GÜNÜMÜZÜN RAFİZİ VE BELAMLARI

İslâm tarihi boyunca, Tevhidi esaslara ve ümmetin vahdetine karşı birçok fitne odakları ortaya çıkmış, Tevhidi esasları bozmaya ve ümmet arasındaki vahdeti parçalamaya çalışmışlardır. Bu fitne odaklarının en şerlileri ise hiç kuşkusuzdur ki, Rafiziler ve belamlardır.

Rafiziler, ümmet arasındaki birlikteliği bozmaya çalışırlarken, belamlar, Tevhidi esasları bozarak ve ilahi mesajı karıştırarak insanların, ilahi mesajı ve Tevhidi ilkeleri net olarak anlamalarını ve Tevhidi esaslara yönelmelerini engellemeye çalışmaktadırlar. Sonuç olarak her iki fitne odağı da Kur2an noktai nazarında İslâm düşmanı ve sapıktırlar.

Rafizilik

Rafizi,“Terkeden, ayrılan, bırakan” anlamlarına gelmektedir. Rafizilik; ilk ortaya çıkışları, ilk defa İmam Zeyd (r.aleyh) zamanında olmuştur.

Hz. Hüseyin’in torunu olan İmam Zeyd b. Ali (r.aleyh), Emevi Devletinin yaptığı zulme karşı, devrin hükümdarı Hişam b. Abdilmelik’i, önce sözel açıkça uyarmış ancak bu uyarılarının dinlenmemesi ve netice vermemesi üzerine, Kufe’de kendisine biat eden onbeş bin kişiden bir ordu oluşturarak zamanın Kufe-Basra valisi Yusuf b. Ömer es-Sakafi’ye karşı Hicri, 122/M. 740 yılında isyan bayrağını açmıştır.

İmam zeyd (r.aleyh) savaşta üstün olduğu bir zamanda, köşeye sıkışan Hişam, fitne odaklarını harekete geçirir ve bu yolla savaşı kendi lehine çevirir. Hişam’ın fitne odakları, İmam Zeyd b. Ali (r.aleyh)’ın, Hz. Ömer (r.anh) ve Hz. Ebu Bekr (r.anh)’a olan sevgisini bildikleri için bu konuda fitne çıkarırlar.

Hz. Ömer (r.anh) ve Hz. Ebu Bekr (r.anh)’ı sevmeyen bazı kimseleri kandıran fitne odakları, onlardan İmam Zeyd (r.aleyh)’e, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer hakkında görüşünü sormasını isterler. Bunun üzerine, onlardan bir grup, İmam Zeyd (r.aleyh)’e gelerek, "Gerçek şu ki biz, düşmanlarına karşı sana, atan Ali b. Ebî Talib’e haksızlık eden Ebû Bekir ve Ömer hakkında görüşünü söyledikten sonra yardım edeceğiz" derler. İmam, "Bu ikisi hakkında iyilikten başka bir şey söyleyemem ve babamdan da onlar hakkında iyilikten başka bir şey söylediğini işitmedim. Ben, atam Hüseyin’i öldüren ve el-Harra gününde Medine’ye saldıran, sonra da Allah’ın evini (Kabe) mancınıkla taşa tutup ateşe veren Ümeyye oğullarına karşı ayaklandım" der. Onlar, "Ebu Kuhafe oğlu Ebu Bekir‘e ve Hattab oğlu Ömer‘e düşman ol!" derler. İmam Zeyd onlara diye cevap verir. Bu üzerine onlar, İmamı terk ederler. İmam, onlara, "Râfaztumunî=Beni bırakıp kaçtınız, terkettiniz" der. İşte bu nedenle o ayrılanlara o günden beri "Rafızî" denmiştir.

 Rafiziler, şianın 21 kolundan birisidir. Şia, temel itibarı ile sahabenin bir kısmına düşmandır. Şia’nın, bütün kolları kendi içerisinde, sapıklık yönünden farklılık gösterse de, yukarıda verilen örnekten de anlaşılacağı üzere, sahabeye düşman olan bütün kollar İslâm noktai nazarında Rafizi, fitneci ve sapıktırlar.

 Kısaca özetlemeye çalıştığımız üzere Rafizilik, ümmet arasında ihtilafı körüklediği gibi, Şia içerisinde de fitne unsuru sapık bir görüştür. Aslında İslâm ümmeti içerisinde, bölünmeye, fitne çıkarmaya, Rasulullah (as) ve Sahabe-i Kiram hakkında olur olmaz fikirler ileri süren, onlara dil uzatan her kişi ve grup sapık olduğu gibi aynı zamanda da, Hakkı ve doğruları terkettikleri için rafizidirler.

Günümüzde, Tevhidi esaslardan, Kur’ani gerçeklerden uzak olan ve insanları da küçük çıkarları için uzak tutmaya çalışan, Hakkı batıla karıştırıp gerçekleri gizleyerek, insanları farklı farklı gruplara ayıran bütün kişiler, mezhepler, tarikatler, vakıflar, dernek ve partiler, Hakkı terkettikleri, ümmet arasında fitneye sebebiyet verdikleri, insanları fırkalara ayırdıkları için rafizi sapıklardandırlar.

Bel’amlar

Bel’am, Tevhidi esasları, Kur’ani gerçekleri bilmelerine rağmen kimi çıkar, endişe ve korkuları nedeniyle bunları gizleyen, açıklamayan ve bildiklerinin aksine hareket edip beşeri tağuti sistemlere itaat eden kişilere verilen bir isimdir.

Bel’am sıfatı, Hz. Musa (as)’ın döneminde yaşayan, kendisine ilim verilen, ilahi mesajı, Allah’ın ayetlerini çok iyi bilen ancak sonradan bildiği ayetlere aykırı davranışlar sergileyerek irtidat eden Bel’am İbn Bahura isimli kişiden gelmektedir.

“Onlara şu adamın haberini de oku; kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı çıktı; şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu.

Dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer; üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki öğüt alırlar.

Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmeden topluluğun durumu ne kötüdür!” (A’raf, 175-177)

Bel’am İbn Bahura hakkında tefsir kitaplarında ve İsrailiyatta çok değişik ve uydurulmuş hikâyeler bulunmaktadır. Kur’an’da, Hakkı batıla karıştırarak bel’amlık yapan ikinci bir kişiden sözedilir. Bu kişi, Hz. Musa (as)’ın kavminden olan ve insanları buzağıya taptıran Samiri’dir.

Samiri, ilah kavramını çarpıtmış, hakkı batıla bulayarak insanları kandırarak saptırmış ve onların Rab’leri yüce Allah’a isyan ettirmiştir. Samiri’ye, kendisine insanları neden saptırdığı sorulduğunda verdiği cevap, adeta günümüz takipçilerinin kimliğini orta koyuyordu.

“(Sâmiri): ‘Ben, onların görmediklerini gördüm. Elçinin izinden bir avuç aldım da attım; nefsim bana böyle (yapmayı) hoş gösterdi.’ dedi.” (Taha, 96)

Samiri’nin söyledikleri aslında çok açık; cahil olan basiretsiz halkın cehaletinden yararlanarak, kurnazlığını kullanıp insanları kandırmış, onların manevi duyguları yanında maddi değerlerini almış ve insanları buzağı şeklindeki puta taptırmıştır. Samiri, bunu yapma nedeni olarak da nefsinin bu yaptıklarını kendisine hoş göstermesiymiş.

Bu yazıdan amacımız, Bel’am İbn Bahura’yı ya da Samiri’yi tanıtmak ya da onun hakkında bir makale yazmak değildir. Burada üzerinde durulacak asıl konu, bel’amlığın ne, Samiri’nin kim olduğu, günümüzdeki  bel’am ve Samirilerin kimler olduğudur.

Kur’an penceresinden bel’amlık ve Samirilik nedir? Günümüzde kimler, hangi nedenlerle bu sıfatları taşıdıkları konuları üzerinde duracak, Hakkı batıla karıştırıp gerçekleri gizleyen kişilere bir sıfat olarak verilen bel’amlığı ve Samiriliği anlaşılır bir şekilde açıklamaya çalışacağız inşaAllah.

Bel’am ve Samirinin özellikleri

Bel’am İbn Bahura hakkında indiği rivayet edilen A’raf suresi, 175-177. ayetlerinde sözü edilen kişinin durumundan hareketle bel’amın ve Samiri’nin, Taha 96. ayetinde sayılan özellikleri:

Bel’am; Kur’ani hükümleri iyi bilen, ancak kimi nedenlerle Hakkkı batıla karıştırıp bildiği gerçekleri gizleyen, kendi arzularını önceleyen, şeytana ve şeytani düşünce ve sistemlere tabi olan bu nedenlerle Allah’ın ayetlerini yalanlayarak azgınlaşıp alçalan kişidir.

Kur’an, bel’amların durumunu, köpeklerin durumuna benzetmektedir. Bu benzetme neden yapılmaktadır? Çünkü köpeklere kim bir kemik ya da bir yiyecek verse köpek ona kuyruk sallar ve kötü bir şey görmesine rağmen, aldığı kemik ya da yiyecek için havlamaz, dilini sarkıtarak solumaya başlar.

Samiri, nefsinin hoşuna giden şeyleri yapmak için Hakkı batıla karıştırıp insanları Allah yolundan saptırıp şirke ve küfre sokan, azgın ve müşrik olan kimsedir. Bel’am İbn Bahura ile Samiri, hevalarını ölçü edinip ilahi mesajdan yüz çevirerek azgınlığı seçmişlerdir.

Sonraki dönemlerde ve günümüzde, Bel’am İbn Bahura ve Samiri’nin takipçileri hep varolagelmiş, Tevhidi mücadeleyi onurlu bir şekilde ortaya koymaya cesaret edemeyen kimseler, hevalarına uyarak İslâmi gerçekleri çarpıtmışlar, Hakkı batıla bulayarak gerçekleri gizlemişlerdir.

Bel’am ve Samiri sıfatı, Tevhidi ilkelerin ifade açık bir şekilde edilmemesine, insanlara duyurulmamasına, insanların Hak yoldan saptırılmasına, Kur’ani gerçeklerin gizlenmesine, Hakkın batıla karıştırılmasına, Kur’ani esaslara karşı söz söylenmesine ve Tevhidi ilkelere karşı kimi hareketlerin yapılmasına atfen kişilere verilir.

Bel’am ve Samiri, bazı dünyevi çıkar ve hesaplar için ve arzuların uğruna, Tevhidi esasları açıklamayan, Allah’ın dinini tahrif eden, Kur’ani hükümleri gizleyen, Hakkı batıla karıştıran kimselerin, tağuti küfür sistemlerine ve yöneticilerine yaranmak maksadıyla ya da onların korkusuyla, inandığı esaslara aykırı bir tutum ve davranış içerisinde bulunan kimseleri temsil etmektedir. Biz bu iki ayrı sıfatı, tek bir sıfat olarak, Samiri soylu belamlar şeklinde birleştirecek ve günümüzdeki saptırıcılar için kullanıyoruz.

Samirinin mazereti, günümüz belamlarının yaptıkları ile adeta özdeşlik arzediyor. Günümüz bel’amları da, Allah’ın ayetlerini nefislerinin iseği doğrultusunda istismar etmekte ve kendi azgınlıkları için kullanmaktadırlar. Günümüz belamları da, ayetleri gizledikleri için onlardan sıyrılmışlar ve hevalarını ilah edinerek yere saplanmışlardır.

Günümüz bel’amlarının durumu, ayette anlatılan kişinin durumuna benzer; idaresi altında yaşadıkları tağuti sistemin kendilerine verdiği ünvanlar, makam ve mevkiler, sistemden korku ve çekingeleri nedeniyle onlara ne anlatılırsa anlatılsın iman etmezler. Bu nedenle onların durumu, dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzemektedir.

Günümüz Samiri soylu belamları

Günümüz Samiri soylu belamlara bakıldığında, Bel’am İbn Bahura ve Samiri’nin bütün özelliklerine sahip oldukları çok açık bir şekilde görülür. İlim sahibi olan Bel’am İbn Bahura, sahip olduğu ilmi ile halkını yüce Allah’a ve Tevhidi esaslara davet edecek yerde tam aksine hareket ederek Hz. Musa (as)’ın bildirdiği Tevhidi esaslara karşı kullanmaya kalkışmış ve böylece A’raf, 175-176. ayetlerde bildirildiği üzere ilmini kötüye kullanarak sapmış, şeytana tabi olmuş ve azgınlardan olmuştur. Bu nedenle Bel’am İbn Bahura aşağılık biri olarak nefsinin peşine takılmıştır.

Samiri’ye bakıldığında, onun da vahyi esasları kullanarak ve bazı ayetleri aklarak hevasının hoşuna giden sapıklığı tercih etmiştir. İnsanların inançlarını ve maddi  değerlerini kullanarak insanları Allah yolundan saptırıp buzağıya taptıran Samiri, Tevhid inancından sıyrılmış ve sapıklardan olmuştur.

Günümüz Samiri soylu belamlarının bir çoğu da, Bel’am İbn Bahura gibi belli bir ilme, Kur’ani bilgiye sahip oldukları halde bunu insanların Tevhidi esaslara yönelmeleri için kullanmadıkları, tam  aksine hareket ederek tıpkı Samiri gibi insanların dini inançlarını ve maddi değerlerini kullanarak insanları tağuti sisteme itaat ettirmeye çalışmaktadırlar.

Günümüzdeki Samiri soylu belamlar, tağuti küfür sisteminin, ünvan ve makam verdiği ilahiyatçı Prof.lar, dekanlar, rektörler, küfür sisteminin izni ile açılan parti, dernek ve vakıflarda İslâm adına hareket ettiklerini iddia eden bütün vakıfçılar, diyanet işlerinde görevli kişiler, tağuti sistemin desteklenmesini isteyen ilim sahibi kimseler, Kur’an’da özellikleri verilen Samiri soylu bel’amlardır.

Samiri soylu bel’amlar, tağuti sistemin varlığını sürdürmesi için çalışırlar, yandaşlarından ve müritlerinden de sistemi desteklemelerini ve oy kullanma zamanlarında sisteme oy vermelerini isterler, konuşmalarında tağuttan yana bir tavır sergilerler.

Yüce Allah (cc), Tevhidi esasların ikame edilmesi için, tarihi süreçte her millete rasul göndererek onların tağutu reddetmelerini istemiştir. Çünkü Tevhidi esaslara iman etmenin temel şartı tağutun reddedilmesidir.

“Andolsun biz, her millet içinde: ‘Allah’a kulluk edin tağuttan kaçının’ diye bir rasul gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet etti, onlardan kimine de sapıklık hak oldu. İşte yeryüzünde gezin de görün, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!” (Nahl, 36)

Günümüz Samiri soylu belamları da Kur’ani bilgiye sahip kimselerdir. Bunlar, öğrendikleri ayetlerle Tevhidi esasları insanlara duyurup yücelecekleri yerde, hevalarını ilahlaştırarak sapmışlar, alçalarak tağuti sisteme tabi olmuşlardır.

Tağuti sisteme iman eden Samiri soylu belamları, tıpkı ataları Samiri gibi, elçiden aldıkları bilgileri, Bel’am İbn Bahura gibi tam tersine kullanarak insanları saptırıyor, tağuta itaat etmeleri için, Kur’ani gerçeklerin anlamlarını değiştirerek, Hakkı batıla bulayıp gerçekleri saklayarak tağuti sistemin istediği doğrultuda nefislerinin hoşuna giden şeyleri yapıyorlar.

Samiri’nin günümüz takipçileri de, Tevhidi mücadeleyi omuzlayacak iman, bilgi ve cesaretten yoksun oldukları için, tıpkı ataları Samiri gibi, etraflarına toplanan insanların manevi duygularını ve maddi değerlerini sömürerek insanları aldatarak onları, tağut putuna taptırmaya çalışıyorlar.

Günümüzde Tevhidi mücadelenin önünde en büyük engel, hiç kuşkusuzdur ki Samiri soylu belamlardır. Bunlar, kendileri Tevhidi esaslara iman etmekten, bu yolda mücadele etme cesaret, iman ve bilgiden mahrum oldukları gibi, Kur’an’a yönelen insanları da Tevhidi mücadeleye katılmaktan alıkoymaya çalışmaktadırlar.

Tevhidi mücadelede yer almayan, insanları yüce Allah’ın indirdiği ilahi hükümlere teslim olmaya davet etmeyen Samiri soylu belamlar, heva ve heveslerini ölçü edinip sapmışlardır. Bu kimseler, zaman içerisinde ya münafıkça bir tavır sergileyerek Müslüman görünüp şirk ve küfürlerini sürdürmüşler ya da imani değerlerinden tamamen soyutlanarak sapıp gitmişlerdir.

Tağuti sistem, değişik ünvanlar vererek kendisine bağladığı Samiri soylu belamları, sürekli bir şekilde televizyon kanallarına çıkartarak, İslâmi konuları tartıştırır, tartışma ve konuşmaların sonunda kendisini tastik ettirerek insanlara kendisini kabul ettirmeye çalışır.

Tağuti sisteme iman eden Samiri soylu belamlar, televizyon programlarında özellikle Türkiye’nin, demokrasiyi en iyi uygulayan İslâm ülkesi ve Ortadoğu ülkeleri için örnek bir ülke olduğunu vurgularlar. Böylece şirki ve küfrü İslâm’la yoğurarak insanlara sunarlar. Oysa İslâm, halkın çoğunluğuna dayanan demokrasinin sapıklık ve saçmalık olduğunu bildirir ve Müslümanların, demokratik sistemlere uymamalarını ister.

“Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uysan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.”  (En’am, 116)

“Eğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar, keyiflerine uyuyorlar. Allah’tan bir yol gösterici olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir? Muhakkak ki Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.” (Kasas, 50)

Uluhiyet, rububiyet ve meliklik sıfatları, insanların idaresine talip olup onlar üzerinde hüküm koymayı gerektirir. Bu nedenle hiçbir şeye sahip olmayan beşerin, bu sıfatları gasbetmesi yüce Allah’a açık bir isyan, küfür ve şirktir. Bu nedenle yüce Allah (cc), uluhiyet, rububiyet ve meliklik konularında hassasiyet gösterir ve bu sıfatların beşere verilmesini kesinlikle istemez. Yüce Allah (cc), bu nedenle tağutun reddedilmesini ister ve bunu iman etmenin temel ve ilk şartı olarak bildirir.

Yüce Allah’ın uluhiyet, rububiyet ve meliklik konusundaki kesin emirlerine rağmen, Samiri soylu belamlar, kimi çıkarları, korku ya da endişeleri nedeniyle bu sıfatları beşeri tağuti sistemlere verirler ve insanlarında tağutu onaylamasını isterler.

Yüce Allah (cc), beşeri sistemlerin reddedilmesi konusunda Müslümanları uyarır ve kendisine iman etmenin ilk ve temel şartı olarak tağutun reddedilmesini emreder ve tağut reddedilmedikçe Zatına iman edilmeyeceğini bildirir.

“Dinde zorlama yoktur, Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tâğût reddedip Allah’a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir.” (Bakara, 256)

Kur’an’ın bu apaçık hükmüne rağmen Samiri soylu belamlar, bu ayete aykırı hareket ederek insankları tağutu desteklemeye teşvik ederler. Bu belamlardan Tağuti sisteme oy vermemenin Kur’an’a aykırı olduğunu söyleyecek kadar alçalan Samiri soylu belamlar, küfür sistemini neredeyse İslâm devletidir diyecek bir seviyesizliğe düştüler.

Kur’an, iman eden istisna bazı kişilerden sözettiği gibi, yaptıkları küfür ve şirkin durumuna göre de bazı kişilerden sözeder. Bu nedenle bu yazımızda, küfür ve şirklerinde sınır tanımayan, Hakkı batıla karıştırıp gerçekleri gizleyen Samiri soylu belamlardan bazılarını isimlerini belirtmeden geçmeyeceğiz.

Samiri soylu belamlardan bir çoğu, yandaşlarını ve halkın cahil kesimini açık açık tağutu onaylamaya davet ettiler ve tağutun onaylamamasını Kur’ana aykırı olduğunu söyleyecek ve adeta Kur’an hükümlerini tersine çevirecek kadar küfürlerinde ileri gittiler.

Samiri soylu belamlardan biri Mustafa İslamoğlu adındaki kişi, şirk ve küfür yuvası olan Akabe vakfındaki bir konuşmasında yandaşlarına şöyle diyordu. “(Tağuta) oy vermemek Kur’an’a aykırıdır.” Yine bu belam, bir kitabında, oy vermeyen Müslümanları, aklı sıra kötülemek maksadıyla, “Bunlar hariciler gibidir” diyordu. Kimi hatalarına rağmen, Kur’an’la hareket eden Hariciler, en azından bu Samiri soylu belamlar gibi şirke ve küfre girmemişlerdi.

Başka bir Samiri soylu belam olan Abdulaziz Bayındır, Süleymaniye Vakfı adındaki şirk ve küfür yuvasında, tağut konusunda soru soranları azarladıktan sonra, puta tapan, putlar önünde ibadet merasimleri yapan Kemalist sistemin putperest yöneticilerinin Müslüman olduklarını takipçilerine söyleyerek küfür ve şirkinde sınır tanımadığını açıkça ortaya koymuştur.

Tağutu onaylayan Samiri soylu belamlar, elbette yalnızca Mustafa İslamoğlu ve Abdulaziz Bayındırdan ibaret değildir; tağutun meclisinde bir zamanlar milletvekilliği de yapan Yaşar Nuri Ötürk, Zekeriya Beyaz, Şeyho Duman gibi açıkça tağutu destekleyen kimseler yanında, tağuta karşı gibi bir görüntü içerisine girip tağutun izni ile kurduğu şirk ve küfür yuvasındaki vakıfta faaliyet gösteren Mehmet Pamak adlı şahıs gibi bilinen belli başlı Samiri soylu belamlar da vardır.

Samiri soylu belamlar, yuvalandıkları küfür ve şirk yuvaları vakıf ve derneklerde, daha radikal olan ve görünüşte tağuti sisteme karşı olan kişilere Kur’an dersleri adı altında ders verirler, sohbetler yaparlar. Ancak bu ders ve sohbetlerinde Tevhidi esasları, Kur’an’ın uluhiyet ve rububiyet hükümlerini, tağutla ilgili ayetleri arkalarına atarlar ve bu konular üzerinde hiç durmazlar, putperstliği, beşeri hukuk sisteminin küfür ve şirk olduğunu açık açık anlatmazlar.

Samiri soylu belamlardan bazıları, tağut konusunda soru soranları ya azarlarlar ya da konuları çarpıtarak verirler. Bu Samiri soylu belamlardan olan Mehmet pamak gibiler, kısmen tağutu reddetmiş görünseler de içerisinde yuvalandıkları küfür ve şirk yuvasında bulundukları için bu yaptıkları, tağut tarafından, demokratik hak olarak değerlendirilerek üzerlerine gidilmez.

Vakıf ve derneklerde yuvalanan Samiri soylu belamlar, Hakkı batıla bulayarak verdikleri Kur’an dersleri sonucunda ve içerisinde bulundukları şirk ve küfür yuvaları nedeniyle kendilerine tabi olan ve kendi ağızlarından çıkanı Hak zanneden zavallıları tağuta itaat ettirirler.

Samiri soylu belamlar, Risalet tarihinde görüldüğü üzere, Kur’ani bu gerçekleri hiçbir zaman açıkça insanlara duyurmazlar. Onlar, yaptıklarını demokratik hakları olduğu düşüncesi ile yaparlar. Samiri soylu belamlar, yalnız tağutla ilgili konuları değil, Kur’an’ın diğer ayetleri konusunda da Hakkı batıla bulayarak gerçekleri gizlerler. Bu belamlar, hiçbir zaman İslâm’ın bir devlet yapısının olduğunu söyleyemezler ve o konuda faaliyet göstermezler. Hatta bunlardan bazıları, ağızlarını eğip bükerek, İslâm’da bir devlet ve yönetim şekli olmadığını, hiçbir utanma emaresi göstermeden söylerler.

Samiri soylu belamların, İslâm’ın bir devlet ve idare yapısının olduğunu söylemeleri elbette mümkün değildir, zira onları o şirk ve küfür yuvalarına yerleştiren ve kendisine iman ettikleri tağut bu konuda onlara izin vermemiştir. O belamların görevi, Kur’an’ı, Kur’ani kavramları karıştırmak, Hakkı batıla bulayarak gerçekleri gizlemek ve etraflarına topladıkları zavallı kişileri, dolaylı ya da direkt olarak tağuta itaat ettirmektir.

Samiri soylu belamlardan bazıları da, tasavvuf adlı şirk ve küfür yuvasındaki şeyhlerdir. Tarikat şeyhleri, müritlerini tamamen Kur’an’dan uzaklaştırmak için, Kur’an’ın herkes tarafından anlaşılmayacağını, onu öğrenmek için birçok ilme sahip olunması gerektiğini söylerler. Zaten hiçbir ilme ve İslâmi bilgiye sahip olmayan, birçoğu okuma yazma bile bilmeyen müritler de şeyhlerinin sözüne uyarak Kur’an’ı gündemlerine bile almazlar ve Kur’an’la aralarına demirden duvarlar örürler.

Samiri soylu belamların durumunu Kur’an, taşıdığı yükten kendisi yararlanmayan eşeklerin durumuna benzetir.

 “Kendilerine Tevrat yükletilen, sonra onu, taşımayanların (Kitab’ın hükümleriyle amel etmeyenlerin) durumu, koca koca kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.”

Kendilerine Tevrat yükletilen ancak onu taşımayan(hükümlerine uymayan)ların durumu, Kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu hidayete iletmez. (Cum’a, 5)

Samiri soylu belamların İslâm’a verdikleri zararı, en azılı İslâm düşmanları bile veremezler. Belamlar, Müslümanlardan görünerek, İslâmi hükümleri çıkarları için kullanarak insanları aldatırlar. İnsanlar, bu belamları Müslüman zannederek bunların dediklerine inanmakta ve imanlarına şirk bulaştırarak hayatlarını sürdürmektedirler.

İslâm ümmeti arasındaki tefrikanın, insanların Tevhid akidesinden uzaklaşmalarının, içerisinde yaşadıkları tağuti sistemleri reddedip ona başkaldırmamalarının, imanlarına şirk karıştırıp karıştırıp zillet içerisnde bir hayatı yeğlemelerinin tek nedeni ve sorumlusu hiç kuşkusuzdur ki, çağımızın Samiri soylu belamlarıdır.

Belamlar, kendi nefislerini, heva ve heveslerini tatmin etmek ve basit kimi çıkarlar elde etmek için Hakkı batıla karıştırmakta, Tevhid akidesini gizlemekte ve Kur’ani gerçekleri insanlara anlatmamaktadırlar. Yüce Allah (cc), bu belamlara lanet etmekte ve bunlar için acı bir azap müjdelemektedir.

“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler, işte onlara hem Allah lanet eder, hem bütün lanet edebilenler lanet eder.” (Bakara, 159)

“Allah’ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyip, onu birkaç paraya satanlar var ya, işte onlar, karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Kıyamet günü Allah ne onlarla konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar için acı bir azap vardır.” (Bakara, 159)

Kur’ani gerçeklerden habersiz ya da Kur’an’ı, yalnızca Samiri soylu belamların anlattıklarından ibaret sanan insanlar, belamların namaz kılmalarına, Kur’an’dan sözetmelerine aldanarak yüce Allah’ın lanet edip acı bir azapla müjdelediği bu Samiri soylu belamları, alim ve Müslüman zannetmekte ve bu nedenle onlara aldanmakradırlar. Oysa belamlar, A’raf, suresi, 175-176. ayetlerinde belirttiği üzere, ayetlerden çıkmış, şeytanın peşine takılmış, azgınlardan olmuşlar ve hevalarının peşine takıldıkları için yere saplanmışlardır. Belamların durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer; üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur.” (Bakara, 176)

Samiri soylu belamlar, Allah (c.c.)’ın indirdiği hükümlere isyan eden ve İslâm’a ve Müslümanlara düşman olan tâğuti sistemle İslâm’ı kaynaştırmaya, kendi akıllarınca orta bir yol tutturmaya çalışıyorlar. Bu nedenle ne tam Müslümandırlar, ne de tağuti sisteme tam iman eden demokratlardandırlar; meşhur bir ifade ile iki derede bir arada kalmışlardır. İşte Kur’an bu nedenle Samiri soylu belamları, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer; üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur.” Şeklinde tanımlamaktadır.

“Allah’ın, meleklerin ve bütün lanet edebilenlerin laneti” hevalarını ve tağuti sistemi ilahlaştırıp İslâmi esasları karıştıran Samiri soylu belamların üzerine olsun.

 

Ramazan Yılmaz: 2012.11.02

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*