Haddi aşmak

Haddinizi bilin, insan olun Ey bel’amlar, evli kadın ve erkekler

Her işin, her oluşumun ne olduğunu belirleyen bir sınırı, o oluşumun hayatiyetini sürdüreceği bir kuralı olduğu gibi, insan olarak yaratılan varlığın da bir yaratılış amacı, bu amacı nasıl sürdüreceği ile ilgili tabi olduğu kuralları vardır. İnsan yaratılış amacını, kendisi için Rabb’i tarafından belirlenen kurallara uygun bir şekilde yerine getirdiği sürece hem dünya hayatında, hem de ahiret hayatında huzurlu ve mutlu olacak, kurtuluşa erecektir.

Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler ve kötülükten men edenler ve Allah’ın sınırlarını koruyan o Mü’minleri müjdele.” (Tevbe, 112)

Allah’ın hududu budur; kim Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederse onu, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar, orada sürekli kalacaklardır; işte bu, büyük başarıdır.” (Nisa, 13)

Yüce Allah (cc), insanların, düşünce, söz ve davranışları ile yaşadıkları hayatın her alanında tabi olacakları kuralları koymuş, yapılıp yapılmayacak şeylerin sınırını belirlemiş, buna uyulmasını, bu sınırların aşılmamasını istemiştir.

“…Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, o halde onlara yaklaşmayın. İnsanlar için ayetlerini Allah işte böyle açıklıyor, umulur ki, korunurlar.” (Bakara, 187)

Koyduğu sınırları aşanları uyaran yüce Allah (cc), onların zalimler olduklarını bildiriyor.

“…Bunlar, Allah’ın sınırıdır, sakın onları aşmayın, kim Allah’ın sınırını aşarsa, işte onlar zalimlerdir.” (Bakara, 229)

Yüce Allah’ın, insanların uymaları, hayatlarını ona göre düzenlemeleri için koyduğu hükümlere uymayarak haddi aşanlar, Rab’lerine isyan etmiş, kendilerine zulmetmiş zalimler olarak cehenneme sürüleceklerdir.

Ve kim, Allah’a ve Rasulü’ne isyan eder ve O’nun hududunu aşarsa onu ateşe sokar, orada sürekli kalacaktır ve ona küçük düşürücü bir azap vardır.” (Nisa, 14)

Yüce Allah’a isyan etme, haddi aşma fiili, İblis’in, Rabb’inin emrine uymayarak Âdem için secde etmemesi ile başlamıştır. İblis, insanı da saptırıp haddi aşmasını sağlayacağına yemin etmiş, bazı kimseleri kendi tuzağına düşürerek Rabb’inin koyduğu haddi aşarak isyan etmiştir. Şu bir gerçektir ki, akıllı bir kimse, Rabb’inin koyduğu haddi aşarak kendisine zulmetmez.

İman etmiş onurlu insan, Rabb’ine isyan etmez

İnsan olmak, kişi için hayatta en onurlu sıfat, en değerli hazinedir; çünkü insanı Rabb’ine iman ettiren, onu yücelten, ona saygınlık kazandıran bu sıfattır. Yüce Allah (cc), Zatına kulluk yapsın diye insana kendi ruhundan üfleyerek onu en güzel şekilde yaratmıştır.

“Bir zaman Rabb’in meleklere demişti ki: ‘Şüphesiz Ben, çamurdan bir insan yaratacağım, ne zaman düzenleyip ona ruhumdan üflediğimde onun için hemen secdeye kapanın.” (Sad, 71-72)

İnsan, Rabb’ine kulluk yapmak için yaratıldığından Rabb’ine layık olacak şekilde fiziksel ve ruhsal olarak en güzel biçimde yaratılmıştır. İnsan, yaratıldığı amaca uygun yaşadığı sürece bu en güzel vasfını koruyacak. Bu amacın dışına çıktığı zaman ise esfele Safilin denilen en aşağı derekeye düşecektir.

“Gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına geri çevirdik.” (Tin, 4-5)

İnsanı aşağılık bir duruma düşmekten kurtaran Rabb’ine olan iman ve teslimiyetidir, bu iman ve teslimiyeti göstermeyenler, gerisin geriye çamur hallerine yani esfele Safilin durumuna düşeceklerdir. Çünkü onlar, Rab’lerinin kendilerine üflediği ruhunu, onlara bahşettiği en güzel sıfatlarını terk etmişler, yalnızca çamur hallerini bırakmışlardır. Oysa Rab’lerine iman edenler, hem kendilerine lütfedilen güzel sıfatları muhafaza edip geliştirmişler, hem de Rab’lerinin kendilerine vereceği mükâfatlara ulaşmışlardır.

Ancak iman eden ve salih ameller yapanlar, işte onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.” (Tin, 6)

Bu nedenle Müslümanlar için hayat ve bu hayat içerisindeki öncelikleri yalnızca yüce Allah’ı razı etmektir; onlar, dünyevi bütün değerlerini buna göre değerlendirirler. Tarihsel süreçte Müslümanlar, Rab’lerini razı etmek adına kendi canları da dahil dünyevi tüm değerlerini vermekten çekinmemiş, Allah uğrunda, O’nun dini için sahip oldukları her şeyi gerektiğinde feda etmişlerdir. Bu durum, bugünkü Müslümanlar için de aynen geçerlidir.

“İnsanlardan öyle kimseler var ki, canını Allah’ın rızasını talep ederek satar, Allah da kullara çok şefkatlidir.” (Bakara, 207)

“Onlar, Rab’lerinin yüzünü arzu ederek sabrederler, namazlarını kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık infak ederler, kötülüğü güzellikle savarlar. İşte onlar, dünya akıbetleri onlarındır.” (Rad, 22)

Haddi aşanlar, yüce Allah’ı inkâr etmişlerdir

Hevalarını ilah edinmiş, dünya hayatından başka bir şey düşünmeyen kimselerin, Müslümanların Allah için yaptıklarını anlamaları elbette mümkün değildir. Onlar, sözel olarak açıkça  söylemeseler de yaşadıkları hayatta yapıp ettikleri ile ne varsa bu dünya hayatımızdan ibarettir mantığına sahip kimselerdir.

“Gerçekten güzel olan yalnız dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız, biz yeniden diriltilmeyeceğiz.” (Mü’minun, 37)

Ve dediler ki: ‘O ancak dünya hayatımızdır; biz, diriltilmeyeceğiz.” (En’am, 29)

Dünya hayatını gaye edinip onu en iyi şekilde yaşamaya çalışanlar, bu uğurda bütün değerlerini ortaya koydukları gibi bunun için kişilik ve onurlarından da vazgeçebilmektedirler. Böyle kimseler, Tevhidi anlamda Rab’lerine iman etmedikleri her değeri hiç çekinmeden istismar etmekte ve sülfi emelleri için kullanarak haddi aşmaktadırlar.

Dünya hayatını gaye, hevalarını ilah edinenler, İslâmi esasları kullanmaktan çekinmeyerek kimi zaman hiçbir ahlaki değer taşımadan insanların maddi, manevi değerlerini, Müslümanların tertemiz duygularını istismar edebilmektedirler. İnsani değerlerinden sıyrılmış haddi aşmış bu kimseler, sülfi emelleri uğruna kişiliksiz tavırlar kullanarak insanları ve Müslümanları aldatmaktadırlar.

Yüce Allah (cc), dünya hayatını gaye edinenlerle ahiret hayatını arzu edenlerin durumlarını şöyle açıklamaktadır.

“Kim, dünya hayatını istiyor ise orada, istediğimiz şeyi ona çabuklaştırırız, sonra onu cehenneme koyarız, yerilmiş, kovulmuş olarak ona atılır ve kim de ahireti ister ve o, Mü’min olarak çaba gösterir, onun için çalışırsa, işte onların çalışmalarının karşılığı verilir. Onlara da, bunlara da Rabb’inin ihsanından genişletiriz; Rabb’inin ihsanı yasaklanmış değildir.” (İsra, 18-19)

Yüce Allah (cc), herkese çalışmasının karşılığını dünya ve ahirette verecek, dünya hayatını gaye edinip onun için çalışanları cehenneme sürerken Müslümanları, Rab’lerine iman etmiş Mü’minler olarak O’nun belirlediği esaslara teslim olmuş, hayatlarını ona göre düzenlemiş kimseler olarak  kendilerine vadettiği mükâfatları ve güzellikleri lütfedecektir.

Dünya hayatını gaye edinmiş, bunun için İslâmi değerleri, Müslümanları ve insanların duygularını istismar etmekten çekinmeyen insanlıktan yoksun kimseler, haddi aşarak, azgınlığı yol edinmişlerdir. Bu istismarcı kimselerin başında, insanları Allah yolundan alıkoymak için Tevhidi esasları gizleyen bel’amlar ile dünyevi kimi amaçlarına ulaşmak için Müslüman bir görüntü sergileyip Müslüman kadın ve erkekleri aldatıp evlenen kimseler gelmektedir.

Bel’amlar

Bel’amlar, başta yüce Allah’a iman olmak üzere, hemen her konuda yüce Allah’a muhalefet edip O’nun indirdiği Kur’an’a aykırı hareket ederek haddi aşmaktadırlar. Bel’amların, haddi aşmalarının en başında gelen isyanları, hiç kuşkusuzdur ki, yüce Allah’ın Zatına iman etmeleri için reddedilmesini istediği tağutu tasdik edip itaat etmeleridir.

“Andolsun biz, her millet içinden: ‘Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının’ diye bir Rasul gönderdik; Allah, onlardan kimine hidayet etti, onlardan kimi üzerine de sapıklık hak oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!” (Nahl, 36)

Dinde zorlama yoktur, doğruluk, sapıklıktan elbette seçilip belli olmuştur; kim tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara, 256)

Bel’amlar, dünyevi küçük bir çıkar uğruna hiçbir ahlakî değer taşımadan, gereğince iman etmedikleri yüce Allah’tan korkmadan Hakkı batılla bulayarak Tevhidi esasları gizlemekte, insanların Rab’lerine yönelip gereği gibi iman etmelerini engelleyerek haddi aşmaktadırlar. Bel’amlar, insanlık vasıflarını yitirdiklerinden yüce Allah (cc) onları, salyalarını akıtıp soluyan köpeklere benzetmektedir.

“Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz fakat onlardan çıkıp ayrılan, bu yüzden şeytana tabi olup böylece azgınlardan olan kişinin haberini oku! Eğer dileseydik elbette onu, onlarla yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü, onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer ki, üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumu budur, bu kıssayı anlat, belki düşünürler.” (A’raf, 175-176)

Yüce Allah (cc), öğrendikleri ayetlere iman edip teslim olmak, onlar vasıtasıyla yücelip Rab’lerine kulluk yapmak yerine, bu ayetleri ve sahip oldukları bilgilerini, hevalarına uyarak kendi arzuları için kullananların alçaldıklarını, insanlara bir ibret olarak anlatmaktadır.

Bel’amlar, hemen bütün söz ve davranışları ile haddi aşarak vahye aykırı hareket etmekte, hiç Allah’tan korkmadan, yalan yanlış rivayetler, Rasulullah (as) adına uydurulmuş yalanlarla insanları kandırmaktadırlar. onlara, lanet etmekte ve onların, Hidayet karşılığında sapıklığı, mağfiret karşılığında azabı satın aldıklarını bildirmektedir.

“Muhakkak ki, açık delillerden indirdiğimiz hidayeti, biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler, işte Allah onlara lanet eder ve bütün lanet edebilenler onlara lanet eder.” (Bakara, 159)

“Şüphesiz, Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şey gizleyen ve onu az bir değere satanlar, işte onlar, karınlarına ateşten başka bir şey koymuyorlar. Allah, Kıyamet günü onlarla konuşmayacak ve onları temizlemeyecektir; onlar için acıklı bir azap vardır. İşte onlar, hidayet karşılığında sapıklığı, mağfiret karşılığında azabı satın alan kimselerdir; ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)” (Bakara, 174-175)

Dünyevi küçük ve geçici bir çıkar için her türlü yalanı, istismarı, hiçbir ahlaki değer taşımadan yapmaktan çekinmeyen bel’amlar, Rab’lerine kulluk yapmak için en güzel biçimde yaratıldıkları insan olma vasıflarını kaybetmiş kimselerdir. Onların, Rab’lerine iman etmeleri için öncelikle insan olma vasıflarını kazanmaları gerekir. Bu nedenle bel’amlara tavsiyemiz, haddi aşmamaları ve öncelikle insan olmalarıdır.

Bel’amların, insani vasıflarını kuşanmadan Rab’lerine iman etmeleri hiçbir şekilde mümkün değildir. Çünkü yüce Allah (cc) Zatına kulluk yapmaları için insanları en güzel biçimde yaratmıştır, yapıp ettikleri ile esfele Safiline dönderilenlerin, şerefli bir unvan olan yüce Allah’a iman ve kulluk yapmaları elbette imkânsızdır.

Evli kadın ve erkeklerin haddi aşmaları

Evlilikle ilgili olarak Kur’ani Mücahede dergimizin 51. sayısında Evlilik hayatına, kişinin taşıdığı değer yargıları yön verir başlıklı yazımızda insanların evliliği hangi düşüncelerle oluşturduklarını yazmış, bunları şu şekilde isimlendirmiştir.

- İslâmi duyarlılıkla,

- Sevgi, aşk tutkusuyla,

- Maddi refah düşüncesiyle,

- Yalnızlıktan kurtulma isteğiyle,

- İdeolojik birliktelik duygusuyla,

Kapitalist zihniyetin insanların zihinlerini işgal etmesi ile özellikle halkında Müslümanların da bulunduğu ülkelerde yaşayanlar, bu işgalin tesiri altında kalarak Rab’lerinin rızasını unutarak dünya hayatını öncelemeye kalkıştılar. Bunun üzerine imani yönden zayıf, Rab’lerini yeterince tanımamış kimseler, dünya hayatını ve maddeyi önceleyince aile hayatlarında sıkıntılar başlamış, giderek yuvaların yıkılmasına neden olmuştur.

Yukarıdaki başlıklardan Maddi refah düşüncesiyle ve Yalnızlıktan kurtulma isteğiyle oluşturulan ancak işleri bittiğinde sona erdirilen evlilikler, genelde kişiliği oluşmamış, maddeyi öncelemiş, çıkarcı, ikiyüzlülerin başvurdukları onursuzca bir davranıştır. Bunlar, Kur’an’da belirtildiği üzere İman edenlere rastladıklarında inanmış görünür, dünya hayatını gaye edinen şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında söz ve tavırları ile iman edenleri alaya alanlar gibidir.

“İnsanlardan kimi, ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler, onlar, Mü’minlerden değildir. Allah’ı ve iman edenleri aldatmağa çalışırlar, kendilerinden başkasını aldatmazlar, şuurunda değiller.” (Bakara, 8-9)

İman edenlerle karşılaştıkları zaman; ‘İman ettik’ derler, fakat şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında; ‘Şüphesiz biz sizinle beraberiz, biz sadece alay edicileriz’ derler. Allah, onlarla alay eder ve onlara süre verir, tuğyanları içerisinde dolaşır dururlar.” (Bakara, 14-15)

Haddi aşan, haddini bilmez kimselerden bazıları da Müslüman erkek ve kadınlarla evlenen kadın ve erkeklerdir. Bunlar, Müslüman bir erkek ya da kadınla evleninceye kadar her türlü duygu sömürüsü içerisine girip münafıkça tavırlar sergileyerek Müslüman şahsiyetlerin değerlerini, samimiyetlerini istismar ederek onlardan görünürler. Ancak evlilik bağını oluşturduktan sonra her vesile ile ikide bir evliliği sona erdireceklerini söyleyip Müslüman şahsiyetler üzerinde sürekli bir baskı oluşturmaya çalışırlar.

Kur’ani ve yaşamsal hayatta geçerli bir nedenleri bulunmadığı halde amaçlarına ulaşmanın verdiği aşağılık bir düşünce ile sudan sebepler uydurarak evliliklerini bitirecekleri tehdidini, Demokles’in kılıcı gibi ikide bir kullanan istismarcı kadın ve erkek zavallılar bilmelidirler ki, Müslüman erkek ve kadın şahsiyetler, Rab’lerinin rızasının kazanmak için oluşturdukları evliliklerini aynı düşünce ile hiç düşünmeden sona erdirirler.

Kendilerini bulunmaz Hint kumaşı zannedip hadlerini aşan istismarcı kadın ve erkekler şu gerçeği çok iyi bilmelilerdir ki, onların dünya hayatına önem verdikleri değer ile kıyası mukabil olmayan şekilde Rab’lerinin rızasına ve inançlarına değer vermektedirler. Onlar, bu uğurda, evlilikleri de dâhil olmak üzere, feda edemeyecekleri şey yoktur. Haddi aşanların, bu gerçeği bilmelerinde kendileri için fayda vardır.

Müslüman erkek ve kadınlar için tek ölçü ve tek değer vardır; o da, Kur’ani esaslar ve Rab’lerinin rızasıdır. Bu ölçü ve değerlere aykırı düşen her söz ve fiil Müslüman şahsiyetler yanında hiçbir değere sahip değildir. Bu nedenle Müslümanlar, her düşünce, söz ve davranışlarını buna göre düzenlerler, dünya hayatını gaye edinen münafıklar bilmeseler de!

Müslüman erkek ve kadınların tertemiz duygularını istismar ederek münafıkça tavırlar sergileyerek evlilik bağını oluşturan, sonra da işleri bittiğinde hiçbir ahlaki değer taşımadan evliliği sona erdiren kadın ve erkekler, yüce Allah’ın dinini istismar edip çıkarları için kullanan Samir’i soylu bel’amlar gibi haddi aşan kimselerdir.

Dünyevi ve hevai arzuları için ikide bir evliliği bozma tehditleri ile Müslümanlara şantaj yapan istismarcı kadın ve erkekler, aile içerisinde huzursuzluğa neden oldukları gibi yüce Allah (cc) yanında da kendilerini, haddi aşmış zalimler olarak sorumluluk altına sokmakta ve acıklı bir azabı tadacak kimseler olarak hak ettikleri cehennemde ebedi kalmak üzere gireceklerdir. Bu nedenle haddi aşan bu istismarcı bozgunculara, haddinizi bilin, pişmanlığın fayda sağlamadığı o hesap gününde kendi elinizle kendinizi ateşe atmayın tavsiyesinde bulunuyoruz.

Müslümanlarla evleninceye kadar duygu sömürüsü yapıp her türlü istismarı kendilerine meşru görüp haddi aşan kadın ve erkekler, tevbe edip Rab’lerine yönelerek İslâmi bir kişilik kuşanmadıkları sürece Müslümanlarla evliliklerini devam ettirmeleri zaten mümkün değildir. Çünkü onlar, dünya hayatını, Müslümanlar ise Rab’lerinin rızasını gaye edinmişlerdir ki yüce Allah (cc), vaadi ilahisi gereği, er ya da geç bu beraberliği sonlandıracaktır.

“Allah, temizi pisten ayırıncaya kadar, sizin bulunduğunuz şey üzerinde Mü’minleri bırakacak değildir…” (Al-i İmran, 179)

Bu, elbette her şeye şahit ve kadir olan yüce Allah’ın Mü’minlere bir lütfudur ve O, elbette vadettiği üzere Mü’minlere, daha hayırlı eşler nasip edecektir.

Gerçekten o sizi boşarsa olabilir ki onun Rabb’i, şüphesiz onun için Müslüman, Mü’min, itaat eden, tevbe eden, anlayışlı dul ve bakire olan sizden daha eşlerle değiştirir.” (Tahrim, 5)

Rab’lerine tevekkül edip teslim olmuş Müslümanlar, haddi aşan eşlerinin tehditlerine elbette önem vermezler. Onlar, Rab’lerine iman etmiş, gönülden teslim olmuş, Rab’lerinin izni olmadan hiçbir şeyin olamayacağına gerçekten inanmış kimselerdir.

Selam olsun her düşünce, söz ve davranışlarını yalnızca Rab’lerini razı etmek için vahye uygun yapanlara, selam olsun Rab’lerine gönülden teslim olan Müslümanlara!


Yazar: Ramazan YILMAZ
Tarih: 2017.08.04


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kurani Mücahede
http://www.mucahede.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.mucahede.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=253