GEZİ OLAYLARININ ORTAYA ÇIKARDIĞI GERÇEK

""İnsanları tanımak için söylenen bir söz vardır; “Bir insanı tanımak için, onunla ya arkadaşlık, ya komşuluk ya da ticaret yapmalısın” derler. Bu söz doğru olmakla beraber, bir de şunu  eklemek gerekir. “Bir insanı tanımak için, olaylara verdiği tepkiye bakmak gerek.” İstanbul’da başlayan ve Ankara, İzmir, Antalya gibi başka şehirlere sıçrayan “Gezi olayları” da bizlere bazı kişileri ve grupları daha yakından tanıma fırsatı verdi.

Gezi parkı olayları, -tabiri yerinde ise-, pirincin taşını ayıkladı ve kimin ne olduğunu, nasıl bir karaktere sahip bulunduğunu, eğilimini, görüşünü, eğriyi doğruyu ortaya koydu, bazı kişilerin sahip oldukları gerçek yüzlerini açığa çıkardı. Bazı kişilerin kendilerine göre bazı niyet ve nedenlerle saklama gereği duydukları gerçek kimliklerini daha net ortaya koymalarına vesile oldu.

İnsanların, kimi olaylar karşısındaki tavrı ve ortaya koyduğu tepkisi, o kişilerin gerçek kimliklerini ve kişiliklerini ortaya koymakta, asıl düşüncelerini ve niyetlerini açığa çıkarmaktadır. Sosyal hayatta insanlar, gerçek kimliklerini gizleyerek birbirleriyle hep resmi yüzleri ile iletişime girmektedirler. Ancak evlilik, ticari ilişkiler, komşuluk, arkadaşlık gibi nedenler ya da kimi toplumsal olaylar sebebiyle yakın iletişime geçildiğinde kişiler, sahip oldukları gerçek kişiliklerini ortaya koyarlar.

Yüce Allah (cc), mü’min şahsiyetin, her yerde ve her zaman aynı kişiliğe sahip olmasını emretmekte, hiçbir şekilde doğruluktan ve adaletten sapılmamasını istemektedir. Bu, gerçekten iman etmenin ve İslâmi bir kişiliğe ve kimliğe sahip olmanın bir gereğidir.

“Öyleyse emrolunduğun gibi doğru ol; seninle beraber tevbe edenler de (doğru olsunlar), aşırı gitmeyiniz! Zira O, yaptıklarınızı görmektedir.” (Hud, 112)

“Ey iman edenler, Allah için adaletle şâhidlik edenler olun, bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın; adil davranın, takvaya yakışan budur. Allah’tan korkun, kuşkusuz Allâh yaptıklarınızı haber almaktadır.” (Maide, 8)

Kur’an, mü’min şahsiyetin, hangi olayla karşılaşırsa karşılaşsın, emrolunduğu üzere doğru olmasını ve bir topluluğa karşı duyduğu kin ve düşmanlığına rağmen adaletten sapmamasını bildirmektedir.

Müslümanlar, şahsiyetli kimselerdir; bu nedenle hiçbir olay ya da durum, onları sahip oldukları kimlik ve kişilikten döndüremez, saptıramaz ve yanlışa sürükleyemez. Çünkü onlar, bilinçli bir şekilde doğru yolu bulan ve o yolun doğruluğuna gerçekten iman eden kimselerdir.

“Ey iman edenler, siz kendinize bakın, siz doğru yolda olduğunuz takdirde sapan kimse size zarar vermez; hepinizin dönüşü Allah’adır. O size ne yaptığınızı haber verecektir.” (Maide, 105)

Gezi olayları, Tevhidi esaslara gerçekten iman eden, vahyin belirlediği ölçüler doğrultusunda hareket etmeyi kendilerine şiar edinen birkaç Müslüman dışında birçok kişinin hiçbir sabiteleri olmadığını gösterdi. Bu olay, asıl kimlik ve kişiliklerini, kendilerine göre neden ve niyetlerle gizleyen birçok kişi ve grubun gerçek yüzlerini ortaya çıkardı, gerçek niyetlerini açığa vurdu. Bu olay, insanların bir çoğunun hiçbir sabitelerinin bulunmadığını gösterdi.

Yönetimde Bulunan AKP (Amerikan Kuklaları Partisi)

Hiçbir zaman şeffaf olmayı beceremeyen halkın, Kemalist zorbalığa karşı kendisine verdiği desteği istismar ederek, halkı kandırarak sürekli bir şekilde yalan ve ikiyüzlü bir politika sürdüren AKP (Amerikan Kuklaları Partisi) ve onun başkanı Erdoğan, Taksim Meydanını, toplantı ve gösterilere kapatmak için bu meydana askeri bir kışla koymaya çalışmaktadır. Şehrin dışında olması gereken askeri kışla, şehrin tam orta yerine konularak adeta halka gözdağı verilmek istenmektedir.

Yaptığı icraatlerle, İstanbul’un sülietini baştanbaşa değiştiren, İstanbul’u, tarihinden koparıp adeta tanınmaz bir hale koyan AKP (Amerikan Kuklaları Partisi) ve onun başkanı Erdoğan, zaten beton yığını haline gelen İstanbul’da, halkın nefes aldığı Taksim meydanına da, Fir’avn’ın zulüm saraylarını andıran taş ve betondan yapılma bir kışlayı koymaya çalışıyordu. Ancak Taksim’i bahane edip hükümete karşı tepkilerini ve kendilerine göre gizli niyetlerini ortaya koyan değişik gruplar, şimdilik Erdoğan ve ekibinin isteklerini kursaklarında bırakmış görünmektedir.

Gezi olayları, AKP (Amerikan Kuklaları Partisi) ve onun başkanı Erdoğan’ın, efendisi ABD’ye ne kadar bağlı olduğunu ve efendisinden izin almadan adım atmadığını ve her olay ve durumda ABD Başkanına tekmil verdiğini bir kez daha gösterdi. Olayların hemen akabinde telefonla Erdoğan’ı arayan Obama, Gezi olayları hakkında Erdoğan tarafından bilgilendirildi.

Emperyalist ABD, Türkiye’deki Kemalist zorbalığın bugüne kadar iktidarda bulunan yöneticileri yüzünden Türkiye’yi, kendisinin bir eyaleti zannederek her durum ve olayda, kuklalarından bilgiler alıyor, onları sorguluyor ve talimatlar veriyor. Suriye politikasında da görüldüğü üzere, kendi eyaletlerine bile bu kadar sık gitmeyen ABD Dışişleri bakanı, ayda bir Türkiye’ye gelip uşaklarına talimatlar verip gidiyor. Bir ülkenin onuru, ancak bu kadar ayaklar altına alınabilir!

Gezi parkında ne olup bittiğini anlamadan, oradaki insanların üzerine kudurmuş gibi polisleri saldırtan AKP (Amerikan Kuklaları Partisi) yönetimi ve onun içişleri bakanı ile İstanbul valisi, karşılarında sert bir mukavemet görünce, her zaman yaptıkları ikiyüzlülüğü bir kere daha yapıp utanmadan göstericilerden özür dilemek zorunda kaldılar.

Bir iktidar, basiretsiz olunca ancak bu kadar olur; halka verdiği bunca sıkıntılara rağmen, kendisine karşı oluşan tepkileri görmeyecek kadar kör olan AKP (Amerikan Kuklaları Partisi) yönetimi, ufak bir kıvılcımla nasıl bir yangının çıktığını görünce gerisin geri çark etmek zorunda kaldı.

AKP (Amerikan Kuklaları Partisi)’nin, özenip tapındığı batı ülkelerinde böyle bir durum, önce halka sorulur, anketler yapılır ve sonunda karar verilir iken, bunlar, halkın kendilerine verdiği desteği kötüye kullanarak tam bir diktatör havasıyla, adeta astığı astık kestiği kestik pozisyonlarına girerek kendi başlarına karar verdiler. Tabii ki, her konuda olduğu gibi yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, kelimenin tam anlamıyla rezil oldular.

Gezi’deki Gruplar

Dış görüntü itibarı ile Gezi parkındaki ağaç katliamına karşı, masum duygularla ortaya çıktığı varsayılan gruplar, tahlil edildiklerinde ve daha sonraki günlerde orada yapılan bir ankette de, durumun hiç de öyle olmadığı, ağaç katliamı için orada bulunanların, %3’ü geçmediği anlaşılmıştır. Peki, o halde asıl maksat ve durum ne idi?

Gezi Parkı protestosu ile toplanan gruplara bakıldığında, orada bulunanların, daha sonra yaptıkları itiraflara ve olaylar sonrasında ortaya çıkan gerçekliğe bakıldığında, toprağı bol olsun, yazar Aziz Nesin’in, Türkiye halkı için yaptığı tesbitini doğrular mahiyette idi. Aziz Nesin, Türkiye halkları için, “halkın %80’i aptaldır” tespitinde bulunmuştur ki, bu son olay, Nesin’i doğrulamıştı. Bu söz, hoşuma gitmese de, ne yazık ki doğru bir sözdür.

Aziz Nesin’i, ateist ve inkârcı oluşu ve İslâm’a karşı tavırları nedeniyle bir Müslüman olarak sevmesem de, meşhur bir sözde ifade edildiği gibi, “Gavuru öldür hakkını yeme” esprisinden hareketle bu konudaki hakkını veriyor ve bu sözünün altına, şerh düşerek imzamı atıyorum. Şerhim de şudur; “Aslında Kemalist sisteme, anayasasına ve partilerine oy verenlerin tümü aptaldır.” Çünkü bu zorba sistemin, Anadolu’yu işgal ettiği günden bugüne kadar, Anadoludaki tüm halklar, bu zorba sistemden zarar görmüş, baskı ve zulüm ile sindirilmiş, birçok toplum önderi ve onlarla beraber aileleri, yakınları sistem tarafından öldürülmüştür.

Şeyh Said’in isyanı bahane edilerek ve şeriat gelecek denilerek sünniler, Seyyid Rıza bahane edilerek aleviler, Çerkez Ethem ve İbrahim Çapanoğlu isyanları bahane edilerek Anadolunun değişik yerlerindeki halklar bu zorba diktatörlük tarafından çoluk çocuk denilmeden katledilmiş, kurulan cinayet mahkemeleri eliyle İskilipli Atıf Hoca gibi çok değerli İslâm alimi asılarak şehit edilmiştir.

Sayılan ve daha sayılmayan nice cinayetlerine rağmen, zulme uğrayan bu halklar, bugüne kadar bu zorba diktatörlüğü desteklemiş hâlâ da desteklemeye devam etmektedir. İşin en garip tarafı ise, sistemden zulüm gören halklar, kendilerine zulmedenleri desteklemişlerdir.

Seyyid Rıza’yı ve onlarca aleviyi, çoluk çocuk demeden katleden CHP’yi aleviler, sünnilerin inanç değerlerini istismar eden DP, AP ve diğer sağcı partileri sünniler, kendisi Türk olmayan Türkeş’i Türkçüler desteklemişler, desteklemeye  de devam etmektedirler. Eh, bu insanlara da Aziz Nesin’in sözünden başka söylenecek söz olmasa gerekir. İşte Gezi Parkında toplananlar da bu aptal ya da aptallaştırılan halkın çocuklarından başkaları değildir.

Gezi Parkını protesto edenlerden bir kısmı, durumun bu safhaya ulaşacağını düşünmediklerini, ancak olaylar bu safhaya geldiği için katıldıklarına pişman olduklarını itiraf ederlerken, küçük bir kısmı, ağaçların kesilmesine karşı tepki gösterdiklerini, ancak durumun çığrından çıkması ve ateist marksistlerin bu olayı kendi amaçları için kullanmaları üzerine kullanıldıklarını itiraf ettiler. Prorestocuların bir kısmı, iktidara karşı oldukları için oraya geldiklerini ifade ederlerken, diğer bir kısmı, belki de anlamını bile bilmedikleri özgürlük için orada bulunduklarını söylemişlerdir. Oysa bugün Türkiye’de, hayvanlara bile verilmeyen bir özgürlük onlara verilmiş, hayvani hislerini neredeyse sokaklarda tatmin edecek duruma gelmişlerdir.

Gezi Parkının protestocularından kendilerini kurnaz zanneden aslında çok aptal olanları hiç kuşkusuzdur ki, ateist marksislerdir. Onlar, hâlâ ortaçağda yaşadıklarını zannederek, marksist bir düzen peşinde koşmakta, kandırarak oluşturdukları üçbeş kişilik bir grupla devrim yapacaklarını sanmaktadırlar. Yattıkları kulübelerin üstüne astıkları  “Devrim var galiba”, “Devrimin ayak sesleri” vb. yazıları ile kendilerini bile kandırdıklarının farkında değillerdi.

İşte hayal dünyasında yaşayan marksistlerin  “Gezi Parkı” talepleri.

31 MAYIS TAKSİM AYAKLANMASI

Taleplerimizi gerçekleştirene kadar buradayız.

a) Burjuva hükümetin derhal istifası, bütün iktidarın halka devredilmesi

b) Polis teşkilatının ve ordunun dağıtılması, bunun yerine milis güçlerinin geçirilmesi.

c) Bankalara, tekellere, büyük dış ticarete, emekçi sınıflar yararına el konulması.

d) Halk Temsilcileri Konseyinin toplanması.

e) Tutsakların derhal özgürleştirilmesi.

f) Ezilen ulus ve ulusal toplulukların kendi kaderlerini tayin hakkının tanınması.

MÜCADELE BİRLİĞİ PLATFORMU

 Bu “süper devrimciler”, kuyrukları sıkışınca, bugüne kadar inkâr ettikleri ve semtine bile uğramadıkları camiye sığındılar. Yüce Allah (cc), kâfirleri işte böyle rezil eder ve inkâr ettikleri camiye muhtaç kılar. Ancak, camiye girişleri de tam kendilerine yakışan bir şekilde idi ve aşağılık bir şekilde orada da çirkin yüzlerini gösterdiler ve caminin kutsiyetine bile saygı göstermediler.

Gezi parkının en zavallıları, en ikiyüzlüleri ve belki de en aşağılık olanları, elbette ki, İslamcı marksistler ve onların başındaki marksist dönmesi İhsan Eliaçık adındaki kişi idi. Bu kişi, kandırdığı birkaç zavallı ile ne istediklerini bile bilmeden, marksistlerin güdümünde kişiliksiz bir piyon olarak Gezi protestolarına katılmışlardı.

Kişiliksizliği kadar ahlaksızlığı da iş edinen Eliaçık, camiye sığınan ateist gruhu, Asr-ı saadeti oluşturan sahabeye benzetecek kadar alçalmış, sıkıştığında, bid’at dediği kandilleri kutlayacak kadar şahsiyetsizleşmiş, “Camilerin, hiçbir kutsallığı yok” diyerek ateist inkârcı bir gruhun orada her türlü çirkefliği yapmalarına neden olacak kadar ahlaksızlaşmıştır.

Gezi parkının diğer bir grubu da, zalim Suriye diktatörünün yaptığı katliamları alkışlayacak kadar gözü dönmüş, kendilerini İslâmcı olarak addeden, ancak İslâm’dan zerre kadar nasiplenmemiş kimselerdir. Bunlar, iktidardaki AKP (Amerikan Kuklaları Partisi) yönetimine karşı olmak adına, zulme alkış tutmuş, her türlü yalanı utanmadan söyleyerek, sanal ortamda en vahşi görüntüleri, İslâm ümmetini bölme pahasına, pervasızca paylaşacak kadar kendilerini kaybetmişlerdir. İslâmcılık oynayıp İslâm ümmetinde var olan yarayı daha da derinleştirecek söz ve ifadelerden kaçınmayan bu gözü dönmüşler, sözümona reddettikleri emperyalizme hizmet ettiklerini bilmeyecek kadar ahmak ve akılsızdırlar.

Gezi Parkı protestocuları içinde yeralmış ve dışarıdan beslenen, kendilerini üçbeş kuruşa satmış kimseler, bütün grupları galeyana getirmek adına ve onları da kullanarak yakmadık yıkmadık bir yer bırakmamışlardır. Bu satılmış zavallıların benzerleri, aldıkları üçbeş kuruş para karşılığında, Reyhanlı’da bomba yüklü araçları havaya uçurarak 53 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olmuşlardır. Ruhunu ve bedenini satacak kadar alçalmış bu gözü dönmüşler, kendi halkına bile acımayacak kadar canavarlaşmışlardır.

Gezi Parkı olayları nedeniyle ayakları kayanlar ya da sabiteleri olmayanlar

Tevhidi esaslara iman eden kimseler, Maide suresi, 105. ayette belirtildiği üzere, doğru yolda oldukları sürece, hiç kimse ve hiçbir olay, onları yollarından ayıramaz. Çünkü o mü’minler, her olay ve olguya, iman ettikleri esaslardan bakarlar ve gerçekleri görürler. İşte onlar, yüce Allah’ın hidayet verdiği kimselerdir ve Allah’ın hidayet verdiği kimseleri de hiçbir güç hak yoldan çeviremez.

“Allah kime de yol gösterirse; artık onu şaşırtan olmaz. Allah gâlib ve öc alan değil midir?” (Zümer, 37)

Mü’minler, çevrelerinde cereyan eden olaylar karşısında, Tevhidi kimliklerini korurlar ve bu kimlikle o olayları tahkik ederler, nedenini ararştırırlar ve olayları, Kur’ani bakış açısından değerlendirerek bir sonuca giderler.

“Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar; işte onlar Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar sağduyu sâhipleridir.” (Zümer, 18)

Duygularını, akıllarının önüne geçiren kimseler, her olaya, hatta inançlarına bile bu perspektiften bakarlar. Bu kimseler, akletmek yerine duygularını tatmine bakarlar, anlık düşünürler ve anlık değerlendirirler ve ona göre kararlarını verirler. Bunlar, olayları, zaman zaman dillerine doladıkları Tevhidi inanç bağlamında değerlendirmezler, değerlendiremezler.

Bunlar, Kur’an’ın sürekli hatırlattığı “Adil olun” uyarısını hiç düşünmezler; bu nedenle hiçbir zaman adil olmazlar, olamazlar. Çünkü onlar, duyguları ile olay ve olgulara bakmakta, kişileri bu açıdan değerlendirmektedirler.

“Ey iman edenler, adaleti tam yerine getirerek Allah için şâhidlik edenler olun, kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhinde bile olsa, (şâhidlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah, ikisine de daha yakındır. Öyle ise keyfinize uyarak doğruluktan sapmayın; eğer (gerçeği) eğip bükerseniz ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir.” (Nisa, 135)

Gezi Parkı olayları, Müslüman bilinen birçok kişinin ayaklarının kaymasına da neden olmuştur. Gezi Parkı protestolarına katılanlara karşı olmak adına, başka bir zalim ve putperest olan iktidarın adeta avukatlığına soyundular. Oysa Kur’an, iman edenlere, zalimlere hiçbir şekilde meyletmemelerini tavsiye etmekte, aksi halde cehennem ateşine gireceklerini bildirmektedir.

“Sakın zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur; sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur, sonra size yardım edilmez.” (Hud, 113)

Tevhidi Müslümanlar olarak, ne Gezi Parkındaki ateistlere ve onların kandırdıkları zalimlere, ne de zorba Kemalist sistemin putperest iktidarına taraf oluruz. Her ikisi de İslâm nokta-i nazarında küfür içerisindedirler ve her ikisine de iman edenler olarak aynı açıdan bakar, hepsiyle aramızdaki mesafeyi koruruz.

AKP (Amerikan Kuklaları Partisi) iktidarı ve o iktidarın başı olan Recep Tayip Erdoğan, İslâmi değerleri hiçe sayarak insanları, gece gündüz demeden inkârcılığın sembolü olan Laisizme, küfür olan demokrasi küfrüne davet etmekte, şirk ve cehalet olan puta tapmayı meşrulaştırmakta, Allah’a ait olan hüküm koyma yetkisini inkâr ederek anayasa yapmaktadır. Şimdi bu kadar küfür ve şirk içerisinde bulunan ve Rabb’ine isyanda sınır tanımayan bir iktidara, hangi yolla olursa olsun destek olmaya, onu savunmaya kalkışmak, onun işlediği bütün günahlara ortak olmaktır. Bu ise, Müslüman olduklarını, yüce Allah’a iman ettiklerini iddia eden kimselerin yapabilecekleri bir şey değildir.

Gezi Parkı protestocularına karşı olma adına birçok kimse, Müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen, ne yazık ki, AKP (Amerikan Kuklaları Partisi)nin küfrünü savunacak duruma gelmişler, iktidarın hamisi kesilmişlerdir. Onlara, Allah basiret versin.

Ramazan Yılmaz: 2013.07.20

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*