Kur'ani Mücahede'ye Hoşgeldiniz

     Kur'ân-ı Kerîm
"Şüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir."
(Nebe, 17)

     Mücahede
· Ana Sayfa
· Abonelik Formu
· Abonelik Kayıtları
· Bizi Önerin
· E-Dergi
· E-Kitap
· Evrensel Mesaj
· Haber Arşivi
· Hesabınız
· Kavramlar_
· Kitap Siparişi
· Kur'an Meali
· Köşe Yazıları
· Sesli Meal Dinle
· Tefsir Çalışması
· Videolar
· İletişim

     Kısa Mesaj

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.

     Kitap Siparişi


· Ana Menü
· Mücahede Yayınları

     Ücretsiz Abonelik
Ücretsiz Abonelik
İçin Tıklayınız

     Eski Haberler
29.12.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 42. Sayısı Çıktı!
15.09.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 41. Sayısı Çıktı!
08.07.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 40. Sayısı Çıktı!
09.04.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 39. Sayısı Çıktı!
16.01.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 38. Sayısı Çıktı!
09.11.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 37. Sayısı Çıktı!
19.01.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 34. Sayısı Çıktı!
10.11.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 33. Sayısı Çıktı!
02.09.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 32. Sayısı Çıktı!
12.05.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 31. Sayısı Çıktı!
18.02.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 30. Sayısı Çıktı!
09.02.12
· YÜCE ALLAH'A RAĞMEN KANUN VE YASALAR YAPARAK ULUHİYYET İCRA EDEN LAİK BAŞBAKAN ERDOĞAN'DAN MÜSLÜMANLARI ŞOK EDEN AÇIKLAMALAR...!
02.12.11
· Kur'ani Mücahede Dergisi 29. Sayısı Çıktı!
16.11.11
· DEPREM... İLÂHİ UYARI!
30.06.11
· ''HAKİMİYET ANCAK ALLAH’INDIR'' KEMALİST SİSTEMİN MİLLETVEKİLLERİNE
10.06.11
· KEMALİST SİSTEMİN İLERİ GELENLERİNE
07.05.11
· TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
08.04.11
· İstiklal Marşı’nda Ayağa Kalkmayana Hapis!
04.04.11
· KUR'ÂNİ SORUMLULUK VE RASUL'E SAYGI
05.03.11
· KEMALİST TAĞUTİ SİSTEMİN BAŞBAKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A
02.02.11
· KEMALİST SİSTEMİN CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’E
24.01.11
· Kur'ân'daki Rasul Hz. Muhammed (as)’a İman Edin
10.12.10
· Kavramlar Bölümüne ''Şefaat'' Kavramı Eklendi
20.08.10
· SAMİRİ’NİN GÜNÜMÜZ TEMSİLCİLERİ İŞ BAŞINDA
18.08.10
· KÜFÜR ARASINDA TERCİH ŞAŞKINLIĞI: Ne Evet Ne Hayır! Küfrü Tümden Reddetmek
21.07.10
· İspanya Meclisi 'Hayır' Dedi!
04.06.10
· Fethullah Gülen: İsrail'den izin almalıydılar
12.05.10
· Fransa Çarşaf Yasağı İçin Düğmeye Basıyor
19.09.09
· Tüm İslam Aleminin Ramazan Bayramı Mübarek Olsun
20.08.09
· 2009 Ramazan Ayı Oruç Başlangıcı

Eski Haberler

İslam'da Anne Baba Hakkı

Aynı ortam ve şartlarda yetişilmediği, aynı kültür ve inanca sahip olunmadığı için günümüzde, ebeveyn ve çocuklar arasında zaman zaman sorunlar çıkmakta, kimileri çok şiddetli, kimileri daha az olan tartışmalar ortaya çıkmaktadır. Özellikle beşeri sistemlerin egemen olduğu toplumlarda birçok evlat, anne babasına tahammül etmeyerek ya onları katletmekte ya da bakım evlerinin köşelerine atmaktadır.

Yaşlı bakım evlerine atılıp orada yaşamaya mahkûm edilen birçok anne baba, içler acısı bir halde yaşamaya, daha doğrusu sürünmeye çalışmaktadırlar.

Beşeri sistemlerin egemen olduğu toplumlarda, anne baba konusu, bir kangren halini almış, birçok evlat, anne babasına olmadık hakaretler yapmakta, bazı çocuklar da anne babalarını, işkence ederek feci bir şekilde öldürmektedir. Bu durum, toplumun, İslâmi değerlerden uzaklaşmasının ve uzaklaştırılmasının acı bir faturasıdır.

İslâm, her konuda olduğu gibi anne baba konusunda da Mü’minleri uyarmakta, onlara, anne baba konusunda neler yapacaklarını öğütlemektedir. İslâm’ın, anne baba ile ilgili kuralları, iman edenleri kesin bir şekilde bağlamaktadır.

Yüce Allah (cc), Zatını Bir’leme ve Kendisine kulluk edilmesinden sonra üzerinde durduğu en önemli husus, anne baba hakkıdır. Bu nedenle anne baba hakkı, yüce Allah’ın hakkından hemen sonra gelmektedir. Bunun nedeni, yüce Allah’ın yarattığı kullarının, yetişip büyümelerine anne babaların vesile olmalarıdır. Bunun için yüce Allah (cc), Kendi haklarından hemen sonra Anne baba hakkı konusunda kullarını uyarmaktadır.

Anne babaya iyi davranmak, onlara isyan etmemek imanın esaslarındandır.

Anne baba hakkının çok önemli olduğu ve yüce Allah’ın haklarından hemen sonra geldiği gerçeği konusunda Kur’an’da, Hz. Yahya (as) ile Hz. İsa (as)’ın örneklikleri verilir.

Yüce Allah’ın belirlediği ölçüler içerisinde hareket etmek, ancak o Kur’an’a sımsıkı sarılmakla ve hayatı onunla düzenlemekle mümkündür. Kur’an’a sarılanlara hikmet de verilecek ve onlar, Rab’lerinin rahmeti ile takvaya ulaşacaklardır.

Hz. Yahya (as), Rabb’inin gönderdiği Kitaba sarıldığı için övgülere mazhar olmuş, anne babasına başkaldıran bir zorba olmamış ve Rabb’i tarafından selamlanmıştır.

“Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut’ (dedik) ve ona çocuk iken hikmet, katımızdan bir rahmet ve temizlik de verdik korunan oldu, ana babasına iyilik ediciydi, başkaldıran bir zorba değildi; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!” (Meryem, 12-14)

Yüce Allah (cc), Hz. Yahya (as)’a, Kitab’ı kuvvetle tutmasını bildirmiş, onun, anne ve babasına karşı iyilik edici bir evlat olduğunu, onlara karşı zorba olmadığını övmüş, ona, “Selam olsun” diyerek onu yüceltmiştir. Bu yüceltme, Kitab’a sarılıp onun hükümlerine göre yaşayan, anne babasına karşı, Hz. Yahya (as) gibi hareket eden herkes için geçerlidir.

Yüce Allah (cc), Hz. İsa (as)’a da, kendisine karşı sorumluluklarını hatırlattıktan sonra annesine iyilik edici olmasını ve ona karşı zorbalık yapmamasını bildirmiştir.

“(İsa): ‘Ben Allah’ın kuluyum, (O) bana Kitabı verdi, beni peygamber yaptı, beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı, sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti, beni anneme iyilik eder (kıldı), başkaldıran bir zorba yapmadı.” (Meryem, 30-32)

Evladın, anne babaya karşı tutumunu, kendisine karşı takınılmış bir tutum gibi değerlendiren yüce Allah (cc), evladın ebeveyne isyanının zorbalık olduğunu bildirmiştir.

Yüce Allah (cc), yalnızca peygamberlerine değil, tüm insanlara, anne baba hakkına riayet etmelerini istemiş, onlardan bu konuda söz almıştır.

“Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik; anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu, (karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürdü, nihâyet güçlü çağına erip kırk yaşına varınca: ‘Ya Rabbi, beni, bana ve anama, babama verdiğin nimete şükretmeğe, razı olacağın yararlı işler yapmağa sevk eyle, benim için zürriyetim içinde de salâhı devam ettir, ben sana yüz tuttum ve ben Müslümanlardanım.’ dedi.” (Ahkâf, 15)

Yüce Allah (cc), insanlara yaptığı bu çağrıyı, Kitap ve Peygamber gönderdiği her topluma yapmış, onların, anne babalarına karşı sorumluluklarını bildirmiştir.

Yüce Allah’ı, (anne) babadan daha çok sevmek

Ebeveyni sevmek, onlara itaat etmek, elbette çok önemli ve imani bir husustur; ancak
yüce Allah (cc), sevilmeye ve itaat edilmeye, anne babadan çok daha fazla hak sahibidir. Bu nedenle Mü’minler, yüce Allah’ın hakkını, her sevginin üstünde tutar, O’nun emirlerine her şeyden daha fazla sarılırlar.

“Hac ibadetlerinizi bitirince babalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın; insanlardan kimi ‘Rabbimiz bize dünyada ver’ der; onun ahirette bir payı yoktur.” (Bakara, 200)

“De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız konutlar, size Allah'tan, Rasulünden ve O'nun yolunda cihâd etmekten daha sevgili ise o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin! Allah, fasık topluluğu hidayete iletmez.” (Tevbe, 24)

Yüce Allah (cc), itaat edilmekte, sevilmekte, emirlerine tabi olunmakta elbette bütün değerlerin üzerindedir, hiçbir kimse ve hiçbir şey, O’nun dengi olamaz.

Annenin, çocuk üzerindeki hakkı daha fazladır

Yüce Allah (cc), anne baba hakkına riayet edilmesini isterken, insanın yaratılışına, annenin çocuğu doğurmak için katlandığı fedakârlıklara ve çektiği zorluklara dikkatleri çeker. Bu zorluklar, annenin hamilelik ve doğum sırasında çektiği sıkıntılardır.

“Biz insanı zorluk arasında yarattık.” (Beled, 4)

Burada ifade edilen “zorluk arasında yaratma” elbette (hâşâ) yüce Allah (cc) için değil annenin, hamilelik ve doğumda yaşadığı zorluklar, çocuğun büyütülmesinde çektiği her türlü sıkıntılardır.

“…sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde yaratmadan yaratmaya geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz Allah budur, mülk O'nundur, O'ndan başka ilah yoktur; nasıl çevriliyorsunuz!” (Zümer, 6)

“…O sizi daha iyi bilir; gerek sizi topraktan inşa ettiği, gerek annelerinizin karınlarında bulunduğunuz zaman biçim verdiği sırada; artık kendinizi övüp yüceltmeyin, çünkü O, korunanı daha iyi bilir.” (Necm, 32)

İnsanı yaratan yüce Allah (cc), insanın şekillenip vücut bulmasını anne karnında sağlamaktadır. Bu nedenle annenin, insanın yaratılışında katkısı nedeniyle evladı üzerinde hakları vardır.

Anne baba değerlidirler

Yüce Allah (cc), anne babaya değer vererek onlara ve doğurduklarına yemin etmektedir.

“Ve (and olsun) doğurana ve doğurduğuna!” (Beled, 3)

Ayette geçen Valid, müzekker olduğundan, hem erkek hem de kadın ebeveyne işaret etmektedir. Çünkü çocuğun oluşumunda her ikisinin katkısı bulunmaktadır. Yüce Allah (cc), kadın ve erkeğin çocuğun oluşumundaki katkılarını şöyle belirtir.

“O yarattı iki çifti erkeği ve dişiyi, atıldığı zaman nutfe(sperm)den.” (Necm, 45-46)

Mü’minlerin, anne ve babalarına karşı davranışları

Evladın, anne babaya hürmet ve şükranı Kendisine yapılacak şükürle beraber anan yüce Allah (cc), anne babaya karşı evladın sorumluluğunu hatırlatmıştır. Ebeveynin, çocuk üzerinde birçok hakları vardır ve evladın ebeveyne isyanı ve nankörlüğü, yüce Allah’a isyan ve nankörlüğü gibidir.

“Biz insana, ana babasını tavsiye ettik, anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek (karnında) taşımıştır; onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olmuştur. ‘Bana ve anana-babana şükret, dönüş banadır." (Lokman, 14)

Yüce Allah (cc), evlatları üzerinde hakları bulunan ebeveynin haklarını korumakta ve bu haklara nankörlük yapılmasını, kesinlikle bağışlamayacağını bildirmektedir.

Toplum içerisinde, mükemmel olan bir mü’min, elbette kendi ailesi içinde çok daha iyi ve mükemmel olacaktır. İnsanlara iyilik yapan Mü’minler, kendileri üzerinde en büyük Hakka sahip olan anne ve babalarına çok daha fazla iyilikte bulunmakla mükelleftir. Bu mükellefiyet, imani bir gereklilik, mü’min olmanın gereğidir.

Yüce Allah (cc), ebeveyne karşı gösterilecek tavrın, Kendisine karşı gösterileceğini bildirmiştir. Bu buyruk, anne babaları onurlandırmış, çocukları da, ebeveyne karşı dikkatli olma konusunda uyarmış, onlara gösterilecek isyanın kendisine karşı gösterilmiş olacağını ‘Bana ve anana-babana şükret’ emrinin mefhumu muhalifinde açıkça görülmektedir.

Mü’minler, anne babalarının kendi üzerlerindeki emeklerini ve haklarını, onların nice zahmetler çekerek kendilerini yetiştirdiklerini bilirler. Bu nedenle kendileri güçlü çağlarına erdikten sonra aynı şefkat ve sevgi ile ebeveynlerini korur gözetir, onlar için hayır dualar ederler.

Anne babaya şefkatli davranmak

Her çocuk, anne babasına sevgi ve şefkat göstermek, onlara yardımcı olup itaat etmekle mükelleftir. Anne baba, çocuklarını sevgi ve şefkatle büyütüp yetiştirdikleri gibi, çocuklar da onlara karşı aynı duygularla hareket etmelidir. Özellikle yaşlanan anne babalar, çok hassas ve kırılgan olurlar ve adeta çocuklaşırlar. İşte bu durumda çocuklarını sevgi ve şefkatlerine çok daha fazla muhtaçtırlar.

“Allah sizi yarattı, sonra öldürür; içinizden kimi de ömrün en acizine itilir ki, biraz bilgiden sonra hiçbir şeyi bilmez olur; doğrusu Allah bilendir, kâdirdir.” (Nahl, 70)

“…İçinizden kimi (çocukken) öldürülür, kiminiz de ömrün en düşkün çağına döndürülür de bilirken bir şey bilmez hale gelir…” (Hac, 5)

Yaratılışı başaşağı döndürülen yaşlılar, bir dönemden sonra adeta çocuklaşır, çocuk gibi duygulara sahip olurlar. İşte bu durumda çocuklara düşen sorumluluk, anne babalarına, tıpkı çocuklarına baktıkları gibi bakmak, onlara o duygularla yaklaşmak, söz ve isteklerinden dolayı onlara kırıcı davranmamaktır.

“Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve ebeveyne iyilik etmenizi emretti; ikisinden birisi yahut her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara ‘Öf’ deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle, onlara acımadan dolayı, tevazu kanadını indir ve: ‘Ey Rabb’im, beni küçükken nasıl yetiştirdilerse sen de bunlara acı’ de.” (İsra, 23-24)

Anne baba, yaşlanıp yardıma muhtaç duruma düştüklerinde, onlara karşı daha dikkatli olunmasını bildiren yüce Allah (cc), hiçbir şekilde onların azarlanmamasını ve onlara “Öf” bile denilmemesini istemektedir.

Yaşlılık, insanı fiziksel olarak bazı şeyleri yapmaya muktedir kılmadığı gibi, zihinsel olarak da eksikliklere neden olur. Bu nedenle yaşlanan anne babaların, bedensel ihtiyaçları kadar, psikolojik ihtiyaçları da vardır. Bu ihtiyaçları yeterince giderilmediği zaman kimi yaşlılar, huysuzlanır, kızar, zaman zaman bağırır çağırırlar.

Yaşlı kimseler, kenara itildiklerini düşünerek dikkatleri üzerlerine çekmek için kimi zaman sürekli konuşur, psikolojik ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlar. İşte bu durumda bulunan ebeveyn ile çocuklar, bir psikolog, bir doktor gibi konuşmalı, onları dinlemeli ve sıkıntı duymamalı, “Of, çok konuşuyorsun” gibi kaba ve kırıcı sözler kullanmamalıdırlar.

Anne baba, nasıl ki, gece gündüz dinlenmeden, bir an olsun “Öf” demeden, sabırla, şefkat, sevgi, coşku ve iştiyakla kendilerini yetiştirip büyüttülerse Mü’minler de, aynı şekilde hareket edip onlara karşı evlatlık görevlerini, hiçbir sıkıntı duymadan yerine getirmelidirler. Çünkü onlar, Rab’lerinin buyruklarına iman eden salih kimselerdir.

Anne babaya dua etmek, çocukların görevidir

Anne babanın, evlatları üzerindeki bir hakları da, çocuklarının onlar için dua etmeleri, Rab’lerinden mağfiret dilemeleridir. Kur’an’da, rasullerin, anne babaları için dua ettikleri örnek verilmektedir.

“(Süleyman) o(karınca)nın sözüne gülümseyerek dedi: ‘Rabbim, bana ve anama, babama lütfettiğin nimete şükretmemi, senin beğeneceğin faydalı bir iş yapmamı gönlüme ilham eyle ve rahmetinle beni iyi kullarının arasına sok." (Neml, 19)

“(Nuh), Rabbim beni, babamı-anamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de sadece helâkini artır." (Nuh, 28)

Peygamberler, anne babaları için dua etmişler, onlar için mağfiret dilemişlerdir. Yüce Allah (cc), anne babalarına dua edenlerin, iyi kimseler olduklarını bildirmiş ve onları, cennetle müjdelemiştir.

“(İbrahim), Rabbimiz, hesabın görüleceği gün beni, anamı-babamı ve Mü’minleri bağışla!” (İbrahim, 41)

“Onlar öyle kişilerdir ki, yaptıklarının en iyisini onlardan kabul ederiz ve onların kötülüklerinden geçeriz, cennet halkı arasındadırlar. Bu, kendilerine söylenen doğru sözdür.” (Ahkâf, 16)

Müslüman olmayan, müşrik anne babalar için de dua edilir

Kur’an, Risalet tarihinde ebeveyn ve evlat ilişkileri ile ilgili birçok örnek verir; Hz. İbrahim (as)’ın müşrik babasına karşı tutumunu ve babası için dua ettiğini bildirir. Hz. İbrahim (as), babasının bir müşrik olduğunu bildiği halde onun için dua etmiştir.

“(İbrahim): ‘Selâm sana, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana çok lütufkârdır’ dedi." (Meryem, 47)

“(İbrahim), babamı da bağışla, çünkü o, sapıklardandır.” (Şuara, 86)

Hz. İbrahim (as)’ın, babası için yaptığı bu dualar, müşrik anne babalar için dua edilebileceğini göstermektedir Yüce Allah (cc), Hz. İbrahim (as)’ın, putperest ve müşrik olan babasına, dua etmesini kınamaz ve bunu Kur’an’da zikreder; ancak gerçekten Allah düşmanı oldukları belli olduktan sonra anne baba için kesinlikle dua edilmez.

Allah düşmanı oldukları belli olan anne babaya dua edilmez

Müşrik ebeveyn için dua edilebileceğini, Hz. İbrahim (as)’ın örnekliği ile bildiren yüce Allah (cc), ancak anne babaya yapılacak duanın da sınırsız olmadığını, Allah düşmanı oldukları anlaşıldıktan sonra onlara dua edilmeyeceğini, yine Hz. İbrahim (as)’ın durumunu vererek açıklar.

“…Yalnız İbrahim’in babasına: ‘Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat Allah'tan gelecek bir şeyi senden savamam’ demesi hariç. ‘Rabbimiz, sana dayandık, sana yöneldik, dönüş sanadır!" (Mümtehine, 4)

“İbrahim'in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi; fakat onun, bir Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzak durdu. İbrahim, gerçekten çok içli ve yumuşak huylu idi.” (Tevbe, 114)

Hz. İbrahim (as), babası için yaptığı dua nedeniyle uyarılıp kınanmamakta, onun, kendisinin babasından yüzçevirdiği bildirilmektedir. Oysa Hz. Nuh (as), oğlu için dua etmesi nedeniyle şiddetli bir şekilde uyarılmış cahillerden olmaması tavsiye edilmiştir.

“Nuh Rabbine seslendi: ‘Rabbim, dedi, oğlum benim ailemdendir; Senin sözün elbette haktır ve sen hâkimlerin hâkimisin! (Rabbi): ‘Ey Nuh, o senin ailenden değildir; o, yaramaz iş yaptı, bilmediğin bir şeyi benden isteme, sana cahillerden olmamanı öğütlerim’ dedi.” (Hud, 45-46)

Ayetlerde, ebeveyn inkârcı da olsa, aileden kabul edilirken, inkârcı evlatların, aileden olmadıkları bildirilmektedir. Bunun elbette birçok hikmeti vardır; öncelikle evladın, anne baba üzerinde herhangi bir hakkı bulunmamaktadır, oysa anne babanın çocukları üzerinde, yukarıda da belirtildiği üzere, birçok hakları vardır.

Yüce Allah (cc), tağuti sistemleri destekleyerek Kendisine düşmanlık yapan anne babalara ve yakınlara dua edilmeyeceğini kesin bir şekilde bildirmiş, Mü’minleri bu konuda uyarmıştır.

“Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra müşrikler için mağfiret dilemek; ne peygamberin ne de inananların yapacağı bir iş değildir.” (Tevbe, 113)

Bunun nedeni, tağuti sistemlerin yüce Allah’a savaş açmaları, onlara destek olanların da, bu savaşta tağuti sistemlerin safında yer almalarıdır. Tağuti sistemleri desteklemek, onlarla beraber yüce Allah’a karşı savaşmaktır. Bu nedenle onlar, cehennem halkı olmuşlardır ki, cehennem halkı oldukları belli olanlar için dua edilmez.

“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar, kâfirler de tağut yolunda savaşırlar; o halde şeytanın dostlarıyla savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa, 76)

Anne babaya isyan eden, Rabb’ine de isyan eder

Anne babaya itaat etmek, onlara iyi davranmak yüce Allah’ın, kullarına bir emri olduğundan bu emre uyup anne babalarını hoş tutanlar, Kitab’a sarılmış, Rab’lerini razı etmişler, Rab’lerinin bu emrine aykırı hareket edenler ise, yüce Allah’a isyan etmişlerdir.

Anne babaya karşı sıkıntı duyup onları azarlayarak isyan etmek, gerçekten Mü’min olan kimselerin yapamayacakları bir şeydir. Mü’minler, müşrik, materyalist ve çıkarcı kimseler gibi, ayakları üzerine dikilip iş güç sahibi olduktan sonra anne babalarını bir kenara atıp yaşlandıklarında onları yaşlı bakımevlerinin köşelerine terk etmezler.

“Fakat o kimse ki anasına, babasına: ‘Öf’ size, benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken siz benim (diriltilip) çıkarılacağımı mı bana vadediyorsunuz!’ dedi. Onlarsa Allah'a sığınarak: ‘Yazık sana, iman et; Allah'ın sözü gerçektir’ dediler. O: ‘Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir’ dedi. İşte onlar, kendilerine (azap) söz(ü) gerekli olmuş kimselerdir; kendilerinden önce geçen cin ve insan toplulukları arasında (cehennemde) bulunacaklardır, gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.” (Ahkâf, 17-18)

Ebeveyne itaat eden evlatları övüp salihlerden olduklarını bildiren, anne babaya teşekkürü Kendi Zatına şükür ile beraber anan, ebeveyne karşı nankörlüğü Zatına karşı nankörlük olarak bildiren yüce Allah (cc), ebeveynine isyan eden evlatları da Kendisine isyan etmiş gibi değerlendirmiş, onların, cezalandırılacaklarını bildirmiştir.

“De ki: ‘Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Fuhuşların açığına da, kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allah’ın yasakladığı cana kıymayın; düşünesiniz diye Allah size bunları tavsiye etti.” (En’am, 151)

Dikkat edilirse, yüce Allah’a ortak koşmayın ifadesinden hemen sonra ana baba konusu gelmektedir.

Anne babaya, itaat esastır

Yüce Allah (cc), anne babaya itaati esas kabul etmiş, ancak bunun sınırının, Kendisine isyanın emredilmesi noktasına kadar olduğunu bildirmiştir.

“Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme, onlarla dünya da iyi geçin ve bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonra dönüşünüz banadır; size yaptıklarınızı haber vereceğim’ (dedik).” (Lokman, 15)

Dünya işlerinde, anne babaya itaat esastır; ancak yüce Allah’a şirki emretmeleri halinde o konuda itaat edilmez; dünyevi konularda ve yüce Allah’ın emirlerinin hatırlatılması durumunda onlara itaat esastır.

“(Çocuk) onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim): ‘Yavrum, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; düşün, ne dersin?’ dedi. (Çocuk): ‘Babacığım, sana emredileni yap, inşaAllah beni sabredenlerden bulacaksın’ dedi. İkisi de böylece teslim olup çocuğu alnı üzerine yıkınca Biz ona: ‘İbrahim’ diye seslendik.” (Saffat, 102-104)

Hz. Yakup (as), çocuklarını Mısır’a gönderirken onlara, neler yapacaklarını söylemiş ve onlar da, babalarının isteği doğrultusunda hareket etmişlerdir.

“(Yakup), oğullarım, (Mısır'a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin; ben, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam, hüküm, yalnız Allah’ındır, ben O'na tevekkül ettim, tevekkül edenler de O'na tevekkül etsinler!’ dedi.

Babalarının emrettiği yerden (Mısır'a) girdiler; (gerçi) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı, ama sadece Yakup, içindeki bir dileği söylemişti. O, kendisine öğrettiğimizden ötürü bilgi sâhibi idi, fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 67-68)

Babalarına itaat edenler, elbette Rab’lerini razı edebilirler ve başarıya ulaşabilirler; çünkü hiçbir baba, evlatlarının kötülüğünü, sıkıntı çekmelerini istemez.

Anne babaya, Allah’a şirki emretmeleri halinde, o konuda itaat edilmez

Yüce Allah (cc), kullarının iradeleri ile ne kadar özgür olduklarını bildirmiş, Kendisine yapılacak kullukta da kullarını tamamen serbest bırakmamış, yapılacak ibadetleri zamanla sınırlamış, bunun dışındaki her şeyin haddi aşmak olduğunu bildirmiştir. Nitekim sabaha kadar namaz kılan, her gün oruç tutan üç kişiyi, Rasulullah (as) uyarmış, böyle yapmamalarını kendilerine söylemiştir.

Yüce Allah (cc), ebeveynin, Müslüman olup olmamasına bakmaksızın, onlarla iyi geçinilmesini, onlara, “Öf” bile denilmemesini istemiş, ancak tek bir konuda onlara itaat etmeyi yasaklamıştır; o da, ebeveynin Allah’a eş koşulmasını istemeleridir.

“Biz insana ana babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik; eğer onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa (bu hususta) onlara itaat etme; dönüşünüz banadır, o zaman size yaptıklarınızı haber veririm; iman edip salih işler yapanları, salihler arasına sokarız.” (Ankebut, 8-9)

Ayetlerden de açıkça anlaşılacağı üzere, yüce Allah’ın hakkı olan konular dışında dünyevi her hususta çocukların, anne babalarına itaat etmeleri esastır.

“Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme” hükmü, ebeveyne itaatin sınırı, Müslümanların kırmızıçizgileridir. Ancak bu konudaki itaat etmeme de, anne babaya saygısızca hakaret yapmak, onlara ağır ve incitici sözler söylemek değil, en güzel bir şekilde onları uyarmak ve onlara yüce Allah’ın hükümlerini hatırlatmaktır.

Rasulullah (as) döneminde, Sa’d bin Malik (r.anh), annesini çok seven ve onu hiçbir şekilde kırmayan birisiydi; ancak anne babasının haberi olmadan Müslüman olmuştu. Bir gün annesi Sad’ın Müslüman olduğunu duyar ve ona şöyle söyler.

“Ey Sa’d, senin uydurduğunu gördüğüm bu şey nedir? Ya sen bu dinini bırakacaksın ya da ölünceye kadar yemeyeceğim, içmeyeceğim de benim yüzümden seni ayıplayıp ‘Annesinin katili diyecekler’ dedi.

Sa’d, “Ey anneciğim, yapma; şüphesiz ben şu dinimi, hiçbir şey için bırakacak değilim.”

Sa’d’ın annesi, bir gün bir gece geçmesine rağmen hiçbir şey yemeyip ıstırap içerisinde sabahlar; ikinci gün de bir şey yemeyerek sabahlayan annesinin ıstırabının şiddetlendiğini gören Sa’d:

“Ey anneciğim, biliyorsun, Allah’a yemin ederim ki, senin yüz nefsin olsa ve birer birer çıksa, ben yine de bu dinimi hiçbir şey için bırakacak değilim, dilersen ye, dilersen yeme” der. Bu kararlı tavır üzerine annesi, yemek yemeğe başlar. (İbn Kesir, c.12, s. 6406)

Sa’d ve annesi arasındaki bu diyalogdan sonra Lokman, 15. ayeti nazil olur.

Anne babaya isyan haramdır

Ebeveyne itaati emreden yüce Allah (cc), onlara itaatsizlik ve isyanın başkaldırma, zorbalık ve Kendisine nankörlük olduğunu yukarıda ayetlerde açıkça bildirilmişti. Rasulullah (as) da, ebeveyne isyanın, haram ve büyük günahlardan sayıldığını söylemiştir.

Ebu Bekre (Nüfeyi) (r.anh) şöyle rivayet edilmiştir. Bir kere Nebi (as), Ashab’a üç defa: “Büyük günahlardan en büyüğünü size haber vereyim mi?” buyurdu. Ashab: “Evet, bildir ya Rasulullah!” dediler. Rasulullah: “Allah’a şirktir, anaya babaya ezadır” buyurdu, sonra dayanmakta iken doğrulup durdu. “İyi dinleyin, bir de yalan yere şahadettir” buyurdu. (Sahihi Buhari, hadis,1148, c. 8, sh. 68)

Anne babaya hizmet, ibadettir

Abdullah b. Mesut (r.anh)’den, şöyle dediği rivayet edilmiştir; Rasulullah (as)’a: “Amellerin hangisi daha sevgilidir?” diye sordum, “Vaktinde kılınan namaz” buyurdu. “Sonra hangisi?” dedim, “Birr-i Valideyi!” buyurdu. “Sonra hangisi?” dedim, “Allah yolunda cihad” buyurdu. (Sahihi Buhari, hadis, 318, c. 1,s.473) (Buradaki cihattan maksat, gönüllü seriyelerin oluşturduğu cihattır!)

Hizmet edilmeye en çok müstahak olan annedir

Ebu Hureyre (r.anh)’den Rasulullah (as), şöyle dediği rivayet edilmiştir.

Rasulullah (as)’a bir kişi geldi ve: “Ya Rasulullah! Benim, güzel hizmet ve ülfet etmeme en ziyade layık ve müstahak olan kimdir?” diye sordu, Rasulullah, “Anandır!” diye cevap verdi. “Sonra kimdir?” dedi, “Anandır!” dedi. “Sonra kimdir?” dedi, Rasulullah, “Anandır!” dedi. “Sonra kimdir?” deyince, (dördüncüde) “Sonra babandır!” diye cevap verdi. (Sahih-i Buhari, hadis, 1965, c.12, s.120)

Babanın hakkını tam ödemek mümkün değildir

Ebu Hureyre (r.anh)’den Rasulullah (as), şöyle dediği rivayet edilmiştir.

“Hiçbir çocuk, babasının hakkını layıkıyla ödeyemez; meğerki baba, başkasının kölesi olup da onu satın alarak azat etmiş olsa bile!” (Riyazus Salihin, c. 1,s.317)

Müşrik babalar, dost edinilmezler

İslâm’da, her söz ve davranış, her ilişki ve muamelat, ancak yüce Allah’ın hükümleri esas alınarak düzenlenir. Mü’minler, yüce Allah’ın rızası dışında kalan hiçbir ilişki ve harekete kalkışmazlar, O’na dost olmayanlarla dost olmazlar; velev ki bunlar, baba ve kardeş dahi olsalar!

“Ey inananlar, eğer imana karşı küfrü seviyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları dost tutarsa işte zalimler onlardır.” (Tevbe, 23)

“Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir milletin babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Elçisine düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin; Allah onların kalplerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır; işte onlar Allah’ın hizbidir, muhakkak ki başarıya ulaşacak olanlar, Allah’ı hizbidir.” (Mücadele, 22)

Öncelikle yardım edilmeye layık olan anne babadır

Yüce Allah (cc), yardıma öncelikle layık olanların, anne babalar olduğunu bildirmiş, insanlardan bu konuda söz almıştır.

“Biz İsrail oğullarından şöyle söz almıştık: ‘Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anaya-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz; insanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin!’ Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz; hâlâ da yüz çevirip duruyorsunuz.” (Bakara, 83)

İnsan, elbette ki, öncelikli olarak en yakınlarına yardım etmelidir ki bu yakınların başında anne babaları gelmektedir. Anne babası ihtiyaç içerisinde bulunan bir kimsenin, onlar dururlarken başkalarına yardım etmesi, hiçbir şekilde uygun değildir.

“Sana ne harcayacaklarını soruyorlar; de ki: ‘Verdiğiniz hayır, ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmış(lar) içindir; yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.” (Bakara, 215)

Anne babaya karşı saygılı olmak, onları sevmek

Saygıya en layık olan, elbette ki, evladı üzerinde yüce Allah’tan sonra en çok hakkı bulunan anne ve babadır; hiçbir neden ve gerekçe bu saygıyı gölgeleyemez. Nitekim Hz. İbrahim (as), putperest bir müşrik olduğunu bildiği babasına, güzel bir üslup ile hitap etmiş, onu kırmadan Rabb’ini birlemeye davet etmiştir.

“Babasına demişti ki: "Babacığım, işitmeyen görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin tapıyorsun? Babacığım, bana sana, gelmeyen bir bilgi geldi; bana uy, seni düzgün bir yola ileteyim. Babacığım, şeytana tapma, çünkü şeytan, Rahman’a isyan etmiştir; babacığım, ben sana Rahman’dan bir azabın dokunmasından korkuyorum, o zaman, şeytanın dostu olursun.” (Meryem, 42-45)

Mısır’da Hz. Yusuf (as)’ın, küçük Bünyamin’i yanında alıkoyması üzerine ağabeyleri, Bünyamin’i geri götüreceklerine dair babalarına söz verdiklerini söyleyip onu almak istediler. Ancak Hz. Yusuf (as), Kardeşini onlara vermez; bunun üzerine onların büyükleri, babalarına verdikleri sözün gereğini yerine getiremediklerinden, babasına olan saygısı ve utancından, kardeşini almadan Mısır’dan çıkamayacağını söyler.

“Ondan umudu kesince aralarında konuşmak üzere çekildiler, büyükleri dedi ki: ‘Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını; daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye yahut Allah benim için hükmedinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım; O, hükmedenlerin en iyisidir." (Yusuf, 80)

Anne babaya gösterilecek saygının en güzelini, hiç kuşkusuzdur ki, Hz. Yusuf (as) göstermiştir. O, Mısır’a Sultan olduğu halde, tahtının üzerine anne babasını çıkartarak en yüksek makama, onların layık olduğunu göstermiştir.

“Nihâyet Yusuf’un yanına vardıklarında ana-babasını kendine çekip kucakladı ve: ‘Allah’ın dileğiyle güven içinde Mısır'a girin!’ dedi. Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar (saygı ile eğildiler, Yusuf): ‘Babacığım, işte bu, önceden (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçek yaptı, bana iyilik etti; zira şeytan, benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra O, beni zindandan çıkardı, sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenler, O, bilen, her şeyi yerli yerince yapandır.’ dedi." (Yusuf, 99-100)

Hz. Yusuf (as)’ın, anne babasını kendi tahtının üzerine çıkarması, elbette çok önemli bir husustur. Günümüzde, küçük bir makamda bulunan bazı kişilerin, kendi koltuklarında oturup ziyaretlerine gelen anne babalarını, sıradan misafirleri gibi, neredeyse iki büklüm bir şekilde misafir koltuklarına oturtup onlarla konuşmaları, Müslümanlarla İslâm’ı yeterince içselleştirmeyenlerin farkını ortaya koymaktadır.

Anne baba, aile bağının temelidir

Her yapıyı ayakta tutan kolonlar ve o yapıyı örten bir çatı olduğu gibi, aile yapısının da temel direği ve çatısı, hiç kuşkusuz anne babadır. Anne baba, aileyi ayakta tutan, çocukları birbirlerine bağlayan, onları koruyup gözeten, sağlıklı bir şekilde yetişmelerini sağlayan temel unsurlardır.

“(Harun), ‘Ey anamın oğlu, sakalımı, başımı tutma; ben senin 'İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın' diyeceğinden korktum.’ dedi.” (Taha, 94)

“Musa, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: ‘Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?’ dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): ‘Anamın oğlu, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı, (ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zalim kavimle beraber tutma!’ dedi.

(Musa): ‘Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine sok, merhametlilerin en merhametlisi sensin!’ dedi.” (A’raf, 150-151)

Bir anne babadan olma duygusu, kardeşleri birbirlerine sevdirip bağlayan, onların birbirlerini koruyup kollamalarına neden olan çok önemli bir duygudur. Bu duygu, Hz. Musa (as)’ın, kardeşi Hz. Harun (as) için dua etmesini sağlarken, Hz. Yusuf (as)’ın da kardeşi Bünyamin’i yanına getirtip görmek istemesine neden olmuştur.

“(Yusuf), onların yüklerini hazırlatınca: ‘Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin, görüyorsunuz ya ben, ölçüyü tam yapıyorum ve ben konukseverlerin en iyisiyim!’ dedi.” (Yusuf, 59)

Anne babalar, evlatlarının iyiliğini isterler, onları korurlar

Şu bir gerçektir ki, her anne baba, kendi kanlarından ve canlarından bir parça olan evlatlarının iyiliğini ister, onların, en iyi şekilde, en güzel ortamlarda yetişmeleri için çalışır çabalarlar.

Anneler, çocukları daha karınlarında iken onların geleceklerini düşünürler, onların, Rab’lerine iyi bir kul, salih bir Mü’min olmasını isterler. Hz. Meryem (as)’ın annesi de yavrusunu düşünen annelerden birisiydi.

“İmran’ın karısı demişti ki: ‘Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. Onu doğurunca Allah onun ne doğurduğunu bilirken yine şöyle dedi: ‘Rabbim, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir; ona Meryem adını verdim, onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum." (Al-i İmran, 34-35)

Her anne baba, çocuklarının başına bir şey gelmesini istemez, onlar için kaygı duyarlar. Hz. Yusuf (as)’ın babası ve Hz. Musa(as)’ın annesinin çocukları için duydukları kaygılar, anne babaların, çocukları için duydukları kaygılara güzel birer örnektirler.

Hz. Yakup (as)’ın büyük çocukları, babalarının kendilerinden daha fazla sevdiğini düşündükleri Kardeşleri Yusuf’u, ortadan kaldırmak için bir tuzak kurarlar ve Yusuf’u babalarından isterler; ancak babaları, bir zarar geleceği endişesiyle onu vermek istemez.

“Yarın onu da bizimle beraber (kıra) gönder, gezsin, oynasın; biz onu elbette koruruz.’ (Yakup) dedi ki: ‘Onu götürmeniz beni üzer; korkarım ki, sizin haberiniz yokken onu kurt yer!” (Yusuf, 12-13)

Yine Hz. Yakup (as), oğlu Yusuf’u kıra götürüp “Onu kurt yedi” diyerek geri getirmeyen çocuklarının, Mısır’a gidip geldikten sonra küçük oğlu Bünyamin’i de istemeleri üzerine çocuklarına, kendilerine güvenmediğini söyleyerek vermek istemez.

“Babalarına döndüklerinde dediler ki: ‘Ey babamız, bizden ölçü men edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de (fazla) ölç(ü al)alım, biz onu mutlaka koruruz.

(Yakup): ‘Daha önce kardeşi için size güvendiğim gibi onun için de size güveneyim, öyle mi! En iyi koruyan Allah'tır ve O, merhametlilerin merhametlisidir!’ dedi.

“(Yakup): ‘Hepiniz kuşatılıp engellenmedikçe siz, onu bana getireceğinize dair Allah adına bana sağlam söz vermeden onu asla sizinle göndermem!’ dedi; ne zaman ki, sözlerini verdiler, (Yakup): ‘Söylediğimize Allah, vekildir’ dedi.” (Yusuf, 63-64, 66)

Fir’avn’ın zulmüne karşı çocuğunu koruma kaygısına düşen Hz. Musa (as)’ın annesine, yüce Allah (cc), ona ne yapacağını ilham eder.

“Musa’nın annesine, ‘Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu suya bırak, korkma, üzülme biz onu tekrar sana geri vereceğiz ve onu elçilerden yapacağız.’ diye vahyettik.” (Kasas, 7)

“Biz daha önce ona, başka süt verenleri haram etmiştik, (Kızkardeşi onlara): ‘Sizin için onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek bir aileyi göstereyim mi?’ dedi.

Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, fakat çokları bilmezler.” (Kasas, 12-13)

Babaları sırdaş edinmek ve her sorunu onlarla paylaşmak

Anne baba, çocuklarına bir zararın gelmesini istemez, onları, gözlerinden bile korurlar, onların sorunlarını, en iyi bir şekilde çözmeye çalışırlar. Hz. Yakup (as)’ın çocukları ile olan diyaloğu, bu konuda en iyi örnektir.

“Hani bir zaman Yusuf, babasına: ‘Babacığım, ben (rüyamda) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm, bunların bana secde ettiklerini gördüm.’ demişti.”

(Babası): ‘Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar, çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır!’ dedi.” (Yusuf, 4-5)

Mısır’a yiyecek buğday almaya giden Hz. Yakup (as)’ın çocukları, Hz. Yusuf (as)’ın, kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoyması ile şaşkına dönmüşler ve bu sorunu babaları ile paylaşmaya karar vermişlerdir.

“Babanıza dönün, deyin ki: ‘Ey babamız, oğlun hırsızlık etti; biz ancak bildiğimize şahitlik ettik, biz gaybı bilenler değiliz.” (Yusuf, 81)

“Herhalde nefisleriniz size bir işi süsledi; artık güzelce sabretmek gerek, belki de Allah, onların hepsini bana getirir, çünkü O, bilendir, hâkimdir’ dedi.” (Yusuf, 83)

Anne baba, çocukları arasında ayırım yapmamalı

Anne baba için çocukları sevgide, ilgide, iletişimde ve mirasta aynıdır; hiçbiri diğerinden farklı değildir, olmamalıdır da! Özellikle küçük çocuklara olan sevgi, diğer çocuklarda, anne babalarının kendilerini dışladıkları algısı yerleşecek ve bu durum, aile içerisinde huzursuzluğun ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Çocuklar arasında herhangi bir ayırımın yapılması, kardeşler arasına şeytanın girmesine neden olacaktır. Bu konuda, anne babalar oldukça dikkatli davranmalıdırlar. Hz. Yakup (as)’ın, küçük çocukları Yusuf ve Bünyamin’e düşkünlüğü, anneleri ayrı olan diğer çocuklarında şiddetli bir tepkiye neden olmuş; bu tepkileri onları, kardeşlerini öldürmeye bile sevk etmişti.

“Yusuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir, oysa biz bir cemaatiz; babamız açık bir yanlışlık içindedir! Yusuf’u öldürün ya da onu bir yere bırakın da babanızın yüzü yalnız size kalsın; ondan sonra da (tevbe eder), iyi bir topluluk olursunuz!’ dediler.

İçlerinden bir sözcü: ‘Yusuf’u öldürmeyin, onu kuyunun dibine atın, kervanlardan biri onu (görüp) alsın; eğer yapacaksanız (böyle yapın)’ dedi.” (Yusuf, 8-10)

Hz. Yakup (as)’ın, çocuklarının, küçük kardeşlerine karşı duydukları buğz ve düşmanlık, babalarının kendilerini dışladığı düşüncesiydi. Bu düşünce, kendi kardeşleri Yusuf’u öldürecek kadar onların gözlerini karartmıştı. Çocukları arasında böyle bir duruma meydan vermemek için her anne baba oldukça dikkatli davranmalıdır.

Anne babalara yardımcı olmak

Özellikle yaşlılık dönemlerinde ve iş yapamaz duruma düştüklerinde, anne babalara yardımcı olmak her evladın birinci görevidir. Hz. Musa (as)’ın hicret ettiği Medyen’de bulunan salih kullardan biri, yaşlılığı nedeniyle koyunlarını güdemez duruma düştüğünde, babalarının yerine kız çocukları koyunları güderler.

Kızlar, elbette erkekler gibi değildirler, çekingen ve hassas olurlar; koyunlarını sulamak istediklerinde, subaşında erkeklerin bulunması nedeniyle bunu yapamıyorlardı.

“Medyen suyuna varınca onun başında birçok insanın, (hayvanlarını) suladıklarını gördü; onların gerisinde de, (hayvanlarını) sudan meneden iki kız buldu. (Musa,): ‘İşiniz nedir, (niçin sulamıyorsunuz)?’ dedi. Dediler ki: ‘Çobanlar sulayıp çekilmeden biz sulamayız; babamız da büyük bir ihtiyardır (gelemez).’

(Musa) hemen onlarınkini de suladı, sonra gölgeye çekildi: ‘Rabbim, doğrusu bana indireceğin bir hayra muhtacım.’ dedi." (Kasas, 23-24)

Yüce Allah (cc), elbette salih kullarına yardım edicidir; Hz. Musa (as)’ı, Medyen’de bulunan salih kula yardımcı gönderdiği gibi Rabb’i tarafından ilim verilen bir salih kul ile Hz. Musa (as)’ı da salih bir anne babanın yardımına göndermişti. Onlar, yolda rastladıkları bir çocuğu, o bilgin adamın öldürür, Hz. Musa (as) bunun nedeni sorunca, bilgin adam:

“Oğlana gelince, onun anası babası mü'min insanlardı; bunun, onlara azgınlık ve küfür sarmasından korktuk, istedik ki Rableri onun yerine onlara ondan daha temiz, daha merhametli (ana babasına iyi davranan) birini versin.” (Kehf, 80-81)

Yüce Allah (cc), yalnızca yaşayan salih kullarına değil ölmüş salih kullarının, geride bıraktıkları çocuklarına da yardımcılar göndermiştir. Hz. Musa (as) yanındaki o ilim verilmiş olan adam, uğradıkları bir köyde, yıkılmak üzere olan bir duvarı, hiçbir ücret almadan tamir ederler. Bunu neden yaptıklarını soran Hz. Musa (as)’a bilgin adam:

“Duvar ise şehirde iki yetim çocuğun idi, altında onlara ait bir hazine vardı, babaları da salih bir kimse idi; Rabb’in istedi ki onlar (büyüyüp) güçlü çağlarına ersinler ve Rabb’inden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunları, ben kendiliğimden yapmadım; işte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” (Kehf, 82)

Anne babaların, hayır dualarını almak

Mü’min anne babalar, hayırlı evlatlar nasip etmesi ve evlatlarının, kötülüklerden uzak kalması için daima Rab’lerine dua ederler.

“Bir zaman İbrahim, şöyle demişti: ‘Rabbim, bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!’ (İbrahim, 35)

“Rabbimiz, ben çocuklarımdan bazısını, senin Haram Evinin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, namazı kılsınlar diye! Artık sen de insanlardan birtakım gönüllüleri, onları sever yap ve onları çeşitli meyvelerle besle ki şükretsinler.” (İbrahim, 37)

“Ve: ‘Rabbimiz, bize gözler sevinci eşler ve çocuklar lütfeyle ve bizi korunanlara önder yap’ derler.” (Furkan, 74)

Doğru yolda olan babalarına uyanlar kurtuluşa ererler

Müslüman anne babalar, çocuklarını Allah yolunda yetiştirmek için çalışırlar. Her Müslüman babanın amacı, kendisinden sonra Müslüman bir evlat yetiştirmektir. Akıllı çocuklar, anne babalarına uyar ve Rab’lerini razı ederek kurtuluşa ererler.

Hz. İbrahim (as), Rabb’ine teslim olmuş, çocuklarının da Müslüman olmalarını istemiş ve onlara Rab’lerinin emirlerini bildirmiştir.

“İbrahim de bunu kendi oğullarına vasiyet etti, Yakup da: ‘Oğullarım, Allah, sizin için o dini seçti, bundan dolayı sadece Müslümanlar olarak ölünüz. (dedi). Yoksa siz, Yakup’a ölüm geldiği zaman orada mı idiniz! O zaman oğullarına: ‘Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?’ demişti. ‘Senin ilahın ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı olan tek İlah’a kulluk edeceğiz, biz O'na teslim olanlarız." dediler.” (Bakara, 132-133)

“(Yusuf) atalarım İbrahim, İshak ve Yakup’un dinine uydum; bizim, herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmağa hakkımız yoktur, bu (Tevhid), bize ve bütün insanlara Allah’ın bir lütfudur, ama insanların çoğu şükretmezler.” (Yusuf, 38)

Mü’min babalara uymak, cennete girmeye vesiledir

Müslüman anne babalar, çocukları için en iyi modeldirler. Bu nedenle çocukların, anne babalarının yolundan gitmeleri, onların hem dünya hayatlarında huzurlu ve mutlu olmalarını sağlayacak, hem de ahiret hayatında kurtuluşlarına neden olacaktır.

“Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da seçtik ve onları doğru yola ilettik.” (En’am, 87)

“Arş'ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler. O'na inanırlar ve Mü’minler için mağfiret dilerler: ‘Rabbimiz, Sen rahmet ve bilgi bakımından her şeyi kapladın, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru!

Rabbimiz, onları ve babalarından, eşlerinden, çocuklarından iyi olan kimseleri onlara söz verdiğin Adn cennetlerine sok, şüphesiz, üstün olan, hâkim olan sensin sen! Onları kötülüklerden koru; o gün Sen, kimi kötülüklerden korursan ona acımışsındır. İşte o büyük başarı budur!” (Mü’min, 7-9)

“(Onlar) Adn cennetlerine girerler, babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlar da kendileriyle beraber olur, melekler de her kapıdan yanlarına varırlar: ‘Sabretmenize karşılık selâm size, yurdun sonu ne güzel!’ (derler).” (Rad, 23-24)

Anne babaların iyiliğini istemek, onları sevindirecek işler yapmak

Anne babalar, çocukları için yaptıkları bütün fedakârlıklardan, çektikleri sıkıntılardan dolayı hiçbir usanç duymazlar, hatta zevk alırlar. Onlar, yaptıkları her şeyi karşılık beklemeden yaparlar, çocuklarından takdir ya da ödül beklemezler. Onların tek isteği, hayırlı, sağlıklı ve mutlu evlatlar yetiştirmektir.

Elbette ki hayırlı her evlat, anne babasının iyiliğini ister, onlardan övgü ile söz eder, onları üzmemek için çalışır. Mısır’da alıkonulan kardeşleri için babalarının üzüleceğini bilen Hz. Yakup (as)’ın çocukları, tanımadıkları Hz. Yusuf (as)’a ricada bulunarak kardeşleri yerine kendilerinden birisinin alıkonulmasını istemişlerdir.

“Dediler ki: ‘Ey vezir, onun büyük bir ihtiyar babası var; (onun alıkonduğuna çok üzülür), onun yerine birimizi al; doğrusu biz seni iyilik edenlerden görüyoruz." (Yusuf, 78)

Hayırlı evlatlar, ebeveynlerinin üzülmesini istemez, onların sıkıntılarını gidermeye çalışırlar. Hz. Yusuf (as), âmâ olan babasının gözlerinin açılması için gömleğini gönderirken, Hz. İbrahim (as) da, babasının, Tevhidi esaslara iman etmesi ve Rabb’ini razı ederek cennete girmesi için çalışıyordu.

“Şimdi benim şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun da gözü açılsın ve bütün ailenizle birlikte bana gelin.” (Yusuf, 93)

“(İbrahim, babasına): ‘Selâm sana, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana çok lütufkârdır.’ dedi." (Meryem, 47)

Anne babaları mahcup edecek işler yapmamak

Hayırlı bir evlat, anne babasını mahcup edecek davranışlardan kaçınmalıdır. Bir evladın yaptığı güzel bir şey, şayet toplum tarafından anlaşılmıyor ve bu nedenle anne babası kötülenecekse çocuk, yaptığı işi topluma açıklamalı, onları ikna etmelidir ki, onun yüzünden anne babası kınanmasın. Hz. Meryem (as)’ın durumunu anlamayan kavmi, anne babasını dile getirerek yaptığı işi açıklamasını istiyorlardı.

“Ey Harun’un Kız kardeşi, baban kötü bir adam değildi, annen de fâhişe değildi. (Meryem), çocuğu gösterdi; dediler ki: ‘Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?’

(Çocuk): ‘Ben Allah’ın kuluyum, (O) bana Kitabı verdi, beni peygamber yaptı, beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı, sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti!” (Meryem, 28-30)

Hayırlı evlatlar, anne babalarını aldatmazlar

İyi bir evlat, anne babasını, hiçbir şekilde aldatmaz, yalan söylemez, onlara karşı her zaman dürüst ve ilkeli hareket eder. Ancak hayırsız ve asi evlatlar, anne babalarını aldatır ve üzerler. Tıpkı Hz. Yakup (as)’ın büyük çocuklarının yaptığı gibi yaparlar.

Kıskandıkları küçük kardeşleri Yusuf’u, öldürmek için plan yapan Hz. Yakup (as)’ın çocukları, babalarına yalan söyleyerek küçük Yusuf’u ondan alıp kuyuya atarlar.

“Dediler ki: ‘Ey babamız, neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun, oysa biz ona öğüt verenleriz! Yarın onu da bizimle beraber (kıra) gönder, gezsin, oynasın; biz onu elbette koruruz.” (Yusuf, 11-12)

“Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler; ey babamız, biz gittik, yarışıyorduk; Yusuf’u yiyeceğimizin yanında bırakmıştık, onu kurt yemiş; ama biz doğru söylesek de sen bize inanmazsın!’ dediler. (Yusuf’un) gömleğinin üstünde yalan kan getirdiler, (Yakup): ‘Herhalde nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürükledi; artık tek çarem güzelce sabretmektir, dediğinize ancak Allah’tan yardım istenir!’ dedi.” (Yusuf, 16-18)

İyi anne babaları, yüce Allah (cc) mükâfatlandırır

Anne babalar, bir karşılık bekleyerek çocuklarına bakmazlar; onlar için en büyük mükâfat, çocukların, iyi, sağlıklı ve hayırlı bir evlat olmalarıdır. Anne babaların yaptıkları onca fedakârlıklar, zaten hiçbir maddi değerle ölçülmeyecek kadar büyüktür.

Yüce Allah (cc), yarattığı kullarının yetişmelerine sebep olan ebeveyni, cennetle mükâfatlandırır. Dünyada ebeveynin mükâfatları, çocuklarının salih bir kul olmalarıdır. Hz. Musa (as)’ın annesi, çocuğu için çektiği onca sıkıntı ve üzüntünün mükâfatı olarak çocuğuna kavuşmuş, sonraki hayatında onun yanında rahat bir hayat sürmüştür.

“Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın vadinin gerçek olduğunu bilsin; fakat çokları bilmezler. Güçlü çağına erip olgunlaşınca biz ona hüküm ve ilim verdik; işte güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız.” (Kasas, 13-14)

Hz. Meryem (as) da, oğlu için katlandığı onca üzüntü ve sıkıntının mükâfatını, dünya hayatında da Rabb’inden görmüş, yüce Allah (cc) onu, oğlu Hz. İsa (as) ile birlikte güzel bir yere yerleştirmiştir.

“Meryem oğlunu ve annesini bir mucize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik.” (Mü’minun, 50)

Hz. Musa (as) ve Hz. İsa (as)’ın bu iki güzel kıssasından, Mü’minlerin alacakları örneklik, kendileri için onca fedakârlık yapan, çeşitli sıkıntılara katlanan anne babalarını, -onlar, bir beklenti içerisinde olmasalar da- yaşlandıkları dönemlerde huzurlu kılmak, rahat ettirmektir.

Babalarla diyalog kurmak, yaptıkları işlerin sonucundan onları bilgilendirmek

Aile, anne baba ve çocuklardan meydana geldiğine göre, bu aile yapısının sağlıklı bir şekilde devamı ve işlemesi için aile fertlerinden her bireyin, kendi imkânları ölçüsünde katkıda bulunması gerekir. Medyen’li salih kulun kızları da, ailedeki sorunları paylaşmanın bilinci ile babalarına, koyunlarının güdülmesi için bir çobanın tutulması konusunda bilgi vermişler, yardımcı olmuşlardır.

“O(kız)lardan biri: ‘Babacığım, bunu (çoban) tut işte, çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü, güvenilirdir.’ dedi." (Kasas, 26)

Hz. Yusuf (as) da, başlarına gelen olayların nedeni ve sonuçları konusunda babasını bilgilendirmiş, karşılaştıkları durumun hikmetini açıklamıştır.

“Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar (önünde eğildiler; Yusuf): ‘Babacığım, işte bu, önceden (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçek yaptı, bana iyilik etti; zira şeytan, benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra O, beni zindandan çıkardı, sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenler. O, bilen, her şeyi yerli yerince yapandır.’ dedi." (Yusuf, 100)

Anne babalar, çocuklarına düşkün olurlar

Çocuklar, fiziksel yaratılışlarında, anne babadan bir parça oldukları gibi duygusal ve ruhsal olarak da ebeveynlerinin bir parçasıdır. Bu nedenle her anne baba, çocuklarına oldukça düşkün olur, onlara dokunan en küçük bir sıkıntı, ebeveynde fırtınalar koparır.

Çocuklar, ebeveyn için sevinç kaynağı oldukları gibi, sıkıntı ve üzüntüleri ile de onlara kaygı ve tasa kaynağı olurlar; çocuklarının başına bir sıkıntının gelmesi, ebeveyni yasa boğar. Hz. Yakup (as) da, kaybolduğunu düşündüğü oğlu Hz. Yusuf (as) için aynı kaygıyı duymuş ve onun üzüntüsünden ağlayarak kör olmuştu.

“Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de: ‘Ey Yusuf üzerindeki tasam’ dedi ve tasadan gözleri ağardı; (acısını) yutkunuyordu. Dediler ki: ‘Vallahi sen, Yusuf’u ana ana hasta olacaksın yahut öleceksin!’ ‘Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah’a arz ederim ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.’ dedi. Ey oğullarım, gidin, Yusuf’u ve kardeşini araştırın, Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez!” (Yusuf, 84-87)

Hz. Yakup (as)’ın, Hz. Yusuf (as)’ın hasreti ile gözlerinin kör olması durumu, akıllı ve hayırlı çocukların, anne babalarını üzmemeleri için açık bir örnektir. Aksi takdirde Rab’lerine bunun hesabını veremezler.

Uzaklara giden ya da ölen çocuklarına üzülen anne babalar, genellikle çocuklarının kokusunun sindiği elbiselerini koklarlar. Hz. Yusuf (as)’ın kendi gömleğini babasına göndermesi, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.

“Şimdi benim şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun da gözü açılsın ve bütün ailenizle birlikte bana gelin. Kervan (Mısır'dan) ayrılınca, babaları: ‘Eğer bana bunak demezseniz, ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.’ dedi.” (Yusuf, 93-94)

Anne baba aleyhinde de olsa, adil şahitlik yapmak

Müslümanların, ilk ve en öncelikli hassasiyetleri yüce Allah’ın hükümleridir. Onlar, tüm ilişkilerini, hayatlarını, dostluk ve düşmanlıklarını, bu hükümleri esas alarak düzenlerler, bu hükümlere hüküm verirler.

Mü’minler, anne baba da olsa, herkesi, Kur’ani hükümlere göre değerlendirir, ona göre hareket ederler; ebeveynin, başkaları ile olan sorunlarında, taraf tutmadan, adalet kavramınca, anne babalarının aleyhinde bile olsa, adil şahitler olarak gerçeği söylerler. Bu konuda temel hassasiyet, anne baba memnuniyeti değil, yüce Allah’ın rızasıdır.

“Ey iman edenler, adaleti tam yerine getirerek Allah için şahitlik edenler olun, kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhinde bile olsa, zengin veya fakir de olsalar (adil olun); çünkü Allah, ikisine de daha yakındır. Öyle ise keyfinize uyarak doğruluktan sapmayın; eğer (şahitliği) eğip bükerseniz ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir.” (Nisa, 135)

Anne baba mirasından, evlat da pay sahibidir

Çocukların da anne baba üzerinde hakları vardır; bu haklar, onların, yüce Allah’ın rızasına göre yetiştirilmeleri, ergenlik çağlarına kadar onlara bakmaları ve miraslarından onlara da bir pay vardır.

“Ana babanın ve akrabanın geriye bıraktıklarından erkeklere pay vardır; ana babanın ve akrabanın geriye bıraktıklarından kadınlara da pay vardır; gerek azından gerek çoğundan bir hisse ayrılmıştır.” (Nisa, 7)

Ölen anne baba mirasından, evlatlara pay ayırmak, geride kalanların görev ve sorumluluklarıdır. Bu nedenle geride kalan yakınları, ölen anne babanın, varsa bir mirasları onu, Kur’an’da belirlenen esaslara uygun bir şekilde paylaştırmak zorundadırlar.

“Ana baban ve akrabanın bıraktıklarından her birine varisler kıldık; yeminlerinizin bağladığı kimselere de hisselerini verin, Allah her şeyi görmektedir.” (Nisa, 33)

Evladın mirasından, anne baba da pay sahibidir

Anne babanın, evlat üzerindeki hakları, yalnızca dünyevi konularda onlara iyi davranmak değil, çocuklar öldüklerinde geriye bıraktıkları mirastan payları da vardır.

“Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder; (çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır, eğer (çocuk) yalnız bir kadınsa (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, bıraktığı mirasta ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır, eğer çocuğu yok da ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer, eğer kardeşleri varsa, anasının payı altıda birdir. (Bunlar, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz; bunlar, Allah’ın koyduğu haklardır, şüphesiz Allah bilendir, hâkimdir.” (Nisa, 11)

“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek, korunanlar üzerine bir haktır.” (Bakara, 180)

Anne babanın evladı üzerinde hakkının bulunduğu, miras konusunda da çok açık bir şekilde görülmektedir. Anne baba, ölmeden önce, miras konusunda her hangi bir vasiyet bırakma ya da bırakmama konusunda Rab’leri tarafından serbest bırakılırlarken, çocukların, miras konusunda anne babaları için vasiyet etmeleri zorunlu kılınmış ve bunun bir hak olduğu belirtilmiş, böyle yapılmasının muttakilerin görevleri olduğu bildirilmiştir.

Çocuklar, babaya aittir

İslâm, bir hayat nizamıdır ve bu hayat nizamında bireylerin sorumlulukları açık bir şekilde belirlenmiştir. İman eden herkes, Rab’lerinin bildirdiği bu hayat nizamına ve haklarındaki hükümlere, hiçbir sıkıntı duymadan teslim olmak zorundadır.

İslâmi aile yapısında, anne babanın görevleri belirlenmiş, herkes, belirlenen ilahi kurallara sıkıntı duymadan uymakla mükelleftir. Ebeveynin ayrılması durumunda çocukların sorumluluğu babaya verilmiş, bu konuda anneye bir yük yüklenmemiştir.

“Onları, babalarının adına bağlayarak çağırın; bu, Allah yanında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır; yanılarak yaptığınızda size bir günah yok, fakat kalplerinizin bile bile yaptığında günah vardır. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Ahzab, 5)

“Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için- tam iki yıl emzirirler; onların uygun biçimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir. Herkes ancak gücü ölçüsünde bir şeyle yükümlü tutulur; ne anne çocuğu yüzünden, ne de çocuğun ait olduğu baba, çocuğu yüzünden zarara sokulmasın; mirasçının da aynı şeyi yapması gerekir. Eğer (ana-baba), anlaşıp danışarak (çocuğu) sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur. Çocuklarınızı (sütannesi tutup) emzirtmek isterseniz, verdiğiniz(ücret)i güzelce verdikten sonra yine üzerinize bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir.” (Bakara, 233)

Çocukların babaya ait olmaları, elbette annelerinin çocuk üzerinde bir hakkının bulunmadığı anlamına gelmiyor. Bu hak, çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi konusundadır. Fiziksel bakımından hassas, ekonomik bakımından zayıf olan kadınların, çocuklarına bakma zorunlulukları yoktur, ancak annelik duyguları açısından çocuklar üzerinde hak sahibidirler. Bu nedenle çocuklarla iletişimleri devam eder.

Anne baba, mahrem değillerdir

Müslümanlar, mahremiyete çok önem verirler; bu nedenle insanlarla sosyal ve adabı muaşeret ilişkilerinde oldukça titiz davranırlar. Yüce Allah (cc), Müslümanların, kimlerle nasıl görüşecekleri, kimlerle oturup kimlerle oturmayacakları, kimlerin yanında ev ortamında, nasıl hareket edecekleri açık bir şekilde belirtmiştir.

Anne baba, çocuklar için mahrem değildirler; özellikle kız çocuklarının, babaları yanında ev ortamında rahat hareket edecekleri Kur’an’da açıkça bildirilmiştir.

“Mü’min kadınlara da söyle, bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar, süslerini göstermesinler; ancak kendiliğinden görünenler hariç, başörtülerini yırtmaçlarının üstüne koysunlar, süslerini kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına yahut babalarına yahut kayın babalarına yahut oğullarına yahut üvey oğullarına yahut kardeşlerine yahut kardeşlerinin oğullarına yahut Kız kardeşlerinin oğullarına yahut kadınlarına yahut ellerinin altında bulunan(hizmetçi)lerine yahut kadına ihtiyacı bulunmayan erkek tabilerine yahut henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklara gösterebilir. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey Mü’minler, topluca Allah'a tevbe edin ki felâha eresiniz.” (Nur, 31)

“Onlara ne babaları, ne oğulları, ne kardeşleri, ne kardeşlerinin oğulları, ne Kız kardeşlerinin oğulları, ne kadınları ve ne de ellerinin altında bulunanları hakkında bir günah yoktur; Allah'tan korkun; şüphesiz Allah, her şeyi görmektedir.” (Ahzab, 55)

Sosyal ve adabı muaşeret ilişkileri konusunda Mü’minleri uyaran yüce Allah (cc), onlara, kimlerin evlerinde yemek yiyecekleri konusunda da yol göstermiştir.

“Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Size de kendi evlerinizden yahut babalarınızın evlerinden yahut annelerinizin evlerinden yahut kardeşlerinizin evlerinden yahut Kız kardeşlerinizin evlerinden yahut amcalarınızın evlerinden yahut halalarınızın evlerinden yahut dayılarınızın evlerinden yahut teyzelerinizin evlerinden yahut anahtarları ellerinizde bulunan evlerden yahut arkadaşınızın evlerinden yemenizde bir güçlük yoktur. Toplu olarak yahut ayrı ayrı yemenizde de üzerinize bir günah yoktur; evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak kendinize selâm verin. İşte Allah, ayetleri size böyle açıklıyor ki düşünüp anlayasınız.” (Nur, 61)

Bu ayet, Müslümanların, belirlenen esaslar içerisinde bu evlerde yemek yiyebileceklerini açıklamaktadır. Ayette geçen “Toplu olarak yahut ayrı ayrı yemenizde de üzerinize bir günah yoktur;” ifadesi, mahremiyet ölçüleri içerisinde hareket ederek toplu ya da ayrı ayrı yemek yenilebileceğini belirtmektedir.

Kimlerle beraber yemek yenileceği, Nur, 31. ayette namahrem olanlar açıklanarak belirtilmiştir; bunun dışında kalanlarla ayrı ayrı yemek yenilecektir. Ayrıca kadınlar, kadınlarla beraber oturup yemek yiyebilecekleri gibi, evde başka kimse yoksa kişi, tek başına da çekinmeden yemek yenilebileceği belirtilmektedir.

Ayette “anahtarları ellerinizde bulunan evlerden yahut arkadaşınızın evlerinden yemenizde bir güçlük yoktur” hükmünde belirtilen husus, anahtarları sizde olan evde, başka kimse yoksa tek başınıza o evde yemek yenilebileceği gibi, ev sahibi geldiğinde, yine mahremiyet ölçüleri içerisinde yemek yenilebilecektir. Yani anahtar bir erkekte ise, evin erkeği ile anahtar bir kadında ise evin kadını ile beraber yemek yenilebilecektir.

Babaların evlendiği kadınlarla çocukları evlenemezler

İslâm’da, anne babaya verilen değer, aile yapısındaki bağların güçlenmesini, ailede güvenin tesisini, huzur ve mutlu bir aile tablosunun oluşmasını sağlamaktadır. Babaya olan saygı, onun evlendiği başka bir kadına da gösterilmiş ve çocuklara, babanın evlendiği diğer kadınla evlenmeleri yasaklanmıştır.

“Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin, çünkü bu, edepsizliktir, (Allah’ın) hışmıdır ve iğrenç bir yoldur.” (Nisa, 22)

Babalarının evlendiği diğer kadınla çocukların, evlenmelerinin edepsizlik, iğrenç olarak nitelendirilmesinin ve yüce Allah’ın hışmını celbetmesinin nedeni, bu kadınların da anne konumunda olmalarıdır. Anne konumunda olan bir kadınla evlenmek, insanın öz annesi ile evlenmesi gibi büyük bir edepsizlik, iğrenç bir durum ve apaçık bir ahlaksızlıktır. Bu nedenle yüce Allah (cc), çocukların, böyle olan kadınlarla evlenmelerini yasaklamıştır.

Anneler, mahrem değillerdir, nikâhları haramdır

Babaların evlendikleri ikinci kadınla çocukların evlenmesini yasaklayan yüce Allah (cc), sütannelerini de anne konumunda değerlendirmiş, onlarla da evlenmeyi yasaklamıştır. Buna göre anneler, sütanneleri ve babaların evlendiği kadınlar, anne hükmündedir. Aynı şekilde kızkardeşlerle süt bacılar da aynı çerçevede belirtilmişlerdir.

“Size (şunlarla evlenmek) haram kılındı; analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, kayın valideniz, evlendiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız -eğer onlarla henüz birleşmemişseniz (evlenmenizde) üzerinize bir günah yoktur- kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kızkardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hariç. Elbette Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Nisa, 23)

Babaların, evlendikleri ikinci eşlerinden daha önce olmuş kızlarla evlenmeleri de yasaklanmıştır. Buradaki önemli husus, bu kızların da öz kızlar gibi olduklarıdır. Bir başka husus, anneleri ile evlenen adamlar da, bu kızlara göre baba hükmündedir. Bu nedenle bu kızlar, annelerinin kocalarına mahrem değildirler.

Çocukların, babalarının evlendikleri diğer eşleri ile evlenmeleri, nasıl ki, öz anneler ile evlenmek gibi büyük bir edepsizlik, iğrenç bir durum ve apaçık bir ahlaksızlık ise, babaların da, eşlerinin kızları ile evlenmeleri, tıpkı kendi kızları ile evlenmek gibi büyük bir edepsizlik, iğrenç bir durum ve apaçık bir ahlaksızlıktır.

Anneler, eşler gibi değildir

Çocuklara göre annelerin konumu hak, saygı, sevgi, şefkat, cinsellik ve yakınlık gibi duygular nedeniyle eşlerle kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Bu nedenle hiç kimse, belli gerekçeler ileri sürerek eşlerini annelerine benzetemezler.

“Allah, bir adamın (göğüs) boşluğunda iki kalp yaratmadı ve zıhar yaptığınız (anneye benzettiğiniz) eşlerinizi, sizin anneleriniz yapmadı; evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız kılmadı. Bunlar, sizin ağızlarınıza gelen sözlerinizdir; Allah gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir.” (Ahzab, 4)

Yüce Allah’ın bu hükmüne rağmen bir kimse, eşine: “Seni boşuyorum, artık anam, bacımsın” gibi ifadeleri kullanamaz. Çünkü hiçbir anne insanın eşine benzemez, böyle bir benzetmede bulunması, çok çirkin bir ifade ve yalan bir sözdür.

“Sizden kadınlara zıhar edenler, bilmelidirler ki o kadınlar, onların anaları değillerdir; onların anaları, ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Onlar, çirkin ve yalan olan bir söz söylüyorlar, bununla beraber Allah, affedicidir bağışlayıcıdır.” (Mücadele, 2)

Yüce Allah (cc), eşlerini annelerine benzetip boşamaya çalışanları ağır bir şekilde uyarmış, eşlerinin, onların anneleri olmadığını bildirmiş, öyle diyenlere ceza öngörmüştür. Buna uymayanları, koyduğu sınırları çiğneyen kâfirler olarak nitelendirmiştir.

Kadınlarına zıhar edip sonra söylediklerine dönenler, karılarıyla temaslarından önce bir köleyi hürriyete kavuşturmalıdırlar; size öğütlenen budur; Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır. Buna imkân bulamayan, temaslarından önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır; buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurmalıdır. Allah'a ve Rasulüne inanmanız için bu hükümler konmuştur. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır kâfirler için acı bir azap vardır.” (Mücadele, 3-4)

Rasulün eşleri, Mü’minlerin anneleridir

Yüce Allah (cc), Rasulün eşlerinin, Mü’minlerin anneleri olduğunu bildirmiştir. Bunun anlamı, Mü’minlerin, onlara, kendi annelerine gösterdikleri saygı ve hürmeti göstermeleri, onları incitmemeleridir.

“Peygamber, Mü’minlere canlarından ileridir; onun eşleri de onların anneleridir. Rahim sâhipleri de Allah’ın Kitabında birbirlerine öteki Mü’minlerden ve Muhacirlerden daha yakındırlar; ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız hariç, bunlar Kitapta yazılmıştır.” (Ahzab, 6)

Peygamberin eşlerinin, Mü’minlerin anneleri oluşunun diğer bir anlamı da, tıpkı diğer anne konumunda olanlar gibi, onlarla da evlenmenin haram oluşudur.

“Ey iman edenler, Peygamber'in evlerine (rastgele) girmeyin, ancak yemek için size izin verilir de girerseniz (erken gelip) yemeğin pişmesini beklemeyin; çağrıldığınız zaman girin; yemeği yiyince dağılın, söze dalmayın. Çünkü bu (tavrınız) Peygamberi incitiyor, fakat o, (söylemekten) utanıyordu, ama Allah gerçekten utanmaz; onlardan (peygamberin eşlerinden), bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Sizin, Allah’ın Elçisini incitmeniz ve kendisinden sonra onun eşlerini nikâhlamanız asla olamaz, çünkü bu, Allah katında büyük(bir günah)tır.” (Ahzab, 53)

Yanlış üzerinde bulunan anne babaların yolundan ayrılmayanlar, müşriktirler

Anne babaya itaat, ancak dünyevi işlerde, onların ihtiyaçlarını giderme ve onlara karşı iyi davranma konusundadır. Yanlış üzerinde bulunan, yüce Allah’a şirk koşan anne babalara itaat edilmeyecek, onların yolundan gidilmeyecektir.

Müslümanların, hayatlarını merkezinde yalnızca Rab’lerinin hükmü ve rızası vardır. Bunun dışında bir şeyi hayatlarının merkezine alanlar, açık bir şekilde sapmışlardır. Müslümanların değer ölçüleri, yüce Allah’ın bildirdiği Tevhidi esaslardır, bunun dışındaki her ölçü, her değer yargısı, her istek ve arzu, ancak Tevhidi esaslar süzgecinden geçirildikten sonra değerlendirilir.

“Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine ve Rasule gelin’ dense, ‘Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter’ derler; babaları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?” (Maide, 104)

Anne baba da olsa, hiçbir şey, yüce Allah’ın ve O’nun rızasının üzerinde olamaz. Hak yol üzerinde bulunmayan, Tevhidi esaslara aykırı olan ne olursa olsun, takip edilmez, terk edilir. Şirkin ve küfrün mantığı hiçbir dönemde değişmemiştir; kendilerine yapılan Tevhidi çağrıyı hep aynı gerekçelerle reddetmişlerdir.

“Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: ‘Bu, sadece sizi babalarınızın taptığından çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değildir’ ve dediler ki: ‘Bu, uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir’ ve kendilerine gelen hakkı inkâr edenler: ‘Bu, apaçık bir büyüdür, başka bir şey değildir’ dediler.” (Sebe, 43)

Kâfir ve müşriklerin, atalarının yoluna tabi olmaları ve kendilerine gelen gerçekleri inkâr etmeleri, günümüzde aynı gerekçelerle devam etmektedir. Günümüz insanı da kendilerine Tevhidi esaslar ulaştırıldığında mazeretleri hep aynı şekilde olmuştur.

“Sizden başkaları bunu söylemiyor, biz âlimlerimizden bunu duymadık, şimdiye kadar hep öyle gelmiş, siz mi değiştireceksiniz.” Onlara, “Kur’an böyle diyor” denildiğinde de, “Bir tek siz mi anlıyorsunuz Kur’an’ı” diyerek Tevhidi esaslara sırt dönüyorlar.

“Çünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular; kendileri de onların izlerinde koşturuyorlar.” (Saffat, 69-70)

Aslında küfür ve şirk ehlini bu gerekçeleri, atalarına tabi olmaktan çok, kendi sapıklıklarına bir kılıf uydurma çabasından başka bir şey değildir. Onlar zaten sapıklardır!

Kötülüğü, anne babalara yüklemek büyük bir zulümdür

Yüce Allah (cc), her insana akıl vermiş ve onu kendi söyleyip yaptıklarından sorumlu tutmuştur. Bu nedenle insanın, yaptığı bir kötülüğün ya da işlediği bir günahın suçunu anne babaya ya da bir başkasına atması, kişiyi o yaptığı günahtan kurtaramayacağı gibi suçladığı kişilere de zulmetmesine neden olacaktır.

Üzerinde bulundukları sapıklığı düşünmeyenler, kendilerine Hak ulaştırıldığında, ellerinde hiçbir delil bulunmadığı halde suçu ya babalarına atıyorlar ya da “Bu Allah’ın emridir” deyip yüce Allah’a iftira ediyorlar.

“Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: ‘Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti’ dediler. ‘Allah kötülüğü emretmez’ de, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz!” (A’raf, 28)

Anne baba sapık, evlatlarını da kötü bir şekilde yetiştirmiş olsalar bile, çocuklar, akil baliğ olduktan sonra düşünerek, aklederek Rab’lerinin indirdiği Tevhidi esaslara iman etmekle mükelleftirler. Bunu yapmayarak, “Annem babam, bana bir şey öğretmediler, benim günahım onların üzerindedir” gibi bir kolaycılıkla mazeretler ileri sürenler, yalnızca kendilerini kandırıyorlar. Onlara bu mazeretleri, yüce Allah (cc) yanından hiçbir fayda sağlamayacaktır.

İnsan, kıyamet günü, anne babasından kaçar

İşledikleri şirk, küfür ve günahların sorumluluğunu ebeveynlerine atanlar, kıyamet gününde anne babaları onlardan, onlar da anne babalarından kaçacaklardır. Çünkü o gün, herkes kendi hesabının derdine düşecek ve kimse kimseye fayda vermeyecektir.

“O gün kişi kaçar kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından; o gün, onlardan her kişinin, kendisine yeter derecede işi vardır.” (Abese, 34-37)

İşte o gün gelmeden yapılması gereken şey, bu dünya hayatında, anne baba mazeretini ileri sürmeden, işlenen günahların, yapılan isyanların suçunu onlara atmadan yüce Allah’ın Kitabı’na yönelmek ve emredilenlere harfiyen uymaktır.

Anne baba, kişiyi Allah’ın azabından kurtaramaz

Ne anne baba ne de bir başkası, günahkâr insana gelen dünyevi ve uhrevi cezaların azabından kişiyi kurtaramaz. İnsanı, ancak Rabb’ine ihlasla yönelmesi ve O’nun belirlediği esaslara doğrultusunda hareket etmesi ile yüce Allah (cc) kurtaracaktır.

“Allah, Meryem oğlu Mesih'tir diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: ‘Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helâk etmek istese, Allah'a karşı kimin elinde bir şey var! Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan her şey O'nundur; O, dilediğini yaratır, Allah, her şeyi yapabilendir.” (Maide, 17)

Anne babanın ve evladın sorumlulukları ayrı ayrıdır

Kıyamet günü, herkesin sorumluluğu ayrıdır; ne baba, evladının cezasını çeker ne de evlat babasının! Bu nedenle herkes, kendi hesabını iyi yapmalı ve sorumluluğunun bilincinde hareket ederek Rabb’ine karşı kulluk görevini yerine getirmelidir.

“Ey insanlar, Rabbinizden korkun ve babanın, çocuğunun cezasını çekmeyeceği, çocuğun da babasının cezasını çekmeyeceği günden çekinin; Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın, o aldatıcı sizi Allah hakkında aldatmasın.” (Lokman, 33)

İslâm’da, iman etmek bireysel olduğu gibi, işlenen günahların cezasını çekmek de bireyseldir. Bu nedenle hiç kimse, anne babasının ya da başkasının yerine iman edemeyeceği gibi, hiç kimse de başkasının günah yükünü çekemez.

İman ve günah kişisel olduğu gibi, hayır işlemek de bireyseldir ve kişi, ancak kendi el ve emeğinin karşılığını görecektir. İnsanlar, kendi el ve emekleri ile yaptıkları işler ve hayırlar karşılığında sevap alacak ve Rab’lerini razı edebileceklerdir.

“Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez ve elbette insana çalışmasından başka bir şey yoktur; muhakkak ki çalışması da yakında görülecektir, sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm, 38-41)

Sorumluluk bireyseldir; kişi, ancak kendi sorumluluğunu yerine getirmekle mükelleftir. Hiç kimse, anne babasının ya da başkasının sorumluluğunu yüklenip yerine getiremeyeceği gibi, yine hiç kimse başkasının günahını yüklenemez. Herkes, kazandığı günahını yüklenecek ve ancak kendi günahının hesabını verecektir. Aynı şekilde, kimse kimsenin adına ibadet ve kulluk yapamayacağı gibi, hiç kimse de yaptığı bir hayır ve iyiliğin sevabını anne babasının ya da başkasının hesabına yazdıramaz. Bu, sorumluluğun bireyselliği ve yüce Allah (cc) indinde herkesin kendi hesabını vereceği gereği böyledir.

Bir kimse, işlediği bir suçun günahını başkasına yükleyemeyeceği ve başkası adına günah işleyemeyeceği gibi, kendi el ve emeği, kendi can ve malı ile yaptığı bir iyilik ve hayrın sevabını da başkasına transfer edemez. Yüce Allah (cc), hem işlenen suçun günahının başkalarına yüklenemeyeceğini, hem de yapılan bir iyilik ve hayrın sevabının başkalarına transfer edilemeyeceğini bildirmektedir.

“Öyle bir günden sakının ki, kimse kimsenin cezasını çekmez, kimseden fidye de kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez, bir taraftan da yardım görmezler.” (Bakara, 123)

Anne babaya da Hakkı anlatmak bir görevdir

Kur’an, tüm insanlığı, Tevhidi esaslara çağırmak için gönderilmiştir. Bu nedenle Mü’minler, insanlara bu Kur’an’ı ulaştırmadan önce anne babalarına Hakkı anlatmaktan sorumludurlar. Yüce Allah (cc), Hz. Muhammed (as)’a Kur’an’ı, babaları uyarılmamış bir topluma gönderdiğini bildirmiş ve Hz. İbrahim (as)’ın, babasına tebliğini örnek vermiştir.

“Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (Kur’an’ı verdik).” (Yasin, 6)

- “(İbrahim,) babasına ve kavmine demişti ki: ‘Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir?’

- ‘Babalarımızı onlara tapar bulduk’ dediler.

- ‘Doğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz’ dedi.

- ‘Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın?’ dediler.

- ‘Hayır, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır; ben de buna şahitlik edenlerdenim.” dedi.” (Enbiya, 52-56)

Geçmiş baba(ata)ların durumundan ibret almak

Akıllı kimseler, elbette ki doğrunun yüce Allah’ın gönderdiği gerçekler olduğunu, babalara uymanın, ataların yolundan gitmenin, insanı kurtaramayacağını bilir ve Kur’ani gerçeklerden hareket eder.

“Derler ki: ‘Senin şanın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz, fakat sen onları ve atalarını nimet verip yaşattın, (Seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir topluluk oldular.” (Furkan, 18)

Geçmiş atalar, Rab’lerinin kendilerine gönderdiği gerçeklere iman etmedikleri, Rab’lerini unuttukları için helak edildiklerini bilen Mü’minler, atalarına değil, Rab’lerinden gelen Hakka tabi olurlar.


Anne Hakkı

Canından bir parçadır, her evlat annesinin,
Ayrı ayrı çilesi çocukların hepsinin,
Hepsinin üzerinde sımsıcak nefesinin
Pırıltıları vardır şefkatli sevgisinin,
xxx
Yüce Allah annenin hakkını bir bir saymış,
Hassas olsunlar diye evlatları uyarmış,
Mü’min olan bir evlat Kur’an’dan öğüt almış,
Yüce Allah da ona, cenneti bağışlamış.

Baba Hakkı
xxx
Hiçbir şey dolduramaz bir babanın yerini,
Evlat, sağken bilmeli babanın değerini,
Her zaman tutmalıdır öpülesi elini,
Hiçbir evlat babanın kırmamalı kalbini,
xxx
Kur’an’ı bilen evlat babasına çektirmez,
Değil hakaret etmek ona “Öf” bile demez,
Baba hakkı ağırdır hiçbir zaman ödenmez,
Baba ölüp giderse bir daha geri dönmez.
xxx
Babaya karşı gelmek yüce Allah’a isyan,
Babaya isyan etmez ayetleri okuyan,
Gerçekten insan olan Hakkın emrini duyan,
Kendini kaybetmeyen insanlıktan çıkmayan!
xxx


Eklenme: 2015-02-02
Kategori: Temel Kavramlar
Yazan: Kurani Mücahede
Hit: 2221
[ Geri Dön | Yorum Ekle | Bu kavram Sözünü arkadaşına gönder Sevdiklerinize gönderin | Yazdırılabilir sayfa Yazdırın ]


Modül Copyright © Kurani Mücahede
Bu modül Kurani Mücahede tarafından kavramlar Modulü olarak uyarlanmıştır.




Bu site, Mücahede Yayınları´nın bir yayın organıdır
Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye