Kur'ani Mücahede'ye Hoşgeldiniz

     Kur'ân-ı Kerîm
"Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır."
(Hicr, 45)

     Mücahede
· Ana Sayfa
· Abonelik Formu
· Abonelik Kayıtları
· Bizi Önerin
· E-Dergi
· E-Kitap
· Evrensel Mesaj
· Haber Arşivi
· Hesabınız
· Kavramlar_
· Kitap Siparişi
· Kur'an Meali
· Köşe Yazıları
· Sesli Meal Dinle
· Tefsir Çalışması
· Videolar
· İletişim

     Kısa Mesaj

Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.

     Kitap Siparişi


· Ana Menü
· Mücahede Yayınları

     Ücretsiz Abonelik
Ücretsiz Abonelik
İçin Tıklayınız

     Eski Haberler
29.12.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 42. Sayısı Çıktı!
15.09.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 41. Sayısı Çıktı!
08.07.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 40. Sayısı Çıktı!
09.04.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 39. Sayısı Çıktı!
16.01.14
· Kur'ani Mücahede Dergisi 38. Sayısı Çıktı!
09.11.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 37. Sayısı Çıktı!
19.01.13
· Kur'ani Mücahede Dergisi 34. Sayısı Çıktı!
10.11.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 33. Sayısı Çıktı!
02.09.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 32. Sayısı Çıktı!
12.05.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 31. Sayısı Çıktı!
18.02.12
· Kur'ani Mücahede Dergisi 30. Sayısı Çıktı!
09.02.12
· YÜCE ALLAH'A RAĞMEN KANUN VE YASALAR YAPARAK ULUHİYYET İCRA EDEN LAİK BAŞBAKAN ERDOĞAN'DAN MÜSLÜMANLARI ŞOK EDEN AÇIKLAMALAR...!
02.12.11
· Kur'ani Mücahede Dergisi 29. Sayısı Çıktı!
16.11.11
· DEPREM... İLÂHİ UYARI!
30.06.11
· ''HAKİMİYET ANCAK ALLAH’INDIR'' KEMALİST SİSTEMİN MİLLETVEKİLLERİNE
10.06.11
· KEMALİST SİSTEMİN İLERİ GELENLERİNE
07.05.11
· TAĞUT REDDEDİLMEDEN ALLAH’A İMAN EDİLMEZ
08.04.11
· İstiklal Marşı’nda Ayağa Kalkmayana Hapis!
04.04.11
· KUR'ÂNİ SORUMLULUK VE RASUL'E SAYGI
05.03.11
· KEMALİST TAĞUTİ SİSTEMİN BAŞBAKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A
02.02.11
· KEMALİST SİSTEMİN CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’E
24.01.11
· Kur'ân'daki Rasul Hz. Muhammed (as)’a İman Edin
10.12.10
· Kavramlar Bölümüne ''Şefaat'' Kavramı Eklendi
20.08.10
· SAMİRİ’NİN GÜNÜMÜZ TEMSİLCİLERİ İŞ BAŞINDA
18.08.10
· KÜFÜR ARASINDA TERCİH ŞAŞKINLIĞI: Ne Evet Ne Hayır! Küfrü Tümden Reddetmek
21.07.10
· İspanya Meclisi 'Hayır' Dedi!
04.06.10
· Fethullah Gülen: İsrail'den izin almalıydılar
12.05.10
· Fransa Çarşaf Yasağı İçin Düğmeye Basıyor
19.09.09
· Tüm İslam Aleminin Ramazan Bayramı Mübarek Olsun
20.08.09
· 2009 Ramazan Ayı Oruç Başlangıcı

Eski Haberler

Kurani Mücahede: Forum

Kur'ani Mücahede :: Başlık Görüntüleniyor - KABİR AZABI
 YardımYardım   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   GirişGiriş 

KABİR AZABI

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Kur'ani Mücahede Forum Ana Sayfası -> Genel Sorular
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Abdussamed_60
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt: Sep 08, 2007
Mesajlar: 4
Nerden: tokat

MesajTarih: Cum Arl 28, 2007 10:24 pm    Mesaj konusu: KABİR AZABI Alıntıyla Cevap Ver

Selamun aleykum. Ramazan abi nasılsınız iyisinizdir inş.
Ben kabir azabının olduğuna inanmıyorum bu konu Kuran dada geçmiyor bildiğim kadarıyla. ama Kabir azabı olduğunu iddia edenler birçok hadis olduğunu ve meshep imamlarının bu konuda ittifak edip Kabir azabının var olduğunu iddia ediyorlar. bu sözlere Hadis diyebilirmiyiz. teşekkür ederim. Hayırlı çalışmalar
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
ensarullah
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye


Kayıt: Mar 20, 2008
Mesajlar: 32

MesajTarih: Pzr Mar 23, 2008 12:41 pm    Mesaj konusu: selamun aleykum kardeşim Alıntıyla Cevap Ver

Mümin Suresi
(46) Firavun ve ailesi (yandaşları) sabah-akşam ateşe sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de,onları "azabın en şiddetlisine sokun" denilecektir.
bu ayeti kerimede dikkat edersek önce sabah ve akşam ateşe sunuldukları bir azap daha sonrada azabın en şiddetlisi bahsi geçer ama en doğrusunu rabbimiz bilir. peygamber efendimize kader kıyamet ahiret yaratılış vb gibi sorular sorulmaya başlandığında efendimiz: NİCE KAVİMLER VARDIR Kİ ÇOK SUAL ETMEKTEN HELAK OLMUŞLARDIR" bu konular üzerinde tartışmak rabbimizin bizden istediği değildir. Müminlerin Allah'ın dini ve rızası için mücadele etmesi tebliğ etmesi ve hakkı batıldan ayırarak yaşaması tağutu red edip Allah'ın ipine sarılması gerekir.
Bakara Suresi
(169) şeytan size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
şeytanı kendimizden uzak edelim inşallah..
_________________
"CAHİLİYYE DEVRİNİN HÜKMÜNÜMÜ İSTİYORLAR YAKİNEN BİLEN BİR MİLLET İÇİN ALLAHTAN DAHA İYİ HÜKÜM VEREN KİM VARDIR"
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
murduha
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt: May 03, 2009
Mesajlar: 1

MesajTarih: Cmt Mar 06, 2010 9:53 am    Mesaj konusu: Ateş!... ama hangi ateş... Alıntıyla Cevap Ver

Sayın Ensarullah,

Alıntılamış olduğunuz Mü'min Suresi 46. ayet mealinde hem çeviri hatalıdır hem de ayetin içine dahil olduğu bağlam (siyak-sibak) gözardı edilmiştir. Şöyle ki:

"Firavun ve ailesi (yandaşları) sabah-akşam ateşe sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, onları..." ifadesindeki günde de şeklindeki çeviri, farklı iki durumdan bahsedildiği anlamını akla getirmektedir, oysa "...de de" şeklindeki ilave, ayet metninin orjinalinde mevcut değildir. Kur'an-ı Kerim'deki anlatım üslubuna aşina olanların malumudur ki, Rabbimiz pekçok yerde önce sonucu bize bildirip ardından olayların gelişimini bize aktarmaktadır. Fir'avn ve ailesinin sabah akşam yani kesintisiz olarak ateş'e sunulacakları ile ilgili hüküm, bir sonuç olarak açıklandıktan sonra saat'in kopmasıyla başlayan süreç anlatılmaktadır.

Her şey bir tarafa, 46'ncı ayetin içine dahil olduğu bağlam dikkate alınmazsa, ayette geçen "ateş" ifadesi çarpık yorumların mesnedi haline getirilebilir.

Şu soruların cevabını verebilir miyiz acaba ?!

46'ncı ayette geçen, "en-nâr" yani ateş ifadesi ile
47'nci ayette geçen, kafirlerin içinde tartıştıkları ateş,
48'inci ayette geçen, müstekbirlerin, "hepimiz onun içindeyiz" dedikleri ateş,
49'uncu ayette geçen, "ateşin içindekiler cehennemin bekçilerine dediler ki" ifadesindeki ateş...

Acaba farklı bir ateş midir yoksa aynı ateş midir?!!

Vesselam...
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
ensarullah
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye


Kayıt: Mar 20, 2008
Mesajlar: 32

MesajTarih: Prş Tem 15, 2010 10:46 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Değerli Kardeşim uyarılarınızdan dolayı rabbim sizlerden Razı olsun,sizin için hüsnü zan besliyorum. Velakin size şu hususu hatırlatmak istiyorum ki Arabın analamadığı (sahabenin) anlam fasittir. İbni teymiyye Rahimehullah şöyle demiştir: "Kendinden önce hiçbir ilim ehlinin söylemediğini söyleyen cahil bir ahmak yada bir münafıktır." Bundan dolayı ilim ehlinin sözleri benim için büyük önem arzeder vede ilim ehlinin görüşlerine bakmayı kendime bir usul bilirim. Bu ayet hakkında İmam Kurtubi Rahimehullah şöyle der:"Burada "sunulmak", Berzah'ta gerçekleşmek­tedir. Bazı ilim ehli de kabir azabının sabit oluşuna yüce Allah'ın: "Ateştir o, onlar sabah-akşam ona arzolunurlar" buyruğunu delil göstermişler ve bunun dünya devam ettikçe süreceğini söylemişlerdir.

Mücahid, İkrime, Mukatil ve Muhammed b. Ka'b da böyle demişlerdir. Hepsi de: Bu âyet-i kerime dünyada kabir azabına delil teşkil etmektedir. Ni­tekim ahiret azabı hakkında da daha sonradan: "Kıyametin kopacağı günde: Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine sokun" diye buyurulduğu-nu görmekteyiz.

İbn Mesud'dan rivayet edilen hadiste belirtildiğine göre de Firavun hane­danı ile onlar gibi olan kâfirlerin ruhları sabah ve akşam cehennem ateşine arzolunur (cehennem onlara gösterilir) ve onlara: Bu sizin yurdunuzdur, de­nilir. Yine ondan gelen rivayete göre onların ruhları siyah kuşların kursaklarındadır. Hergün sabah ve akşam olmak üzere iki defa cehenneme gider­ler, işte cehennemin onlara arzedilmesi bu demektir.

Şu'be, Ya'la b. Ata'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ben Meymun b. Mehran'ı şöyle derken dinledim: Ebu Hureyre sabah oldu mu yüksek sesle: Yüce Allah'a hamdolsun sabahı ettik. Firavun ailesi de cehenneme arzedildi, derdi. Akşam oldu mu da yine yüksek sesle: Akşamı ettik, Allah'a ham­dolsun. Firavun hanedanı da cehennem ateşine arzolundu, derdi. Kim Ebu Hureyre'nin bu sözünü işitiyorsa mutlaka cehennem ateşinden Allah'a sığı­nıyordu.

Sa'd b. Cüveyriye'nin hadisinde de Nafî'den, onun İbn Ömer'den rivaye­tine göre İbn Ömer şöyle demiştir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Kâfir öldü mü sabah ve akşam cehenneme arzedilir." Daha sonra yüce Allah'ın: "Ateş­tir o, onlar sabah-akşam ona arzolunurlar" buyruğunu okudu. Mümin de öldü mü ruhu sabah ve akşam cennete arzolunur."

Buhârî ve Müslim'in rivayetine göre Ömer (r.a) Rasûlullah (sav)'ın şöyle buyurduğunu zikretmektedir: "Sizden herhangi bir kimse öldü mü sabah ve akşam ona kalacağı yer gösterilir. Eğer cennet ehlinden ise cennet ehlinden birisi olarak (ona yer gösterilir). Şayet cehennem ehlinden ise yine cehen­nem ehlinden birisi olarak (yeri gösterilir) ve: Yüce Allah'ın kıyamet günün­de buraya seni sokacağı vakte kadar senin (ebediyyen) kalacağın yer bura­sıdır, denilir."

el-Ferra dedi ki: Buradaki sabah ve akşam vakti dünyada bu kadarlık sü­reler kadardır. Mücahid'in görüşü de budur. O: "Sabah akşam" yani dünya günlerinden (bu kadar sürelerle) demektir.

Hammad b. Muhammed el-Fezarî dedi ki: Bir adam Evzaî'ye şöyle dedi: Biz kafileler halinde beyaz ve küçük birtakım kuşların denizden çıkıp batı tarafına doğru gittiklerini gördük. Bunların sayılarını Allah'tan başka kimse bilemez. Akşam oldu mu onlar gibi siyah kuşların döndüğünü görüyoruz. Şöy­le dedi: O kuşların kursaklarında Firavun hanedanının ruhları vardır. Sabah ve akşam cehennem ateşine arzolunurlar. Sonra da geriye yuvalarına döner­ler. Döndüklerinde de tüyleri yanmış ve kararmış oluyorlar. Geceleyin yine tüyleri beyaz olarak çıkar ve o siyah tüyleri döker. Sonra o kuşlar sabah olun­ca tekrar gider ve sabah-akşam ateşe arzolunurlar. Tekrar yine yuvalarına ge­ri dönerler. İşte dünya kaldığı sürece bunlar böyle devam edip gidecekler­dir. Kıyamet günü olacağında da yüce Allah: "Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine sokun" diye buyuracak ki, bu da el-Haviye(de ki azab)dır. (el-Evzaî devamla) dedi ki: Bize ulaştığına göre bunların sayısı ikimilyon altıyüzbin kişidir.

" Sabah" aslında mastar olup anlamı genişletilerek zarf olarak kul­lanılmıştır."Akşam" lafzı da ona atfedilmiştir ve ifade burada tamam olmak­tadır. Daha sonra da: "Kıyametin kopacağı günde" buyruğu ile okumaya baş­lanılır ve: "Gün" lafzı yüce Allah'ın: "Sokun" anlamındaki buyruk ile nasbedilerek okunur. Bununla birlikte bunun "arzolunurlar" buyruğu ile nasbedilerek dünyada ateşe "arzolunurlar, kıyametin kopacağı günde de" anla­mında olup, üzerinde vakıf yapılmaması da mümkündür.

Nafî, Medineliler, Hamza ve el-Kisaî"Sokun" buyruğunu kat eli-

di fi ile ve "hı" harfi kesreli olarak:Soktu" fiilinden gelmiş bir fiil diye oku­muşlardır. Ebu Ubeyd'in tercih ettiği görüş budur. Yani yüce Allah melekle­re, onları ateşe sokmaları için emir verecektir. Bunun delili de yüce Allah'ın: "Ateştir o... ona arzolunurlar" buyruğudur. Diğerleri ise "elifi vasi ile "hı" harfini ötreli olarak: "Girin" şeklinde: "Girdi" fiilinden gelmiş diye okurlar. Yani onlara: ey "Firavun hanedanı, azabın en şiddetlisine girin" denilecek. Ebu Hatirrfîn tercih ettiği de budur. Birinci kıraat ile ilgili olarak da şunları söylemektedir. Birinci kıraatteki: " Hanedanını" birinci me-ful; " En şiddetlisine" ise cer harfinin hazfi ile ikinci mefuldür. İkinci kıraatte ise muzafın nidası olduğundan dolayı mansuptur.

Yine bu Ayet ile ilgili İbni Kesir şunları söyler: Sabah akşam ateşe sunulurlar.» âyeti, ehl-i sünnet'in kabirdeki Berzah azabı­na delil olarak aldığı nassdır.

Burada şöyle bir soru sorulabilir: Bu âyet-i kerîme Mekke'de nazil oimuştur. Ehl-i sünnet ise bu âyeti Berzah'taki Kabir azabına delil ge­tirmektedir. Bu nasıl oluyor?

İmâm Ahmed der ki: Bize Hâşim İbn Kâsım'ın... Hz. Âişe'den ri­vayetine göre, Hz. Âişe'ye bir yahûdî kadın hizmet edermiş. Hz. Âişe ona bir iyilik yaptığı zaman o yahûdî kadın: Allah seni kabir azabın­dan korusun, diye duâ edermiş. Hz. Âişe şöyle anlatır: Allah Rasûlü (s.a.) yanıma girdiğinde: Ey Allah'ın elçisi, kıyamet gününden önce kabirde azâb var mı? diye sordum. Hayır, neden sordun? buyurdu. Ben: Şu yahûdî kadın, kendisine bir iyilik yaptığımız zaman: Allah, seni ka­bir azabından korusun, diyor dedim. Allah Rasûlü: Yahudiler yalan söylemiştir. Onlar, Allah'a karşı en çok yalan söyleyenlerdir. Kıyamet gününden önce azâb yoktur, buyurdu. Bundan bir süre sonra Allah Ra­sûlü, bir gün güpegündüz elbisesine bürünmüş, gözleri kızarmış halde vargücüyle şöyle seslenerek çıktı: Kabir, kapkara gece gibidir. Ey in­sanlar; şayet benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız, çok ağlar, az gülerdi­niz. Ey insanlar, kabir azabından Allah'a sığının, şüphesiz kabir azabı haktır. Bu hadîsin isnadı Buhârî ve Müslim'in şartlarına göre sahîh ol­makla beraber tahrîc etmemişlerdir. Yine İmâm Ahmed'in Yezîd ka­nalıyla... Hz, Âişe'den rivayetine göre yahûdî bir kadın ondan sadaka istemiş. Hz. Âişe ona sadaka verince Yahûdî kadın : Allah seni kabir azabından korusun, diye duâ etmiş. Bunu garip karşılayan Hz. Aişe, Allah Rasûlü (s.a.) nü gördüğünde ona durumu anlatmış ve Allah Ra­sûlü: Hayır, kabir azabı yoktur, buyurmuş. Hz. Âişe der ki: Bundan sonra Allah Rasûlü (s.a.) bize şöyle buyurdu: Bana vahyolundu ki şüp­hesiz siz kabirlerinizde denenecek, imtihan edileceksiniz. Bu hadîsin de isnadı Buhârî ve Müslim'in şartlarına uygundur.

Bu hadîslerle Mekke'de nazil olan ve Berzah azabına delil alınan bu âyetin arası nasıl te'lîf olunabilir? denilirse, şöyle cevab verilebilir: Âyet-i kerîme, ruhların Berzah'ta sabah akşam ateşe arzolunacağma delâlet etmekte, ancak bu azabın acısının kabirlerde cesedlere' ulaşa­cağına delâlet etmemektedir. Zira bu azâb, sâdece ruhlara hâs olabi­lir. Sabah akşam ateşe arzolunmaktan meydana gelen elemin cesede ulaşması konusuna ise sâdece ilerde zikredeceğimiz hadîsler delâlet et­mektedir.

Şöyle bir cevab da verilebilir: Şüphesiz bu âyet-i kerîme, Berzah'ta kâfirlerin azâb göreceğine delâlet etmektedir. Burada mü'minin işle­miş olduğu bir günâhtan dolayı kabrinde azâb olunacağı anlamı çıka­rılmamalıdır. İmâm Ahmed'in rivayet etmiş olduğu şu hadîs buna de­lâlet etmektedir: İmâm Ahmed'ir* Osman İbn Ömer kanalıyla... Hz. Âişe (r.a.)den rivayetine göre, Allah Rasûlü (s.a.) Hz. Âişe'nin yanın­da yahûdî bir kadın bulunduğu sırada yanına girmiş. Yahudi kadın: Ka­birlerinizde deneneceğinizi biliyor musun? diyormuş. Allah Rasûlü (s.a.) ürpererek: Ancak yahûdîler denenecektir, buyurmuş. Hz. Âişe der ki: Birkaç gece geçmişti ki Allah Rasûlü (s.a.): Sizin kabirlerde denene­ceğinizin bana vahyolunduğunu biliyor musun? buyurmuş. Hz. Aişe devamla şöyle der: Bundan sonra Allah Rasûlü (s.a.)nün kabir aza­bından Allah'a sığındığını işitmişimdir. Hadîsi bu şekliyle Müslim de Hârûn İbn Saîd ve Harmele kanalıyla... Zührî'den rivayet etmiştir.

Şüphesiz bu âyet-i kerîme ruhların Berzah'da azâb göreceğine de­lâlet etmektedir. Yoksa kabirlerde cesedlerin azâb görmesini gerektir­mez. Kabir azabının nasıl olacağı Allah Rasûlüne vahyolunduktan son­radır ki; bundan Allah'a sığınmıştır, denilebilirse de en doğrusunu Al­lah bilir..

Yukardaki nakillerin aklımızdaki suallere yeterli cevap olacağı kanaatindeyim.. Rabbim sizi bizleri ve tüm müminleri kabir azabından korusun... Allahumme Amin..
_________________
"CAHİLİYYE DEVRİNİN HÜKMÜNÜMÜ İSTİYORLAR YAKİNEN BİLEN BİR MİLLET İÇİN ALLAHTAN DAHA İYİ HÜKÜM VEREN KİM VARDIR"
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
BilgeKisi
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt: Aug 06, 2010
Mesajlar: 1

MesajTarih: Cum Ağu 06, 2010 9:31 am    Mesaj konusu: Kabir azâbı inancı üzerine bir kaç söz (de benden)... Alıntıyla Cevap Ver

Kur'ân, kabir azâbı hakkında açık ve net bir hüküm içermez. Rivâyetler arasında konu ile ilgili hadislere rastlanmaktadır; ancak, bu rivâyetler Hz. Peygamber (s)'e âidiyeti ve içerikleri bakımından tartışılabileceği gibi; selîm akıl, sahîh nakil, câri olan ve hiç değişmeyen ‘sünnetullah’ bakımından da cerh edilebilir.

"Sabah akşam ateşe arz olunurlar; ve... kıyâmet gününde (de)..." (40:46) şeklinde çevirisi yapılan âyetin yaygın kabir azâbı inancına delâleti kesin olmadığı gibi bence zannî bile değildir. Âyetin kabir azâbına delâlet ettiğini sananlar, konuyu sadece klasik literatürdeki "berzah âlemi" nitelendirmesi ekseninde düşüne(bile)nlerdir. Oysa; daha çeşitli, daha farklı, anlam bakımından (da) daha zengin, fıtrata ve Kur'an'ın genel muhtevâsına uygun bakışlarla âyeti doğru anlamak da mümkündür.

Bence; alternatif okumalarla bu âyeti anlamada kendi önümüzü açmalı, selefimiz arasında Kur’ân’ı bizden daha iyi anladığını sandığımız kimselere bağlanıp/takılıp kalmak gerektiği (hatta, bunun ‘zorunlu olduğu’) şeklindeki süregelen usule ilişkin yanılgılarımızı düzeltmeliyiz.

Bu âyet hakkında tercih ettiğimiz, özgün bulduğumuz ve detaylarını istek olmadıkça vermek istemediğimiz, ama alternatif ve ideal bulduğumuz(u belirterek okuyucuyu şimdilik merak ettirip düşündürmek istemekle yetindiğimiz) bir başka okuma biçimini (istiqrâ') -merak edilirse eğer- açabilirim. Üzerinde düşüne(bile)nlerin istifâde edeceğine içtenlikle inanıyorum.

Kur'ân'ı anlamak için Arap dilini bilmenin gerekliliğini tartışmam; bunun yeterliliğine ise, hiç inanmam. Dinin, ne İbn Teymiye'nin (r) anlayayıp yazdıklarından ibaret olduğuna inandım ne de bir başkasının... Hiç kimsenin ve hiçbir kanaatin tartışılmaz olduğunu düşünmedim/bu içime hiç sinmedi. Bu tarz bir inanç da ‘dogma’dan başka bir şey olmazdı. Kuşkusuz herkesten yararlanırız/yararlanmalıyız; ama, yararlandığımız insanların her kanaatini kabul edeceğiz diye bir koşul ya da mücbir neden yoktur. Hiç kimse İslâm'ın hücceti değildir, böyle bir şey yok. Hiç kimse, bir kişinin -bu kişi kim olursa olsun- kanaatlerine göre inanç esasları belirleyemez, bunu insanlara dayatamaz. Manifestolar îmân maddeleri haline getirilmemeli… Sevdiğimiz kimselerin yanılabileceğini de hesaba katmayılı, hiç kimseyi tabulaştırmamalıyız. Nitekim, bu satırların yazarı olan kişi; İbn Teymiye'yi (r) de hata ettiği(ne inandığı) konularda tenkit ede(bile)n birisidir. Bu yaklaşımım ona saygımın da kanıtıdır, bir başka açıdan... Kaldı ki, biz bu doğru yaklaşımı da ondan öğrendik. Aleyhi rahmetullah…

Konu ile ilgili şunları (da) hatırlatmakta yarar görüyorum:

1) Süreç sırasıyla şöyledir: Dünya hayatı – kabir – kıyâmet – hesap – ödül veya azap... Kabir, hesap öncesi bir süreçtir. Azap ise, hesap sonrası... Hesap öncesi azap muhaldir/ma'kul görünmemektedir. Kur'ân bize ödül veya azâbın hesap sonrası olduğunu sarâhaten belirtir. Ayrıca; azap – hesap – (tekrar) azap… gibi bir süreç de ilâhî adâlet ve nesâfete uygun bir uygulama olamaz/değildir. Allah, Adil-i mutlak'tır ve ilkelerine aykırı uygulamalardan münezzehtir.

2) İlk insanların yaratıldığı dönemde ölen biri... Kıyâmet gününe kadar (çok uzun bir süre) kabrinde azap görecek. Kıyâmet gününden bir yıl, bir ay, bir hafta, bir gün önce ölen biri... O da kıyâmet gününe kadar (çok kısa bir süre) kabrinde azap görecek. Oysa aynı (veya yakın) süre bir ömür yaşadılar, aynı (veya benzer) günahları işlediler. Biri, insanlığın yaratılışından bu yana milyonlarca yıl azap görürken öteki ise (kıyaslanamayacak kadar) çok daha az bir süre azap görecek. Allah, Adil-i mutlak'tır ve bundan da münezzehtir.

Bu durumda; ilk yaratılışa yakın dönemlerde ölen ve kıyâmet gününe kadar (çok uzun süre) azap gören kişi ben olsam, Rabbim kıyâmet gününde beni diriltip hesâba çektiğinde O’na derdim ki: "Ya Rabbi! Bu ayrıcalık neden? Neden beni (de) daha sonra yaratmadın ki, öldükten sonra kısa bir süre kabirde kalıp diriltilen ve çok az bir süre azap gören ben olmadım? Neden daha fazla azâp ettiğin ben oldum? Bu tercihinde kriterin nedir, ey Allah'ım???. Oysa adâletini ve insâfını bize böyle anlatmamıştın!" Bu haklı soruma Allah ne derdi dersiniz? "Cevap veremezdi" denemez, değil mi? Ve... bunun ma'kul ve mûteber bir izahı da yapılamaz, değil mi?

Sevgiler,

Muhammed Fatih Ergün
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
ensarullah
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye


Kayıt: Mar 20, 2008
Mesajlar: 32

MesajTarih: Prş Ağu 19, 2010 9:17 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Değerli Muhammed Kardeşim! İnşaAllah yukarıda yazdıklarınıza “Din nasihattir” hadisi gereği faydalı ve de Allah subhanehu we Teala’nin rızasını kazanmak adına hatalı anlayışınızdan dolayı tek tek izah etme gereği duydum.Maddeler halinde yazacağım Tevfik Allahtan…

1-Diyorsunuz ki:
Alıntı:
“Kur'an, kabir azâbı hakkında açık ve net bir hüküm içermez. Hadis rivayetleri arasında konu ile ilgili hadislere rastlanmaktadır; ancak, bu rivayetler Hz. Peygamber (s)'e aidiyeti ve içerikleri bakımından tartışılabileceği gibi akl-ı selim, nakl-i sahih, câri olan ve hiç değişmeyen âdetullah bakımından da cerh edilebilir.


“ Güzel kardeşim Ehli sünnete tabi olan ilim ehli ne kadar delalet bakımından eşit olmasa da Kuran ve sünneti ““Biz sana Kitab'ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın” (Nahl-64) ayeti gereği sünnetin Mücmel olanı beyan, Umum olanı tahsis, Mutlak olanı takyid ettiği Hadis inkarcıları rafaziler, İngiliz ajanı Ahmet kadiyani ve torunları(mealciler) ve de aklın yolu diyerek din üzerinde felsefe yapan mutezile dışında bunu kabul etmeyen kimselere ümmet pek şahit olmuş değildir. Biz “Allah’a ve resulüne itaat edin” gereği ve de yukarıda geçen ayetteki resulün Ayetleri açıklaması görevinden dolayı Kuran’a muhalif olmadığı sürece hadisleri kabul ederiz. Kabul edilmeyecekleri ise ilim ehli tespit eder ve Allah’ın basiret verdiği kimseler. Binlerce yıldır Muhaddis ve müctehidler bu hadisleri sınıflandırmışken de bizde böyle kabul ederiz “Bilmiyorsanız ilim ehline sorun” emri gereği ilim ehlinden öğreniriz.Kabir azabı hakkındaki hadislerde mütevatir derecesine ulaşmıştır! Mutevatir hadisin inkarı ise küfürdür!Resulallah (as) kabir hayatı ile ilgili ayeti izah etmiştir. Bu hadisleri kabul etmeyerek "Kabir azabı Yoktur" işi Ehli Bidat mutezilenin işidir. Bu da büyük zulümdür! Hadisin nispet mi yoksa doğrumu olduğu işide 1400 yıllık ilim ehlinin mirası olup bunun benim ve sizin tarafınızdan tartışılacak bir yanı yoktur! Sizin bakış açınızla bakarsak o zaman(MÜCMEL) izahata gereği olan ayetlere hakkındaki hadislere de şüphe nazarıyla bakmalıyız ! o zaman ibadetlerin yapılış şekli ile ilgili tüm hadislere de bakmalıyız!! Subhanallah ! Bu eşine rastlanmamış büyük tahribatların kapısını açmaktan başka birşeye yaramaz!

2
Alıntı:
-"Sabah akşam ateşe arz olunurlar; ve... kıyamet gününde (de)..." şeklinde çevirisi yapılan âyetin yaygın kabir azâbı kanaatine delâleti kesin olmadığı gibi bence zannî bile değildir. Ayeti böyle anlayanlar, konuyu sadece klasik literatürdeki "berzah alemi" nitelendirmesi ekseninde düşüne(bile)nlerdir. Oysa, daha çeşitli, daha farklı, anlam bakımından daha zengin ve Kur'an'ın diğer muhtevâsına daha uygun yaklaşımlarla da ayeti anlamak mümkün görünmektedir. Hatta, böyle bir anlam, doğru anlama(ya) çok daha yakındır. ”


Subhanallah!! Kendi söylemlerinizi kendiniz neshediyorsunuz! Kuran’ın ayetlerini farklı anlamak mümkün diyerek sadece aklınızla Bu düşüncenizi Delaleti kat-i bir nas haline getirirken Allah Resulünün beyan ettiği sahabenin anladığı ilim ehlinin de anladığını Delaleti Zanni olarak bile görmüyorsunuz, ve buna da BENCE diyorsunuz! “ Allah ve Resulü bir mesele hakkında hüküm verince Mümin erkek ve kadınların O işte başka yol seçme hakları yoktur!”(Ahzab-36) Allah tan korkun ve mağfiret dileyin…

Farklı yaklaşımlarla herkesin hevasına göre Kuran'ı istediği şekilde anlayabilmesi mümkün olmayacaktır! Lafızları anlamak farklı kastedilen manayı fıkhetmek ayrıdır. Bunu her önüne gelen meali alırda istediği şekilde hüküm çıkarırsa vay halimize! Düşünün ki yabancı dilden Türkçeye çevrilen sözde dünya klasiği bir şiir dahi abuk sabuk tesirsiz bir hale dönüşebiliyor. Bu ise dilin kısır oluşundandır! Örneğin Allah resulü “Keşke” sözünü kullanmayı men ederken Kuran meallerinde bu lafzı Haşa peygamberin (Lut as) kullanmış olarak görmek mümkündür. Bu ise Arapça lafzın bire bir karşılığının olmayışındandır. Yine şöyle bir örenek vereyim “Ağrı Kesici” dediğimizde Türkçede bunu ilaç olarak anlarız siz bunu başka dillere çevirirken bile zorlanırsınız. Ağrıyı kesen alet olarak yada kesilebildiğinden ağrıyı başka bir cisim anlayabilirsiniz. Mesela ben size desem Allah cezanızı versin bana kızarsınız (cezakallah) beddua olarak anlarsınız ama Araplar asla böyle anlamazlar duanıza sevinirler.. Mükafat anlarlar yani..Yine Kuran’ı Kerim’de geçen ayet şöyle terceme edilmiştir. “Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar. Baksana onlar her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar. (Şuara-224-225) Bunun anlam karşılığı hemen hemen hiçbir melade doğru verilmemiştir! Bunun sebebi ise bizde olduğu gibi başka dillerde de deyimlerin ve de mecaz sözlerin olmasıdır. “Baksana onlar her vâdide şaşkın şaşkın dolaşırlar" .Burda aslında ne vadi var ne de dolaşmak hiçbir arapta bunu bizim gibi anlamaz “ Burdaki mana Türkçedeki “Onlar her telden çalarlar”manasıdır inşaAllah anlaşılmıştır güzel kardeşim!

Burada şu da anlaşılmasın; birtakım sofi cahillerin dediği gibi biz Kuran’ı anlayamayız, Onu Hocalarımız sadece bilir gibi, bir anlayışta farklı bir tehlikedir. Bir kısım insanların herkes kuranı anlar onda anlaşılmayacak izah edilmeye tefsire dahi gerek yoktur anlayışı ne kadar haktan uzaksa , anlayamayız demekte aynı şekildedir! Vasat olan Bazı ayetlerin (muhkemlerin) açık seçik olduğudur -ki kaide şudur: Muhkem ayetin tefsire ve tevile ihtiyacı yoktur- bazı ayetlerin ise sünnetle beyanı tahsisi takyidi gerekir.

3-“
Alıntı:
Bence, alternatif okumalarla bu ayeti anlamada kendi önümüzü açmalı, daha önceden daha iyi anladığını sandığımız kimseler gibi anlamamız gerektiği şeklindeki yanılgılarımızı aşmalıyız.”


Güzel insan eğer burada kastettiğiniz Muhkem ve Muteşabih ayetleri Sünnet ve icma ışığında anlamak ve de İslami yaşam adı altındaki bidatlerden din dışı geleneklerden kurtulmak Sahabe-i Kiram gibi yaşamak için anlayabilme gayretine girmek ise sizlere katılıyorum. Lakin Kuran’ı anlayabilmek adına bir derseniz ki Aslında namaz sadece duadır! Zekat güzel sözdür!Kabe Puttur! Resuller bitmedi devam edecektir! Cihatta bunları anlatmaktır! (Haşa) ben asrın ışığında Kuran’ı bu şekilde anlamaya derim ki “ Bu şeytanın Vahyinden Başkası değildir”!!

4
Alıntı:
-“Dinin, İbn Teymiye'nin (r) (ya da bir başkasının) anlayabildiklerinden, yazdıklarından ibaret olduğuna, kendisinin ve kanaatlerinin tartışılmaz olduğuna da hiç inanmadım. Kuşkusuz yararlanırız; ama, kanaatlerini kabul etmeyebiliriz de... Hiç kimse İslam'ın hucceti değildir, böyle bir şey yok. Hiç kimse, bir kişinin -bu kim olursa olsun- kanaatlerine göre inanç esasları belirleyemez, manifestolar iman maddeleri haline getirilemez.”


Güzel kardeşim ilim ehlince ittifak edilen bir kaide vardır “ Alimler dinde huccet (delil) değil Huccetu bih ‘tir” (delillendirilmek zorundadır. Biz onları hakka bağlı oldukları sürece severiz! Aksi halde Şeriata muhalif (helal-haram, İman- küfür) meselelerde cahilce taklit etmek Kuran’ın kınadığı Din adamlarını vede birbirlerini ilah edinmekten başka bir şey değildir! Biz bunu Allah Subhanehu we Tealanın " Bilmiyorsanız ilim ehline sorunuz” Şeytan bilmediğiniz şey hakkında konuşmanızı emreder” “Hadi bildiğiniz şey hakkında tartışıyorsunuz peki bilmediğiniz hakkında nediye tartışıyorsunuz” “ Allah’a itaat edin resulüne itaat edin ve sizden olan Ulul emre itaat edin “ (Müfessirler ilim ehli demişlerdir) emri gereği hakka bağlı Alimlerimize itaati onların “ Allah’tan hakkıyla ancak alimler korkar” beyanına göre doğruya daha yakın olduklarından cahil olduğumuz meselelerde uymayı caiz görürüz! Dikkat edin kastettiğim saray mollaları vede delalet alimleri değildir, Köpek sıfatlı Belamlar hiç değildir!!

5-
Alıntı:
“ Süreç sırasıyla şöyledir: Dünya hayatı, kabir, kıyamet, hesap, ödül veya azap... Kabir, hesap öncesi bir süreçtir. Azap ise, hesap sonrası... Hesap öncesi azap muhaldir ve ma'kul görünmemektedir. Kur'an bize ödül veya azabın hesap sonrası olduğunu sarâhaten belirtir. Ayrıca; azap, hesap, (tekrar) azap gibi bir süreç de adalet ve nesafete uygun bir uygulama değildir/olamaz. Allah, Adil-i mutlak'tır ve bundan münezzehtir.”


Değerli kardeşim sizin hesap öncesi azabın muhal olup makul görünmemesi varsayımınıza! katılmak, nakli delillere muhalif olduğundan mümkün değildir! Yapılan amellerden dolayı azabında, mükafatında, SADECE hesap gününde olacağına dair delil yoktur, dikkat edin sadece hesap günü burayı iyi fıkhedin, dünyada berzahta, Haşr olunmayı beklerken geçen –bir rivayete göre ellibin yıl- zamanda olmayacağına dair bir delil yoktur! Aksine deliller hem dünyada,hem kabirde, hemde ahirette olacağı yönündedir.Kötü Amellerimizden dolayı Allah cc bizlere bazı musibetleri kefaret yapabilir. “Müminin başına gelen hiçbir bela musibet yoktur ki O’nun günahlarından bir kısmına kefaret olmasın”(Hadis) Yine dünyada uygulanan hadlerde buna güzel örneklerdir.Mesala zinadan dolayı recm edilen kadın sahabeye “ O cennettedir” buyruğu gibi.Yine gıybet eden kimsenin taharetine dikkat etmeyen kimselere kabirdeyken azap olunmasını peygamber efendimizin bizlere bildirmesi. Bu ve buna benzer hadisler zaten tevatür derecesine ulaşmıştır.Yine Ahiret gününde cehenneme cennete insanlar konmadan önce kimi kimselerin arşın gölgesinde gölgelenmeleri kimilerinin ise gırtlaklarına kadar terleyerek azap olunması sünnetle sabitliğinden dolayı inkar edilemez. Toparlayacak olursak ehli sünnet menhecine göre Kişinin amellerinin karşılığı olan ceza ve mükafatı dünyada olabilir,kabirde de olabilir,Ahirette beklenen süre zarfında da olabilir bu şüphesiz Allah’ın dilemesiyledir.Günahlarının bir kısmına yada tamamına kefaret olabilir. (şirk dışında) " Allah şirk dışındaki diğer günahları dilediği kimse için bağışlar" Mesela bu ayetlerde “Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır..”(Maide-33) Kafirler ebedi cehennemliktirler lakin dünyada da başka bir acı azap olan rüsvaylık vardır.

“Yahudilere tırnaklı her hayvanı haram kıldık. Onlara sığır ve davarın sırt, bağırsak ve kemik yağları hariç, iç yağlarını da haram kıldık. Aşırı gitmelerinden ötürü onları bu şekilde cezalandırdık. (Enam-146)İsrail oğullarının hali de işte bu! Dünyada da azap. Hesaptan önce hesabın cezanın olabileceği nasla sabittir! Sizin dediğiniz gibi değildir!

Alıntı:
“Ayrıca; azap, hesap, (tekrar) azap gibi bir süreç de adalet ve nesafete uygun bir uygulama değildir/olamaz. Sözünüzden dolayı Allah’a tevbe edin Siz Allah hükmünü kitapta açık vermişken sır zanna uyuyorsunuz! “ İnsanların çoğu zanna uyarlar fakat zan etmek hakikatlerden bir şey gidermez”!


Bakın kardeşim usülde alimler şöyle derler, Şer-i delillerden hüküm çıkarabilmek keyfi bir mesele değildir! Hüküm istinbatında (çıkarmada) aynı konu ile ilgili naslar (Kuran ve sünnet) bir araya toplanır ki ondan sonra hüküm istinbat edilsin. Aksi halde çok ciddi hatalara ve sapkınlıklara mahal vermiş olursunuz!

6- “
Alıntı:
İlk insanların yaratıldığı dönemde ölen biri... Kıyamet gününe kadar (çok uzun bir süre) kabrinde azap görecek. Kıyamet gününden bir ay, bir hafta, bir gün önce ölen biri... O da kıyamet gününe kadar (çok kısa bir süre) kabrinde azap görecek. Oysa aynı (veya yakın) süre bir ömür yaşadılar, aynı (veya benzer) günahları işlediler. Biri, insanlığın yaratılışından bu yana azap görürken öteki (kıyaslanamayacak kadar) çok daha az bir süre azap görecek. Allah, Adil-i mutlak'tır ve bundan münezzehtir.


Ben bu sözleri söylemektense gökten düşüp paramparça olmayı dilerdim! Eğer siz “ Ölmüş kimsenin kıyameti kopmuştur “ hadisini okusaydınız ilim ehlinin ne anladığını merak etseydiniz ve de miraç olayında cennet cehennemin kurulu olduğu azap gören, ve mukafatlananların haberi size ulaşsaydı böyle konuşamazdınız! Allah’ın adaletine sual olunmaz Allah kelamcıların düştüğü sapkın fikirlerden üzerine vazife olmayan mantık yürütmelerinden müminleri uzak etsin! Mütaşabih meseleler üzerinde ehli sünnet alimleri adetince durmazlar bunun engüzel izahını Allah Rahmet etsin İmam malik yapmıştır. “Allah arşa istiva etti “ ayeti hakkında demiştir ki : “İstiva bilinen bir şeydir keyfiyeti meçhuldür, Buna inanmak farz hakkında soru sormak ise bidattir” “Kalplerinde hastalık olanlar müteşabihlere tutunurlar”

7- Son olarak demişsiniz ki:
Alıntı:
“İlk yaratılışa yakın dönemlerde ölen ve kıyamet gününe kadar (çok uzun süre) azap gören kişi ben olsam, Allah beni kıyamet gününde diriltip hesaba çektiğinde Rabbime derdim ki: "Ya Rabbi! Bu ayrıcalık neden? Neden beni (de) daha sonra yaratmadın ki, öldükten sonra kısa bir süre kabirde kalıp diriltilen ve çok az bir süre azap gören ben olmadım? Bu tercihinde kriterin nedir, ey Allah'ım???. Oysa adaletini ve insafını bize böyle de anlatmamıştın!" Bu haklı soruma Allah ne derdi dersiniz? "Cevap veremezdi" denemez, değil mi? Ve... bunun ma'kul ve muteber bir izahı yapılamaz, değil mi?


Subhanallah sana sual etmeyi dahi aklımdan geçiremem Rabbim! O hesaba çekecek olan “hesap verecek olan değildir” Mantık yürütmekten Allah’a sığınırım anlamanız için size örnek vereceğim inşaAllah anlarsınız vede tevbede bulunursunuz. Size borcu olan birine yada cezası olan birine ödemesi için ömrünün sonuna kadar zaman verdiniz bu kimse ya bi defada verir yada bitirir yada taksit taksit verir Borç belli olduğundan sen hesabı tutmakta zorlanmazken Haşa Allah subhanehu we Teala’ya zormu gelir!! Estağfirullah.. Aklıma Ebu Hanife’nin Allah rahmet etsin şu sözü geldi. “ Bizler kelam ilmiyle uğraşırken sanki başımızda kuşlar varmış gibiydi sanki kuşlar uçunca imanımız gidecek gibi! Allah aklımızı korusun Amin.. Size tavsiyem şeytanın giriş kapısı olan kalbinizden geçenlerle şeriatın meselelerini çözmeye kalkmayın, Bunun bir usulü vardır, Delilendirebilme kuralları vardır, Sizin yaptığınız nasları anlamak tasdik etmek yerine aklın yolunu seçmeniz sizi içinden çıkılmaz sorular belirsizlikler dünyasına koyar!

Sizlere şunu hatırlatayım Müteşabihleri bırakın vede çok soru sormaktan kaçının zira “Nice kavimler bu yüzden helak oldular” Bu ve buna benzer meseleler sadece tasdiki gerektirir. Nas’a bağlı kalmak imanın muhafazası için kafidir. “Size iki şey bırakıyorum eğer onlara tutunursanız asla sapkınlığa düşmezsiniz biri Kuran diğeri ise sünnetimdir..” Bu yoldan başka aklın yolunu seçenler hep sapmıştır! Bu din akıl(mantık) dini değil hükmü belirlenmiş eksiği fazlası olmayan “ ..Bugün dininizi tamamladım” (maide3) Nakli delillerden meydana gelmiş bir dindir. Ali bin Ebu Talip diyorki: İslam mantık dini olsaydı ayaklarımızın üstünü değil altını mest ederdik. (kirlenen altıdır), İnşaAllah sizlere faydalı olabilmişimdir, Rabbim sizleride bizleride affetsin.
ElhamdulillahiRabbilAlemin
Kod:

_________________
"CAHİLİYYE DEVRİNİN HÜKMÜNÜMÜ İSTİYORLAR YAKİNEN BİLEN BİR MİLLET İÇİN ALLAHTAN DAHA İYİ HÜKÜM VEREN KİM VARDIR"
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
acizkul
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt: Aug 11, 2008
Mesajlar: 3

MesajTarih: Pzr Oca 22, 2012 12:39 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

RABB'imiz Dünyada ve Ahirette Yüzlerimizi Kara ve Mahcub çıkartmasın ebeden LUTFU ve RAHMETİYLE muamele buyursun bilgi dolu paylaşımlar için yüreklerinize sağlık.
_________________
"Ansızın ve hiç farkına varmadığınız bir sırada, size azâb gelmezden önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun." (Zümer, 55)
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
zahirelhazimi
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt: Feb 07, 2016
Mesajlar: 1

MesajTarih: Pts Mar 07, 2016 4:46 pm    Mesaj konusu: Kabir azabına akli deliller Alıntıyla Cevap Ver

hamd alemlerin rabbi subhan olan Allah c.c mahsustur.
Salat selam resulüne sahabesine ehli beytine ve tüm müslümanlar üzerine olsun
Derim ki;

Ensarullah kardeşin Kur'an ve sünnetten kati naslarına bir ekleme olarak akli ve fizyolojik olarak realde yaşanılan bir durumla olayın su götürmez gerçekliğinin daha iyi anlaşılması sadedinde görüşler sardedeceğim. inşallah Başarı Allah c.c dandır..

Gece uykuya dalmamız ve uyanmamız arasında geçen zaman zarfındaki an Bilim insanlarına göre 2-5 sn arasındadır.
Kabir azabını ''Bence yoktur'' felsefesinin dışında Kur'ani delillendirme yoluna gidip peygamber a.s dan gelen nasları ekarte eden anlayışa göre yasin suresindeki ''Bizi yattığımız yerden ki kaldırdı?'' ayetine binaen hissedilmediği,olmadığı varsayılmakta.
Biz biliyoruz ki, Gece 12:00 da yatan bir kişi sabah 05:40 gibi kalktığındaki geçen zaman 5 saat 40 dk dır..
oysa uyku ve uyanma arası ortalama 2 sn kadardır..
yani; bu demek değildir ki,o vakitlerde biz yaşamadık,uyumadık,halden hale,soğuk kışmevsimiyse üşümeden titremeye yaz ise terlemeye sıkıntılıysak ruhumuzun sıkıntılarına ki rüyalarda mutlu yada mutsuz olduğumuz durumlarda sevincimiz,ıstırabımız uyanınca etkisini göstermekte ve bunu yorgunluk,ağırlık mutluluk olarak geriye dönüşüm olarak görmekteyiz.. aynı şekilde rüyalarımızda cinsel münasebet sonrası yaşadıklarımız bedeni olarak ihtilam şekline dönüşmekte uyanana kadar biz bu durumu ve öncesini yaşamaktayız..
her akıl sahibi bu durumu bilir ve inkar edemez.
bazı zamanlar yaşadığımız koşturmacalı,dehşetli yılanlı ,köpekli rüyalardan kaçışlarımız öylesine yormuştur ki sabah heryerimiz ağrırken suratımız çarşamba pazarına dönmüş olmaktadır..
şimdi bir bilim insanı gelip deseki
Siz aslında bunları yaşamadınız.. uyuyup,iki saniye sonra uyandınız derseki bu çok gülünç olur.
bizler Rabbimiz Allah cella ve ala hazretlerinin imkan verdiği tasvir ettiği şekil suret güç kudret verdiği oranda anlayış,idrak karayış,seziş,hissediş durumlarınıı yaşamaktayız.. fizzik ötesi durumların nasıllığını idrak edemediğimiz gibi bazı durumlar bize göre anlaşılması imkansızdır.. fransız kalmak durumundayızdır..
herşeyin bir cevabı yoktur her zaman bazı durumlar inanma ister gayb gibi..
bu kabir azabı olayıda tıpkı bunun gibi..
hem bu dünya ötesi bir durum ve fizki olarak farklı bir durumda (ruh,beden yada beden, ruh vs) durumda nsıllığını bilmediğimiz bir durumda konumda olacağımızdaan buradan akli yorumlar ve çıkarımları yapmmaız batıllaşır..
hem bu konuda Allah celle ve ala hazretleri bir hüküm var etmiş(ayetin ilk dönem selef anlayışı bu minval üzere..)
ki peygamber a.s danda gelen sahih hadisler mevcud..
akli çıkarımlarada ters değilken, farklı görüş düşüncelerin mantığını anlamak bayağı güç olsa gerek..
asra andolsun insanlar hüsrandadır. yalnız iman eden,salih amel işleyen ve birbirlerine sabrı ve hakkı tavsiye edenler müstesna..
hamd alemlerin rabbi olan Allah celle ve ala ya mahsustur..
şüphesiz o kendisinin övdüğü gibidir..
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Kur'ani Mücahede Forum Ana Sayfası -> Genel Sorular Tüm saatler GMT +1 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001-2003 phpBB Group
phpBB port v2.0.7 based on Tom Nitzschner's phpbb2.0.6 upgraded to phpBB 2.0.7 standalone was developed and tested by:
ChatServ, mikem,
and Paul Laudanski (aka Zhen-Xjell).

Version 2.0.7 by Nuke Cops © 2004 http://www.nukecops.com




Bu site, Mücahede Yayınları´nın bir yayın organıdır
Sayfa Üretimi: 0.78 Saniye