Felâk Sûresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

Felak Suresi

Giriş

İnsanlığın kurtuluşu, beşerî tağuti sistemlerin karanlıklarından İslâm’ın aydınlığına sığınmaktır

İnsanın yeryüzüne gönderilişi ile başlayan Hak-batıl mücadelesi, günümüze kadar bütün şiddetiyle sürmüş, hızından hiçbir şey kaybetmeden halen de devam etmektedir. Hak-batıl mücadelesinde her iki taraf kendi inandıkları metotlarıyla mücadelelerini sürdürmüşler, kendilerine tabi olanları, koydukları kurallara göre şekillendirmeye çalışmışlardır.

Hakk’ın temsilcileri, iman ettikleri Tevhidi ilkeler doğrultusunda Rab’lerinin bildirdiği ilahi mesajın belirlediği metoda uygun bir şekilde mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Onlar, ne istediklerini açıkça ortaya koymuşlar, insanların bu ilahi mesaja iman etmelerini istemişlerdir. Batılın taraftarları ise, Hakk’ı getiren elçilere karşı sürekli bir şekilde yalanlar üreterek, iftira ve karalamalarda bulunarak mücadelelerini sürdürmüşler, insanları korkuya dayalı bir yöntemle kendilerine inandırmaya çalışmışlardır.

Batılın, dalalet ve sapıklığın başı olan İblis (aleyhillane), ilk insan Hz. Âdem (as)’a karşı takındığı kin ve düşmanlık neticesinde insanları Allah yolundan saptıracağına yemin etmiş, mücadelesini de bu kin ve düşmanlık doğrultusunda ortaya koymuştur.

(İblis) dedi ki: ‘Rabb’im, beni saptırmandan dolayı, andolsun onlar için yeryüzünü cazip kılacağım ve andolsun onların hepsini saptıracağım.” (Hicr, 39)

“Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın!” (A’raf, 17)

İblis’in, saptırıcı sıfatı ile şeytanın temsilcileri, beşerî tağuti sistemler, diktatörler ve bu sistem ve diktatörlerin emrindeki Samiri soylu bel’amlardır. Yüce Allah (cc), şeytanın dostları olan tağuti sistemlerle savaşılmasını emretmektedir.

“İman eden kimseler, Allah yolunda savaşırlar ve kâfir kimseler de tağut yolunda savaşırlar; o halde şeytanın dostlarıyla savaşın, şüphesiz şeytanın düzeni zayıftır.” (Nisa, 76)

İblis ve onun insan cinsinden dost ve yardımcıları, insanları Allah yolundan çevirmek ve saptırmak için her yolu denemişler, insanları Hak yoldan döndürmek için çeşitli metotlara başvurmuşlardır. Bu metotlardan biri de hiç kuşkusuzdur ki, Kur’ani kavramların anlamlarını değiştirmek ve asıl manaları dışında anlamlar yüklemeleri olmuştur.

Felak ve Nas sureleri de İblis ve yardımcılarının çarpıtmalarından nasibini almış, surelerdeki ayetler, asıl anlamlarıyla hiçbir ilgisi bulunmayan, Kur’an gerçeğiyle taban tabana zıt bir şekilde yorumlanmıştır. Korkuya dayalı bir din anlayışını öne çıkaran bu çarpıtmacı anlayış, kendi karanlık dünyalarını Kur’an’a mal etmeye çalışmışlardır.

Kur’an’ı anlamak ancak Kur’ani kavramların manalarını net bilmekle mümkündür

Bir din, bir sistem ortaya konulurken bu sisteme uygun kavramlar ve davranış biçimleri de beraberinde ortaya konulur. Bu sisteme ya da dine iman edenler, kendilerinden ne istendiğini, neler yapmaları, nasıl hareket etmeleri gerektiğini en doğru şekilde ancak iman ettikleri dinin temel kaynağından öğrenebilirler.

İslâm dininin temel Kitab’ı Kur’an’dır, Kur’an’ı ve Kur’an’ın apaçık bir şekilde bildirdiği İslâm’ı anlamak ancak Kur’ani kavramların manalarını net bilmekle mümkündür. Kur’ani kavramlar asıl anlamlarına uygun bilinmediği sürece Kur’an’ı anlamak hiçbir şekilde mümkün değildir.

Günümüzde Müslüman olduklarını söyleyen, ancak buna rağmen Kur’an’ın şirk olarak bildirdiği tefrika içerisinde bulunan tüm mezhep, grup ve fırkaların, yüce Allah’ın Kur’an’da bildirdiği tefrikaya düşen müşriklerden olmayın hükmüne rağmen tefrikaya düşerek param parça olmalarının temel nedeni Kur’ani kavramların asıl manalarına uygun bir şekilde bilinmemesindendir.

“O’na yönelin ve O’ndan korkun, namazı kılın ve müşriklerden olmayın. O kimseler, dinlerinde tefrikaya düştüler ve grup grup oldular; her hizip yanında olan şeylerle sevinmektedir.” (Rum, 31-32)

Yüce Allah (cc), iman eden kullarının dünya hayatlarında neler yapmaları gerektiğini, nerede nasıl hareket edeceklerini, tebliğ aşamasında muhataplarına neler söyleyeceklerini en ince detayına kadar Kur’an’da belirtmiştir. O, indirdiği ilahi mesajın hareket metodunu da beraberinde indirmiş, iman edenlerin buna göre hareket etmelerini, iman ettikleri Tevhidi esaslara uygun bir kişilik kuşanmalarını istemiştir.

Doğru bir metoda, şahsiyetli bir kişilik ve kimliğe sahip olmayanlar, insanları sürekli bir şekilde yalanlarla, göz boyamalarla aldatmaya, onları baskı ve zorbalıkla kontrol altında tutmaya çalışırlar. Bu durum, beşerî sistemlerin bozuk karakteristik özelliklerinden biridir.

Felak suresinde, korku üzerine bina edilen beşerî düzenlerin, insanları nasıl aldattıkları, kendi zulüm düzenlerini sürdürmek adına insanların gözlerini nasıl boyamaya çalıştıkları ortaya konulmaktadır. Sure, iman edenlerin, beşerî zulüm düzenlerinin aldatma ve göz boyamalarına karşı duyarlı olmalarını sağlamaya çalışmaktadır.

“El muavvizetân” ya da “el muavvizeteyn” yani Allah’a sığınmayı gösteren iki sure olan Felak ve Nas surelerinde yüce Allah (cc), şeytan ve insan cinsinden yardımcılarının çarpıtmalarına karşı Müslümanların nasıl hareket edeceklerini, neler söyleyeceklerini öğretmektedir. Böylece Müslümanlar, insan ve cin şeytanların tuzaklarına karşı daha bilinçli bir şekilde hareket etme gücünü kendilerinde bulma imkânına kavuşmaktadırlar.

Surenin Tefsiri

1- De ki: ‘Sığınırım Felak’ın/şafağın/aydınlığın Rabb’ine!’

Birçok surede, Kur’ani bazı kavramlar mecazi olarak verilir; bu, Felak suresinde de aynı şekilde verilmektedir. Felak, mahlûkatın Rabb’inin indirdiği İslâm’ın aydınlığına bir çağrı olarak kullanılmaktadır. Aydınlık ifadesi Kur’an’da, değişik kelimelerle tanımlanmıştır; “Felak”, “Edaet”, “Nur”, “Lamba”, “Kandil” gibi kelimelerin hepsi aydınlığı ifade etmektedir. Bu aydınlık ise, sığınılan Rab yüce Allah’ın indirdiği ilahi nizam ve Kur’an’dır.

Bu surede de şafak, Felak olarak verilmiştir. Şafak, karanlık geceden sonra aydınlığın gelişini müjdeleyen parlaklıktır. Felak suresinde şafağın Rabb’i yüce Allah’a sığınma tavsiye edilmiştir. Bu sığınmanın neden yapılacağı, kimlerden kaçınılacağı ise, devam eden ayetlerde ortaya konulmuş, ayetlerin tefsirinde net olarak açıklanmıştır.

Mealist ve tefsircilerin, birbirlerinden kopyalama olarak aldıkları meallerde Felak suresinin bu ilk ayetinde geçen “Felak” ifadesini çarpık bir mantıkla sabah diye vermişlerdir. Oysa Felak’ın anlamında sabah diye bir ifade geçmemektedir.

Kavramların çarpıtılmasına bir örnek Felak kavramı

Kimi meal ve tefsirlerde, Felak suresinin bu ilk ayeti için yapılan “De ki: ‘Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabb’e” gibi açıklamaların, Kur’an mantığı ve anlayışı ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Ayetler konusunda yapılan bu açıklamalar, Kur’an’ın vermek istediği mesajın tam zıddı anlamlar içermektedirler.

“De ki: ‘Sığınırım Felak’ın//şafağın/aydınlığın Rabb’ine” ayetinde, karanlık ve sabah ifadesi geçmemekte, şafağın ortaya çıkıp aydınlığın geldiği anlatılmaktadır. Aydınlığın ortaya çıkması, karanlığın gitmesini çağrıştırabilir, ancak bu surede ifade edilen gece karanlığı değildir. Çünkü ayetteki “Felak” ifadesi, gündüzün aydınlığını ya da ışığın aydınlattığı bir aydınlık anlamına gelmemektedir. Felak, devam eden ayetlerde de açıklandığı üzere şer olan kimselerden kaçmayı/kaçınmayı, bu şerleri defedecek bir kurtarıcıya sığınmayı ifade etmektedir.

“Felak” kelimesi, aydınlığın ortaya çıkmasını ifade ettiği gibi başlatmak, yarmak, şafak gibi anlamlara da gelmektedir. “Felak” şafak/aydınlık anlamında bu surede mecazi olarak kullanılmıştır. Nitekim bu aydınlığın ortaya çıkması Fecr suresinde de ifade edilmiş ve “Andolsun fecre” denilmişti.

“Felak” ifadesi, aydınlığın ortaya çıkması ile karanlıkların kaybolacağını belirtmekte, surenin devam eden ayetlerinde aydınlığın ne olduğu daha net olarak açıklanmakta, insanlardan, kötülük yumağı haline gelen bazı kişi ve sistemlerin şer ve kötülüklerinden, aydınlığın Rabb’i olan yüce Allah’a sığınmaları istenmektedir.

“Felak” Allah’ın arzında hayatı zulüm ve baskı ile karartan beşerî sistemlerin karanlıklarından çıkarak yüce Allah’ın insanlığa gönderdiği hidayetin aydınlığına ulaşmaktır. Felak ifadesi ile insanlara, kurtuluşun yolu ve adresi gösterilmektedir.

Hayatlarını Kur’an’a göre düzenleyenler, aydınlık bir hayata girmişlerdir

Bir yerden, bir kişi ya da güçten başka bir kişi ya da güce sığınırken elbette sığınılan gücün, önceki güce oranla daha güvenli, güçlü ve iyi olması gerekir. Şafağın yani aydınlığın Rabb’ine sığınma isteğine bakıldığında beşerî tağuti sistemlerin, diktatörlerin zindana çevirip kararttıkları bir hayattan, huzursuzluk ortamından, huzur ve güvenin var olduğu âlemlerin Rabb’i yüce Allah’a, O’nun indirdiği aydınlık nizama sığınma isteği ortaya çıkmaktadır.

Kur’an’da beşerî tağuti sistemler, karanlıkların temsilcileri olarak verilmiştir. Şafağın Rabb’ine sığınmak, karanlığın temsilcileri olan beşerî tağuti sistemlerden uzaklaşıp yüce Allah’ın gönderdiği aydınlık dini İslâm’a sığınmak, girmektir.

İnsan hayatını zindana çevirip karartan beşerî düzenlerin zulüm ve baskısı altında, şirk ve küfür bataklığında, zulüm ve adaletsizliğin pençesinde kıvranan beşeriyetin kurtuluşu ancak aydınlık nizamının Rabb’i yüce Allah’a, O’nun indirdiği Tevhidi esaslara sığınmakla mümkündür. Risalet tarihi boyunca rasuller ve onların izini takip eden Tevhid erleri, insanları aydınlık olan ilahi nizama, huzur ve mutluluğa, saadet ve kurtuluşa davet etmişlerdir. Yüce Allah (cc) rasullerine, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmalarını bildirmiştir.

Elif. Lâm. Ra. Sana o indirdiğimiz Kitap, insanları Rab’lerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, Aziz ve Hamd edilenin yoluna çıkarman içindir.” (İbrahim, 1)

İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp yüce Allah’ın yoluna iletmek için indirilen Tevhidi esaslar, karanlıklar içerisinde kalan beşeriyetin kurtuluş reçetesidir. Aydınlığın Rabb’ine sığınmanın anlamı, beşerî sistemlerin, insanların hayatını karartıp zindana çeviren zulümlerinden İslâm’ın aydınlık nizamına, Tevhidi esasların aydınlığına sığınmaktır.

Beşerî tağuti sistemler ve diktatörler, karanlığın temsilcileridirler

Kur’an’ın hemen bütünlüğünde kaçınılması gerekenin, insanların hayatlarını zindana çeviren ve karanlıkları ifade eden tağuti sistemler oldukları bildirilmektedir. Nitekim yüce Allah (cc), aydınlık ve karanlığı aynı ayetlerde kullanarak ne olduklarını ve insanları, kimin aydınlığa, kimlerin de karanlıklara çağırdıklarını açıkça belirtmektedir.

“Allah, iman eden kimselerin velisidir, karanlıklardan nura onları çıkarır; kâfir kimselerin evliyası tağuttur, (o da) nurdan karanlıklara onları çıkarır, işte onlar, ateş halkıdır, onlar, orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 257)

Yüce Allah (cc), beşerî sistemlerin ve diktatörlerin, insanların hayatlarını baskı ve zulümleri ile karartan birer karanlık olduklarını, onların karanlıkları temsil ettiklerini, Hz. Musa (as)’ı, ayetleri ile Fir’avn’e göndererek halkını Fir’avn’ın karanlık düzeninden vahyin aydınlığına çıkarmasını istediği şu ayetten net olarak anlaşılmaktadır.

“Andolsun Musa’yı ayetlerimizle gönderdik: ‘Kavmini, karanlıklardan aydınlığa (nura) çıkar ve Allah’ın günlerini onlara hatırlat’ diye! Şüphesiz bunda sabreden, şükreden herkes için ayetler vardır.” (İbrahim, 5)

Yüce Allah (cc), Fir’avn’ın zulüm ve baskı ile zindana çevirdiği düzeninin insanların hayatlarını zindana çevirdiğini, Hz. Musa (as)’ı göndererek onları, aydınlık olan ilahi nizama kavuşturmasını istemiştir.

Kur’an’da, İslâm’ın aydınlık, beşerî sistemlerin ise karanlık olarak ifade edildiği birçok ayet vardır. Bu ayetlerde, İslâm aydınlık, beşerî şirk ve küfür sistemleri karanlıklar olarak verilmektedir.

Aydınlık ve karanlığın anlatıldığı ayetlerde yüce Allah (cc), indirdiği vahiyle iman edenleri, beşerî sistemlerin zulüm karanlıklarından İslâm’ın aydınlığına çıkardığını bildirmiştir. Yüce Allah’ın ayetlerini bırakarak kendileri kanun koyan ve insanları idare edeceklerini zanneden, bu halleriyle de yüce Allah’a tuğyan (isyan) eden tağuti beşerî sistemler, kendilerine tabi olanları İslâm’ın aydınlığından kendi küfür kanunlarının karanlıklarına çekmektedirler.

“O’dur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için apaçık ayetleri kulunun üzerine indirdi, muhakkak ki Allah, size çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Hadid, 9)

Yüce Allah (cc), Kur’an’ı hayat düsturu edinmeyen, İslâmi bir hayat yaşamayanları, beşerî düzenlere tabi olmuş, karanlıklar içerisinde kalmış sağır ve dilsizler olarak tanımlamaktadır. Çünkü beşerî sistemler, yarınlara umut vermeyen, gelecekleri karanlık olan sistemlerdir. Oysa İslâm nizamı, çağlarüstü, evrenseldir, her çağ ve toplumu huzur ve mutluluğa ulaştıran aydınlık bir sistemdir.

“Bizim ayetlerimizi yalanlayan kimseler, karanlıklar içindeki sağır ve dilsizlerdir; kim dilerse Allah onu dalalete düşürür ve kim dilerse onu doğru yol üzerinde kılar.” (En’am, 39)

İslâmi esasların dışında yaşamak, beşerî düzenlerin karanlığında kalmaktır. İnsanları beşerî sistemlerin karanlıklarından, İslâm’ın aydınlığına çıkarmak için yüce Allah (cc), her dönemde rasullerini göndermiştir. Bu rasullerin en sonuncusu da Hz. Muhammed (as)’dır.

Hz. Musa (as), Fir’avn’ın zulüm ve baskısı altında yaşayan kavmini, Tevhidi esasların nuruna, Fir’avn’ın zindana çevirip kararttığı hayattan ilahi mesajın aydınlığına davet ettiği gibi Hz. Muhammed (as) da kendisine indirilen Kur’an ile insanları, cahiliye karanlıklarından İslâm’ın aydınlığına, Tevhidi esasların nuruna ulaştırmıştır.

“Rasul, Allah’ın apaçık ayetlerini size okuyor ki, iman edip salih ameller işleyen kimseleri, karanlıklardan nura/aydınlığa çıkarsın ve kim, Allah’a iman edip salih amel işlerse onu, altlarından nehirler akan, orada ebedi kalacakları cennetlere koyar. Gerçekten Allah ona, güzel bir rızık vermiştir.” (Talak, 11)

Egemenliği kendilerinde gören beşerî sistemler, tıpkı Fir’avn’ın düzeninde olduğu gibi insanların başına dünyayı zindan etmiş, umutlarını karartmıştır. Bu Kur’an’la da insanlar, beşerî sistemlerin zindana çevirdikleri hayattan ilahi mesajın aydınlığına çıkacaklardır.

Bütün ayetlerden de anlaşıldığı üzere aydınlık, İslâmi bir düzeni, karanlık ise beşerî düzenleri ifade etmektedir. Ayetlerden anlaşılan bir başka gerçek de aydınlığın hep tekil, karanlıkların ise çoğul olarak kullanılmasıdır. Çünkü İslâm tek olan Hak dindir; oysa beşerî sistemler, çok değişik ve çok çeşitlidirler.

İslâm, Hz. Âdem’den günümüze kadar gelen tek dinin adı iken, İslâm’ın karşısındaki sistemler, sürekli değişmişler, değişik isimler altında ortaya çıkmışlardır. Nemrutluk, Fir’vanlık, krallık, sultanlık, imparatorluk, cumhuriyet, demokrasi, sosyalizm, komünizm faşizm, Kemalizm gibi adlarla ortaya çıkan beşerî sistemler, Kur’an’da çoğul olarak kullanılmış ve hepsi karanlıklar olarak ifade edilmişlerdir.

Felak suresinde insanın, beşerî sistemlerin zulmünden, İslâm nizamının aydınlık şemsiyesi altına girmesi işleniyor. İslâm nizamının aydınlığına çıkmak isteyen insanın önüne çıkacak engeller ise, surenin son iki ayetinde ele alınmıştır.

Fir’avn’ın sihirbazları konumundaki Samiri soylu bel’amlar, Hakk’ı bilerek gizliyorlar

Günümüz Samiri soylu bel’amları, beşerî tağuti sistemlerin karanlıklar olduklarını söyleyip insanları ondan sakındırmak yerine, Kur’ani kavramların anlamlarını değiştirerek, gizleyerek Kur’ani hiçbir delili bulunmayan ifadeleri meal ve tefsirlerinde belirtiyorlar.

Kur’an’da gece karanlığını şer olduğu konusunda hiçbir ifade bulunmadığı halde beşerî tağuti sistemlerle ilgili karanlıkları, yüce Allah’ın, insanların huzur ve dinlenmeleri için yarattığını bildirdiği gecenin şer olduğunu iddia etmektedirler. Samiri soylu bel’amlar, bu çarpıtmaları ile tağuti sistemlerin karanlıklar olduklarını gizliyorlar.

Kur’an’da, tüm beşerî tağuti sistemlerin karanlıklar oldukları, tüm rasullerin, insanların bu karanlık tağuti sistemleri reddetmeleri için gönderdiği bildirilmiştir.

“Andolsun Biz, her millet içinden: ‘Allah’a kulluk edin, tağuttan kaçının’ diye bir Rasul gönderdik; sonra Allah, onlardan kimine hidayet etti, onlardan kimi üzerine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de bakın görün, yalanlayanların akıbeti nasıl olmuş!” (Nahl, 36)

Kur’ani gerçek bu iken ve yüce Allah (cc), tüm rasullerini bu gerçek için gönderdiğini bildirirken Fir’avn’ın sihirbazları konumundaki Samiri soylu bel’amlar, Kur’ani kavramların anlamını saptırarak ya da gizleyerek yuvalandıkları vakıf ve dernek gibi şirk ve küfür yuvalarında yuvalanarak tağuti sistemden ödül beklemekte, çoğu da ödüllerini almaktadırlar.

Kendileri Müslüman olmayan Samiri soylu bel’amların birçoğu, küfür ve şirklerini değişik vesilelerle açıkça ifade etmelerine rağmen Kur’an meallerini kopyalayarak meal ve tefsir çıkarmalarının nedeni, Hakk’ı batılla bulayarak gerçekleri gizleme çalışmalarıdır.

Yüce Allah’a kulluğu esas alan yaratılanlar, bu esasa aykırı hareket edemezler

Yaratılan her şey, yüce Allah’a itaat esası üzerine görevlendirilmiş ve hepsi de bu itaat ekseninde hareket etmektedir. Yaratılan varlıklar, kendilerine yüklenilen Rab’lerine kulluk görevlerini ifa etmekte, hiçbir şekilde Rab’lerinin izni dışında hareket etmemektedirler.

2- Yarattığı şeylerin şerrinden.

Rab’lerine kulluğu esas alan yaratılanlardan, bir şerrin hâsıl olması elbette mümkün değildir ki zaten yerde gökte olan her şey Rabb’ini tespih etmektedir.

“Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tespih ederler ve şüphesiz O’nu hamd ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur velakin siz onların tespihlerini anlamazsınız. Şüphesiz O, çok halim, çok bağışlayandır.” (İsra, 44)

Yüce Allah’ı tespih etme, O’na kulluk yapma görevini ifa eden varlıkların, Rab’lerinin emri dışına çıkarak isyan etmeleri mümkün değildir. Yüce Allah (cc), yarattığı şeylerin bir kısmını insanların emrine vererek insanlara itaat ettirmiştir. İnsanlara boyun eğme ve itaat etme görev ve sorumluluğu verilen varlıkların, insanlar için şer olmaları düşünülemez. Çünkü o durumda Rab’lerinin emri dışına çıkacak ve Rab’lerine isyan etmiş olacaklardır.

“Allah O’dur ki sizin için denize boyun eğdirdi, onun içinde gemiler O’nun buyruğuyla akıp gitsin ve siz O’nun lütfundan arayasınız, ta ki şükredesiniz. Sizin için göklerde ve yerdeki bulunanların hepsini Kendisinden boyun eğdirdi; şüphesiz bunda, tefekkür edenler toplumu için ayetler vardır.” (Casiye, 12-13)

“Ve O ki, bütün o çiftleri yarattı ve sizin için gemiler ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler var etti. Ki sırtlarına yerleşesiniz, sonra onlara yerleştiğiniz zaman Rabb’inizin nimetini anasınız ve: ‘Şanı yücedir, O ki, bunu bize boyun eğdirdi, biz onu bağlayan kimseler olmayacaktık.” (Zuhruf, 12-13)

İnsanlar için şer olan yine insanlardır

Rab’leri tarafından boyun eğdirilip insanların emrine verilenlerin, emrine verildikleri insanlar için şer olmaları sözkonusu olamaz. Yaratılanların hiçbiri, Rab’lerinin emrine isyan ederek O’na karşı çıkmaz, çıkamazlar. O halde insan için şer olan ve şerrinden, aydınlığın Rabb’ine sığınılan yaratıklar hangileridir! Bu sorunun cevabını yine Kur’an vermekte ve insan için şer olanın yine insanların kendileri olduğunu bildirmektedir. İşte insanlar için şer olanlar.

“Dönüp gittiği zaman yeryüzünde fesat çıkarmaya, orada, ekini/kültürü ve nesli helak etmeğe çalışır; Allah da fesadı sevmez.” (Bakara, 205)

Yaratılan tüm varlıklar, Rab’lerinin emrine harfiyen uyarlarken insanlardan bazıları, yaratılış gayelerini unutarak Rab’lerine isyan etmişler, diğer insanlar için şer olmuşlardır. Hak batıl mücadelesine bakıldığında, iman edenler için en büyük şerrin, Tevhidi esaslara iman etmeyen kimseler oldukları görülecektir.

 “Yarattığı şeylerin şerrinden,” ifadesi, Rab’lerine isyan eden ve diğer insanlar için şer olan şirk ve küfür ehli kimseleri içerisine almaktadır. Bunlar, insanlar için şer olmaktan öte, yaratılış gayelerine aykırı hareket ederek Rab’lerine bile isyan etmişlerdir.

“İyi bilin ki şüphesiz insan, tuğyan eder. Kendisini müstağni gördüğünde.” (Alak, 6-7)

Düşünmüyor mu insan, şüphesiz Bizim onu bir nutfeden yarattığımızı da şimdi o, apaçık bir hasımdır!” (Yasin, 77)

Bu ve benzeri birçok ayette ifade edildiği üzere azgınlığın doruk noktasına ulaşmış insanlardan bazıları, Tevhidi esasları tanımayarak Rab’lerine isyan ettikleri gibi, Rab’lerine iman eden insanlar için de birer şer unsuru olmuşlardır. İman edenleri Allah yolundan çevirip karanlıklara sürüklemeye çalışan şer unsurlara karşı “Şafağın/Aydınlığın Rabb’ine sığınmak” gerekir.

“Yarattığı şeylerin şerrinden,” ifadesindeki şer, beşerî sistemlerin ve onların kanun koyucularının şerridir. Şeytanın yolunu devam ettiren, kendilerini yeterli gören, Rab’lerinin indirdiği hükümleri bırakıp yasalar koyan kimseler, beşerî şirk ve küfür düzenleri ile insanlar için en büyük şer unsurudurlar. Onların ve karanlık düzenlerinin şerrinden Aydınlığın Rabb’ine ve indirdiği Tevhidi esaslara sığınmakla kurtuluşa, huzura ve mutluluğa ulaşılır.

3- Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden.

Rab’lerine isyan edip insanlık için şer olanların, ortaya koydukları zulüm, adaletsizlik, şirk ve küfür uygulamaları, toplum hayatına hâkim olduğunda o toplumun aydınlık dünyası kararır zindana döner. İnsanların hayatı üzerine çöken beşerî şirk düzenlerinin karanlıkları, insanları Allah yolundan çevirdikleri için iman edenler için kötülük ve şerdir.

Yüce Allah (cc) insanları, beşerî sistemlerin zulümle kararttıkları hayattan kurtarmak için onlara aydınlık olan Nur’unu/ Kitabı’nı göndererek yol göstermiştir.

“O ki, karanlıklardan nura sizi çıkarmak için meleklerle size salat/yardım etmektedir ve Mü’minlere çok merhametlidir.” (Ahzab, 43)

Beşerî tağuti sistemlerin karanlık düzenlerinin şerrinden aydınlığın sahibi olan yüce Allah’a ve indirdiği Nur’un aydınlığı olan Tevhidi esaslara sığınmak, “Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden aydınlığın Rabb’ine sığınmaktır.”

Gece, insanlar için şer değil, huzur ve dinlenme zamanıdır

Yüce Allah tarafından, insanların huzur bulmaları için yaratılan gecenin, Rabb’inin emrine aykırı hareket ederek insanlar için şer olması hiçbir şekilde mümkün değildir. Aksine hareketi, gecenin Rabb’ine isyan etmesi demektir ki, insan dışında Rab’lerine isyan eden hiçbir varlık yoktur.

Kimi meal ve tefsirlerde “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden” ifadesi hatalı ve yanlıştır. “Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden” ifadesi geceyi anlatmamaktadır. Bunun gece olduğunu iddia etmek, (hâşâ) Kur’an’da çelişki olduğu kanaatini oluşturmaktır ki bu, büyük bir sorumsuzluk, yüce Allah’ın Kitabı’na iftira etmek olur ki, Kur’an’da çelişki yoktur.

“Bu Kitap ki onda şüphe yoktur, muttakiler için hidayettir.” (Bakara, 2)

“Şimdi Kur’an’ı düşünmüyorlar mı, şayet Allah’tan başkası tarafından olsaydı, elbette onda çok ihtilaf bulurlardı.” (Nisa, 82)

Yüce Allah (cc), geceyi insanlar için şer olarak değil, huzur ve güven veren bir örtü yapmıştır ki içinde istirahat edilen, insana güven veren bir örtünün, insana şer olması, sıkıntı vermesi mümkün değildir. Gece, insanlara ancak huzur ve güven verir.

“O ki, geceyi sizin için elbise yaptı; uykuyu dinlenme ve gündüzü neşretme/yayma (zamanı) yaptı.” (Furkan, 47)

Görmediler mi, şüphesiz biz geceyi kendisinde istirahat etmeleri için ve gündüzü aydınlık yaptık; şüphesiz bunda, iman edenler toplumu için ayetler vardır.” (Neml, 86)

“Uykunuzu dinlenme yaptık ve geceyi bir elbise yaptık.” (Nebe, 9-10)

Ayetlerden de anlaşılacağı üzere gece, insanların içinde huzurlu bir şekilde istirahat ve ibadet edecekleri, onları rahatlatan bir elbise olarak verilmektedir. Bu Kur’ani gerçeklere rağmen gece karanlığının insan için şer olacağını düşünmek hiçbir şekilde mümkün değildir.

“Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden” ayetinde geçen karanlık, insanların hayatını, baskı ve zulümleriyle zindana çevirip karartan beşerî materyalist sistemlerdir. “Geceyi sizin için bir elbise yaptık” ayetinde “elbise” nasıl mecazi olarak kullanılmışsa, ayetteki “karanlık” ifadesi de mecazi olarak beşerî ideolojilerin zulümlerine atfen kullanılmıştır.

Surenin son iki ayetinde beşerî sistemler, insanların gözünü çeşitli şekillerde boyamayı ifade eden “düğümlere üfleyen” ve kendileri dışındaki İslâm’ı kötülemelerini ifade eden “haset ettiğinde haset eden” olarak tanımlanmaktadırlar.

Beşerî sistemler, insanlar üzerinde hile ve yalanlarla baskı kurmaktadırlar

Beşerî sistemler, kendilerine tabi olanlar üzerinde çeşitli baskı ve oyunlar kurarak onları ellerinde tutmaya çalışmaktadırlar. Yüce Allah (cc), beşerî sistemlerin bu oyun ve yalanlarını son iki ayette ve Nas suresinde teşhir etmektedir. Böylece yüce Allah (cc) insanların, bu sistemlerin oyun ve tuzaklarına karşı uyanık olmalarını ve onlara aldanmamalarını istemektedir.

4- Düğümlere üfleyenlerin şerrinden.

Ayette geçen fil’ukadi AKD fiilinden gelmektedir; bu ise düğüm, bağ, bağlılık, tutukluk; değişik türevleriyle, akit, bağlamak, sağlama almak, sağlamlaştırmak ve sıkılmak anlamlarına gelmektedir. Neffasati ise nefes eden yani üfürükçü anlamına gelmektedir.

Üfürükçü, göz boyayıp insanları öncelikle psikolojik, daha sonra fiziksel baskı altında tutan, onları büyülemek isteyen kişi anlamındadır. Buna göre ayet, Bağlılarını büyüleyerek baskı altında tutmak isteyenlerin şerrinden şeklinde anlaşılabilir.

Beşerî zorba sistemler, gerçekte hiçbir güçleri olmadığı halde göz boyayarak, yurttaşlık görevi vb. ifadelerle psikolojik baskı kurup insanları kendi büyüklüklerine inandırmak istemelerindeki durumları, insanları büyüleri ile büyüleyen büyücüye benzemektedirler.

Beşerî tağuti sistemlerin kanun koyucuları, dünyalarını kararttıkları insanlar üzerinde hükümlerini sürdürmek için insanların gözlerini boyayarak, baskı ve zulümle, askeri ve mali güçleriyle korkutarak ellerinde tutmaya, kendilerine bağlamaya çalışmaktadırlar. Halkın gücü karşısında hiçbir güçleri ve kuvvetleri bulunmayan beşerî sistem ve ideolojiler, kendilerini olduklarından daha güçlü göstermeye çalışıyor ve bunun için değişik metotlar kullanıyorlar.

Tağuti sistemler, insanlar üzerindeki zulüm idarelerini devam ettirip onları kendilerine daha çok bağlamak için basın-yayın gibi her çeşit görsel ve işitsel araçları kullanıyorlar.

Üfürükçünün düğümlere üfleyip insanları etki altında tutmaya çalıştığı gibi bütün beşerî sistemlere de halklarına, kendilerinin üstün olduklarını, yenilmez ve güçlü bir yapıya sahip bulunduklarını, kendilerine karşı çıkacak onları hüsrana uğratacaklarını, insan haklarına saygılı, çağdaş, medeni olduklarını, ellerindeki bütün yayın organlarıyla sürekli olarak fısıldamaya çalışırlar. Dediklerini ispatlamak için de belli günlerde merasimler düzenleyerek askeri gösterilerle göz korkuturlar.

Beşerî tağuti sistemler, bir yandan zorbalık ve baskılarla insanları sindirirlerken diğer yandan -Fir’avn’ın, sihirbazlarını Hz. Musa (as)’ın getirdiği Hakk’a karşı çıkardığı gibi- kendilerine bağladıkları Samiri soylu bel’amlar ile Hakk’ı batılla karıştırarak insanların, Rab’lerini hakkıyla tanımalarına, Tevhidi esaslara yönelmelerine engel olmaktadırlar.

Beşerî tağuti sistemler, tıpkı düğümlere üfleyen üfürükçülere benzerler, onların bütün yaptıkları, üfürükçüler gibi göz boyamaktan başka bir şey değildir. Üfürükçünün büyüsü, belli bir zaman sonra gerçekler karşısında nasıl etkisini yitiriyorsa, beşerî diktatörlüklerin güçleri de iman edenler karşısında öylece yok olup gideceklerdir inşaAllah. Yeter ki iman edenler, yüce Allah’a tevekkül etsinler, Tevhidi esaslara iman edip Rab’lerine sığınsınlar. İşte o zaman küfrün şer olan sistemi yok olacak, onun yerine İslâm’ın aydınlık nizamı hâkim olacaktır.

Beşerî tağuti sistemler, kendi küfürlerini gizlemek için yüce İslâm dinine saldırmaktadırlar

Beşerî şirk sistemleri, kendi karanlık düzenlerini ayakta tutabilmek, insanlar üzerindeki baskı, sömürü ve zulümlerini devam ettirebilmek, sömürü çarklarını daha rahat işletebilmek için İslâmi esasların insanlara verdiği şahsiyetli kişiliği, huzur, güven ve barışı kıskanmakta, bu nedenle sürekli İslâm’ı kötülemeye çalışmaktadırlar. Bu davranışları, beşerî şirk ve küfür düzenlerinin hasetlerini açıkça ortaya koymaktadır.

5- Ve haset ettiğinde haset edenin şerrinden.

Hasedin ne olduğu net bir şekilde anlaşılmadan ayetin delalet ettiği anlam anlaşılmaz. Bu nedenle önce hasedin ne olduğu açıklanmalı ki ayet daha iyi anlaşılsın.

Haset; kıskanmak, Allah’ın başkalarına verdiği nimeti kötü görmek, istememek, yok olmasını temenni etmek ve o nimetin ortadan kaldırılmasına çalışmak demektir.

Demokrasi, sosyalizm, Marksizm, faşizm ve Kemalist zorbalık gibi beşerî sistemlerin tümü, İslâm’ın insanlara verdiği huzur ve mutluluğu, barış, adalet ve kardeşliği kıskanmaktadırlar. İslâm’ın, önce gönüllere, daha sonra davranışlara ve giderek hayata hâkim olmasıyla beşerî bütün sistemler yok olacak, onların, insanlar üzerinde estirdikleri zulüm ve adaletsizlik çarkları bitecek, beşeriyetin ufkunda, İslâm’ın aydınlık nizamı, bütün güzelliğiyle doğup parlayacaktır. Ancak iman edenlerin öncelikle bu zalim, hasetçi ve kötülük yuvası sistemlere ve onların emrindeki Samiri soylu bel’amlara itaat etmemeleri gerekir. Rabb’imiz bu konuda insanları uyarmaktadır.

“Allah, iman eden kimselerin velisidir, karanlıklardan nura onları çıkarır; kâfir kimselerin evliyası tağuttur, (o da) nurdan karanlıklara onları çıkarır, işte onlar, ateş halkıdır, onlar, orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 257)

İslâm’ın aydınlığından rahatsız olan, karanlıkları mesken edinen beşerî sistemler, bütün güçleri ve Sihirbazlar konumundaki Samiri soylu bel’amlarıyla İslâm’ın yeryüzünden kaldırılması ya da en azından etkisizleştirilmesi için çalışmaktadırlar.

Yüce Allah (cc), beşerî ve zulüm sistemlerini ayakta tutanların karanlık emellerine karşın iman edenleri, gönderdiği Tevhidi esaslarla sürekli bir şekilde uyarmış, beşerî sistemlerin karanlık emellerinden aydınlığın Rabb’ine sığınmalarını istemiştir.

Felak suresi insanları, şer olan ve karanlığı temsil eden, hasetçi, fitne ve fesat olan beşerî sistemlerin göz boyamacı, karanlık şerlerinden gerçek kurtuluşa, İslâm’ın aydınlığına sığınmaya davet ediyor. İnsanlık, İslâm’ın aydınlık olan şemsiyesi altına girmekle huzura, gerçek adalete, mutluluğa ve kurtuluşa erecektir.

Ey insanlar, gerçekten size Rabb’inizden bir öğüt gelmiştir; göğüslerde olana şifa ve Mü’minler için hidayet ve rahmettir.” (Yunus, 57)

Yüce Allah (cc), Kalem ve Alak surelerinde de belirtildiği üzere kötülük yuvası haline gelen kişi ve sistemlere itaat edilmemesini istemektedir.

“Ve itaat etme; yemin edip duran aşağılık, iftira eden, laf getirip götüren, hayrı engelleyen, saldırgan, günahkâr, kaba, bundan sonra o soysuz, mal ve oğullar sâhibi oldu diye.” (Kalem, 10-14)

Felak ve Kalem surelerinde vasıfları sayılanlar, birbirlerinin benzeri olan kimselerdir. Kalem suresinde Mü’minlerin, haset ve düşmanlığında sınır tanımayanlara itaat etmeleri men edilirken Felak suresinde Mü’minler, bunların şerlerinden aydınlığın Rabb’ine sığınmaya davet ediliyorlar. Bu sığınmanın nasıl olacağı, şer unsuru kişilerin ya da kurum ve sistemlerin nasıl reddedileceği de Alak suresinde açıkça belirtilmektedir.

“Kesinlikle sakın ona itaat etme, (Rabb’ine) secde et ve yaklaş.” (Alak, 19)

Yüce Allah (cc), kullarının bu şer odaklarından nasıl sakınacaklarını, aydınlığın Rabb’ine nasıl sığınacaklarını açıkça bildirmiş, bu şer güçlerine itaat edilmemesini belirtmiş, ancak âlemlerin Rabb’ine itaat edilip teslim olunmasını emretmiştir.

Aydınlığın Rabb’ine sığınmanın nasıl olacağı, teslimiyetin hangi güce yapılacağı, şer güçlerinin insanları nasıl kandırdıkları da Nas suresiyle ortaya konulmaktadır. Sığınılacak gücün özellikleri teferruatlı bir şekilde Nas suresinde ortaya konulmakta, bunun için neler yapılabileceği ile ilgili kurallar da Kur’an bütünlüğü içerisinde iman edenlere bildirilmektedir.

Ne mutlu, karanlığın temsilcileri olan beşerî tağuti sistemlerden uzaklaşıp aydınlığın Rabb’i olan yüce Allah’ın dinine yönelenlere!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*