Kur'ani Mücahede'ye Hoşgeldiniz

     Kur'ân-ı Kerîm
"Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın."
(Fatır, 5)

     Mücahede
· Ana Sayfa
· Abonelik Formu
· Abonelik Kayıtları
· Bizi Önerin
· E-Dergi
· E-Kitap
· Evrensel Mesaj
· Haber Arşivi
· Hesabınız
· Kavramlar_
· Kitap Siparişi
· Kur'an Meali
· Köşe Yazıları
· Sesli Meal Dinle
· Tefsir Çalışması
· Videolar
· İletişim

     Kısa Mesaj

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.

     Kitap Siparişi


· Ana Menü
· Mücahede Yayınları

     Ücretsiz Abonelik
Ücretsiz Abonelik
İçin Tıklayınız

     Eski Haberler
29.12.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 42. Sayısı Çıktı!
15.09.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 41. Sayısı Çıktı!
08.07.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 40. Sayısı Çıktı!
09.04.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 39. Sayısı Çıktı!
16.01.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 38. Sayısı Çıktı!
09.11.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 37. Sayısı Çıktı!
19.01.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 34. Sayısı Çıktı!
10.11.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 33. Sayısı Çıktı!
02.09.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 32. Sayısı Çıktı!
12.05.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 31. Sayısı Çıktı!
18.02.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 30. Sayısı Çıktı!
09.02.12
· YÜCE ALLAH'A RAĞMEN KANUN VE YASALAR YAPARAK ULUHİYYET İCRA EDEN LAİK BAŞBAKAN ERDOĞAN'DAN MÜSLÜMANLARI ŞOK EDEN AÇIKLAMALAR...!
02.12.11
· Kur'ani Mücahede Dergisi 29. Sayısı Çıktı!
16.11.11
· DEPREM... İLÂHİ UYARI!
30.06.11
· ''HAKİMİYET ANCAK ALLAH’INDIR'' KEMALİST SİSTEMİN MİLLETVEKİLLERİNE
10.06.11
· KEMALİST SİSTEMİN İLERİ GELENLERİNE
07.05.11
· TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
08.04.11
· İstiklal Marşı’nda Ayağa Kalkmayana Hapis!
04.04.11
· KUR'ÂNİ SORUMLULUK VE RASUL'E SAYGI
05.03.11
· KEMALİST TAĞUTİ SİSTEMİN BAŞBAKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A
02.02.11
· KEMALİST SİSTEMİN CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’E
24.01.11
· Kur'ân'daki Rasul Hz. Muhammed (as)’a İman Edin
10.12.10
· Kavramlar Bölümüne ''Şefaat'' Kavramı Eklendi
20.08.10
· SAMİRİ’NİN GÜNÜMÜZ TEMSİLCİLERİ İŞ BAŞINDA
18.08.10
· KÜFÜR ARASINDA TERCİH ŞAŞKINLIĞI: Ne Evet Ne Hayır! Küfrü Tümden Reddetmek
21.07.10
· İspanya Meclisi 'Hayır' Dedi!
04.06.10
· Fethullah Gülen: İsrail'den izin almalıydılar
12.05.10
· Fransa Çarşaf Yasağı İçin Düğmeye Basıyor
19.09.09
· Tüm İslam Aleminin Ramazan Bayramı Mübarek Olsun
20.08.09
· 2009 Ramazan Ayı Oruç Başlangıcı

Eski Haberler



TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
 Ramazan YILMAZ
Ramazan YILMAZ

Tarih: 7 Mayıs 2011 Cumartesi


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

KUR’AN’A DAVET-7

TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ

Yüce Allah’a iman etmenin ilk ve en önemli aşaması hiç kuşkusuzdur ki, tağutu reddetmektir. Tağut reddedilmeden yüce Allah’a, O’nun indirdiği Kur'an’a, Tevhidi esaslara iman etmek mümkün değildir. Bu nedenle yüce Allah (cc), her millete rasuller göndererek tağuttan kaçınmalarını istemiştir. Çünkü tağuttan kaçınmadan yüce Allah’a iman edilmesi, O’na kulluk yapılması mümkün değildir.

 “Andolsun biz, her millet içinde: ‘Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının’ diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allâh hidâyet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!” (Nahl, 36)

İnsanlık tarihi boyunca, her dönemde yaşayan insanlara tağuttan kaçınmaları, tağutu reddetmeleri ve yüce Allah’a iman edip kulluk yapmaları için elçiler gönderilmiştir. Yani tağut, yüce Allah’a iman etmenin ve O’na kulluk yapmanın önündeki en büyük engeldir. Bu engel aşılmadan yüce Allah’ın belirttiği gibi sapasağlam iman ve Tevhid kulpuna yapışıp iman etmek ve O’na kulluk yapmak mümkün değildir.

Yüce Allah’a iman etmenin ve O’na kulluk yapmanın önündeki en büyük engel olan tağuttan kaçınmak için öncelikle tağutun kim, kimler ve ne olduğunu bilmek gerekir. Çünkü tağut gereği gibi bilinip tanınmadan ondan kaçınmak mümkün değildir.

İnsanların kendisinden kaçınması ve reddedilmesi için rasuller gönderilen, insanların kâfir olmalarına, Rabb’ine isyan etmelerine neden olan, kişilerin ebediyen cehennemde azap görmelerine ve yanmalarına sebebiyet veren tağut nedir, kimdir ve neden bu kadar önemlidir? Kimler tağuttur? Kur'an neden tağutun reddedilmesi konusunda bu kadar hassasiyetle gösteriyor? Bütün bu sorular için Müslümanların yegane yol göstericisi ve hidayet kaynağı olan Kur'an’a bakmakta yarar vardır.

Kur'an’da, değişik anlamlarıyla tağut ve tuğyan ifadeleri 50 defa geçmektedir. Ayrıca  Baği yani azgınlık, zulüm, hakkı gasbetme ve çiğnemek ifadesi de Kur'an’da birçok kez tekrarlanmaktadır. Arapça bir kelime olan tağut, tuğyan ve baği ifadeleri, kısacası “haddini aşmak” anlamına gelmektedir.

Tağutun kelime anlamı; azmak, haddi aşmak, taşmak, azgınlık, azgın, sapık, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz anlamlarına gelmektedir. Tağutun yaptığı fiiller ise, yüce Allah’a karşı tuğyan ve isyandır.

Istılahi manası; yüce Allah’ın koyduğu ölçülere aykırı hareket eden, Tevhidi esaslar dışında ölçüler koyan, insanları yüce Allah’a gereği gibi iman etmekten ve O’na kulluk yapmaktan alıkoyan, Allah’a ve Rasulüne tabi olmayı engelleyen her düşünce, kurum ve kişi tağuttur. Tağut, insanlardan ve cinlerden olabildiği gibi, Allah yolundan alıkoyan şeytan, nefis, para, kadın da olabilir.

Kur'an’ın üzerinde ağırlıklı olarak durduğu ve reddedilmesini istediği tağut, insan cinsinden olan azgın kimseler, beşeri düşünceler ve ideolojilerdir. Allah’ın hükümleri dışında hükümler koyan zalim diktatörler, beşeri demokratik sistemlerde halkın seçtiği kişi ve zümreler, beşeri sistemlerdeki meclisler, yüce Allah’ın indirdiği esaslara aykırı hareket eden tüm yönetimler tağuttur. Yüce Allah (cc), bu tağutları ve onları destekleyenleri kendisiyle savaşıyor diye nitelendiriyor.

Yukarıdan beri yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, yüce Allah'ın hükümlerine sırt çeviren, kendisi hüküm koyan, yüce Allah’a isyan eden her kişi, kuruluş ve sistem tağuttur. Bu manada beşeri demokratik sistemler ve onların yöneticileri tağuttur. Bu kişi ve kuruluşların yaptıkları her fiil ve söyledikleri her söz, yüce Allah’a karşı yapılmış bir "tuğyan"dır. Hak ise, yüce Allah’ın indirdiği Kur’ani esaslardır.

Yüce Allah’a iman etmek isteyen bir kimse, Hakkı ve Hakkın karşısında olan tağutu çok iyi bilmeli ve ondan sonra iman edip etmeyeceği konusunda kararını vermelidir. Çünkü iman bilinçli bir şekilde ve özgür bir irade ile yapılmalıdır ki, ancak bu durumdaki bir iman gerçek iman olabilir.

Yüce Allah (cc), iman etme konusunda kişiyi serbest bırakmış, kararı kişinin özgür iradesine bırakmıştır. Kişi, dilerse tağutu reddedip sapasağlam Tevhid ve iman kulpuna yapışarak yüce Allah’a iman eder, dilerse beşeri tağuti sistem ve ideolojileri destekleyerek şirk ve küfür içerisinde Rabb’inin karşısında yer alır.

“Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tağutu reddedip Allah'a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir.” (Bakara, 256)

Kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Tağutu, yani yüce Allah’ın indirdiği esasları kabul etmeyip insanların hayatları üzerine kanun koyarak tağut olan beşeri sistemleri inkâr etmeyenler, yüce Allah’a iman etmedikleri için sağlam olan ve kopmayan Tevhid ve iman kulpuna sarılamazlar.

Kelime-i Tevhidin samimiyetle söylenmesi için öncelikle insanlar üzerinde ilahlık taslayan tağutun reddedilmesi gerekir ve ancak bu durumda yüce Allah (cc) tek ilah ve Rab olarak kabul edilebilir.

Kişi ya da sistem olsun her tağut, aynı zamanda insanlar üzerinde ilahlık taslayan birer güçtürler. Bu nedenle birbirini tamamlayan tağut ve ilah kavramlarının ne anlama geldiklerini çok iyi bilmek gerekir. Tağutun ne anlama geldiği ve kimler oldukları daha önce açıklandığı için şimdi de ilah kavramının ne olduğunu belirtmekte yarar vardır.

“LAİLAHE İLLALLAH” Kelime-i Tevhidi gereğince söyleyip yüce Allah’a iman etmek için bu ifadede geçen ilah kavramını çok iyi bilmek gerekir. İlah kavramı gereği gibi bilinmeden LAİLAHE İLLALLAH sözünün söylenmesi ile yüce Allah’a iman edilmeyecektir. Bu kimseler, LAİLAHE İLLALLAH sözünü kalben iman etmeden yalnızca söz olarak tekrarlayıp söylemiş olunacaklardır.

İlah kavramının ne anlama geldiğini sağlıklı bir şekilde anlayabilmek ve bilebilmek için bu kavramın Kur'an’daki kullanışlarına bakmak gerekir. Kur'an’da değişik kullanımları ile ilah kavramı 147 kez tekrarlanmaktadır.

İçerisinde geçen ayetlere bakıldığında ilah kavramı, kendisine itaat edilip kulluk yapılan, Rahman ve Rahim olan, koruyan, gözetip yöneten, yol gösteren, üstün ve hakim olan, bir araya toplayan, sahip olan, gizlileri bilen, vekil olan, kendisine güvenilen, yakınlık duyulan, sevilen, saygı duyularak yüceltilen, yaratan ve yaşatan, güçlü olan, hüküm koyan ve hüküm veren, güç sahibi olan, korkulan, çekinilen, ikram eden, rızık veren, destekleyen, yardım eden, onun için fedakârlık yapılan, bağışlayan, kendisine teslim olunan, istekleri yerine getirilen, öldüren ve dirilten, ceza ve mükâfat veren, hesap soran anlamlarında kullanılmıştır.

Yüce Allah’a ait olan sıfatlardan birini ya da bir kaçını başkasına veren, başka kimselerin de bu sıfatlara sahip olabileceğini düşünen kimseler, yüce Allah’a ait olan sıfatlara sahip olduğunu düşündükleri kişi ya da kişileri ilah edinmişlerdir. Yüce Allah’ın hükümlerine rağmen bu sıfatlardan biri ya da birkaç tanesinin kendisinde bulunduğunu iddia eden kimseler de tuğyan etmiş, tağut olmuşlardır.

Bugün beşeri demokratik sistemler, bu sistemlerim meclisleri, yöneticileri, askeri ve emniyet güçleri, yüce Allah’ ait olan kanun koyma, üstün olma, insanları bir araya toplama, ceza ve mükâfat verme, itaat edilme, hesap sorma, saygı duyulma, korkulma gibi vasıfları gasbettikleri için ilahlık taslamış, tağut olmuşlardır.

Tağuti beşeri demokratik sistemlere itaat eden, onları destekleyen, onlara oy veren, saygı gösterip yakınlık duyan, onları öven, yüce Allah’ın hükmüne rağmen koydukları kanunlara uyan, tağutun mahkemesinden adalet bekleyen, tağuti sistemleri seven, onlardan korkan, onların verdikleri imtiyazları kabul eden, onlar için çalışıp fedakârlık yapan kimseler, bu tağuti demokratik sistemleri, bu sistemlerin meclislerini ve yöneticilerini ilah edinmişlerdir.

“Şunları görmedin mi, kendilerinin, sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını sanıyorlar da hakem olarak tağuta başvurmak istiyorlar! Oysa kendilerine onu inkâr etmeleri emredilmişti. Şeytân da onları iyice saptırmak istiyor.” (Nisa, 60)

Tağut, yüce Allah’ın, Rasulullah (as)’ın, İslâm’ın ve Müslümanların düşmanı iken, kendisini oy vererek ya da başka şekillerde destekleyen, kendisine itaat eden, kendisinden adalet bekleyen ve medet uman müşrik ve kâfirlerin dostudur.

Tağut, kendisine iman eden ve kendisini destekleyen müşrik ve kâfirleri, çeşitli bahanelerle, yalan vaatlerle sürekli olarak kandırır. Tağut, dünya hayatında destekçilerini kısır bir döngü içerisinde dolandırıp karanlıklara, ahirette ise yüce Allah’ın azabına ve sürekli kalacakları cehenneme sürükler.

“Allâh, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır; kâfirlerin dostları da tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara, 257)

Yüce Allah (cc), tağutu yani, tağut olan beşeri demokratik Kemalist sistemi, bu küfür sisteminin meclislerini ve yöneticilerini reddedip kendisine iman eden Müslümanların dostudur. Yüce Allah (cc), Müslümanları, tağuti sistemin şirk ve küfür karanlıklarından İslâm’ın nurlu aydınlık yoluna çıkarır ve ahirette de Müslümanları cennetle mükâfatlandırır.

“Tağut'a itaat etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarımı!” (Zümer, 17)

Demokratik Kemalist tağuti sisteme oy vererek destek olan, onun partilerinin (mezheplerinin) propagandasını yapan, tağut yolunda mücadele eden kimseler, açık bir şekilde şirke düşmüş, kâfir olmuşlardır. Tağutu reddedip yüce Allah’a iman edenler ise, hiçbir şekilde tağutu desteklemezler ve Allah yolunda mücadele ederler. Bu, Tevhid-şirk, Hak-batıl mücadelesidir.

“İman edenler Allâh yolunda savaşırlar, inkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytânın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytânın hilesi zayıftır:” (Nisa, 76)

Tağuti beşeri demokratik sisteme, Kemalist zorbalığa itaat etmek, onu desteklemek, onun mücadelesini vermek, yüce Allah’a isyan, küfür ve şirktir. Bu kimseler, Kelime-i Tevhidi de söyleseler, namaz kılıp oruç da tutsalar, her sene Hacca da gitseler, Allah düşmanı olan tağuti demokratik sistemi, Kemalist zorbalığı, onun meclisini ve yöneticilerini destekledikleri için müşrik ve kâfirdirler.

Yüce Allah’ın reddedilmesini emrettiği tağutu reddetmeyen kimseler, imanlarına şirk bulaştırmış, yüce Allah’a isyan etmişlerdir. Bu nedenle yüce Allah (cc), bu kimseler için şöyle buyuruyor.

“De ki: ‘Allâh katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allâh kime lanet ve gazap etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve tağuta itaat edenler yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide, 60)

Tağuta itaat eden, tağuti beşeri sistemlere oy verip destek olan, tağuti sistemlerin partilerinin propagandasını yapan, bunları benimseyen kimselere yüce Allah (cc) lanet ve gazap etmiş, bunları maymunlar ve domuzlar durumuna düşürmüştür. Bu kimselerin yeri çok kötü ve bunlar sapık kimselerdir.

Beşeri tağuti sistemlere itaat edenlerin yerlerinin yüce Allah (cc) katında çok kötü olmasının ve bu kimselerin, maymunlar ve domuzlar sınıfına dahil edilmelerinin nedeni, Nisa suresi, 76. ayetinde de belirtildiği üzere, yüce Allah’a savaş açan, Allah’ın indirdiği hükümleri bırakarak insanlar üzerine hüküm koyan ve böylece ilahlık taslayan tağutu desteklemeleri ve onun yanında yer almalarıdır.

Kur'an’a Davet 4 ve 5 başlıklı yazılarımızda, tağuti sistemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ve başbakanı Tayip Erdoğan’a, yaptığımız imana davet yazılarımızda da belirttiğimiz ve putlara ibadet eder resimlerini de koyduğumuz üzere Kemalist sistem, tağuti bir sistemdir. Bu sistem, yüce Allah’a isyan eden, İslâm’a ve Müslümanlara savaş açan, insanları yönetmek adına hüküm koyan, kısacası ilahlık taslayan bir sistem olduğu için bu tağuti sistemin yanında yer almak, hangi nedenle ve ne şekilde olursa olsun destek olmak, yüce Allah’a savaş açmaktır.

Yüce Allah’a savaş açan kimseler, namaz kılıp oruç tutsalar da, hacca gidip tavaf etseler de, gece gündüz demeden LAİLAHE İLLALLAH sözünü tekrarlasalar da Müslüman olamazlar. Çünkü bu kimseler, yüce Allah’ın kendilerinden istediği tağutu reddedin emrine uymamış, ilahlık taslatan tağutun yanında yer almışlardır.

Dünyadaki bütün beşeri tağuti sistemler ve Türkiye’deki Kemalist zorbalık, yüce Allah’ın mülkünde, O’nun kullarına, kendi yanlarından koydukları kanunlarla hükmetmeye çalışıyorlar. Tağuti sistemler, yüce Allah’a ait olan hüküm koyma hakkını gasp ediyor ve Allah’a karşı isyan bayrağı açıyorlar. Bu nedenle tağuti beşeri sistemlerin ve Kemalist zorbalığın yanında yer almak, tağuti Kemalist zorbalığın isyan bayrağı altında yüce Allah’a karşı yapılan isyana iştirak etmektir.

Yüce Allah (cc), kâinatı, dünyayı var etmiş, kullarını yaratmış ve onların hayatını düzenleyen hükümlerini de kullarına göndermiştir. Kendileri yaratılmış olan, yarını bilmeyen bazı kimseler, insanların hayatları üzerine hüküm koyarak ilahlık taslamışlar, tuğyan etmişler ve Rab’lerine isyan ederek azmışlar, tağutlaşmışlardır.

“Rabb’iniz o Allah'tır ki; gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arşa istivâ etti, geceyi, durmadan onu kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette (yaratan O'dur). İyi bilin ki, yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi Allâh, ne uludur!” (A’raf, 54)

“Ey tağutu destekleyen insanlar, ey putların önünde ibadete duran kişilere oy verip destek olan kimseler, ey demokratik Kemalist tağuti sistemin şirk ve küfür yuvaları olan parti, dernek ve vakıflarda insanları din adına istismar eden, Hakkı batıla bulayıp gerçekleri gizleyen Samiri soylu belamlar, gelin Rabb’inize yönelip tevbe edin, Kim tağutu reddedip Allah'a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. hükmüne uyarak tağutu, tağuti sistemleri, tağut olan Kemalist zorbalığı reddedip kopmayan, sapasağlam Tevhid kulpuna yapışın; kurtuluşunuz bundadır.

Tağuti sistemin şirk yuvaları olan parti, dernek ve vakıflarda yuvalanan, üniversitelerde tağutun verdiği unvanları alan siz ey Samiri soylu belamlar, siz bu ayetleri okuyup, dillerinizi eğip bükerek, Hakkı batıla bulayarak tefsir ediyorsunuz. Bu nedenle siz de çok iyi biliyorsunuz ki, tağutu reddetmediğiniz sürece yüce Allah’a iman etmiş olamazsınız. Gelin hem kendinizi, hem de arkanızda sürüklediğiniz ve şirke bulaştırdığınız insanları yüce Allah’ın azabından kurtarmak için tağut olan Kemalist zorbalığı reddedip Allah’a yönelerek iman edin.

Ey demokratik Kemalist zorbalığın partilerine oy veren insanlar, verdiğiniz her oyla tağuta iman ve bağlılığınızı tazeliyorsunuz, ancak aynı zamanda verdiğiniz her oyla yüce Allah’a karşı tağutun safında savaşıyorsunuz. Gelin, tağutu reddederek Rabb’inize yönelip tevbe ve iman edin; umulur ki Rabb’iniz yüce Allah (cc) sizi bağışlar. Aksi halde desteklediğiniz tağuti sistemle, bu sistemin cumhurbaşkanı ve başbakanı yaptığınız kişi ve kişilerle ebediyen cehennemde azap göreceksiniz.

Ey insanlar, Allah’ın hükmünü bırakıp hüküm koyan Kemalist tağuti sisteme oy vermek, sisteme biat etmek ve hakimiyet hakkını bu zorba sisteme vermektir. Bu ise, şirk ve küfürdür. Ey insanlar bilin ki, yüce Allah (cc) hükmün kendisinde olduğunu bildiriyor.

“Siz, o'nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım (beşeri) isimlere itaat ediyorsunuz. Allâh onlar(a itaat etmeniz) hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm, yalnız Allâh'ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı buyurmuştur. İşte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 40)

“Allâh, hüküm verenlerin en iyisi değil midir?” (Tin, 8)

Ey insanlar, yüce Allah (cc), hüküm verenlerin en hayırlısı ve en iyisidir. Neden hükümde tağutu Allah’a ortak koşup şirke giriyorsunuz? Unutmayınız ki yüce Allah (cc) şirki affetmiyor. Neden tağuti Kemalist zorbalığı destekleyerek kendi elinizle kendinizi tehlikeye ve ebedi azaba sürüklüyorsunuz?

Ey insanlar, şirk ve küfür yuvaları olan  parti, dernek ve vakıflarda yuvalanan Samiri soylu belamlardan yüzçevirin. Çünkü onlar sizi, tağuta itaat etmeniz için aldatıyorlar. Bakın, Kim tağutu reddedip Allah'a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır.” (Bakara, 256)  ve “Tağut’a itaat etmekten kaçınan ve Allah’a yönelenlere müjde var. Müjdele kullarımı!” (Zümer, 17) ayetlerinde belirtilen tağutu reddedin hükmüne rağmen şirk ve küfür yuvası bir vakıfta yuvalanan o Samiri soylu belamlardan biri “Tağuta oy verip desteklememek Kur'an’a aykırıdır” diyor.

Yüce Allah’ın Kitabı Kur'an’da, ayetlerde “tağutu reddedin” buyururken bu Samiri soylu belam, tağutu destekleyin diyor ve yüce Allah’ın kitabını çarpıtıyor. Yüce Allah (cc) elbette doğru söylüyor, ancak bu Samiri soylu belam yalancıdır. Bu nedenle tağutu kabul edip ona iman eden bu ve benzeri Samiri soylu belamlara inanmayın, Rabb’inizin size indirdiği Kur'an’a inanıp tağutu ve tağutun bu belamlarını reddedin ki iman edip kurtuluşa eresiniz.

Ey tağutu destekleyen insanlar, gelin, tağutlaşan tüm ilahları reddedip tek ilah olan yüce Allah’a iman edin ve LAİLAHE İLLALLAH sözünü hem kalbinizle hem de dilinizle söyleyin. kurtuluşunuz ancak bundadır.

 “O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka ilah yoktur. Pâdişâhtır, mukaddestir, selâm (esenlik veren) mü'min (güvenlik veren), müheymin (kollayıp koruyan), aziz (üstün, gâlib), cebbâr (güçlü olan, istediğini yaptıran), mütekebbir(çok ulu)dur! Allâh (müşriklerin) ortak koşmalarından yücedir.” (Haşr, 23)

Ey insanlar, gelin Rabb’inize sığının, namazlarınızda okuduğunuz ve şer olan kişilerin şerrinde Rabb’inize sığındığınız gibi, Rabb’inizin sizler için indirdiği hükümlerine de sığının ki, dünya ve ahirette huzura ve kurtuluşa eresiniz.

“De ki: Sığınırım ben, aydınlığın Rabb’ine; yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman karanlığın şerrinden, Düğümlere üfleyenlerin şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.” (Felak, 1-5)

“De ki: ‘Sığınırım ben, insanların Rabb'ine, insanların Melikine, insanların Rabb’ine. Cin ve insanlardan olan, insanların göğüslerine (Allah’a isyanı) fısıldayan vesvesecinin şerrinden” (Nas, 1-6)

Ey insanlar, o dehşetli hesap gününde, aşağıdaki ayetlerde belirtildiği üzere, size fayda vermeyecek o pişmanlığı yaşamadan önce gelin bugün tağutu, onun partilerini, şirk yuvaları vakıflarda yuvalanmış Samiri soylu belamları reddedip kopmayan, sağlam bir kulpa yapışın.

 “Yüzleri ateşin içinde çevrildiği gün: "Eyvah bize! Keşke Allah'a itâat etseydik, Elçiye itâat etseydik!" derler.

Ve dediler ki: "Rabbimiz, biz beylerimize ve büyüklerimize uyduk da bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lanet eyle!” (Ahzab, 66-68)

Ey insanlar, son pişmanlığın fayda vermediğini yüce Allah bildiriyor. Gelin fırsat elde iken tağutu reddedip Allah’a yönelerek O’na gerçekten iman edin, nefsinizi ebedi azaptan kurtarın.

“Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.” (Müzzemmil, 19)

“O halde eğer hatırlatmak yarar verirse hatırlat, öğüt ver. (Allah'a) saygılı olan hatırlar (öğüt alır). Şaki(Allah’a isyancı) olan da ondan kaçınır.” (A’la, 9-11)



  
Ramazan YILMAZ
kuranimucahede@hotmail.com




Bu köşe yazısı 15252 defa okundu. Toplam 3493 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Pdf Formatı Yorum Ekle Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder


[ Geri Dön: Ramazan YILMAZ ] - [ Yazarlar İndeksi ]

yorum
TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Ramazan_YILMAZ Tarih: 2014-06-12 10:59:46
Puanım:


Tağuti sistemlerdeki hükümlerin tümünün tağuti olup olmadığı, mü''''minler için örneklikleri verilen Risalet önderlerinin ve yüce Allah''''ın, en güzel örnek olarak son Rasul (as)''''ın, içerisnde yaşadıkları toplumlara ve idaresi altında yaşadıkları sistemlere karşı takındıkları tutum ve davranışlarına bakıldığında açıklık kazanmaktadır.
Bu anlamda, karşımıza çıkan tabloya baktığımızda, yüce Allah''''ın hükümlerinin olduğu konulardaki tüm beşeri hükümler ve iman ve Tevhid ilkesine aykırı tüm hükümler, tağuti hükümlerdir.
Ancak sosyal hayatı düzenleyen ve hakkında Kur''''an''''da herhangi bir hüküm bulunmayan konulardaki hükümler, tağuti değildir. örneğin, trafik kuralları gibi.
Çalışma alanları ise, hüküm icra etmeyen, haram işler olmayan, örneğin, belediye, iletişim vb. işlerde çalışılabilir. Ancak bizatihi haram olan memuriyet yemini gibi küfür içerikli metinleri söylememek ve imzalamamak kaydı ile.

TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Misafir Tarih: 2014-05-25 14:25:58
Puanım:


Ramazan Bey. Tağuti sistemlerde tüm hükümler taguti midir? Yoksa helal haram koymasında mıdır bu sapma? Yine tağuti sistemlerde askere gitme, tağuti sistemlerde öğretmen olma, maliyesinde, gümrüğünde, kolluk güçlerinde çalışma, memuriyet şirk midir? Ayrıca çocuklarımızı bu tağuti sisteme göndermemiz de şirkin içerisine giriyor mu? Selamlar

TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Misafir Tarih: 2014-05-25 13:00:30
Puanım:


Hocam. Yazınıza binaen birkaç şey sormak isterim. Bu ülkede askere gitmek küfür müdür? Yine çocuklarımızı okula göndermemiz küfür müdür?

TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Ramazan_YILMAZ Tarih: 2012-03-25 15:42:42
Puanım:


Misafir rumuzlu Kardeşim,


yüce Allah (cc), iman, hidayet, ilim ve ihlasınnızı artırsın inşaAllah.


TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Misafir Tarih: 2012-03-25 08:32:49
Puanım:


İslam’a göre dost ve düşmanlık : Dostluğun gerekleri
Allah nezdinde hak din İslâm''dır. إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ

Velayet ve beraet
Velayet Arap lugatinde veli ve mevla sözleri ile eş manaya gelir. « Vela üzere gayret etti » demek “yardım etmek üzere toplandı, birleşti” demektir. Vela mastardır. Mevla ise dostluk üzere velilik yapan demektir.Onun da müslüman olması gerekir. (Lisanul Arab) Fıkhi bir kavram olarak vela: müslümanlar arasında sevgi, yardım, şefkat, merhamet, kefalet ve her türlü zulüm ve şer çeşidini engelleme gibi manalara gelir ki bunların bazıları kimi zaman farz ve vacib, kimi zaman da mustehab ve mendubtur.

Müslümanlara vela göstermemek de küfür, haram ya da mekruh olabilir.Beraet kavramına gelirsek, beraet de velayetin zıddı yani kafirlere dostluk sevgi ve muhabbet beslememek ve onlara yardım etmemek demektir. Dostluğun ve düşmanlığın da bazı gerekleri vardır.

Dostluğun gerekleri:

Hicret : Yani küfür toplumundan soyutlanmak ve İslama ve islam olan insanlara yönelmek. Yardım : Müminlere canı, malı, kendi nefsi ve diliyle yardım etmek. İyi ve kötü günde onların sevinç ve hüzünlerine ortak olmak. Hüsn-ü zan : Kendisi için istediği iyiliği mümin kardeşi için istemek, onlarla alay etmemek, onları sevmeye gayret etmek, onlarla sohbet ve müşavere de bulunmak.

Hakları eda :Hastasını ziyaret etmek, ölüsünü kaldırmak, onlara alçakgönüllü olmak, onlar için dua ve istiğfarda bulunmak ve kardeşlik haklarının tümünü yerine getirmek. Zulmetmemek : Haklarında casusluk yapmamak, onlara eziyet etmemek. Hakkı tavsiye : Cemaatlarına katılmak, fitne yapmamak, onlarla iyilik ve takva hususunda yardımlaşmak, emr-I bil maruf ve nehy-I anil münkerde bulunmak.

Düşmanlığın gereklerini de şöylece sıralaya biliriz.

1. Şirk ve küfür ehlinden nefret etmek.

2. Kafirleri sevmemek ve onları dost edinmemek.

3. Kafirlere yardım etmemek.

4. Ölülerine rahmet dilememek ve istiğfarda bulunmamak.

5. Onlara şirin görünmek için dalkavukluk yapmamak, din namına onları idare etmemek.

6. Onların kanunlarına mahkeme olmamak, ve bu kanunlara rıza göstermemek, adalet beklememek.

7. Emirlerine itaat etmemek.

8. Selamda ilk başlayan olmamak.

9. Dini ve dünyevi olsun onların adet, örf, gelenek ve göreneklerine uymamak.

10. Onların düğün, bayram diğer ayin ve merasimlerine iştirak etmemek.

İşte bahsettiğimiz kaideler ve gerekleri bunlardır bunların delil ve isbatları Kuran ve sünnette mevcuttur ki dileyenler oralarda bulur. Burada detaylarıyla açıklamaya kalkmamız gayenin dışına çıkmamızdır.Rasulullah davet yolunda küfür sistemi içerisine girmenin tehlikesini ve olumsuzluğunu bize hareketiyle göstermiş ve gelecek inanan nesillere miras bırakmıştır. İslam tarihi ile iştigal edenler hatırlarlar ki: Müşrik liderler Rasulullah a gelip:“Ne istiyorsun? İstersen seni Mekkenin lideri yaparız" dediklerinde Rasulullah, Bu işin muhal olduğunu şu sözlerle ifade etmiştir.: "Bir elime Güneşi bir elime de ayı verseniz ben davamdan dönmem." Evet, onların sisteminde yer alış bir nevi davadan dönüş olmalıdır ki, Rasulullah bunu böylece ifade etmiştir.

Aslında şu şekilde yola çıkarsak daha faydalı olacak kanaatindeyim: Rasulullah şayet bu teklifi kabul etse Mekke lideri olup halka kendini iyice benimsetse, ve vardığı doruk noktada tebliğe başlasa daha etkili olabilirdi o kadar insan telef de olmazdı iş insancıl hümanist yollarla bağlanırdı, ne vardı bir kaç sene kimliğini gizleyip onlar gibi davransa ve içten içe sistemi fethetseydi vs.vs.

Burada Rasulullah stratejik bir hata yapmıştır diyebilir miyiz?. Elbetteki hayır çünkü herşeyde olduğu gibi rasulullah bu davanın metodunu da Allahtan almıştır.Kıyas ve icmaya gelince şanlı müctehidlerimiz "Kafirin mümine velayet hakkı yoktur “diyerek sosyal standardı belirlemişlerdir. Şu halde biz müslümanların demokratik seçimlerde tavrımız, ona katılmak değildir. Ona katılarak bazı müslümanları şirk, zulüm, günah çukuruna bize vekaleten itmek hiç değildir.

Bu işten Allah’a sığınmalıyız. Tavrımız, hayatımızı kokuşturan, haramlar ve münkerlerle, zulüm ve zulümat ile, cehaletle dolduran çağdaş cahiliyye ve tağuti sistemi tüm kurumları ile red edip hayatımızdan söküp atmak ve Allah’ın dinini hakim kılmak için Allah’a dayanıp, Allah’ın hükümlerine sımsıkı sarılarak ihlas, sabır ve sebatla çalışmak olmalıdır.

Oy vermenin bir sakıncası da “Küfre rıza küfürdür” hükmüne zıddıyetten gelir. Ayrıca Rasulullahın "Kim kötü bir çığır açarsa " diye başlayan hadisi de bize diyor ki oy vermek tehlikeli ve büyük vebali olan bir ameldir. O halde bize düşen mürted kafirlerle aynı çatı altında aynı işleri görecek yeni tağutlar çıkarmak değil, Allah''ın(cc) nizamını ikame edecek mücahidler çıkarmaktır.Partiler ancak mevcut statükoyu muhafaza yoluna girmiş tembellerin ve çıkar ve menfaatperestlerin yurdudur. Bizler insanları iktidarı bir tağuttan almaları ve diğer bir tağuta vermeleri inancını reddediyor, onları anın vacibine çağırıyoruz. Anın vacibi tağutu inkar etmek, düzenini tarumar etmektir.

Yemin meselesi Partiler gerçekten de Türkiye müslümanları açısından çok muallakta bırakılan meselelerden birisidir. Bu bölümde işlemek istediğimiz mesele milletvekili olarak seçilenlerin, mecliste ettikleri yemin ve fıkhi görüntüsü ile ilgilidir.

Şöyle özetleyelim meseleyi ki meselenin anlaşılması mevzunun anlaşılması kadar mühimdir: Bir müslüman adaylığını koyar, meclise seçilerek girer ve anayasaya Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına yemin edebilir mi?. Bunda hüküm nedir?.Öncelikle şunu arz edelim ki, Darul harb olan beldeler, çağdaş Ebu Cehillerin beldeleridirler. O beldeler cehalet ve taassubun yuvasıdır.Ve böyle bir diyarda kişiler Allah’ın din ve diyanetini hakkıyla öğrenemeye bilirler..Şimdi tekrar konumuza dönelim...

Kişi hiç bir surette elfaz-ı küfür olan bir lafzı söyleyemez ve kullanamaz. Yalnız işkence ve ölüm tehdidi gibi durumlar hariç. Şayet kullanırsa cümle fukahanın ittifakıyla Kafir olur.Yemin konusunda durum şöyle bir görüntü arz eder: Öncelikle iki durum ortaya çıkar; Hz.Peygamberin "Atalarınızın, ana ve babalarınızın ve putların adına yemin etmeyin" hadisince böyle bir amel men edilmiştir. Caiz değildir.Muhteva olarak ise bu yemin tamamen bir elfaz-ı küfür olmakta. Çünkü mecliste çıkıp milyonların gözleri önünde bir küfür anayasasına uyacağına, yani onu meşru tanıdığına ve dahi Allah’ın nizamını ilga etmiş Ataputun ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağını ikrar ve ilan eden kişi elbette ki küfre girer.Ve dahi kişinin bu küfre girmesine sebeb olan bilumum seçmen de bu vebal den paylarını alırlar.Nitekim ayet-i Kerime de şu şekilde buyrulur:

“İyilik ve takva (Allah’ın yasaklarından sakınıp emirlerine uyma) hususunda yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun (O’nun şeriatına bağlanın). Çünkü Allah’ın cezası çetindir.” (Maide: 2)

Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu:“İster zalim olsun, ister mazlum (mü’min) kardeşine yardım et.Oradan bir adam; “Ya Rasulullah, mazlum ise ona yardım ederim, fakat zalim ise nasıl yardım edebilirim? Dedi. Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu: Onu zulüm yapmaktan alı koyarsın. İşte bu ona yardımdır.” (Buhari, K. Mezalim ve’l Gasb, 2264)

Ayrıca bu kişiye bu uyarı yapıldığında; O zat "Hayır canım neresi harammış, neresi küfürmüş gibi bir tavra bürünürse, bu sefer gerçekten daha da büyük bir pisliğin içine düşmüş olur.

https://sites.google.com/site/dindensapmalar/Home/islam-da-laiklik-yoktur/tuerkiye-de-laiklik-atatuerk-cueluek-ve-demokrasi/demokratik-calisma-ve-amel-iliskisi/demokratik-yoentem-ile-islam-i-hakim-kilmak-olamaz-mi/secim-sandigina-giden-bir-vatandasin-bu-davranisinin-anlami-nedir/milletvekili-adayi-olmanin-anlami-nedir/demokratik-duezenlerin-iddialari-nelerdir/islam-i-hareket-ve-demokrasi/demokrasi-ve-secimler/demokratik-calismayi-savunanlarin-bazi-gerekceleri/huekuem-koyma-allah-a-muhalif-kanun-koymanin-ve-koydurtmanin-huekmue-nedir/allah-in-ayetlerinin-inkar-ya-da-alay-edildigi-meclislerde-oturulabilir-mi/parlementoyu-hep-dinsizler-mi-ele-gecirsin-adamlarimiz-olmasin-mi/sert-olmayalim-particilere-karsi-yumusak-davranalim/bu-kadar-alim-hoca-var-onlar-bilmiyorlar-mi-bunu/yusuf-a-s-parti-gibi-basa-gecmistir-bizde-onun-gibi-calisiyoruz/hilfu-l---fudul-andlasmasi-oy-vermeye-delil-midir/medine-vesikasi-ve-hudeybiye-anlasmasi-necasi-delil-midir/parti-yoluyla-islam-a-casus-ve-ajanlik-hizmeti-ediyoruz/islam-i-duyarliligi-olan-partiye-destek-ehveni-ser-midir/said-nursi-bile-siyaset-yapmistir-bizde-yapiyoruz/islam-a-goere-dost-ve-duesmanlik-dostlugun-gerekleri

TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Misafir Tarih: 2012-03-25 08:30:46
Puanım:


İslam’dan Çıktıkları Halde Kendilerini Müslüman Zannedenler
Günümüze gelmeden önce bu tür olayların Rasulullah (s.a.s.) vefatından sonra farz olan zekatı vermeyerek kafir olan mürtedler , yaptıkları işe kılıf olarak Kur’an-ı Kerim’den delil getirmeye kalkıştılar. “ Onların mallarından onları temizleyecek ve onarın (sevaplarını) artırıp yüceltmek için sadaka al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için bir sekinettir.” (Tevbe 103)
“ Allah (c.c.) bize ancak duası bizim için sekinet olan şahsa zekat vermemizi emrediyor.duası sekinet olan zat ise yalnız Rasulullah ‘dır.O da vefat ettiğine göre artık zekat üzerimize farz değildir” demişlerdi. Zekatı vermemek için bu ayeti delil gösteren mürtedler her şeyden önce imanın ne demek olduğunu anlamış değillerdi.Onlar nefislerin ve malların temizlenmesinin ancak zekatın verilmesiyle mümkün olabileceğini ve fakirlere zekat vermenin , maldaki Allah’ın hakkını vermek olduğunu anlamış değillerdi. Onlar , imanın; Allah’ın sistemini tam olarak hayata uygulamak manasına geldiğini kavrayamamışlardı.Onlar Muhammed (s.a.s.)’e verilen zekatı , tıpkı kabile reislerine verilen bir vergi gibi görüyorlardı.

Onlar zekatı vermemenin , imanı bozup , kişiyi İslam milletinden çıkaracağını ,namazla zekatın arasını açmak olduğunu ve Allah’ın bir emrini inkar etmek anlamına geleceğini anlamamışlardı. Zekat vermenin ise Allah’a ibadetin bir parçası olduğunu kavrayamamışlardı.

Bunu gören cennetle müjdelenmiş Ebu Bekir (r.a.) , sadece zekata karşı çıkan bu kimselere İslam’ın bütün hükümlerini reddeten hükmünü vererek mürtedlere savaş açarak onları katletmiştir.

Bu sapıkça tevile benzer bir olayda Hz. Ömer (r.a.) zamanında da olmuştu. Kudame b. Abdullah ve beraberindekiler delilleri şöyle idi :

“İnananlara ve yararlı iş işleyenlere ; sakınırlar, inanırlar, yararlı işler işlerler sonra haramdan sakınıp iyilik yaparlarsa yadiklerinden dolayı bir sorumluluk yoktur.Allah iyi davrananları sever “ (Maide 93)

Halbuki bu ayet, içki haram kılınmadan önce içki içmiş ve bu hal üzere ölmüş sahabeler hakkında inerek onlar için bir günah olmadğını bildirmişti.

Kudame b. Abdullah ve beraberindekilerin bu ayeti delil alarak içki içtikleri haberi Ömer b. Hattab’a ulaşınca Ömer ve diğre sahabeler , onlar hakkında şöyle hüküm verdiler :

“İçkinin haramlığını kabul ederlerse celdedilir (sopa vurulur), bu ayeti tevil edip içkinin helal olduğunu iddia ederlerse mürted olarak öldürülürler “(taberi)

Gelelim zamanımıza ; aynı zekat vermeyenlerin ve içkiyi helalleştirenlerin yaptığı gibi Allah (c.c.)nun ayetlerini saptıran ve tahrif eden kimseler vardır. Bunlar şöyle yapmaktadırlar:

İslam şeraitini uygulamadan kaldırıp insan ürünü şeraitlerle insanlara hükmeden tağutlar , saltanatlarını sürdürmek ve insanların kendilerini tekfir etmelerini önlemek için , İslam alimi olarak öne çıkardıkları bel’am ları kullanmaktadırlar. Onlar , televizyon uleması olarak her sıkıştıklarında bu prof. ettiketli kendi yetiştirdikleri bel’amlar vasıtasıyla şu sapık düşünceleri yaymaya çalışmaktadırlar:

La ilahe illallah diyen bir kimse , namaz kılarsa ve İslam’ı açık bir şekilde reddetmezse , İslam kanunlarıyla hükmetmediği taktirde ya zalim ya da fasık olur. Fakat kafir olmaz. Çünkü Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar zalimlerdir” (Maide 45)

“Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar fasıklardır” (Maide 47)

Hakim ancak açık bir şekilde:” Ben İslam dininden vazgeçiyorum “ derse kafir olur. Fakat İslam şeraitini bir kenara atıp Fransa ve İsviçre gibi küfür devletlerinden alınan beşer ürünü kanunları tatbik ederse , “ ben müslümanım “ dediği müddetçe kafir olmaz.

Şüphesiz tağutlar bu sapık tevilleriyle ancak la ilahe illallah ‘ın gerçek manasını bilmeyen zavallı ve cahil kimseleri kandırabilirler. Çünkü islamı bilen bir mümin , öncelikle tağutu ; yani İslam’ın dışındaki bütün kanunları , sistemleri , hayat nizamlarını reddetmedikçe ve bunları pratik hayatta uygulamadıkça , ister fert ister hakim olsun o kimsenin ne kadar İslam iddiasında bulunsa da Müslüman olmayacağını bilir.

Müfessirler maide suresi 44, 45, ve 47 ayetini bu üç ayeti birleştirerek açıklarken şöyle derler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafir , zalim aynı zamanda fasık kimselerdir. Çünkü üç özelliklte kafirlerin sıfatlarıdır.Allah c.c. pek çok ayette : “ ….onlar cehennemlik zalimlerdir , ….cehennemlik fasıkların ta kendileridir , ,,, cehennemlik kafir olanlar işte bunlardır .” gibi nitelendirmelerde bulunmuştur.

Allah (c.c.)’nun hakkında kesin hüküm verdiği ; katilin öldürülmesi, hırsızın elinin kesilmesi , zina edenin sopa veya recm edilmesi , faizin ve içkinin yasak olması , kadınların tesettüre riayet etmesi gibi konularda hükme uymayıp tam tersine ; katili öldürmeyip hapsetme , faizi , zinayı, içki içmeyi serbest bırakması ve kadına istediği gibi giyinme özgürlüğü tanıma , hırsızlık yapanı hapsetme gibi başka hükümler veren , kendini aynı firavun gibi görerek ben buranın rabbiyim diyerek ilahlığa soyunup Allah yerine koymuş olur.Böyle kimseler , ne kadar Müslüman olduklarını iddia etseler de amelleri iddialarını yalanlamaktadır. Bu konuyu bu şekilde anlamayn kişi , İslam’ın temel meselelerinden olan , hükmün yalnız Allah’a ait olduğu ve hayatta yalnız Allah’ın koyduğu şeriatın uygulanması gerektiği meselelerini anlamamış demektir. Temel meseleyi anlamamış kişinin de Müslümanlık iddiası boş ve geçersizdir.

TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Misafir Tarih: 2011-05-14 16:17:13
Puanım:


parti farkı gözetmeksizin ve hiç birisine en ufak bir meyil duymaksızın oy vermeyiniz.


OY KULLANMAK=TAĞUTU KABUL,  OY KULLANMAMAK=TAĞUTU RED 


TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Misafir Tarih: 2011-05-14 15:44:03
Puanım:


Ey halkımız, demokratik düzenin kabulü, İslamın reddi manası taşıyan seçimlerde kendinizi ateşe atmayın. Allah''ın hakkını Allah''a verin. Hakimiyet Allah''ındır.

TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: necati Tarih: 2011-05-08 00:59:33
Puanım:


Tağut; Allah’tan başka ibadet edilen her şeydir. Şeytandan sonra tağutların en tehlikelisi ise Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen idari sistemlerdir. Bir kimsenin mü’min olabilmesi için öncelikle La ilahe reddi ile bu tağutları reddetmesi gerekmektedir. Hayatın hiçbir alanında tağutlara, Allah’a muhalif bir mesele de itaat etmemeli, itaat sözü vermemeli, her 3-5 yılda bir onlara iman tazeleme anlamına gelen oy kullanma fiilinde bulunmamalıdır. Tağutların mahkemeleri Müslüman olduğunu iddia eden bir fert için asla yetkili bir kurum ve kuruluş değildir. Müslümanlar asla hiçbir işlerinde tağuti sisteme muhakeme yetkisi vermemelidirler. Zira böyle bir davranış kişiden Müslüman ismini aldığı gibi ona kafir ve münafık isminin verilmesine neden olacaktır.( ahmed kalkan hocadan alıntı) selamlar.

TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
Gönderen: Misafir Tarih: 2011-05-07 23:08:57
Puanım:


hocam yazınıza tamamen katılıyorum ALLAH


     Sesli Sohbet
Sohbete Katılmak
İçin Tıklayınız

     Gündem
Bu gün için henüz önemli bir haber yok.

     Köşe Yazıları

Ramazan YILMAZ
İslâm’ın Güncellenmesi Konusu Haddi aşmanın, tuğyan ve küfrün en derin dip noktası


     Site İçi Arama
Google

     Evrensel Mesaj
Son Eklenenler
· Temel ilkeler-1 Müslümanlara, vahdet ve kurtuluş çağrısı
(1346 okuma)
Son Eklenenler
· Halife ve Yüksek İslâmi Şura Seçimi
(2301 okuma)
Son Eklenenler
· Hz. Yusuf (as)
(2603 okuma)

     Kavramlar

Son Eklenen Kavramlar
· Nifak-Münafık
(290073 okuma)

Son Eklenen Kavramlar
· İnsan

Yüce Allah’ın En Güzel Sıfatlarıyla Donatılan Varlık!

(677 okuma)

     Tefsirler
Son Eklenen Tefsirler
· Vakıa Suresi
(2222 okuma)
Son Eklenen Tefsirler
· Taha Suresi
(2422 okuma)
Son Eklenen Tefsirler
· Meryem Suresi
(2580 okuma)

     Üyelik
 Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin:
  
 · Kayıt Ol
 · Şifremi Unuttum

 Üyelik:
 Son Üye: PR 
 Bugün: 0
 Dün: 0
 Bekleyen: 1269
 Toplam: 251

 Şu An Bağlı:
 Ziyaretçi: 62
 Üye: 0
 Yasaklı: (0)
 Toplam: 62 (0)

Şu ana kadar
83955443
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç:
Eylül 2006

Hit Bugün: 1941
Hit Dün: 2462

Server Tarihi/Saatı:
19 December 2018 16:24:08 MSK (GMT +3)





Bu site, Mücahede Yayınları´nın bir yayın organıdır
Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye