Kur'ani Mücahede'ye Hoşgeldiniz

     Kur'ân-ı Kerîm
"Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır."
(Bakara, 263)

     Mücahede
· Ana Sayfa
· Abonelik Formu
· Abonelik Kayıtları
· Bizi Önerin
· E-Dergi
· E-Kitap
· Evrensel Mesaj
· Haber Arşivi
· Hesabınız
· Kavramlar_
· Kitap Siparişi
· Kur'an Meali
· Köşe Yazıları
· Sesli Meal Dinle
· Tefsir Çalışması
· Videolar
· İletişim

     Kısa Mesaj

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.

     Kitap Siparişi


· Ana Menü
· Mücahede Yayınları

     Ücretsiz Abonelik
Ücretsiz Abonelik
İçin Tıklayınız

     Eski Haberler
29.12.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 42. Sayısı Çıktı!
15.09.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 41. Sayısı Çıktı!
08.07.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 40. Sayısı Çıktı!
09.04.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 39. Sayısı Çıktı!
16.01.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 38. Sayısı Çıktı!
09.11.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 37. Sayısı Çıktı!
19.01.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 34. Sayısı Çıktı!
10.11.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 33. Sayısı Çıktı!
02.09.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 32. Sayısı Çıktı!
12.05.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 31. Sayısı Çıktı!
18.02.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 30. Sayısı Çıktı!
09.02.12
· YÜCE ALLAH'A RAĞMEN KANUN VE YASALAR YAPARAK ULUHİYYET İCRA EDEN LAİK BAŞBAKAN ERDOĞAN'DAN MÜSLÜMANLARI ŞOK EDEN AÇIKLAMALAR...!
02.12.11
· Kur'ani Mücahede Dergisi 29. Sayısı Çıktı!
16.11.11
· DEPREM... İLÂHİ UYARI!
30.06.11
· ''HAKİMİYET ANCAK ALLAH’INDIR'' KEMALİST SİSTEMİN MİLLETVEKİLLERİNE
10.06.11
· KEMALİST SİSTEMİN İLERİ GELENLERİNE
07.05.11
· TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
08.04.11
· İstiklal Marşı’nda Ayağa Kalkmayana Hapis!
04.04.11
· KUR'ÂNİ SORUMLULUK VE RASUL'E SAYGI
05.03.11
· KEMALİST TAĞUTİ SİSTEMİN BAŞBAKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A
02.02.11
· KEMALİST SİSTEMİN CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’E
24.01.11
· Kur'ân'daki Rasul Hz. Muhammed (as)’a İman Edin
10.12.10
· Kavramlar Bölümüne ''Şefaat'' Kavramı Eklendi
20.08.10
· SAMİRİ’NİN GÜNÜMÜZ TEMSİLCİLERİ İŞ BAŞINDA
18.08.10
· KÜFÜR ARASINDA TERCİH ŞAŞKINLIĞI: Ne Evet Ne Hayır! Küfrü Tümden Reddetmek
21.07.10
· İspanya Meclisi 'Hayır' Dedi!
04.06.10
· Fethullah Gülen: İsrail'den izin almalıydılar
12.05.10
· Fransa Çarşaf Yasağı İçin Düğmeye Basıyor
19.09.09
· Tüm İslam Aleminin Ramazan Bayramı Mübarek Olsun
20.08.09
· 2009 Ramazan Ayı Oruç Başlangıcı

Eski Haberler

Mesed (Tebbet) Suresi

Bismillahi'r-rahmani'r-rahîm

1. Helâk olsun iki eli Ebûleheb'in ve helâk oldu da.
2. Kalıcı kılmadı onu, ne malı ve ne kazandıkları.
3. Yakında o sokulacaktır alevli ateşe.
4. Karısı da odun hamalı olarak.
5. Boynunda sağlamca bükülmüş bir iple .

--------------------------------------------------------------------------------

Giriş

İnsanlara bir mesaj ulaştıran her davetçinin karşısında mutlaka azgın bir muhalif olagelmiştir. Bu muhalifler bir zümre olabildiği gibi, kimi zaman tek fert, kimi zaman devlet olabilmiştir. Çıkarları, rahatları bozulan, ezip sömürdükleri insanlar üzerindeki baskı ve zulümlerinin biteceğini düşünen kimi zorbalar, insanları kendi karanlık dünyalarında kurtarıp iman ve hidayet nuruyla vahyin aydınlığına ulaştıracak Risalet önderlerine, Tevhid erlerine karşı bütün kim ve düşmanlıklarıyla saldırmışlardır.

Risalet önderlerine ve Tevhid erlerine karşı çıkanların kimliklerine bakıldığında, bunların bir çoğu Risalet önderlerinin ve Tevhid erlerinin en yakınları, babaları, amcaları, hatta kardeşleridirler. Tevhid şirk sözkonusu olduğunda şirk ve küfür ehli kimseler, en yakınlarına bile düşmanlık yapmışlar, onlara karşı en acımasız bir şekilde saldırmışlardır.

Hz. İbrahim (as) karşısında kral Nemrut ve babası, Hz. Musa (as)'a karşı Fir’avn, diğer peygamberler karşı kavimleri muhalif olurlarken, Hz. Muhammed (as) karşısında da birinci derecede amcası olan Abdu'l-Uzza isimli zat ve diğer akrabaları muhalif taraf olmuştur. Bu muhalif grup ya da kişiler, vahyi mesaja karşı tüm düşmanlıklarını ortaya koyarak mücadele etmişlerdir.

Tevhidi esaslara karşı çıkan şirk ve küfür ehli, ilahi mesajı durdurmak, topluma ulaşmasını engellemek, hatta kendi akıllarınca yeryüzünden kaldırmak için bütün değerleriyle, mal ve canlarıyla mücadele etmişlerdir. Küfrün bu özelliği günümüzde de devam etmekte, Hakkın temsilcilerine karşı en acımasız bir şekilde mücadele etmektedirler.

Hak-batıl mücadelesinde, Hakkı temsil eden mü'minler, en az muhalif kafirler kadar fedakarlık yapmalı, onlardan daha çok çalışıp çabalamalı, bütün değerleriyle mücadele etmelidirler. Şayet böyle yapılmazsa o durumda İslam, topluma gereği gibi ulaşmaz, insanlar İslâmi değerlerden haberdar olmazlar. Bu nedenle Tevhidi esasları insanlara ulaştırmaya çalışan Müslümanlar, bu uğurda canları başta olmak üzere tüm değerleriyle, gece gündüz demeden çalışmalı, ilahi mesajı ortaya koymalıdırlar.

Tevhidi esaslara karşı çıkan şirk ve küfür ehli, hemen her dönemde kendi aralarında birliktelik sağlayarak hareket etmişlerdir. Hz. Nuh (as)’a karşı çıkan kavmi, Hz. Musa (as)’a karşı şehirlerden insanları toplayan Fir’avn ya da diğerleri, ilahi mesajı getiren elçilere karşı hep beraber hareket etmişlerdir. İşte bunlardan birkaç örnek.

“Onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine hayret ettiler de o kâfirler: ‘Bu yalancı bir sihirbazdır,’ ilahları bir tek ilah mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir’ dediler.
Onlardan bir grup fırladı: ‘Yürüyün ilahlarınıza bağlı kalın; çünkü bu, arzû edilen bir şeydir.” (Sad, 4-6)

“Nûh,:’"Rabb’im, onlar bana karşı geldiler de malı ve çocuğu kendisinin ziyanını artırmaktan başka işe yaramayan bir adama uydular’ dedi.
Çok büyük tuzaklar kurdular; ‘ilahlarınızı bırakmayın; Vedd'i, Suva'ı, Yeğûs'u, Ye'ûk'u ve Nesr'i bırakmayın!’ dediler” (Nuh, 21-23)

“Fir'avn, kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi. ‘Şunlar, az bir topluluktur, bizi kızdırmaktadırlar. Biz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz’ dedi” (Şuara, 53-56)

İlahi mesaja karşı çıkan şirk ve küfür ehli, yalnız hareket etmemiş, çevrelerinde bulunan kimseleri de yanlarına almışlardır. Küfrün, Tevhidi esaslara karşı birlikte hareketi sonucu küfür, yeryüzünü ifsat etmiş, toplumsal kaos ve bunalım günden güne artmış, insanların hayatı kararmıştır. Yüce Allah (cc), küfrün bu fitnesinin bitmesini Müslümanların kendi aralarında birliktelik sağlamalarına bağlamıştır.

Küfür tek millettir; bunlar, hakkın karşısında yekvücut olup birbirleriyle yardımlaşmaktadırlar. Birleşik cephe oluşturan kafirlere karşı Müslümanlar da yekvücut olmalıdırlar. Aksi halde yeryüzünü fitne kaplar.

Mü'minler, yüce Allah'ın istediği birlikteliği sağlayamadıkları için bugün yekvücut olan kafirler, yeryüzünde fitne ve fesat çıkararak hayatı yaşanmaz bir hale getirmişlerdir. Bu nedenle mü'minler, en az “Ebu Leheb’in” karısının küfürde kocasına destek olduğu kadar, hakta birbirleriyle yardımlaşmalıdırlar.

“Kâfirler, birbirlerinin velisidirler. Eğer siz bunu yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa olur.” (Enfal, 73)

Şirk ve küfür temsilcilerinin, her dönemde Tevhidi esasları getiren elçilere karşı birliktelik oluşturması karşısında Müslümanların da Tevhidi harekette dayanışma ve ortak hareket etmesi, sosyal bir gereklilik ve Kur’ani bir zorunluluktur. Çünkü, güçlü olmanın, Tevhidi esasları en iyi şekilde insanlara duyurmanın yolu Müslümanların birlikte hareket etmelerinden geçmektedir.

Mesed (Tebbet) suresi, muhalif kanalı oluşturan kâfirlerin, bütün maddi değerlerini ortaya koyduktan sonra Hak karşısında nasıl bütünleştiklerini ve birbirlerine nasıl yardım ettiklerini “Ebu Leheb” ve karısının şahsında ortaya koymaktadır.

Sûre Hakkında Kısa Bir Bilgi

Adını son ayetten alan bu sureye Leheb ve Tebbet suresi de denir. 5 ayet olan bu sure Mekke'de, Fatiha suresinden sonra inmiştir.

Sure, Hz. Muhammed(as)'ın getirdiği vahyi mesaja karşı çıkan amcası Abdu'l-Uzza ve karısı Ümmü Cemil'in, Rasulullah(as)'a düşmanlık yapmada ne derece ileri gittiklerini göstermekte ve Abdul-Uzza'nın “Ebu Leheb” sıfatını aldığını bildirmektedir.

Ebu Leheb, alevli ateşin babası demektir. Bu, vahyi esaslara karşı düşmanlıkta ileri giden her çağın zorba kafirlerine, yüce Allah(cc) tarafından verilen bir sıfattır. Kur'an'ı Kerim insanlara, vahyi esaslara karşı takındıkları tavırlara uygun sıfatlar vermiştir.

Sûrenin Tefsiri

1- “Helak olsun iki eli Ebu Leheb’in ve helak oldu.”

“Tebbet” ifadesi Tebab kökündendir. Helak olmak, kurumak, yuh, kaybetmek, zarara uğramak, muradına ermemek anlamlarında kullanılmaktadır.

“Helak olsun iki eli” İslami mesaja karşı bütün gücü ile mücadele eden “Ebu Leheb” (Abdu'l Uzza) adındaki zorba, bu uğurda maddi ve manevi bütün imkânlarını ortaya koyar. Bir taraftan toplum üzerindeki etkisini kullanan “Ebu Leheb”, diğer taraftan maddi imkânlarını seferber ederek İslami mesaj'ın yayılmasına engel olmaya çalışıyordu. Yani ebu Leheb, ilahi mesaja karşı hem toplumsal nüfuzunu kullanıyor, hem de maddi gücü ile mücadele ediyordu.

“Helak olsun iki eli” ifadesi “Ebu Leheb’in” toplumsal ve maddi gücüne işaret etmektedir. Yani, “Ebu Leheb’in” iki eli, toplumun üzerindeki manevi etkisi ve maddi gücü olan malını ifade etmekte ve bu her iki gücün helak olacağı, olduğu anlatılmaktadır.

Yaptığı seviyesiz davranışlarla toplum üzerindeki etkisini yitiren ve Allah Rasulüne yaptığı düşmanlık uğruna, bütün malını harcayan “Ebu Leheb”, sonuçta dünyada rezil olurken, ahirette de en büyük ateşe girerek ateşin babası unvanını almıştır. “Ebu Leheb helak oldu.” İşte Allah düşmanlarının sonu.

“Ayetlerimizi yalanlayanların ve inanmayanların ardını kestik.” (A'raf, 72)

Küfrün, Ebu Leheb gibi yok edilmesi, ancak Müslümanların Tevhidi esasları ortaya koymaları ile mümkün olacaktır. Küfrün helak edilmesindeki tarihi gerçeklere bakıldığında, bunların durup dururken helak edilmedikleri, Risalet önderlerinin ve onların izinde giden Tevhid erlerinin bu süreci sağladıkları görülmektedir.

Şirk ve küfür cephesinin helak edilmesi, ya bizzat Müslümanlar eliyle gerçekleşmiş ya da Müslümanlara yaptıkları zulüm nedeniyle yüce Allah (cc) tarafından yapılmıştır. Hz. İbrahim (as) Nemrut’un, Hz. Salih (as), Hz. Şuayb (as), Hz. Lut (as), kasabalılara gelen elçiler (r.aleyh) ve diğerleri kavimlerinin, Hz. Musa (as) Fir’avn’ın helak edilmesine neden olurlarken, Mekke cahiliye mensuplarının helak edilmeleri Hz. Muhammed (as) ve arkadaşlarının elleriyle olmuştur.

Şirk ve küfür taraftarlarının helak edilmelerini ne malları ne de taraftarları engelleyememişlerdir. Tıpkı Ebu Leheb’in helak edilmesini kazandığı malların ve taraftarlarının engelleyemediği gibi.

2- “Kalıcı kılmadı onu, ne malı ve ne kazandıkları.”

Mal ve toplumsal misyon, insanı azdıran iki önemli unsurdur; dünyevi bu iki değer uğruna birçok kimse, Allah yolundan sapmış, imanına şirk bulaştırarak küfre girmiştir. Her dönemde birçok örneği görülen bu kimseler, dünyevi bu değerlerini korumak adına Rab’lerine isyan etmişler, Rab’lerinin kendilerine gönderdiği Tevhidi esasları reddetmişlerdir.

Mal ve sermaye sahipleri, Tevhidi esasları reddetmekle kalmamış, kendilerini Rab’lerinin yoluna davet eden elçilere düşman olmuşlar, onlara saldırmışlar, birçoklarını öldürmüşler, birçoklarını da yurtlarından sürmüşlerdir. Yani onlar, yüce Allah’ın kendilerine verdiği mallarla O’na karşı isyan edip savaşmışlardır.

“Kafirler, mallarını, Allah yolundan alıkoymak için harcarlar. Fakat, sonra bu harcamaları onlara hüsran ve mağduriyet olacaktır. Ve o kafirler, cehennemde helak edileceklerdir.” (Enfal, 36)

Materyalist insanlar, özellikle de mal ve sermaye sahipleri, sahip oldukları zenginliğin hem kendilerini ebedi yaşatacağı düşüncesiyle hareket ederek hayata, insana ve eşyaya bu gözle bakmışlar, hem de kendilerini üstün görerek insanları küçümsemişler ve değer yargılarını buna göre oluşturarak hareket etmişlerdir. Onlar, kendi düşüncelerine göre elde ettikleri zenginlikleriyle her şeyi yapabileceklerini sanmışlardır. Bu konuda Kur'an, bahçe sahibi olan kişinin, azgınlıkta ulaştığı hadsizliği örnek olarak anlatır.

“Onlara şu iki adamı misâl olarak anlat: İkisinden birine iki üzüm bağı vermiş, onların etrâfını hurmalarla çevirmiş, ortalarında da ekin bitirmiştik. Her iki bağ da yemişini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemişti. Aralarından bir de ırmak akıtmıştık.

O(adam)ın (başka) ürünü de vardı. Arkadaşıyla konuşurken ona; ‘Ben malca senden zenginim, adamca da senden güçlüyüm.’ dedi.

Kendisine yazık ederek bağına girdi: ‘Bunun yok olacağını hiç sanmam Kıyâmetin kopacağını da sanmıyorum. Şâyet Rabb’ime döndürülsem bile (orada) bundan daha güzel bir sonuç (daha güzel bir yer) bulurum.’ dedi.” (Kehf, 32-36)

Kafirler, kendilerinin bu içler acısı hallerine bakmadan, yüce Allah'ın kendilerine bir lütuf olarak verdiği mal ve evlatlarını yüce Allah'a isyanda kullanırlar. Bugün modern çağda mal ve evlat kavramlarının yerini, ekonomik ve askeri güç almıştır. Yüce Allah'a isyan eden kafirler, mali ve askeri güçlerini Müslüman halka karşı kullanmaktadırlar. Müslümanlara her yönden saldıran zorba güçler, ellerindeki imkanlarla akılları sıra Müslümanları susturacaklarını zannediyorlar. Ancak bu, kendi sonlarını hızlandırmaktan ve cehenneme sürülmelerinden başka hiçbir işe yaramayacaktır.

“Muhakkak ki kafirlerin malları ve evlatları onlara Allah'tan hiçbir şey kazandırmaz. Onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.” (Al-i İmran, 116)

“İnkar edenler var ya, ne malları, ne de çocukları onlara, Allah'a karşı hiçbir yarar sağlamaz. Onlar ateşin yakıtıdırlar.” (Al-i İmran, 110)

Yüce Allah'ın bir lütuf olarak kendilerine verdiği malı, O'nun belirlediği ölçüler içinde harcamayanların; yoksulun, ezilenlerin haklarını vermeyenlerin malları, onların hüsran ve azaplarını artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

“Şayet, yeryüzündekilerin tümü ve onun bir misli daha zulmedenlerin olsaydı, onu kıyamet gününün o kötü azabından (başka şeye) vermezlerdi. Onlar için Allah'tan, hesap etmedikleri şeyler karşılarına çıkmıştır.” (Zümer, 47)

Mal, yalnızca kafirler için değil, bu malı Allah'ın belirlediği ölçüler içinde harcamayan; yetimin, yoksulun hakkını vermeyen ve kendilerini Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde mallarını Allah yolunda harcamayan insanlar için de azap getirici bir unsurdur.

“...Onlar ki, altın ve gümüşü yığarlar ve Allah yolunda harcamazlar. Onlara acı bir azabı müjdele. O gün cehennem ateşinde onların üzeri kızdırılır. Dağlanır onunla, onların alınları, yanları ve sırtları. ‘İşte nefisleriniz için biriktirdiğiniz, tadın biriktirdiğinizi' (denilir.)” (Tevbe, 34-35)

Malını Allah(cc) yolunda harcamayarak Tevhidi hareketin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesini engelleyenlere yalnızca bu azapla yetinilmeyecektir. Onlar, aynı zamanda kendileri de mallarıyla beraber bedeni olarak ateşe sokulacaklardır.

3- “Yakında o sokulacaktır alevli ateşe.”

Dünyada lükse, debdebeye, mal ve makama aldanıp yüce Allah'ın emirlerini unutanlar, Tevhidi harekete katkıda bulunmayanlar, hatta çeşitli nedenlerle bu hareketi engellemeye çalışanlar, yaptıklarına karşılık ebediyen cehennem ateşine atılacaklardır.

Cehennem ateşine girecekler yalnızca Tevhidi esaslara düşman olanlar değil, onlara destek olanlar, Tevhidi esasları kendilerine ulaştıranlara düşman olan küfür sistemleriyle beraber bulunanlar ve onlara değişik şekillerde destek olanlar, ateşin babası “Ebu Leheb” unvanını alarak alevli ateşe sokulacaklardır. Tıpkı karısının, Tevhidi esaslara karşı mücadelesinde eşi ebu Leheb’e destek olduğu için onunla beraber cehenneme girdiği gibi.

4-5- “Karısı da odun hamalı olarak, boynunda sağlamca bükülmüş bir iple.”

Yüce Allah (cc), kendilerini beğenip böbürlenenleri, dünya ve ahirette fiziki olarak cezalandırmadan önce ifadeleriyle onların gururlarını kırarak eziyor ve onları aşağılıyor. Kur'an’ın bu ifadesi, kendisini beğenip böbürlenen tüm zalim ve diktatörler için kullanılıyor. Kendisini idare ettiği toplum üzerinde onları ilahı ve rabbi olarak gören Fir’avn için de Hz. Musa (as) şöyle diyerek onu sözleriyle ezmişti.

“Mûsâ dedi ki: ‘Bunları, ancak göklerin ve yerin Rabb’inin, (benim doğruluğumu belgeleyen) kanıtlar olarak indirdiğini pekâlâ bildin. Ey Fir'avn, ben de seni mahvolmuş görüyorum.” (İsra, 102)

Bir başka örnek de kalem suresinde mal ve oğullar sahibi olduğu için kendisine ayetler okunduğunda onları kabul etmeyip “eskilerin masalı” diyerek küçümseyen adam için kullanılan ifadedir.

“Kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman: ‘Eskilerin masalları’ der. Biz onu burnunun üzerine damga vurup işâretleyeceğiz.” (Kalem, 15-16)

Tevhidi esaslara karşı çıkan zalimler elbette yaptıklarının karşılığını görecekler ve hak ettikleri cezayı çekeceklerdir. Bu ceza, hem dünya hayatında hem de ahirette Tevhidi esaslara karşı çıkanlara verilecek, onlar alçaltılarak aşağılanacaklardır.

“Karısı da odun hamalı olarak.” Ebu Leheb’in karısı bu ifadeyi duyduğunda çılgına döner. Kendisini beğenip böbürlenen kadın, hayatında hiç kimse tarafından bu denli aşağılanmamıştı. Emrindeki köleler ve hamallar için kullanılan aşağılayıcı bir ifade ile kendisine hitap edilmesi onu adeta delirtmişti. Özellikle “boynunda sağlamca bükülmüş bir iple.” sözü onu en aşağı seviyede sıfatlandırdığı için Rasulullah (as)’a karşı kin ve düşmanlığı nedeniyle burnundan soluyordu. İçine düşürüldüğü bu aşağılatıcı durumu bir türlü sindiremiyordu.

“Ebu Leheb’in” karısı, zenginliğin verdiği böbürlenme ve şımarıklıkla Rasulullah(as)'ın getirdiği mesaja karşı çıkan kocasına destek oluyor ve beraber Rasulullah(as)'a hakaret ediyorlardı. “Boynunda bükülmüş bir ip” ifadesi, öncelikle onu küçük düşürücü bir sıfattır. “Odun hamalı olarak” ifadesiyle bu sıfat pekiştirilmektedir. Ayrıca bu ifade, kâfirlerin azapta sürekli kalacaklarını da anlatmaktadır.

“Tutun onu bağlayın, sonra cehenneme sallayın. Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu! Çünkü o büyük Allah'a inanmıyordu. Yoksulu doyurmaya ön ayak olmuyordu! Bugün burada onun için candan bir dost yoktur. İrinden başka yiyecek de yoktur. Onu, (bilerek) hatâ işleyenlerden başkası yemez.” ( Hakka, 30-37)

“Muhakkak ki o (ateş) onların üzerine kapatılacak, uzatılmış direkler arasında (bağlı olarak).” (Hümeze, 8-9)

İşte, kendini beğenip böbürlenen ve vahyi mesaja karşı çıkıp İslâm'a saldıran kâfirlerin ve onlara destek verenlerin akıbeti hep böyle olacaktır. Dünya hayatında insanları hor ve hakir görenler, kıyamet günü hor ve hakir olacaklardır.

“Kıyâmet günü onun için azap kat kat yapılır ve o azâbın içinde hor ve hakir olarak kalır.” (Furkan, 69)

Zulme karşı sessiz kalan, zalimlere destek veren ve zulme karşı Müslümanlarla birlik olup karşı çıkarmayanlar da zalimlerle beraber aynı cezaya çarptırılacaklardır. Çünkü, suça onlar da ortak olmuşlardır. Cumartesi gününe saygısızlık yapanlara engel olmayan ve engel olanlara tavır alanların durumunda olduğu gibi.

İçlerinden bir topluluk: ‘Allâh'ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azâp edeceği bir kavme artık ne diye öğüt veriyorsunuz?’ dedi. Dediler ki: ‘Rabbinize mazeret (beyan edebilmek) için, bir de belki korunurlar diye (öğüt veriyoruz).

Ne zaman ki onlar, kendilerine hatırlatılanı unuttular, biz de kötülükten men edenleri kurtardık; zulmedenleri de, yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azap ile yakaladık. Kibirlerinden dolayı kendilerine yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince onlara: ‘Aşağılık maymunlar olun!’ dedik.” (A’raf, 164-165)

Kötülüklere karşı sessiz kalanlar, o kötülükleri ortadan kaldırmayanlar da kötülükleri yapanlar gibi cezalandırılacakları gibi, bir iyiliğe destek olanlar da o iyiliği işleyenler gibi mükâfatlandırılacaklardır. İyi bir işe destek olanların, oradan kazanılacak sevaba ortak olacakları, yüce Allah(cc) tarafından bildirilmiştir.

“Kim güzel bir işe destek olursa, onun o destekten bir payı vardır. Ve kim bir kötülüğe destek olursa, onun o destekten bir payı vardır. Allah her şeyin karşılığını verir.” (Nisa, 85)

Kur’ani ölçü bellidir; ya Tevhidi mücadeleye destek verip Risalet önderleriyle beraber yüce Allah’ın rızasına kavuşulacak ya da Tevhidi esaslara karşı olanlarla beraber bulunup onları azabına ortak olunacaktır. Tevhidi esaslarda gri renk yoktur; renkler siyah ve beyaz olarak belirlenmiştir. Bu nedenle nemelazımcı bir tavır takınılarak bir kanarda durulmaz, kişiler, kişiliklerine, kimliklerine, inanç ve değerlerine göre saflarını belirlemelidirler.

Ahirette herkes, dünya hayatında yaptıklarının karşılığını görecektir. O gün insanlara zulmedilmeyecek, adaletle muamele edilecektir. Yüce Allah'ın ayetlerini hiçe sayıp böbürlenen kafirler, o gün küçülerek cehenneme sürüleceklerdir. Hem de zillet içinde, hor ve hakir bir halde.

Eklenme: 2006-09-15
Kategori: Tefsir
Yazan: Kurani Mücahede
Hit: 1540
[ Geri Dön | Yorum Ekle | Bu tefsir çalışmasını  arkadaşına gönder Sevdiklerinize gönderin | Yazdırılabilir sayfa Yazdırın ]






Bu site, Mücahede Yayınları´nın bir yayın organıdır
Sayfa Üretimi: 0.03 Saniye