinde Kemalist diktatörlüğün savunucuları tarafından verilen muhtıralara karşılık vermiş ve rövanşı almıştır. Anadolu halkı. bu seçimle işgalci Kemalist zorbalara muhtıra vermiş ve cumhuriyetin değil kendilerinin her zaman kazanacaklarını belirtmiştir.

Laik teröristler ve Kemalist diktatörler artık şu gerçeği çok iyi kavramalıdırlar ki, Anadolu halkı, bu işgalci rejimi ve onun koruyuculuğuna soyunanları sevmiyor ve istemiyor. Kemalist zorbalar ve laik teröristler ya medeni insanlar gibi, Anadolu halkının inanç değerlerine, gelenek ve göreneklerine saygı göstererek bu ülkede yaşayacaklar ve yavuz hırsız misali ikide bir üste çıkmak için çırpınmaktan vazgeçecekler, ya da Anadolu halkının sabrının taşıması halinde başlarına neler geleceğini düşüneceklerdir.

Artık çok açık bir şekilde anlaşılmıştır ki, Kemalist diktatörlüğün, arkasına sığınıp her türlü yolsuzluk, hırsızlık ve soygununu yaptığı cumhuriyet çökmüştür. Yine çok net bir şekilde görülmüştür ki, Anadolu halkı, kendi inanç değerlerine, gelenek ve göreneklerine düşman olan bu soysuz, emperyalizmin maşası bu işgalci zorba rejimi hiçbir şekilde kabullenmemiştir ve kabullenmeyecektir de. Bu gerçekleri, dikta rejiminin koruyuculuğuna soyunanlar artık görmeli ve anlamalıdırlar. Bizden söylemesi, gerisi onların bilecekleri iştir. Bir gün sonra bu gerçekleri anlamaları kendilerine fayda sağlayamayabilir, çünkü o gün iş işten çoktan geçmiş olacak ve zorbaların son pişmanlıkları onlara fayda sağlamayacaktır.  

Cümle ateist, dinsiz, kitapsız, halkın değerlerine düşman kâfir grubunu, o vilayet senin bu vilayet benim diyerek sürükleyip cumhuriyet mitingleri düzenleten, “cumhuriyet elden gidiyor” “cumhuriyeti koruyalım” diye bağırtan dikta rejimine halk 22 Temmuz seçimleriyle gereken cevabı vermiş, “alın cumhuriyetinizi başınıza çalın” diyerek AKP’yi daha güçlü bir şekilde iktidara taşımıştır,

Ramazan Yılmaz: 23.07.2007

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir