ÇAĞIMIZIN LANETLİ BELAMLARI

Hak batıl mücadelesinin hemen her döneminde, batıl cephesinin safında yer alan belamlar ortaya çıkmış, bunlar, Hakkı batılla karıştırıp gerçekleri gizleyerek şirkin ve küfrün saflarında yer almışlardır. Belamlar, Tevhidi esasların düşmanı tağuti sistemlerin ve diktatörlerin kendilerine sunduğu imkânlardan dolayı küfür ve şirki tercih etmiş, tağuti sistemlerin istekleri doğrultusunda hareket ederek yüce Allah’ın gönderdiği Tevhidi esasları karıştırmaya ve insanları Allah yolundan alıkoymaya çalışmışlardır.

Yüce Allah (cc), belamların nasıl saptıklarını ve durumlarının ne olduğunu açık bir şekilde bildirmiş, onlara lanetler okumuştur. Kur’an’da sıfatları açıkça bildirilen ve kendilerine lanet edilen bu belamlar hakkında yüce Allah (cc) şunları bildirmiştir.

“Onlara şu adamın haberini de oku; kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu. Dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünürler.” (A’raf, 175-176)

Belamlar, yüce Allah’ın ayetlerini bilen, ancak bu ayetler doğrultusunda hareket etmeyip onları, elde edecekleri bir menfaat karşılığında değiştiren, gizleyen; böylece hevaları peşinde giden kimselerdir. Yüce Allah (cc), işte bu kimseleri, yaptıklarından dolayı,dillerini sarkıtıp soluyan, kendilerine bir kemik verene kuyruk sallayan köpeklere benzetmekte ve onlara lanet etmektedir.

Kur’an’da, köpeklere benzetilen ve kendilerine lanet edilen belamların durumlarından hareketle biz de, günümüz belamlarını ele alacak, onların, Kur’ani esasları nasıl karıştırdıklarını, onların sözlerinden hareketle ortaya koyacağız.

Bu yazımızın konusu elbette, tarihi süreçte, Risalet önderlerinin karşısına çıkan belamlardan olan Bel’am İbn Bahura ve Samiri değildir. Kur’an’ın buyurduğu üzere onlar geçmiş bir kavimdi, geldi geçti. Müslümanlar olarak görevimiz, Rabb’imizin buyurduğu üzere, yeryüzünde bozgunculuk yapan küfür ve şirk ehline ve gerçekleri gizleyen Samiri soylu belamlara, Tevhidi esasları ve onların içerisinde bulundukları aşağılık durumlarını hatırlatarak uyarıda  bulunmaktır.

“Sizden önceki nesillerden bakiye sahiplerinin, yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan men etmeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı; zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar ve suç işleyenler olup çıktılar.” (Hud, 116)

Yüce Rabb’imizin bu uyarısından hareketle, üzerimize farz olan davet görevimizi yerine getirmek üzere, içerisinde bulundukları refahın ve tağuti sistemlerin kendilerine sunduğu imkânların peşine takılarak Hakkı batılla karıştırıp gerçekleri gizleyen belamları ve onların peşlerine takılan bilinçsiz insanları bir kez daha uyarmaya devam edeceğiz. Ta ki, insanların düşünce dünyasında, Hak batıl iyice netleşinceye ve herkes safının neresi olduğunu bilinceye kadar bu davetimiz sürecektir biiznilllah.

Günümüz Samiri soylu belamları, yaptıkları açıklamalar ve verdikleri fetvalarla tarihi süreçteki atalarını fersah fersah geçmiş görünmektedir. Geçmiş belamlar, yüce Allah’ın zatı ve sıfatlarını hiçbir şekilde dillerine dolamazlar iken, günümüz belamlarından bazıları, açık bir şekilde yüce Allah’ın sıfatlarını dillerine dolayarak Rab’lerine karşı savaş açmış görünmektedirler.

Belamların, yüce Allah’ın indirdiği Tevhidi esaslara karşı sürdürdükleri savaşta nasıl hareket ettiklerini ve söyledikleri sözlerini değerlendirecek, bunların, küfre ve şirke nasıl girdikleri üzerinde duracağız.

Belamlar, tağuta kulluk ederler ve insanları da tağuta kulluğa davet ederler

Yüce Allah (cc), tarihsel süreçte her topluma, tağutu reddedip Kendisine yönelmeleri için rasuller gönderdiğini ve rasullerin çağrısına uyarak, tağutu reddedenlerin hidayete erdiğini, reddetmeyenlerin ise sapıklık içerisinde kaldıklarını bildirir.

“Andolsun biz, her millet içinde: ‘Allah’a kulluk edin, tağuta itaat etmekten kaçının’ diye bir rasul gönderdik. Allah, onlardan kimine hidâyet etti, kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!” (Nahl, 36)

Yüce Allah (cc), indirdiği Tevhidi esasları kabul edip hidâyete ermenin ve Kendisine kulluk yapmanın ilk ve temel şartı olarak tağutun reddedilmesini emreder.

“Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256)

“Tağuta itaat etmekten kaçınan ve Allah’a yönelenlere müjde var; müjdele kullarımı.” (Zümer, 17)

Yüce Allah’ın, bu apaçık hükümlerine rağmen, günümüz belamları, Tevhidi ilkelerin aksine hareket ederek hem kendileri tağuta kulluk etmeye devam etmişler, hem de kendilerine tabi olan bilinçsiz insanları, tağuta kulluk etmeleri için, küfür ve şirk olan tağuti sistemin yasalarını kabul ve onaylamaya davet etmişlerdir. Belamlar, kendilerini dinleyenlerin cehaletlerinden yararlanarak onlara, “Tağuta oy vermemenin, Kur’an’a aykırı olduğunu” söyleyerek, tıpkı Samisi gibi, insanların dini duygularını istismar ederek küfürlerine alet etmişlerdir.

Günümüz belamları, tağuti sisteme yaptıkları hizmetlerden dolayı kimileri, tağuti sistemin meclislerine girerlerken, kimileri Prof., dekan ve rektörlük ünvanlarını elde etmiş, kimileri de sistemin verdiği izin ve icazetle vakıflara yerleştirilmişlerdir. Belamların hepsi, elele vererek küfür ve şirk olan tağuti sistemin devamı için çalışmışlardır.

Belamlar, Hakkı batıla karıştırp Gerçekleri gizlerler

Yüce Allah (cc), indirdiği Tevhidi esasların, gizlenmemesini ve açık bir şekilde insanlara duyurulmasını istemektedir.

“Allah, kendilerine Kitap verilenlerden: ‘Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz’ diye söz almıştı; fakat onlar, verdikleri sözü sırtlarının ardına attılar ve karşılığında birkaç para aldılar; ne kötü şey satın alıyorlar.” (Al-i İmran, 187)

Bu apaçık uyarıya aldırış etmeyen günümüz belamları, bu ilahi buyruğun tersine hareket ederek Kitab’ı arkalarına attılar. Bunlar, Hakkı batıla karıştırarak ve Allah’ın ayetlerini kullanarak insanların dini duygularını sömürdüler ve bunun karşılığında tağuti sistemlerin verdiği birkaç kuruşluk çıkarlar elde ettiler. Yüce Allah (cc), bu belamlara lanet etmektedir.

“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler(e), işte onlara hem Allah lanet eder, hem bütün la’net edebilenler lanet eder.” (Bakara, 159)

“Allah’ın indirdiği Kitaptan bir şey gizleyip, onu birkaç paraya satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Kıyamet günü Allah ne onlara konuşacak ve ne de onları temizleyecektir. Onlar için acı bir azap vardır. Onlar hidâyet karşılığında sapıklık, mağfiret karşılığında azap satın almışlardır. Onlar ateşe, karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)” (Bakara, 174-175)

Belamlar, hidayet karşılığında sapıklığı, mağfiret karşılığında azap satın almışlar, bu nedenle içerisinde ebedi kalmak üzere ateşi hak etmişlerdir. Günümüz belamları da, bu ayetleri okumalarına karşılık dalaleti tercih etmişler, küfür ve şirkin yanında yer alarak azabı satın almışlardır.

Belamlara göre puta tapanlar Müslümandır

Yüce Allah (cc) putlara tapanların, onları ilah edindiklerini, küfür ve şirk içerisinde bulunduklarını ve müşrik olduklarını bildirdirmiştir. Oysa lanetlenmiş günümüz belamları, Ankara Anıtkabir adındaki puthanede, ilah edindikleri putların önünde merasimler düzenleyerek puta tapanların, Müslüman olduklarını iddia etmişlerdir.

“Onları çağırsanız sizin çağırmanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü de, sizin (Allah’a) şirk koşmanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyi bilen (Allah) gibi gerçekleri haber veremez.” (Fatır, 14)

 “Müşrikler, ‘Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka bir şeye tapmazdık ve O’nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık!’ dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Elçilere düşen, yalnız açıkça tebliğ etmek değil midir?” (Nahl, 35)

Bu apaçık hükümler ortada oldukları ve belamlar, insanları kandırmak için zaman zaman bu hükümleri okuyup insanlara açıkladıkları halde, bu hükümlerin hiçe sayarak putperestlerin Müslüman olduklarını iddia etmektedirler.

Belamlar, puthaneyi Kâbe’ye, putperestleri de Rasulullah (as)’a benzetirler

Putperestlerin Müslüman olduklarını iddia eden belamlardan bazıları da, puthane olan Anıtkabiri, Müslümanların Kıblegâhı olan Kâbe’ye benzeterek, şirk küfür ve isyanlarında sınır tanımayarak azgınlıklarının doruk noktasına çıkmışlardır. Bu öyle bir küfür ve şirktir ki, ebrehe bile bunların yanında masum kalır.

Yemen’e vali ve daha sonra oraya tamamen hakim olan Ebrehe, Arabistan’da Hrıstiyanlığı yaymaya ve Arapların elinde kalan kara ticaret yolunu ele geçirmeye çalıştı. Bu idealine kavuşmak için Yemen’de, Mekke’deki Kabe’ye alternatif bir mescidi Necran’da (Uhdud olayının olduğu yerde) inşa etti ve bütün Arapların kıble olarak bu kiliseye yönelmelerini istedi.

Ebrehe, Kâbe’ye alternatif bir mescid inşa etmiş ve Arapların bu mescide yönelmelerini istemişti. Oysa günümüz belamları, puthane olan ve içerisinde Allah düşmanlarının cesedi bulunan Anıtkabir adlı puthaneyi Kâbe’ye benzetiyorlar. İşin daha da vahim kısmı, günümüz Samiri soylu belamların, Rasulullah (as)’ın Kâbe’deki namazlarını, putperestlerin Anıtkabir puthanesindeki tapınmalarına benzetmeleridir. Oysa Alllah (cc), Kâbe’yi, Beytullahı, Müslümanlar için Kıble yapmış ve iman edenlerin oraya yönelmelerini istemiştir.

“İnsanlar içinde haccı ilan et; yaya olarak veya uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.” (Hac, 27)

Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Eski Ev (Kâbe’y)i tavaf etsinler.” (Hac, 29)

Yüce Allah (cc), Müslümanların Kâbe’yi tavaf etmelerini isterken belamlar, puthanede, putlara yapılan tapınmayı, Rasulullah (as)’ın Kâbe’deki ibadetine benzeterek, bu puthanenin de Kâbe gibi olduğunu, iddia etmişler ve böylece yüce Allah’ın ayetlerine açıkça savaş açmışlardır.

Belamlar, küfür ve şirk beldesine dar’ul İslâm diyorlar

Belamlara göre, küfür ve şirk üzerine kurulu olan, putlarla nedeyse her sokağı doldurulan, yüce Allah’a düşmanlığında sınır tanımayan, gayri İslâmi her türlü melanetin ve fuhşiyatın işlendiği Türkiye dar’ul İslâm’dır. Oysa dar’ul İslâm, yüce Allah’ın birçok ayetinde de buyurduğu üzere, Kur’an hükümlerinin uygulandığı beldenin adıdır.

Dar’ul İslâm, ancak Kur’an ile hükmedilip, Kur’an’ın en güzel uygulaması olan Rasulullah (as)’ın örnekliği doğrultusunda uygulama yapılan beldenin adıdır. Dar’ul İslâm’da, İslâmi hükümler dışında hiçbir şekilde küfür ve şirk kanunları uygulanmaz. Dar’ul İslâm’da devlet, genelevi, pavyon, bar ve gazino açtırıp kadın pazarlamaz, yüce Allah’a savaş olarak bildirilen faizciliği yapmaz, halkını, Fir’avn gibi kamplara ayırıp onları sömürmez ve ezmez. Ancak tağuta kulluğu zilllet saymayan ve bu zilleti yaşayan belamlar, Kur’ani hükümleri hiçe sayarak, küfür ve şirk kanunlarının uygulandığı bir beldeye, dar’ul İslâm demektedirler.

Dar’ul İslâm’da egemenlik yüce Allah’a ait iken, bunun dışındaki dar’larda hüküm beşere aittir ve yüce Allah (cc), beşerin hükmünün, saçmalık, sapıklık ve cehalet olduğunu bildirmektedir.

“Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uysan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.” (En’am, 116)

“Yoksa câhiliyye hükmünü mü arıyorlar? İyi bilen bir toplum için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?” (Maide, 50)

Küfür ve azgınlıklarında sınır tanımayan Belamlar, yüce Allah’ın (hâşâ) gaybı bilmediğini iddia ederler

Küfür, şirk ve isyanlarında sınır tanımayan belamlar, iddialarını o denli ileri götürdüler ki, yüce Allah’ın (hâşâ) gaybı bilmediğini iddia etmeye başladılar. Bu belamlardan bazıları, anlamadıkları bir ayetten yola çıkarak ve ayeti tahrif ve tevil ederek yüce Allah’ın (hâşâ) gaybı bilmediğini iddia ediyorlar.

Onlarca ayette, yüce Allah’ın gaybı bildiği, karanlıklar içinde bulunan her şeyi Kendisinin bildiğini, yüce Allah’ın eksikliklerden münezzeh olduğunu bildirirken belamlar, yüce Allah’ın ayetlerini görmezden gelerek ve yüce Allah’ı beşer gibi değerlendirerek, olaylar vuku bulduktan sonra, konuya vakıf olacağını iddia ediyorlar.

Yüce Allah’ın üzerine iftira atan bu belamlar, Kehf suresinde verilen Hz. Musa (as) ile yüce Allah’ın kullarından birinin (Kehf, 65-82) kıssasını hiç mi okumamış olacaklar ki, o ayetlerde, yüce Allah’ın gaybı bildiğini, en kıt akıllı kişilerin bile bileceği şekilde ortaya koyuyor. Onlar, okusalar da anlamazlar, çünkü bir ayeti anlamak için kişinin öncelikle iman etmesi ve dürüst olması gerekir.

Mekke müşrikleri de, Kur’an nazil olduğunda dinliyor, bazen de okuyorlardı, ancak iman etmedikleri ve ayetlere karşı ön yargılı oldukları için, günümüz belamları gibi anlamak istemiyorlardı. Bir ayeti ve o ayetin verdiği mesajı anlamak, iman ve akıl sahiplerinin işidir; Bel’am İbn Bahura ve Samiri gibi hevalarının peşine takılanlar, hiçbir zaman ayetleri anlamazlar, anlamak istemezler.

Belamlardan biri, Tevbe suresi, 16. ayetini yanlış anlamlandırılmasından yola çıkarak yüce Allah’ın, cihad edenlerin kimler olacağını bilmediğini, ancak cihad edildikten sonra bilebileceğini iddia etmektedir. O belamlar, ayeti aşağıdaki gibi anlamlandırarak bu sonuca ulaşıyorlar.

“Yoksa siz, Allah içinizden cihad eden ve Allah’tan, Rasulünden ve mü’minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri bilmeden, bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.” (Tevbe, 16)

Bazı meallerde ise “bilmeden” anlamı yerine “ortaya çıkarmadan” anlamı verilmiştir ilgili sözcüğe.

Belamlar, hem ayeti yanlış anlamlandırıyorlar, hem de yüce Allah’a iftira ederek, O’nun, gaybi bilmediğini iddia ediyorlar. İlgili ayet, kelime kelime anlamlandırıldığında, belamların anlam verdikleri gibi olmadığı ortaya çıkmaktadır.

أَمْ yoksa, حَسِبْتُمْ sanıyor musunuz ki, أَنْ muhakkak, تُتْرَكُوا bırakılacaksınız? يَعْلَمِ وَلَمَّا bilmediğini, اللَّهُ Allah, اجَاهَدُوا لَّذِينَ cihad edenler, مِنْكُمْ içinizden, يَتَّخِذُوا وَلَمْ edinmeyenleri, دُونِ مِنْ başkasını, الْمُؤْمِنِينَ وَلَا رَسُولِهِ وَلَا اللَّهِ Allah’tan ve Rasulünden ve mü’minlerden, وَلِيجَةً sırdaş, وَاللَّهُ Allah, خَبِيرٌ haber almaktadır, تَعْمَلُونَ بِمَا yaptıklarınızı.

Kelimelerin anlamlarından hareketle Türkçe cümle haline getirildiğinde ayetin, tam anlamı aşağıdaki gibidir.

“Yoksa siz, muhakkak bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Allah, bilmiyor mu, içinizden cihad eden ve Allah’tan, Rasulünden ve mü’minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri. Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.” (Tevbe, 16)

Burada yüce Allah (cc), insanları düşündürmeye sevkederek, “Yoksa siz, Allah’ın, içinizden cihad eden ve Allah’tan, Rasulünden ve mü’minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri bilmiyor mu sanıyorsunuz? buyurarak, burada zikredilen hususları yapmadan insanların bırakılmayacaklarını bildirmektedir.

Yüce Allah’ı, (Hâşâ) beşer gibi, olaylar olmadan bilmeyeceğini iddia eden Allah düşmanı Samiri soylu belamlar, klasik meal anlayışından hareketle, ayeti çarpıtarak yüce Allah’a karşı küfür ve isyanlarında ulaştıkları seviyesizliği açıkça ortaya koymaktadırlar. Elbette yüce Allah (cc) birini, yaptığı aşırılıklar, isyan ve küfür nedeniyle şaşırtırsa, artık onu doğru yola ileten olmaz.

Samiri soylu belamlar, tağuti sisteme kul olup onun izni ile küfür ve şirk yuvası olan vakıflarda, zillet ve meskenet içerisinde Allah yolundan insanları alıkoymak için, şeytann dostları ile beraber, yüce Allah’a karşı giriştikleri savaşta geldikleri esfele safilin noktasının en dip noktasında yüce Allah’ın bizzat Zatını hedef almaya başladılar.

Şeytanın, insan cinsinden yardımcıları olan Samiri soylu belamların geldikleri bu aşağılık seviyenin seyrine bakılacak olursa; şirk, küfür ve isyanlarında aşağıdaki yol haritaları ortaya çıkmaktadır.

1- Tağuta kul oldular, kimileri namaz memurluğu gibi bir görevle yıllarca tağuti sistemin direktifleri ile insanları kandırdılar, Tevhidi esasları gizlediler. Bu görevlerindeki durumları için www.mucahede.com köşe yazılarında yayınlanan “DİYANET ŞEBEKESİ İNKÂR EDİLMESİ FARZ, İTAAT EDİLMESİ KÜFÜR” yazısına bakılabilir.

http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=81

2- Risalet tarihindeki mücadele metodunu terkedip tağuti sistemin izin ve icazeti ile kurulan şirk ve küfür yuvaları olan vakıfları, zillet içerisinde mesken edindiler ve buradan insanları Allah yolundan alıkoymaya başladılar. Bunun için sitemiz köşe yazılarında yayınlanan VAKIFLAR (Tağuti Sistemin İcazetli Kurumları) başlıklı yazıya bakılabilir.

http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=109

3- Yüce Allah’ı bırakıp kendileri tağuta kul oldukları gibi, insanları da tağutu destekleyip ona kul olmaya davet ettiler. Bu konuda GÜNÜMÜZÜN RAFİZİ VE BELAMLARI başlıklı yazıya bakılabilir.

http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=115

4- Hakkı batıla bulayarak gerçekleri gizlediler ve çözümün, tağutu desteklemek olduğunu ilan ettiler. Bunun için SAMİRİ’NİN GÜNÜMÜZ TEMSİLCİLERİ İŞ BAŞINDA yazısı okunabilir.

http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=69

5- Yüce Allah (cc), puta tapanların müşrik olduklarını bildirirken Samiri soylu belamlar, puta tapanların Müslüman olduklarını iddia ettiler. Belamların kimlere Müslüman dediklerini bilmek ve puta tapanların putları nasıl kutsadıklarını görmek için aşağıda başlıkları verilen yazılara bakılabilir.

KEMALİST TAĞUTİ SİSTEMİN BAŞBAKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A

http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=75

KEMALİST SİSTEMİN CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’E

http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=74

6- Küfür ve şirk beldesi olan ve her türlü gayri İslâmi fuhşiyatın işlendiği Türkiye’nin, dar’ul İslâm olduğunu iddia ettiler. Bu konuda DAR’UL İSLÂM, DAR’UL HARP başlıklı yazı okunabilir.

http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=120

7- Her Risalet önderi tarafından yıkılıp yok edilen putların doldurulduğu puthaneyi, yüce Allah’ın Beyt’i Haram’ı olan Kâbe’ye; orada puta tapanları da Rasulullah (as)’a benzettiler. Bu konu için, PUTPERESTLİK Her Çağın Değişmeyen Yüzkarası başlıklı yazı okunabilir.

http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=118

8- Yüce Allah’a, Tevhidi esaslara ve Kur’ani gerçeklere savaşlarında hızlarını alamayan şeytanın yardımcıları Samiri soylu inkârcı müşrik belamlar, son olarak yüce Allah’ın Zatını hedef aldılar ve bu belamlar, yüce Allah’ın (hâşâ), gaybı bilmediğini ve insanlar gibi olaylar vuku bulduktan sonra bildiğini iddia ederek yüce Allah’ı beşere benzettiler. Oysa yüce Allah (cc) Zatında ve Sıfatlarında yarattıklarından hiçbirine benzemez ve O, eksiklik ve noksanlıklardan münezzehdir.

Bu belamlar konusunda artık Müslümanlar ve zerre miktarı kalbinde iman taşıyanlar, dikkat etmeli ve bu belamlarla aralarına mesafe koymalıdırlar; yoksa onlarla beraber içerisinde ebediyen kalmak üzere cehenneme sürülecekler.

“Sakın zulmedenlere dayanmayın, sonra size ateş dokunur; sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım edilmez.” (Hud, 113)

Son sözümüz, bu belamların peşinde gidenleredir: “Ey Samiri soylu belamları takip edip onların dediklerine inananlar, yüce Rabbiniz, bu belamlara inanıp onların peşinde gidenleri, o belamları rab edinmişlerden sayıyor ve bunların müşrikler olduklarını bildiriyor. Buna göre ya gereği gibi iman edip bu Allah düşmanı belamlardan uzaklaşın ya da şirk koşmaya devam edip cehenneme o belamlarla beraber yuvarlanın. KARAR SİZLERİN!”

 “Hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa kendilerine yalnız tek İlah olan Allah’a ibadet etmeleri emredilmişti. O’ndan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.” (Tevbe, 31)

“Bu bir öğüttür; Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.” (Müzzemmil, 19)

Ramazan Yılmaz: 2013.01.24

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir