Kur'ani Mücahede'ye Hoşgeldiniz

     Kur'ân-ı Kerîm
"Hayır insan, kendi nefsine karşı bir basirettir.Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile."
(Kıyamet, 14-15)

     Mücahede
· Ana Sayfa
· Abonelik Formu
· Abonelik Kayıtları
· Bizi Önerin
· E-Dergi
· E-Kitap
· Evrensel Mesaj
· Haber Arşivi
· Hesabınız
· Kavramlar_
· Kitap Siparişi
· Kur'an Meali
· Köşe Yazıları
· Sesli Meal Dinle
· Tefsir Çalışması
· Videolar
· İletişim

     Kısa Mesaj

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.

     Kitap Siparişi


· Ana Menü
· Mücahede Yayınları

     Ücretsiz Abonelik
Ücretsiz Abonelik
İçin Tıklayınız

     Eski Haberler
29.12.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 42. Sayısı Çıktı!
15.09.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 41. Sayısı Çıktı!
08.07.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 40. Sayısı Çıktı!
09.04.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 39. Sayısı Çıktı!
16.01.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 38. Sayısı Çıktı!
09.11.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 37. Sayısı Çıktı!
19.01.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 34. Sayısı Çıktı!
10.11.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 33. Sayısı Çıktı!
02.09.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 32. Sayısı Çıktı!
12.05.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 31. Sayısı Çıktı!
18.02.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 30. Sayısı Çıktı!
09.02.12
· YÜCE ALLAH'A RAĞMEN KANUN VE YASALAR YAPARAK ULUHİYYET İCRA EDEN LAİK BAŞBAKAN ERDOĞAN'DAN MÜSLÜMANLARI ŞOK EDEN AÇIKLAMALAR...!
02.12.11
· Kur'ani Mücahede Dergisi 29. Sayısı Çıktı!
16.11.11
· DEPREM... İLÂHİ UYARI!
30.06.11
· ''HAKİMİYET ANCAK ALLAH’INDIR'' KEMALİST SİSTEMİN MİLLETVEKİLLERİNE
10.06.11
· KEMALİST SİSTEMİN İLERİ GELENLERİNE
07.05.11
· TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
08.04.11
· İstiklal Marşı’nda Ayağa Kalkmayana Hapis!
04.04.11
· KUR'ÂNİ SORUMLULUK VE RASUL'E SAYGI
05.03.11
· KEMALİST TAĞUTİ SİSTEMİN BAŞBAKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A
02.02.11
· KEMALİST SİSTEMİN CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’E
24.01.11
· Kur'ân'daki Rasul Hz. Muhammed (as)’a İman Edin
10.12.10
· Kavramlar Bölümüne ''Şefaat'' Kavramı Eklendi
20.08.10
· SAMİRİ’NİN GÜNÜMÜZ TEMSİLCİLERİ İŞ BAŞINDA
18.08.10
· KÜFÜR ARASINDA TERCİH ŞAŞKINLIĞI: Ne Evet Ne Hayır! Küfrü Tümden Reddetmek
21.07.10
· İspanya Meclisi 'Hayır' Dedi!
04.06.10
· Fethullah Gülen: İsrail'den izin almalıydılar
12.05.10
· Fransa Çarşaf Yasağı İçin Düğmeye Basıyor
19.09.09
· Tüm İslam Aleminin Ramazan Bayramı Mübarek Olsun
20.08.09
· 2009 Ramazan Ayı Oruç Başlangıcı

Eski Haberler

Leyl Sûresi

Giriş

Hayatta her şey karşılıklı bir denge üzerine kurulmuş ve yine her şey çift çift yaratılmıştır. Kâinatta tek olan yalnızca yüce Allah’tır. Gece gündüz, kadın erkek, güneş ay, yıldızlar ve gezegenler, karanlık aydınlık, cennet ve cehennem, sevap günah, Tevhid şirk ve benzeri ifadeler hep çift çifttir. Bütün bunlardan da anlaşılacağı üzere her şey zıddı ile kaimdir ve her şey zıddı ile daha kolay anlaşılır hale gelmektedir.

Surenin girişinde iki zıt durum ortaya konulmaktadır; gece ve gündüz. Bu iki zıt durumun, surenin bütünlüğü içerisinde neleri temsil ettikleri ayetler okunduğunda çok açık bir şekilde görülmektedir. Gece (karanlık) ve gündüz (aydınlık), birbirinden farklı iki ayrı durumu, iki ayrı işi temsil etmektedir.

Verilen temsillerin, simgeler ve misallerin hepsinin Kur'an’da mutlaka bir karşılığı vardır. Bu surede verilen gece ve gündüzün ne anlama geldikleri de devam eden ayetlerde ortaya konulmaktadır.

Gündüz, infak etmeyi, fedakârlığı, iyiliği, iman etmeyi, Hakkı tasdik etmeyi ve güzelliği; karanlık ise, cimriliği, bencilliği, kendini düşünmeyi, suratsızlığı, inkârı, şirki, kötülüğü ve yalancılığı simgeler. Bu konudaki ayetlere bakılacak olursa söylenenler daha net anlaşılır.

“Bizim âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allâh dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar.” (En’am, 39)

“Allâh, inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. kâfirlerin dostları da tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 257)

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna açık açık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Hadid, 9)

Şu bir gerçektir ki, Tevhidi esasların dışındaki her düşünce, her sistem, her yol karanlık, dalalet ve sapıklıktır. Bu yollara tabi olanlar, Kur'an’ın da buyurduğu gibi “karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir.” Onların bu karanlıklardan kurtulmalarının tek çıkar yolu, Rab’lerinin kendilerine gönderdiği Tevhidi esasları tasdik edip iman etmek, teslim olmak ve gereklerini yerine getirmektir.

Surenin Tefsiri

1- Örttüğü zaman geceye andolsun,

2- Ortaya çıktığı zaman gündüze andolsun,

Gece ve gündüz, birbirin takipçisi, biri geldiğinde diğerinin gittiği iki ayrı kutup, birbirine zıt iki ayrı durum; siyah ve beyaz. Kur'an’da, Tevhid ve şirkten, iman ve küfürden sözeden ayetlerden önce ya da sonra bu birbirine zıt iki ayrı durum sıkça kullanılır. Bu surede de yine gece ve gündüz anlatılmakta ve devam eden ayetlerde en güzeli tasdik etme ile en güzeli yalanlama belirtilmektedir.

Bu surede erkek ve kadınların yaptıkları işler sınıflara ayrılmakta ve kötü işler yapanların yaptıkları karanlık gece olarak, iyi işler yapanların yaptıkları da aydınlık gündüz olarak verilir. Dünya hayatında içerisinde bulundukları şirk ve küfrün karanlığı yüzlerine yansıyacak yüzlerini kapkara yapacaktır.

“Kötü işler yapanlara da (yaptıkları) kötülüğün aynen cezası verilir ve onların yüzlerini bir zillet kaplar. Onları Allah'tan kurtaracak hiç kimse yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalara bürünmüştür. İşte onlar da ateş halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.” (Yunus, 27)

“Yüzler var ki o gün parıl parıl, güleç, sevinçli. Yüzler de var ki o gün tozlanmış. Onları karanlık bürümüş. İşte onlar kâfirler, Hak'tan sapanlardır.” (Abese, 38-42)

Kur'an’da, küfür ve şirk nasıl ki karanlık olarak veriliyorsa küfür ve şirkin temsilcileri de bu karanlıklar içinde kalmış karanlık kimselerdir. Aynı şekilde Tevhidi esaslar da aydınlık olarak verilir Kur'an’da, bu nedenle Tevhidi esaslara iman eden kimselerin de yüzleri aydınlık ve parlaktır.

3-4- Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki, sizin işiniz çeşit çeşittir:

Yüce Allah (cc), insanları kadın ve erkek olarak yaratmış ve onların, kendisine kulluk yapmalarını esas alarak yaşamalarını istemiştir. Kadın ve erkeklerden yaratılış gayelerine uygun hareket edenler olduğu gibi, bu gayenin dışına çıkarak Rab’lerine isyan edenler de olmuştur. “Sizin işiniz çeşit çeşittir” buyuran yüce Allah (cc), bu çeşitli olan işlerin neler olduğunu da bu surenin devam eden ayetlerinde açıklamaktadır.

Hayatın, huzurlu ve mutlu bir şekilde idamesi ancak kadın ve erkeğin el ele vermesi, birlikte hareket etmesi ile mümkündür. Bu birliktelik, Allah yolunda ve O’nun indirdiği ilahi mesajın yaşanması ve insanlara duyurulması için sağlandığında çok daha iyi ve mükemmel olur.

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin velisidirler. İyiliği emreder, kötülükten men ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Rasulüne itâat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allâh üstündür, hakimdir.” (Tevbe, 71)

Yüce Allah (cc) indinde kadın ve erkek eşittir; kim ne yaparsa yaptığı işe göre mükâfatlandırılır ya da cezalandırılır. İslâm, beşeri sistemlerde olduğu gibi, kadını horlayarak onu aşağılamaz, onun yaptıklarını hakir görmez, erkekle aynı kategoride görür. Allah yolunda çalışan kadın ve erkekler, birbirlerinin velisidirler. Bu velayet çerçevesinde yapılan her şey, Allah katında aynı oranda değerlendirilir.

“Rab’leri onlara karşılık verdi: ‘Ben, sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz; göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler, vuruşanlar ve öldürülenler... Allâh katından bir karşılık olarak, elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Karşılıkların en güzeli Allâh katındadır.” (Al-i İmran, 195)

5-7- Kim verir, korunursa ve en güzeli doğrularsa, ona en kolayı kolaylaştırırız.

Kur'an, infak üzerinde önemle durur ve iman edenleri infak etmeye teşvik eder. Kurtuluşun yolunu gösteren yüce Allah (cc), bunun en önemli adımının infaktan geçtiğini, birçok ayette bildirmektedir. İnfak etmemenin, cehenneme girmeye ve orada sürekli kalmaya neden olduğu bildirilmektedir. Oysa İnfak, insanı cehennem azabından koruyan bir ibadettir.

İnfak etmemek, yüce Allah’a isyan olduğu gibi aynı zamanda O’nun verdiği malı ve yoksulun hakkını gasbetmektir. Bu nedenle yüce Allah (cc), infak etmeyenleri şiddetli bir şekilde uyarmakta ve onların ebediyen cehenneme gireceklerini bildirmektedir. Bu nedenle infak edenler, cehennem azabından kendilerini kurtarmışlardır.

“Kim verir, korunursa ve en güzeli doğrularsa, ona en kolayı kolaylaştırırız.” İnfak etmek, en güzeli tasdik etmektir. En güzel söz olan Tevhidi esasları tasdik etmek, yalnızca sözel olarak onu tekrarlamak değil, onun gereklerini yerine getirmektir. İşte böyle yapanları yüce Allah (cc) en kolaya ulaşmayı onlara kolaylaştıracaktır.

“En güzel söz” Kur'an’da, 187 defa tekrarlanan “Güzel” ifadesi, güzel, insan, iyi, hoşa giden, hayır, nimet, sevap, iyilik etmek, iyi davranmak, mükâfat, Kur’an, cennet, Kelime-i Tevhid, Hak dine tabii olmak, Müslüman olmak, yüce Allah’ın isimleri (sıfatları) ve yüce Allah’ın rızası anlamlarında kullanılmıştır.

İçinde geçtiği ayette anlatılan konuya göre anlam kazanan “Güzel” kavramı, güzel olan bir işin daha iyisini yaparken ve yüce Allah’a ait olan sıfat ve nitelendirmeleri ifade ederken mübalağa olarak “En güzel” manasıyla kullanılmıştır. Bunlar da, yüce Allah (cc), Kelime-i Tevhid, yüce Allah’ın isimleri, Allah’ın boyası, Hak dine tabii olmak, cennet, O’nun vereceği mükâfat, Kur'an ve ayetler anlamında kullanılmıştır.

“En güzeli doğrularsa” ifadesi bu surede Kelime-i Tevhid ve Kur'an anlamında kullanılmıştır. En güzeli doğrulamak, yüce Allah’ın birliğini tasdik etmek ve indirdiği ilahi mesajı tasdik etmektir.

“Allâh, sözün en güzelini birbirine benzer, ikişerli bir Kitap halinde indirdi. Rab’lerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalpleri Allâh'ın zikriyle yumuşar. İşte bu (Kitap) Allâh'ın rehberidir. Dilediğini bununla doğru yola iletir. Ama Allâh kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer, 23)

“Ansızın ve hiç farkına varmadığınız bir sırada, size azap gelmezden önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun.” (Zümer, 55)

“Sözün güzeline ve çok övülen(Allâh)ın yoluna iletilmişlerdir.” (Hac, 24)

“En güzel isimler Allâh'ındır. O halde O'na onlarla dâvet edin ve O'nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın; onlar yaptıklarının cezâsını çekeceklerdir.” (A’raf, 180)

En güzel söz olan yüce Allah’ın birliğini onaylayanları yüce Allah (cc), kolay olana ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Bu kolay olanın ilki hiç şüphesizdir ki, ilahi mesaj olan Kur'an’dır. Yüce Allah (cc), birçok ayette Kur'an’ın kolay olduğunu bildirmektedir.

“Biz o(Kur'â)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.” (Duhan, 58)

“Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” (Kamer, 22)

“Biz o(Kur'â)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi onunla uyarasın.” (Meryem, 97)

Kur’ani mesajın kolayca anlaşılması, insanı, ikinci olarak Allah yoluna kolayca iletecektir. Elbette İslâm ve onun ortaya koyduğu hayat nizamı, insanların yaratılış fıtratına en uygun sistem olduğundan dolayı, insanlar için en kolay hayat tarzıdır. Yüce Allah (cc), kullarına zorluk dilemediği için onlara gönderdiği dini kolaylaştırmıştır.

“Sonra ona yolu kolaylaştırdı.” (Abese, 20)

İman eden insanlar için üçüncü kolaylık, elbette cennet ve onun nimetleridir. Dünyadaki zorluklardan sonra yüce Allah (cc), iman edenleri, zahmet çekmeyecekleri kolayca rahat edecekleri cennet yurduna koyacaktır.

“Artık o, memnun eden bir yaşam içindedir. Yüksek bir bahçede ki, devşirmesi kolay. Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü âfiyetle yeyin, için!” (Hakka, 21-24)

Yüce Allah (cc), güzel davranan Muhsin kullarına, en güzel mükâfatı ihsan edecek ve onları güzellikler yurdu olan cennetlerde misafir edecektir.

“Allâh da onlara hem dünyâ karşılığını, hem âhiret karşılığının en güzelini verdi. Çünkü Allâh, güzel davrananları sever.” (Al-i İmran, 148)

“Eğer size yasaklanan büyük günâhlardan kaçınırsanız, sizin küçük günâhlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere sokarız.” (Nisa, 31)

“Orada ebedi kalacaklardır. Ne güzel karargâh ve ne güzel makamdır orası!” (Furkan, 76)

Bahtsız kimseler onlardır ki, güzelliklere talip olup yeryüzünde güzel bir yaşantı sürmek ve güzellikler yurdu olan cennetlere gitmek varken, kendi elleriyle hem dünyalarını karartıp huzursuz bir yaşam sürüyorlar, hem de ebedi olarak azap görecekleri cehenneme girecekler. Bu kimseler, kolay olanı bırakıp zoru seçiyorlar.

8-10- Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse ve en güzel(söz)ü de yalanlarsa, ona da en zoru kolaylaştırırız.

Bencillik ve yalnızca kendini düşünme hastalığı, kişinin, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanmasına ve kendisini dış dünyaya kapatmasına neden olur. Bencil kimseler, cimri olurlar; bu nedenle Allah için infak bile etmezler. Cimri kimseler, kendilerini yeterli görürler, kibirli bir halde böbürlenerek insanlara tepeden bakarlar.

Bencillikleri içinde böbürlenen, Kur'an’ın “Mele” ve “Mutref” dediği kimseler, Tevhidi esaslara iman etmeyip inkâr ederler. Kur'an, mele ve mutref takımının, Tevhidi esasları yalanlayan örneklerini verir.

“Kavminden, kendilerine dünyâ hayâtında bol nimet verdiğimiz o inkâr eden ve âhiret buluşmasını yalanlayan mutref takımı: ‘Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.’ Dedi” (Mü’minun, 33)

“Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görülen inananlara: ‘Siz, Sâlih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?’ dediler, (onlar da): ‘doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!’ dediler.” (A’raf, 75)

“Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler: ‘Ey Şuayb, mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!’ dediler. Dedi ki: "İstemesek de mi?” (A’raf, 88)

“En güzel(söz)ü de yalanlarsa” İnfak etmek, Tevhidi esaslara iman etmenin göstergesi olduğu gibi, infak etmemek de Tevhidi esasların inkâr edilmesi, yalanlanmasıdır. Tevhidi esasların belirlediği sınırlar dahilinde hareket etmeyenler, fiili olarak en güzel söz olan Kelime-i Tevhidi açıkça yalanlamışlardır. İşte bunların, cehennem azabının o zorlu ateşine girmeleri kendi yaptıkları fiiller neticesinde kolaylaştırılacaktır.

“En güzel(söz)ü de yalanlarsa, ona da en zoru kolaylaştırırız.” yüce Allah (cc), en güzel sözü yalanlayanlara, zoru nasıl kolaylaştıracağını şöyle bildiriyor.

“Onların ne malları, ne de evlatları seni imrendirmesin. Allâh bunlarla onlara dünyâ hayâtında azap etmeyi ve kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.” (Tevbe, 55)

“Kâfirlerin, öyle şehirlerde gezip dolaşması seni aldatmasın. Bu, az bir geçimdir. Sonra gidecekleri yer, cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!” (Tevbe, 196-197)

Mal ve sermayeleri ile kibirlenip böbürlenerek yeryüzünde inkârcılığı yaşam tarzı haline getirenler, bunun kendi hayırlarına olduğunu düşünmesinler. Onlar, dünyada rahat bir yaşan sürdürürlerken ansızın en zorlu yokuşa sürdürülecekler ve en acı azabı tadacaklardır.

“Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi. Onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.” (Müddessir, 16-17)

“Beni ve o nimet sâhibi yalanlayıcıları yalnız bırak ve onlara biraz mühlet ver. Doğrusu, bizim yanımızda bukağılar ve cehennem var. Boğazı tırmalayan bir yiyecek ve acı veren bir azap var.” (Müzzemmil, 11-13)

Akıllı kimse, kendisine fayda sağlayacak ticareti yapar, akılsız olan ise, gününü gün edip geleceğini mahveder. Yüce Allah’ın kendilerine verdiği mal ve sermayelerle Rab’lerinin rızasını kazanacaklarına, O’na isyan ederek en zoru seçiyorlar. Oysa bu mal ve sermaye, dünya hayatında kendilerine fayda sağladığı gibi ahiret hayatında da fayda sağlayabilirdi. Ancak onlar bunu değerlendiremediler ve malları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı, sağlamayacaktır.

11- Çukura düştüğü zaman malı ona hiçbir fayda sağlamaz.

Tapılıp ilahlaştırılan, kendilerine yaratanı unutturan, elde etmek için gece gündüz denilmeden çalışılan, uğrunda nice insanların hakkı yenilen, daha fazla kazanmak adına Allah ve Rasulüne savaş açılarak faize bulaşılan mal ve sermaye, çukura düşüldüğünde kişiye hiçbir fayda sağlamayacaktır.

“Hayır, doğrusu siz yetime ikrâm etmiyorsunuz, yoksula yedirmeğe teşvik etmiyorsunuz, mirâsı hırsla yutuyorsunuz ve malı pek çok seviyorsunuz.” (Fecr, 17-20)

Çalıp çırpılarak, haklar gasp edilerek elde edilen mal, yalnızca çukura düşüldüğü zaman değil, o dehşetli kıyamet gününde ve acı azaba girildiğinde de tapınılan malın, sahibine hiçbir faydası dokunmayacaktır.

“Ne malı, ne de kazandığı onu kurtaramadı, o alevli bir ateşe girecektir.” (Mesed, 2-3)

Allah yolunda infak edilmeyen mal, cehenneme girmeye neden olduğu gibi, aynı zamanda cehennemde de sahibini bırakmayacak ve orada azabının katlanmasına neden olacaktır.

“Ey iman edenler, alimlerden ve ruhbanlardan birçoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allâh yolundan çevirirler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allâh yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara acı bir azâbı müjdele!

O gün cehennem ateşinde bunların üzeri ısıtılır; bunlarla, onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır: ‘İşte nefisleriniz için yığdıklarınız, yığdıklarınızı tadın!’ (denilir).” )Tevbe, 34-35)

Mallarının Allah yolunda harcanması gerektiğini bildikleri halde harcamayanlar, Allah rızası için denilerek toplanıp şirk ve küfür rejimlerinin izin verdiği vakıf, dernek ve partileri uğruna harcayanlar, insanların Tevhidi esaslara yönelmelerini, içerisinde bulundukları durumu korumak adına, engelleyen kendilerine alim süsü vermiş belamlar ve dindar olduklarını iddia eden ruhbanlar, kıyamet gününde, haksız yere topladıkları mal ve sermayeleri ile azapları katlanacaktır.

Kur'an, evrensel ve çağlarüstü bir durumu açıkça ortaya koyuyor; bu da, Hak ve Hakikati, iman ve Tevhidi bildikleri halde, bu uğurda çalışmayıp mal ve sermayeyi putlaştıran her dönemdeki bazı ilim ehli ve din adamları zümresinin içerisinde bulundukları durumdur. Bunlar, her dönemde olduğu gibi bugün de din adına ortaya çıkarlar, ancak dini de kendi süfli emelleri uğruna kullanırlar, insanları Tevhidi esaslara davet etmez, doğru yolu göstermezler. Doğru yolu gösteren yüce Allah (cc), hidayeti de ancak kendisinin vereceğini bildiriyor.

12- Hidayet vermek bize âittir.

Yüce Allah (cc), doğru yolu en açık bir şekilde göstermiş ve buna iman edilmesini, şirk koşmadan Tevhidi esasların kabul edilmesini istemiştir. İman etmek ve hidayete ulaşmak isteyen bir kimse, Yüce Allah’ın belirlediği esaslar doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Başka hiçbir kaynak insanı hidayete ve yüce Allah’ın belirlediği doğru yola iletmez.

“Kısa ve doğru yolu Allâh gösterir. Ama o yoldan sapan da var. Allâh dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.” (Nahl, 9)

“Gerçekten bu Kur'an en doğru yola iletir ve salih amel işleyen mü'minlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” (İsra, 9)

Bütün bu ilahi bildirimler de gösteriyor ki, doğru yolu gösteren yüce Allah (cc), bu doğru yolu bulmanın tek çaresinin Kur'an’a tabi olmaktan geçtiğidir. Bunun dışındaki her yol ve yöntem insanı yüce Allah’ın yoluna değil, sapıklık ve dalalete sürükleyecektir. Bu nedenle Allah adına ortaya çıktıklarını söyleyip şeytani yol ve yöntemlerle hareket eden kimseler, insanları ancak sapıklığa sürüklerler.

“İşte benim doğru yolum budur, ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi O'nun yolundan ayırmasın! Korunmanız için (Allâh) size böyle tavsiye etti.” (En’am, 153)

İslâm düşmanı beşeri tağuti şirk düzenlerinin belirlediği yol ve yöntemler olan vakıf, dernek ve partilere tabi olan, Samiri’nin günümüz temsilcilerinin, kendileri hidayet üzerinde bulunmadıkları için, insanları Tevhidi esaslara davet etmeleri mümkün değildir. Samiri soylu bu kimseler, dünya hayatını mamur etmeye çalıştıkları için ahirete ait bir endişeleri yoktur. Dünya ve ahiret tamamen kendisine ait olan yüce Allah (cc), insanların her iki dünyada da rahat etmeleri, huzurlu olmaları için hükümler indirmiştir.

13- Son da ilk de bizimdir.

Mülk kiminse, hüküm koyma hakkı da onundur; kâinatı yaratıp dünyayı yoktan var eden, onu yaşanır bir hale getiren yüce Allah’tır. Bu nedenle dünya üzerinde hüküm koyma hakkı yalnızca O’na aittir. Hüküm koyma hakkı O’na ait olunca, bu hükümler doğrultusunda yaşanıp yaşanmadığı ile ilgili hesap sormak da yalnızca O’na aittir. Çünkü dönüş O’nadır.

“O, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır. İlkte de, sonda da hamd O'na mahsustur. Hüküm de O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.” (Kasas, 70)

“Allâh ile beraber başka bir ilaha çağırma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun zatından başka her şey helâk olacaktır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.” (Kasas, 88)

Merhameti her yeri kaplayan yüce Allah (cc), kullarına karşı şefkatli ve merhametlidir. Rahmeti gereği, kullarının dünya hayatında huzur ve mutlu bir şekilde hayat sürmelerini ahirette de cennetlerde yaşamalarını istemektedir. Bu nedenle onlara hükümlerini indirmiş, bu hükümlere göre yaşamalarını istemiştir. Ancak insanlardan bir çoğu, şeytana (aleyhillane) tabi olmuş hevalarını ilah edinerek Rab’lerine şirk koşmuşlardır.

Rahmeti her yeri kaplayan yüce Allah (cc), şirk koşup isyan eden kullarına, bu şirk ve isyanlarının sonucunu haber vermiş ve bundan dönüp yalnızca kendisini tek ilah edinmelerini istemiştir. Aksi halde ebedi bir azaba duçar olacaklarını kendilerine bildirmiştir.

14- Ben, sizi alev saçan bir ateşe karşı uyardım.

Yüce Allah (cc), kullarına zulmedici değildir; bu nedenle onları, dünya hayatında yapmaları ve yapmamaları gerekenler konusunda uyarmış ve onlara her iki durumun sonuçlarını haber vermiştir. Bütün peygamberler, insanları cennetle müjdelemiş, cehennemle uyarmıştır.

“Müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak (gönderdik) ki, elçiler geldikten sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri kalmasın. Allâh üstündür, hakimdir.” (Nisa, 165)

Yüce Allah (cc), indirdiği Kur'an’a iman edip Kur'an’ın belirlediği esaslar doğrultusunda salih amel işleyenlere vereceği mükâfatları apaçık bir şekilde belirttiği gibi, Tevhidi esaslara aykırı hareket edenlerin görecekleri cezaları da apaçık bir şekilde haber vermiş ve bundan sakınma yolunu göstermiştir.

“Doğrusu biz seni, gerçekle, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Cehennem halkından sen sorumlu değilsin.” (Bakara, 119)

Cehennemle uyarılan insanların, hangi günahlarından dolayı hangi cehennemde yanacakları, cehenneme nasıl sokulacakları, çekecekleri azabın şiddetinin ne olacağı, orada nasıl bir durumla karşılaşacakları, ne yiyip ne içecekleri, cennettekilerle nasıl konuşacakları çok açık bir şekilde belirtilmiş ve cehenneme girenlerin oradan bir daha çıkmayacakları haber verilmiştir.

“Size söylenen uyarı, muhakkak gelecektir, siz onu engelleyemezsiniz.” (En’am, 134)

Kur'an’ın çok açık ilahi bildirimlerine rağmen İslamcı birçok kimse, yüce Allah’ın açık bir şekilde bildirdiklerini, adeta tersine çevirme yarışına girmişler, kendi ürettikleri yalanlarla, günah işlemeyi eğlence, cehennemi de adeta geçici bir istirahat ve piknik yeri olarak empoze etmeye çalışmışlardır.

“Biz elçileri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfirler, hakkı bâtılla gidermek için mücâdele ediyorlar; âyetlerimle ve uyarıldıkları şeylerle alay ettiler.” (Kehf, 56)

Tevhidi esasları insanlara bildirip onları cehennem azabından sakındıracak yerde, tam tersine hareket ederek Hakkı batıla bulandırmaya çalışmışlardır. Böylece hem kendileri, hem de önlerinde durdukları insanları Kur'an’ın açık bildirimlerinden uzak tutmuşlardır. Bunun sonucunda uyarıldıkları acı azaba sürüklenmeyi hak etmişlerdir.

“Kâfirler, bölük bölük cehenneme sürülmüşlerdir. Oraya geldikleri zaman, kapıları açılan cehennemin bekçileri onlara şöyle demiştir: ‘Kendi aranızdan, Rabb’inizin âyetlerini size okuyan ve sizi bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında uyaran elçiler gelmedi mi?’ ‘Evet geldi’ demişlerdir; ama kâfirlere azap sözü hak olmuştur.” (Zümer, 71)

“Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi, ellerinin öne sürdüğü işlere bakar ve kâfir: ‘Keşke ben, toprak olsaydım!’ der. (Nebe, 40)

Cehennem, elbette olur olmaz herkesin girebileceği bir yer değildir. Oraya ancak günah işlemeyi sürdüren, Tevhidi esaslara aykırı hareket eden, Hakkı batıla bulayıp gerçekleri gizleyen, Kur'an’ın büyük günahlar olarak belirttiği fiilleri işleyen ve ilahi mesajı reddeden kimseler gireceklerdir.

15- Ona ancak şaki olan girer.

Şaki; konulan kuralların aksine hareket eden, o kuralları tanımayan ya da kendi hevasına göre onları değiştiren kişilerdir. Yaptıkları iş, bozgunculuk ve şakilik yani eşkıyalık olan bu kimseler, kendilerine Rab’leri tarafından indirilen Tevhidi esasları, terk ederek beşeri kurallara uymuşlar, insanları da o beşeri kurallara uymaya davet etmişlerdir.

İster bilinçli, ister bilinçsizce yapılsın, Kur'an dışı her hareket, yüce Allah’a isyan ve eşkıyalıktır. Kur'an, insan fıtratına uygun bir şekilde insanı yaratan yüce Allah (cc) tarafından nazil olmuştur. Bu nedenle Kur'an’a aykırı her düşünce, söz ve hareket fıtrata aykırıdır ve sahibini eşkıya yapar. Bunların da girecekleri yer, “alev saçan bir ateşten” başka bir yer olmayacaktır. Çünkü bu kimseler, Tevhidi esasları yalanlamışlar, ilahi mesaja sırt dönmüşlerdir.

16- O ki, yalanlandı ve sırtını döndü.

Yalanlamak ve sırt dönmek, birbiriyle eş anlamlı, biri olduğunda diğeri de doğal olarak olan birbirine bağlı iki eş anlamlı kavram. Tevhidi esasları yalanlayan bir kimse, ister istemez ona sırt dönecek ya da Tevhidi esaslara sırt dönmüşse onu yalanlamış demektir.

Kendilerine Rab’leri tarafından kitap verilenlerden bir grup, bu verilen kitabın belirttiği kurallara göre hayatlarını düzenleyip Rab’lerini razı edecek yerde onlar, Allah’ın kitabını sırtlarının arkasına atarak hevalarını ya da başkalarının arzularını ölçü edinerek Rab’lerine isyan ettiler, Rab’lerinin Kitabını yalanladılar. Bu sırt dönme ve yalanlama çeşitli nedenlerle yapılmaktadır.

Allah’ın Kitabına sırt dönme nedeninin birincisi, çıkarların zedeleneceği ve toplum üzerinde varolan etkinin azalacağı ya da yok olacağı endişesidir. Genelde kendilerini insanların üzerinde gören kişiler, herkesin eşit olduğu gerçeğini bildiren ilahi mesajdan hoşlanmazlar.

“Sonra surat astı, kaşlarını çattı, sonra arkasını döndü, böbürlendi.” (Müddessir, 22-23)

İkincisi, helal haram denilmeden daha fazla kazanma hırsı ve sömürü düzenlerinin biteceği endişesidir. Mal ve sermayeyi ilahlaştırıp hayatını buna adayan kimseler, infak yapılmasını emreden Allah’ın Kitabını kabul etmezler.

“Elbette o (ateş), alevlenen bir ateştir; derileri kavurur soyar, çağırır sırtını dönüp gideni, toplayıp kasada yığanı!” (Meariç, 15-18)

Allah’ın Kitabına sırt dönülmesinin üçüncü nedeni, Kitabın içindeki hükümlerin yaşanan cahili hayat tarzlarına uymamasıdır. Yaşadıkları cahili hayat tarzı nedeniyle sefih bir yaşantı içerisinde bulunan kimseler, içerisinde bulundukları sefih hayatı terk etmek istemedikleri için Allah tarafından kendilerine indirilen kitaptan yüzçevirirler.

“Allâh tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı doğrulayıcı bir elçi gelince, Kitap verilmiş olanlardan bir grup, Allâh'ın Kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi, sırtlarının arkasına attılar.” (Bakara, 101)

Dördüncü neden, Tevhidi esasların istediği sorumluluğun ağır bulunması nedeniyle bu esaslara sırt dönülmesidir. Genelde beşeri sistemlerin kanunları gölgesine sığınan vakıfçı, dernekçi ve partici İslamcı müşriklerle tasavvuf dinine mensup bid’atçı müşrikler, Tevhid inancına yeterince iman etmedikleri için Hakkı batıla bulayıp gizlerler. Onlar, kendi ürettikleri yalanları, Allah’ın dini gibi insanlara anlatarak çıkar elde ederler.

“Allâh, kendilerine Kitap verilenlerden: ‘Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz!’ diye söz almıştı. Fakat onlar, verdikleri sözü sırtlarının ardına attılar ve karşılığında birkaç para aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar.” (Al-i İmran, 178)

“Vay haline o kimselerin ki, kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, ‘Bu Allâh katındandır’ derler! Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara, 79)

Beşincisi, heva ve heveslerin ölçü edinilmesi ve ilmi olarak hiçbir bilgiye sahip olunmaması nedeniyle kulaktan dolma bilgilerle Allah’ın indirdiği kitabın değerlendirilmesidir. Genelde namaz memurları ile halk içerisinde hoca kılıklı yalancı belamlar, hiçbir Tevhidi bilgiye sahip olmadan Allah adına konuşur, yalan söylerler.

“Onların içinde bir de ümmiler var ki, Kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntular(yahut kulaktan dolma şeyler)dir; onlar sadece zannediyorlar.” (Bakara, 78)

“Onlardan bir grup var ki, Kitapta olmayan bir şeyi, siz Kitaptan sanasınız diye dillerini Kitapla eğip bükerler ve ‘O, Allâh katındandır.’ derler. Oysa o, Allâh katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.” (Al-i İmran, 78)

Hangi gerekçe ile olursa yüce Allah’ın Kitabından ve Tevhidi esaslardan yüzçevirmek alevli cehennem azabına girme nedenidir. Alevli cehennem azabından uzak tutulan kimseler ise, Tevhidi esasları kabul edip hayatlarını Kur’ani ölçüler içerisinde düzenleyen ve Kur'an’ın emirlerinden hiçbir sıkıntı duymayanlardır.

17- En çok korunan da ondan uzak tutulur.

Korunmak, yüce Allah’ın koyduğu sınırları aşmaktan, Tevhidi esaslara aykırı düşünmekten, söz söylemekten ve davranışlarda bulunmaktan, yüce Allah’tan başkasına ibadet ve davet etmekten, O’ndan başkasından korkmaktan, tağuti beşeri sistemlerin yasalarına ve şeytana uymaktan, şirke düşmekten, heva ve hevesin isteklerini yapıp onu ilah edinmekten, yüce Allah’a isyandan, günah işlemekten, zulmetmekten, zulme ve küfre rıza göstermekten, Hakkı batıla karıştırmaktan, yetimin ve yoksulun hakkına el uzatmaktan, harama bulaşmaktan, mü’minleri bırakıp kâfirlere dost ve sırdaş olmaktan, kâfir, müşrik, münafık ve fasıkları Müslümanlara tercih etmekten, İslâm’dan başka sisteme tabi olmaktan, tefrika çıkarmaktan korunmak. Bu korunmayı en iyi şekilde yapmak insanı alevli ateşten uzak tutar.

“Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz birr değildir. Asıl birr, odur ki, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, düşkünlere ve boyunduruk altında bulunanlara verdi; namazı kıldı, zekâtı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, korunanlar da onlardır.” (Bakara, 177)

“De ki: ‘Bunlardan daha iyisini size söyleyeyim mi? Korunanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allâh'ın rızâsı vardır.’ Allâh, kulları görür:” (Al-i İmran, 15)

“Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, korunanlar için hazırlanmış cennete koşun!

O(koruna)nlar bollukta ve darlıkta infak ederler, öfke(lerin)i yutkunurlar, insanları affederler. Allâh da güzel davrananları sever.” (Al-i İmran, 133)

Bollukta ve darlıkta infak ederek arınmak ve böylece alevli ateşin azabından uzak tutulmak, işte olması gereken budur, bu olmalıdır.

18- O ki malını vererek arınır, yücelir.

Arınmak, tezekka, A’la suresinde Hz. İbrahim (as) ve Hz. Musa (as)’ın örneklikleri verilerek, kişinin yüce Allah'ın indirdiği esaslarla nefisteki şirk ve günahtan temizlendikten sonra Tevhidi esasların ortaya konulması ile mümkün olabileceği belirtiliyordu. Leyl suresinde ise, infak edilerek arınılacağı bildirilmektedir.

Nefsin kirli böbürlenme ve kendini yeterli görme emellerine prim vermeden, şeytan (aleyhillanenin) “malınız azalacak” vesvesesine aldırış etmeden Allah yolunda ve yalnızca o malı veren alemlerin Rabb’i yüce Allah’ın rızasını gözeterek infak etmek ve arınmak, böylece O yüce Rab yanında yücelmek. İşte gerçek kurtuluş budur.

19-20- Ve onun yanında, hiç kimsenin karşılık verilecek bir nimeti yoktur. Yalnız yüce Rabbinin rızâsı için verir.

İnfak etmek, her şeyde önce bir ibadettir; infak ederken, ibadet edildiği bilinci ile yapılmalıdır. Yapılan bir işin ibadet olabilmesi için o işin, yüce Allah’ın belirlediği esaslara uygun olması gerekir. Aksi halde yapılan iş, gösteriş olacak ve sahibini sorumluluk altına sokacaktır.

Yüce Allah (cc), emrettiği her ibadettin nasıl yapılacağını belirttiği gibi, infakın nasıl yapılacağını belirtmiş ve buna göre yapılması halinde kendi rızasına uygun olacağını bildirmiştir.

“Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardığımız nimetlerin iyilerinden infak edin, kendiniz, göz yummadan alamayacağınız kötü şeyleri sadaka vermeye kalkmayın. Bilin ki Allâh zengindir, övülmüştür.” (Bakara, 267)

“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla gerçek imana eremezsiniz. Ne infak ederseniz Allâh onu bilir.” (Al-i İmran, 92)

Yüce Allah (cc), hangi mallardan infak edileceğini belirtmiş, buna göre hareket edilmesini istemiştir. Gerçek imana ancak, kazanılan ve elde edilen malların iyilerinden ve sevilen şeylerden infak edilmesi ile ulaşılacağı belirtilmiştir. İnfak edilecek malların, nasıl verilmesi gerektiği ile ilgili ölçüleri de koyan yüce Allah (cc), bu ölçülere uyulması halinde sadakaların bir anlam ifade edeceğini de bildirmiştir.

“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Eğer onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha iyidir ve sizin günâhlarınızdan bir kısmını kapatır. Allâh yaptıklarınızı duyar.” (Bakara, 271)

“Mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak edenlerin mükâfatı Rab’leri yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara, 274)

İnfakın gizli yapılması, açık yapılmasından daha iyi ve sonuç olarak daha hayırlıdır ve günahlar için bir kefarettir. İnfakın açıktan verilmesi de güzel olmakla beraber ancak bu yapılırken infak edilen kimsenin gururunun incitilmemesi gerekir.

Açıktan infak etmek, ancak infak edebilecek olan başkalarını teşvik etmek niyeti taşımalı ve infak edilen kişilerin gururlarının rencide edilmemesi hassasiyeti taşımalıdır. İnfak edileni rencide eden, gösteriş niyeti ile ve büyüklenip böbürlenerek yapılan bir infak, hem boşa gideceğinden dolayı sahibine bir fayda sağlamaz, hem de sahibini sorumluluk altına sokar.

“Ey iman edenler, insanlara gösteriş için malını verip Allah'a ve âhiret gününe inanmayan adam gibi, başa kakmak ve eziyet etmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Öylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan şu kayaya benzer ki, bir sağanak indi de onu sert bir taş halinde bıraktı. (Böyleleri), kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allâh, kâfir toplumu doğru yola iletmez.” (Bakara, 264)

Gösteriş bir hastalıktır; insanlar üzerinde böbürlenmekten, onları küçümsemekten zevk almak ve insanların beğenisini kazanmak şeklinde tezahür eden bu hastalık, yapılan infakın boşa çıkmasına neden olur. Bu kimseler, infak etmekten, insanlara yardım yapmaktan çok kendilerini düşünürler.

İnfak ve sadakaların boşa gitmelerine neden olan bir başka neden de infak eden kimselerin, kendilerinin ya da bağlı oldukları kurum ve kuruluşlarının reklamını yapmalarına yönelik yaptıklarıdır. Bağlı oldukları kurum ve kuruluşların ve kendilerinin Müslüman olmamalarına rağmen, insanlara yardım yapılıyor görüntüsü verilerek yapılan yardımlar, yardım yapılanların rencide olmalarına, onların kişiliklerinin ayaklar altına alınmasına neden olmaktadır.

Televizyon kanallarında, insanların yoksulluklarını ve gözyaşlarını kullanarak kendilerinin ve bağlı oldukları kurumların reklamını yapanlar, yüce Allah (cc) indinde sorumluluk altına girmektedirler.

Yapılan infakın, Kur'an’da belirtilen kimseler dışında başka yerlere verilmesi de infakın boşa gitmesine neden olur.

“(Sadakalar) şu fakirlere mahsustur ki, Allâh yolunda kapanıp kalmışlardır. Yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Bilmeyen, utangaçlıklarından dolayı onları zengin sanır. Onları simâlarından tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allâh bilir.” (Bakara, 273)

“…sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, düşkünlere ve boyunduruk altında bulunanlara verdi…” (Bakara, 177)

“Allah'a kulluk edin, O'na hiçbir şeyi şirk koşmayın, ana babaya, akrabâya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yan(ınız)daki arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Allâh, kurumlu, böbürlenenleri sevmez.” (Nisa, 36)

“Onların mallarında belli bir hisse vardır; düşküne ve mahruma.” (Meariç, 24-25)

“Onları yola iletmek sana düşmez, dilediğini doğru yola ileten Allah'tır. Verdiğiniz her hayır, kendiniz içindir. Çünkü yalnız Allâh'ın rızâsını kazanmak için veriyorsunuz. Verdiğiniz her hayır, size tastamam verilir ve hiç hakkınız yenmez.” (Bakara, 272)

Yüce Allah (cc), infak yapılacak kimseleri belirtmiş, bunlara infak edilmesinin gerçek iman olduğunu belirtmiştir. Belirtilenler dışında ve özellikle parti, dernek, vakıf gibi kurum ve kuruluşlara infak edilmeyeceği açıktır. Bu tür yerlere yapılan yardımlar, boşa gidecektir.

İnfak edilen sadakanın boşa gitmesine ve sahibini sorumluluk altına sokmasına neden olan bir diğer neden ise, sahibi tarafından beğenilmeyen mal ve ürünlerin kötülerinden verilmesidir.

“Şeytân sizi fakirlikle korkutur ve size çirkin şeyleri yapmayı emreder. Allâh ise size kendi tarafından bağışlama ve lütuf vaat ediyor. Şüphesiz Allâh geniştir, bilendir.” (Bakara, 268)

Şeytan (aleyhillane), insanların Rab’lerine gereği gibi iman etmesini istemediği için her konuda olduğu gibi infak etme konusunda da insanlara vesvese verir ve “mallarının biteceği ve fakirleşecekleri” konusunda vesvese vererek onların infak etmelerini engellemeye çalışır. Bunda başarılı olmaması halinde şeytan bu sefer, en kötü şeylerin verilmesini insanlara fısıldar.

İnfak, ancak yüce Allah’ın rızasının kazanılması için, mal ve ürünlerin en sevilen ve en iyilerinden, gizli olarak verilirse bir anlam ifade eder. Kur'an, bu şekilde yapılan infak ve verilen sadakaların durumun u şöyle açıklıyor.

“Allâh'ın rızâsını kazanmak ve ruhlarındaki(imâ)nı kökleştirmek için mallarını harcayanların durumu da tepe üzerinde bulunan bir bahçeye benzer ki, bol yağmur değince ürününü iki kat verdi. Yağmur değmeseydi bile çisinti olurdu. Allâh yaptıklarınızı görmektedir.” (Bakara, 265)

“Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren bir tanenin durumu gibidir. Allâh dilediğine kat kat verir. Allâh geniştir, bilendir.” (Bakara, 261)

Yüce Allah’ın rızasına ve Kur'an’da belirtilen esaslara uygun bir şekilde yapılan infaklar sahibine yarar sağlar ve bu şekilde infak eden kimseler de Rab’leri tarafından razı edileceklerdir.

21- Yakında kendisi de râzı olacaktır.

Eklenme: 2011-02-08
Kategori: Tefsir
Yazan: Kurani Mücahede
Hit: 1494
[ Geri Dön | Yorum Ekle | Bu tefsir çalışmasını  arkadaşına gönder Sevdiklerinize gönderin | Yazdırılabilir sayfa Yazdırın ]






Bu site, Mücahede Yayınları´nın bir yayın organıdır
Sayfa Üretimi: 0.11 Saniye